Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Eğitim, Öğretim & İş Dünyası > Lise ve Ortaöğretim > Yıllık Ödevler
Duyuru

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
  #1 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:26
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 15.04.07
Yaş: 16
Mesajlar: 4
Karizma Puanı: 0
berat_18 is on a distinguished road
Unhappy Çankırılı Şair ve Yazarlar

ark. çok lazım ya 4 tane felan verseniz yeter hayatları sadece pls pls pls pls
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:31
Afşar Bey - ait Avatar
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 08.02.07
Şehir: Hakkariden Edirneye
Yaş: 38
Mesajlar: 2,404
Karizma Puanı: 303
Afşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond repute
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

Bu yıl kış bir başka geldi Ankara’ya. Zemheri de bitmek bilmiyor bir türlü. Soğuk ve kar bir Acem halısı gibi örttü ağaçları, sokakları, evleri, evlerin kırmızı çatılarını... Nereden bakılsa yerde 20 santim kar var. Çocuklar buğulu camlara adlarını yazmaktan bıktılar. Özlem dolu gözlerle bakıyorlar apartman aralarına sıkışmış küçücük parklara. Çocuklar ve parklar ilkbaharın yolunu gözlüyor...

Her şeyin azı karar çoğu zarar derler. Ahmet Arif’in dizelerindeki gibi “Zemheri de uzadıkça uzadı”

Edebiyatçılar Derneği Başkanı Gökhan Cengizhan, “Çankırı’da bir Edebiyat etkinliği düzenliyoruz, gelir misin?” diye, iki ay önceden aramıştı. “Gelirim” demiştim. Sayılı gün çabuk geçiyor. İnsanın günleri 35 yaşından sonra kanatlı bir kuş olup sonsuzluğa doğru uçarmış. Her geçen gün saçımızdaki aklar, yüzümüzdeki çizgiler çoğalıyor. Geçip gidiyor ömür...

Gökhan Bey iki gün önce anımsattı. “Çankırı etkinliğimiz 9 Şubat 2006 Perşembe günü” diye. Edebiyatçılar Derneği ve Çankırı Valiliği, İl Halk Kütüphanesi düzenliyor etkinliği. Perşembe saat 14’te “Edebiyatta Çağdaş Yaklaşımlar” konulu panel var. Konuşmacılar; M. Şerif Onaran, A. Kadir Paksoy, Nizamettin Uğur, Erdal Atıcı. Aynı gün akşam bir de şiir dinletisi var. Dinletiye şairler; A. Kadir Paksoy, Cansu Fırıncı, Ahmet Antmen, Vadi Çiçekli (Çankırı Emniyet Müdürü), Kemal Aslan (Çankırı) ve Betül Tarıman katılacak.

Sabah erken saatlerde buluşma yeri olan Ankara Tren Garı’na doğru yola çıkıyorum. Sırtımda iki çanta. Opera’da otobüsten inip Gençlik Parkı’nın içinden istasyona doğru yürüyorum. Koca park ıssız ormanlar gibi sessiz. Nerede o cıvıl cıvıl kuşlar. Babasının, annesinin elinden tutmuş yürüyen çocuklar. Nerede çarşı iznine çıkmış kısa saçlı askerler? Nerede Ankara’nın konuklarına ve askerlere sabahtan akşama “Şaban” filmi oynatıp çay satan garsonlar. “Çekirdek” diye ortalığı inleten seyyar satıcılar... Ya dondurmacılar...

Karla kaplı Gençlik Parkı içinde bir tek ben varım ve ben de güçlükle yürüyorum. Lunapark’ın kapısına kilit vurulmuş. “Mevsim nedeniyle kapalı” Bütün oyuncakları uluorta bırakmışlar. Oyuncaklar, buğulu camlara adını yazan çocukları bekliyor.

Binlerce kuşu yapraklarının arasında saklayan büyük kavak ağaçları bütün heybetini yitirmiş. Tutsak olmuş zemheri soğuğuna. Dallarda sarkan ışıl ışıl buz kılıçları başıma düşer diye düşünüp hızlı atıyorum adımlarımı.

Ankara Tren Garı olağan sabahlarından birini daha yaşıyor. Gözlerinden yorgunluk akan yolcular iniyor. Şark Ekspresi düdüğünü çalıyor. Devam edecek yolcuların 15 dakika içinde yerlerini almalarını istiyor ses büyültenler. Metalik ses yankılanıyor tarih kokan duvarlarda.

Sabahçı salonunda masa üstüne başını dayayıp kalmış yolcular. Bir elleri çantalarının sapında. Sanki tren gelir gelmez uykudan sıyrılıp yürüyü- vereceklermiş gibi uyuyorlar.

Dünyada ne kadar ayrılık ve buluşma varsa bu istasyonlarda gerçekleşiyor. Bekleyenler mutlu. Ayrılacak olanlar üzgün.

Uzun boylu bir delikanlı, sevgilisinin sarı saçlarını kavrıyor, beline sarılıyor. Sonra hiç umulmadık bir hareketle tutup öpüyor. Genç kız direnir gibi yapıp bırakıveriyor delikanlının kolalarına kendini. Yaşlı bir adam yanlarından geçerken başını çeviriyor. Genç kız kurtuluyor elinden, elini tutuyor, gözleri sulanıyor. “Bırakma beni, gidip dönmemek var” diyor. Kim bilir kaç kişi giderken yüreğiyle birlikte gitmiştir uzaklara? diye düşünüyorum.

Genç kız trene doğru uzaklaşırken, ben ikisinin de arkalarından bakıyorum. Onlarla birlikte bin yolculuk yapıyorum çocukluğumdan bugüne. Ayrı yollardan ayrı trenlerimle. Her bir yolculuğumda ayrı bir yaşam büyütüyorum.

Gökhan Cengizhan dostum, “Merhaba Erdal” deyince sıyrılıyorum bütün bu yolculuklarımdan. “Kimse gelmemiş” diyor. Şaşkınlıkla “gelmemiş” diyorum. Garın önüne çıkıp beklemeye başlıyoruz. Şair A. Kadir Paksoy iki çantayla bir taksiden iniyor. Selamlaşıyoruz. Hoş beş ederken Nizamettin Uğur geliyor. Tanıştırıyorlar bizi. Nizamettin Uğur’u güzel şiir inceleme yazılarından tanıyorum aslında.

“Ben kahvaltı yapmadım, simit ve çay isteyen var mı?” diye soruyor. A. Kadir Ağabey de benim gibi sabah kahvaltısı yapmadan dışarı adımını atmazmış.

Biz konuşurken tren garına sırtlarında gitar ve sırt çantalarıyla dört genç giriyor. “Gençler de geldi” diyor Cengizhan.

Gökhan Cengizhan, “Mustafa Şerif Onaran küçük bir kaza geçirip belini incitmiş gelemeyecek” deyince üzülüyorum. Mustafa Şerif Onaran’la kitap ve dergiler üzerine söyleşmeyi planlıyordum oysa kafamda. Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nden her hafta ilgiyle izliyorum. “Önemli olan sağlık” diyorum.

Birkaç dakika sonra Çankırı İl Halk Kütüphanesi Müdürü Dursun Yağmur geliyor. Tanışıyoruz. Güler yüzlü, cana yakın bir adam. Bizi arabaya davet ediyor. Çantalarımızı yüklüyor ve karın tamamen yuttuğu Ankara’dan bir başka kente doğru yola çıkıyoruz.

Çankırı – Ankara arası yaklaşık 130 km. Çubuk yol ayrımına varmadan Akyurt yoluna sapıyoruz. Yol kenarında kar kalınlığı bir metreye yaklaşmış. Ankara’dan uzaklaştıkça kar kalınlığı artıyor.

Yalnız kentler, kasabalar, köyler geçiyoruz. Yaşam durmuş gibi görünüyor. Hayalet köyler... Duman tüten evlerde; anlıyoruz ki yaşam bu evlerde sürüyor..

Sürücümüz Ali Bey çok dikkatli. Ağır çıkıyor yokuşları. Yer yer buzun üstünde gidiyor arabamız. Ne cesaret bizim yaptığımız!

A. Kadir Paksoy Ağabeyimiz yola çıkmadan Çankırı ile ilgili ayrıntılı bir araştırma yapmış. Kısa kısa notlar almış. Dursun Yağmur’a soruyor: “Çankırı Tanrılar kenti demekmiş doğru mu?” Doğuluyor Dursun Yağmur. A. Kadir Ağabey hazırlıklı, Selçuklulardan kalma Taş Mektep”i, Ulu Camii”yi, Çankırı Kalesi”ni soruyor. “Sizi oralara götüreceğiz” diyor Dursun Yağmur.

Çankırı denilince benim aklıma ilk gelen Nâzım ve Nâzım’ın yattığı “Çankırı Hapishanesi.” Nâzım, 1940 yılında kısa bir süre yatıyor Çankırı’da. Çankırı mahrumiyet bölgesi o zaman ve küçük bir kasaba görünümünde. Çankırı hapishanesinde kısa süre kalmasına karşın gelecekte yazacağı eserlere kaynak topluyor Nâzım...
Şiirler yazıyor Çankırı için;

Bugün Çarşamba;
-biliyorsun-
Çankırı’nın pazarı
Demir kapımızdan geçip
Kamış sepetimizde bize kadar gelecek
Yumurtası, bulguru
Yaldızlı, mor patlıcanları...

Dün köylerden inenleri seyrettim.
Yorgundular
Kurnaz
Ve şüpheli,
Ve kaşlarının altında keder
Erkekler eşeklerde,
Kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler
Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır.
Herhalde iki çarşambadır pazarda:
Kırmızı başörtülü ve
“kibirsiz” İstanbulluyu aramışlardır.

Çankırı, 20. 7. 1940



“Hapishaneyi de gezeriz” diye geçiriyorum içimden. Birkaç yıl önce Tarihi Sinop Cezaevini gezmiş, Sabahattin Ali’nin Aldırma Gönül şiirini yazdığı odada gözlerimi kapatıp “dışarda deli dalgalar”ı duymuştum. Odanın kapısında “Sabahattin Ali burada yattı” yazısının altında hüzünle durup, sanatçılarımızın, aydınlarımızın, yazarlarımızın, şairlerimizin yaşamlarını nasıl burunlarından getirdiğimizi düşünmüştüm.

Karlı dağları ve ovaları birer birer aşarken Nâzım’ın, Sabahattin Ali’nin şiirlerinin arasında kaybolup gidiyorum. A.Kadir ağabey Çankırı Kütüphane Müdürü Dursun Yağmur’la söyleşiyi koyulaştırmış. Arkada oturan gençler kendi havalarında.Nizamettin Uğur da elindeki notları, büyük bir ciddiyetle altını çize çize okuyor.

Dağların, tepelerin ardında büyük bir düzlüğe iniyoruz. Saat 13: 00’te Çankırı’ya varıyoruz. Polisevinin önünde Çankırı Emniyet Müdürü Sayın Vadi Çiçekli karşılıyor bizi. Tek tek elimizi sıkıp “Hoş geldiniz” diyor.

Vadi Çiçekli Erzincan’da görev yaptığı günlerde “La Poète Travaille” adında bir edebiyat dergisi çıkarmıştı. Bu derginin adı üzerinde yoğun bir tartışma yapıldı. Birçok gazete Vadi Beyle söyleşiler gerçekleştirdi. Derginin adının Türkçe karşılığı: “Şair Çalışıyor” Anadolu’da Fransızca adla bir dergi çıkması basının büyük ilgisini çekmişti.

Vadi Çiçekli’nin 18:15 Yalova Vapuru; Bırakın Ağaçlar Beklesin Dağları; Şiir Yürürlükten Kalkmadı Daha; Rüzgârın Getirdikleri adlı şiir kitapları var.

Vadi Bey insanı şaşırtıyor. Yemeğe Çankırı Valisi Sayın Ali Haydar Öner’le birlikte gidiyoruz. Ali Haydar Bey, Çankırı’da herkesin saygı ve sevgi duyduğu sanatsever bir insan. Kültürel etkinlikleri yürekten desteklediğini söylüyorlar. Kendisiyle yemek sırasında; sanat, edebiyat ve Çankırı üzerine söyleşme olanağı buluyoruz.

Vali Bey, İl Emniyet Müdürü, İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü, Kütüphane Müdürü, Yerel Basın, Çankırı Yazarlar ve Şairler Derneği Üyeleri Çankırı’da güzel bir kültür ve sanat iklimi oluşturmuşlar. Sanırım Çankırı Belediyesi de gerekli desteği veriyor. Çankırı’da kültür, sanat ve edebiyat hızla gelişiyor.

Yemekten sonra panel için Turizm Kültür Merkezi’ne geçiyoruz. Salon öğretmen, öğrenci ve Çankırılı edebiyatseverlerle dolmuş. “Edebiyat Öğretiminde Çağdaş Yaklaşımlar” konulu panelde ilkin A. Kadir Paksoy konuşuyor. Sonra ben, sonra da Nizamettin Uğur. Salonu dolduranlar ilgiyle izliyor. Konuşmalar tamamlanınca sorular soruyor izleyenler. Sırayla yanıtlıyoruz. Toplantı bitiminde çevremizde toplananlarla yeniden söyleşiyoruz.

Toplantı bitiminde Dursun Beyle Çankırı’yı dolaşıyoruz. Nâzım’ın yattığı hapishaneyi görmek istediğimi söylüyorum. Kocaman surlarıyla bir kale göreceğimi düşünürken; sürücümüz Ali Bey, hapishanenin çoktan yıkıldığını söylüyor, hayal kırıklığına uğruyorum.

Hapishanenin yerinde şimdi küçücük bir park var. Oysa bu hapishane restore edilip “Nâzım Hikmet bu hapishanede yattı ve bu şiirleri yazdı” denilerek ziyarete açılsaydı ne de güzel olurdu.

Bir kentin ruhunun geçmişten geleceğe taşınan eserlerinde, sokaklarında ve yollarında saklandığını düşünürüm. Bu yüzden gittiğim kentlerin en eski mahallelerinde, en eski sokaklarında gezerim. Eski evlerin duvarlarında geçmişin izlerini ararım.

Bu düşünceyle Çankırı Kalesi’ni gezmek istiyoruz; ancak yoğun kar nedeniyle bu olanaklı değil. Kalenin eteklerinden kenti ve kar altındaki yalnızlığını izliyoruz. Sonra çocuklar geliyor aklıma, annesinin eteğine yapışan çocuklar... Ayaklarında lastik ayakkabılar kendi çocukluklarını büyütüyorlar. Çocuklar büyüyecek ülkemin geleceğine...

Sonra kentin kıyısından bakan “Taş Mektep”e varıyoruz. Çankırı’da Selçuklulardan kalan en önemli yapı, Taş Mektep. 1235 yılında Çankırı Atabeyi Cemalettin Ferruh, şifahaneye ek olarak yaptırmış. Binanın mimari özelliğinin yanında, yapıya önem kazandıran diğer iki özelliği; biri yapı üzerinde diğeri de heykel olan iki taş parçası. Bu iki eser bugün Tıp ve Eczacılık sembolü olarak kullanılıyor.

Akşam olmuş, dinletiye geç kalmamak için yeniden kültür merkezine dönüyoruz. Salon birden doluveriyor. İlginç geliyor bana. Sunuculuğu üstlenen öğretmen arkadaş şairleri tek tek sayıyor. Ankara’dan gelen şairlere Çankırılı şairler, Vadi Çiçekli ve Kemal Aslan da katılıyor. Kemal Aslan şiirlere kendi yorumunu katarak okuyan bir şair. Kendinden geçiyor çoğunlukla.

Dışarıda lapa lapa yağan kara karşın yüreğimize, ruhumuza şiir akıyor. Salonda sözcükler uçuşuyor. Salonda koltuğuma gömülüyor ve gözlerimi kapatıyorum. İnsan böylesi gecelerin hiç bitmesini istemiyor.

Şairlerden sonra Nikbinlik Dinleti Grubu sahne alıyor. Hakan gitar çalıyor fonda, Doğan söylüyor. Ahmet Antmen ve Cansu Fırıncı, Edip Cansever’in “Bir Mendil Niye Kanar” şiirine, aydınlık yüzlü birçok şiir katmışlar okuyorlar. Sanki Türk Edebiyatının bütün şairleri salonda, sanki onlar okuyorlar. Sanki hiç ölmemişler. Ölmeyecekler...

Kar yağıyor dışarıda. Kar sözcükleri örtemiyor. Kar sözcükleri daha da beyazlatıyor. Dinleti bitiminde, Çankırılı şair ve yazarların konuğu oluyoruz. Başkanları Sadık Softa ve birçok üye de oradalar. Genişçe bir masanın etrafında oturup şiir okuyorlar sırayla. Çoğunu gözlerimi kapatarak dinliyorum. Dışarıya kar yağıyor içeriye sözcükler.

Geç vakitlere kadar sessizce dinliyoruz onları. Nizamettin Uğur’la birlikte sessizce dinliyoruz. Şiirler bitmeyecek gibi ama saat iyice ilerledi. Sabah herkesin işi gücü var. Ayrılık zamanı gelince “Ne geceydi be!” demekten kendimi alamıyorum.

Sabah kahvaltı bitiminde sürücümüz Ali Bey bizi kapıda bekliyor. “Nereye gideceğiz Ali Bey?” diyorum. “Bizim Karacaözü köyünde ‘Koca Meşe’ var onu göreceğiz” “Hadi o zaman çıkalım yola.”

Yapraklı İlçesi yönüne doğru gidiyoruz. Koca Meşe’nin bulunduğu Karacaözü kente 27 km. uzaklıkta. Yaklaşık 500 yaşında olduğu sanılan bu anıt ağacın çevresi 14 Metre. Dünyada sayılı yaşlı meşeler arasında yer alıyor. Yedi sekiz insan neslini gören bu ağacın çevresini hayretler içinde kalarak dolaşıyoruz.

Koca Meşe’nin fotoğraflarını çektikten sonra bu kez Tuz Mağarasına doğru gidiyoruz. Kar yağışı yeniden şiddetini artırıyor. “Geri dönsek mi acaba?” “Yok ağbi bu yağış yolu kapamaz. Tuz Mağarasını görmeden olur mu?” diyor güler yüzlü sürücümüz...

Aracı sürüyor yokuşa. Araç kurşun yemiş boğalar gibi bağırıyor.

Çankırılı Şair Ömer Zeki Defne geliyor aklıma. A. Kadir Paksoy; “Ben en çok ‘Ziller’ şiirini severim” diyor.

Zil çalacak... Siz derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, zil çalacak benim için.
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden.
Ta içimden birisi gidecek uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.

Zil çalacak... Siz treninize, geminize bineceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için.
Duyacağım iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Ta içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelmeyeceğim.

Sonra bir gün bir zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak..
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz
Ta içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.



Biz bu güzel şiirin büyüsü içindeyken aracımız büyük ve karanlık bir tünelin içine giriveriyor. “Tuz Mağarasına geldik” diyor Dursun Yağmur. Büyük kamyonların biri girip biri çıkıyor. Yaklaşık 5000 yıllık bir işletme. Ülkemizin en büyük kaya tuzu rezervine sahip. Yaklaşık 800 dönümlük bir alana sahip mağaranın içinde birçok tuz galerisi var.

Genç bir işçi bilgilendiriyor bizi. Ölmüş bir eşek hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiş. Gelenlere gösteriliyor. Eşeğin çoğu tüyü duruyor. Şaşıp da kalıyor insan... Kırık ayağı hâlâ sallanıyor. “Mağaranın içindeki hava metali çürütüp, tahtayı kemikleştiriyor.” diyor genç işçi. “Eşeğin bozulmadan günümüze kadar gelmesinin sırrı bu!” diye sürdürüyor sözlerini.

Çankırı’ya dönünce yöresel tarihi bir konağın aslına dokunmadan onarılarak yeniden hizmet verdiği Yâran Evi’ne alınıyoruz.

Çankırı’nın geçmişine dair ne varsa bulmak olanaklı bu konakta. Duvarlarda el işi giyim kuşam malzemeleri, kilimler, örtüler, döşekler, yastıklar... Yâran odasında, konukların ağırlandığı, söyleşilerin yapıldığı odalar aslına uygun döşenmiş. Yerdeki kilimler Orta Asya bitki figürlerini yansıtıyor. Binbir renk içinde; insan üstüne basmaya kıyamıyor.

Duvarlarda Cumhuriyetin ilk yıllarında çekilen Çankırı Fotoğrafları var. Biri ilk bakışta dikkatimi çekiyor. 1940 yılında Çankırılı genç kızlar biçki dikiş kursundalar. Hepsinin başı açık. Modern elbiseler içinde umutla ve sevinçle bakıyorlar yaşama. Cumhuriyet aydınlanması büyük bir değişime neden olmuş. İnsan hüzünle bakıyor fotoğrafa. Türkiye nereden nereye geldi.

Yâran Evi’nin duvarlarında Çankırı eski evlerinin tabloları var. Fotoğrafa yakın çizimler. Soruyorum: “Kim yapmış bunları?” diye. “Mustafa Albayrak” diyorlar. Mustafa, 50. Yıl Lisesi’nden öğrencim. İçin için sevinç ve gurur duyuyorum.

Çankırı’da iki günlük etkinlik ve gezimizin en son durağı. İl Halk Kütüphanesi. Kütüphane Müdürü Dursun Yağmur bir an bile yalnız bırakmadı bizleri. Kütüphaneye gitmeden olur mu?

Büyük bir binanın dördüncü katında büyük bir kitaplık. İçerde onlarca öğrenci var. Masada verilen kitapları ve geri gelen kitapları sırayla bilgisayara işleyen görevliler. Dolaplarda binlerce kitap. Okuyucu elini attığı zaman ulaşabiliyor kitaplara.
“Kaç kitap var burada?”
“53. 000” diye yanıtlıyor, Dursun Bey.
Birlikte dolaşıyoruz bütün dolapları. En son kitaplar raflarda. Ağzım açık kalıyor bakarken. Ne büyük övünç bu! Kitapla övünmek. Anadolu aydınlanması; bu kitaplar olduğu sürece. Bu kitaplıklarda onlarca genç okuduğu sürece durdurulabilir mi?

Boşuna uğraşıyor karanlık güçler, bu memleket geriye götürülemez.

Kütüphane görevlilerinden Songül Hanım bize kitaplarla ilgili bilgi veriyor. Dinliyoruz. Bütün kitaplar kayıt altına alınmış. Çok çalışkan bir personel ve güler yüzlü yaratıcı bir kütüphane müdürü.

Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz’ün ölümünden sonra Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir yazımda; yeni Mustafa Güzelgöz’ler Anadolu’yu aydınlatacaktır demiştim. İşte Çankırı... Çankırı’da yeni Mustafa Güzelgöz’ler çoktan yerini almış.

İki günlük Çankırı etkinliğinden geri dönerken; güzelliklerle dolu bir Anadolu kentini, aydınlık yüzlü yöneticilerini ve onlarca sanatseveri tanımaktan ve dostlar edinmekten mutluyum.

Anadolu’nun zengin kültürü ve tarihi bir kez daha şaşırtıyor beni! Arabamız Ankara’ya dönerken Merhaba Çankırı! Merhaba yeni dostlarım! diye geçiriyorum içimden.

9 - 10 ŞUBAT 2006
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:34
Afşar Bey - ait Avatar
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 08.02.07
Şehir: Hakkariden Edirneye
Yaş: 38
Mesajlar: 2,404
Karizma Puanı: 303
Afşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond repute
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

ALİ ŞİİR NEVAİ
Türklüğün Çağatay sahasında bilgin ve devlet adamı. 1441?de Herat?ta doğdu. Timur Hanın meliklerinden Sultan Ebu Said?in vezirlerinden olan babası Kiçkine Bahşi, Ali Şir Nevai?nin terbiye ve eğitimine çok önem verdi. Sultan Hüseyin Baykara ile mektepte ders arkadaşıydı. İkisinden hangisi devlet idaresine geçerse, diğerini unutmamak üzere aralarında sözleşmişlerdi. Ali Şir, bir müddet Horasan?da, sonra da Semerkant?ta tahsil ile meşgul oldu. Bir hayli zaman sonra, Hüseyin Baykara Herat?ta tahta geçti. Verdiği sözü yerine getirmek için Ali Şir?i arattırdı. Semerkant?ta olduğunu öğrendi. Maveraünnehir meliki Ahmed Mirza?ya yazarak Ali Şir?in kendisine gönderilmesini istedi. Ali Şir, Sultan Ahmed?in yardımıyla Herat?a geldi. Hüseyin Baykara tarafından yakın ilgi ile karşılanarak önce mühürdarlığa, sonra da vezirliğe tayin edildi. Ali Şir, boş vakitlerini kitab okuma, inceleme ve araştırma yapmakla geçirdi. Bu sebepten çevresi alimler ve edipler cemiyeti haline gelmiş idi. Edip ve şairler ile bütün ilim, sanat, hüner sahiplerine yardım ederdi. Böylece maarif ve sanayinin gelişmesine yardımcı oldu. Sultan Hüseyin kendisini çok severdi. Hatta, Herat?ta bulunmadığı zamanlar, yerine Ali Şir vekalet eder, onun namına fermanlar çıkarırdı. Bir müddet sonra siyasetten usanıp, istifa etmek istemiş ise de Sultan razı olmamış, ısrarı üzerine Esterabad valiliğine tayin etmiş idi. Ali Şir Nevai orada da çok durmayıp vazifeden ayrılarak kendisini ilim ve sanata verdi (1490). Sultan ona daima ihsanlarda bulunurdu. Şehzadeler de Ali Şir?in meclisinden eksik olmazlardı. 1501 (H. 906) yılında vefat etti. Mezarı Herat?tadır. Ali Şir Nevai, devlet ve siyaset adamlığı yanında her şeyden önce bir şair ve alimdi. O devirde örnek gösterilen İran edebiyatını Türk geleneklerine uygun hale getirmeye çalıştı. Türkçe'ye büyük hizmetlerde bulundu. Ayrıca güzel sanatların hemen hepsi ile meşgul olmuş; hattat, nakkaş ve benzeri sanatçıları korumuştur. Ali Şir, tarih, edebiyat ve lisanda söz sahibi idi. Türkçe ve Farsça şiir yazmasının yanında Arapça?yı pek iyi öğrenmişti. Şiirlerini Türkçe ve Farisi yazdığı için Züllisaneyn (iki dil sahibi) ismiyle tanınır. Meşhur alim Molla Cami onunla şiir sohbetleri yapardı. Molla Cami, İran insanının yetişip aydınlanması için eser yazarken, Ali Şir Nevai de ona paralel olarak Türk insanının yetişmesi için çalıştı. Gerçekte her iki edebiyatçı ve alim de, inanç ve fikir yönünden aynı şeylere yer vermişlerdir. Ali Şir Nevai, Kaşgarlı Mahmud?dan sonra Türk diline hizmet eden en büyük Türk edebiyatçısıdır. Muhakemet-ül-Lugateyn (iki dilin muhakemesi) adlı eserinde Türkçe ile Farsça'yı karşılaştırmış ve birçok yerlerde Türkçe'nin üstünlüğünü göstermiştir. Bu eserini Türkçe'yi bırakıp, Farsça'yı üstün görenleri uyarmak için yazmıştır. Kendisinden sonra gelen birçok şairi etkilemiş, ona nazire yapan, onun görüşlerini savunan pek çok şair görülmüştür. Türkçe şiirlerinde Nevai, Farisi şiirlerinde Fani mahlasını kullanmıştır. Hayrat ve iyilikleri de çok olup, bir çok medreseler ve binalar yaptırmıştır. Büyük bir kütüphanesi olup, bu kütüphaneden pek çok kişi istifade etmiştir. Eserleri: Ali Şir Nevai?nin dördü Türkçe, biri Farsça olmak üzere beş divanı vardır. Türkçe divanlarının genel adı Hazain-ül-Maani?dir. Türkçe divanlar, sırasıyla; 1) Garaib-üs-Sıgar: Çocukluğunda yazmış olduğu şiirlerden meydana gelmiştir. 2) Nevadir-üş-Şebab: Gençliğinde yazdığı şiirleri ihtiva etmektedir. 3) Bedayi-ül-Vasat: Olgunluk devresine ait şiirleri bu eserde toplamıştır. 4) Fevaid-ül-Kiber: Yaşlılığında söylemiş olduğu şiirlere ayrılmıştır. Ali Şir Nevai?nin diğer eserleri şunlardır: 1) Hayret-ül-Ebrar: İslam ahlakı, tasavvuf, iman, adalet, doğruluk, ilim, cehalet, yiğitlik, edeb gibi konular üzerine yazılmış, manzum makale ve hikayelerden müteşekkil bir mesnevidir. 2) Ferhad ve Şirin. 3) Leyla ve Mecnun: Nevai?nin üçüncü mesnevisidir. Bu mesnevi, Nizami?nin ve Hüsrev-i Dehlevi?nin izinde yazılmış olmakla beraber, olayların psikolojisi, tasviri ve sosyal hayat içinde işleyişi bakımından tamamiyle orijinal, milli ve mahalli bir eser görünüşündedir. Hikayede şahısların ve olayların tasviri, kelimelerle yapılan bir tablo halinde, adeta Orta Asya hayatını ortaya sermektedir. 4) Seb?a-i Seyyare: Bu mesnevi, meşhur Sasani Hükümdarı Behram-ı Gur?un hikayesidir. Daha çocukken babası tarafından Medain?den çıkarılan ve babasının ölümünden sonra çıkan taht kavgaları arasında, bir ordu ile Medain?e gelerek hükümdar olan Behram-ı Gur?un yaptığı savaşlar, av maceraları bu mesnevinin mevzuunu teşkil etmektedir. 5) Sedd-i İskenderi: Bu mesnevi, Zülkarneyn aleyhisselamın hayatını, fetihlerini, kahramanlıklarını ve adaletini anlatan bir İskendernamedir. Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse?si ile Türk edebiyatında ilk hamse yazan da Ali Şir Nevai?dir. 6) Lisan-üt-Tayr: Büyük alim Feridüddin-i Attar?ın Mantık-ut-Tayr?ına nazire olarak yazılmış, 3500 beytten meydana gelen tasavvufi bir eserdir. 7) Muhakemet-ül-Lügateyn, 8) Mecalis-ün-Nefais: Bu eser, Türk edebiyatında ilk defa Ali Şir Nevai tarafından yazılan bir şairler tezkeresidir ve pek çok şair tarafından örnek alınmıştır. 9) Mizan-ül-Evzan: Türkçe olup, bu eserde, Orta Asya Türk nazım şekilleri hakkında bilgiler ve örnekler verilmektedir. 10) Nesaim-ül-Mehabbe: Orta Asya?da yaşayan velilerin hayat ve menkıbelerini anlatan bir Tezkiret-ül-Evliya?dır. Tasavvufun Türkler arasında nasıl karşılandığı, büyük velilerin Türklerden nasıl saygı ve sevgi gördüğü, Türk tasavvufu hakkında bilgiler veren bu eserde, özellikle halk psikolojisi bakımından önemli çizgiler vardır. 11) Nazm-ül-Cevahir (Türkçe), 12) Hamset-ül-Mütehayyirin, 13) Tuhfet-ül-Müluk (Farisi), 14) Münşeat (Türkçe), 15) Sirac-ül-Müslimin, 16) Tarih-ül-Enbiya (Türkçe), 17) Mahbub-ül-Kulub fil-Ahlak, 18) Seyf-ül-Hadi ve Rekabet-ül-Münadi.
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:45
Afşar Bey - ait Avatar
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 08.02.07
Şehir: Hakkariden Edirneye
Yaş: 38
Mesajlar: 2,404
Karizma Puanı: 303
Afşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond repute
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

ŞEYHOĞLU HASAN ÜÇOK
(1882 -1 Ağustos 1938)
__________________

Konu Afşar Bey tarafından (15.04.07 Saat 21:50 ) de değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:47
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 15.04.07
Yaş: 16
Mesajlar: 4
Karizma Puanı: 0
berat_18 is on a distinguished road
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

Saol Ark. Ama şu Birinci Olani Anlamadim Yaa
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (Daim)  
Eski 15.04.07, 21:54
Afşar Bey - ait Avatar
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 08.02.07
Şehir: Hakkariden Edirneye
Yaş: 38
Mesajlar: 2,404
Karizma Puanı: 303
Afşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond reputeAfşar Bey has a reputation beyond repute
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

Tevfik Fikret (1867-1915)
Tevfik Fikret'in yasami ve eserleri

Tevfik Fikret, 24 Aralik 1867'de Istanbul'da Aksaray'in Kadirga semtinde dogdu. Baba tarafi Cankirili, annesi ise musluman olmus Sakizli bir Rumun kizi idi. Fikret, 12 yasindayken, annesi ile dayisi hactan donerken koleradan oldu. Boylece oksuz kalan Fikret'i bu olay haliyle cok sarsmis, kiz kardesi ile kendisine bundan sonra yengesi ile anneannesi bakmistir.

Fikret, 1888'de Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Uslu, duygulu, caliskan bir ogrenciydi. Hocalari arasinda Muallim Naci, Recaizade Ekrem gibi gunun seckin ogretmenleri vardi. Siire lise ogrencilik yillarinda baslamis ve ilk siirini 1883'te yayimlamistir.
Liseden mezun olduktan sonra once Hariciye Nezareti (Disisleri Bakanligi), az sonra da Maarif Mektubi Kalemi'nde calismaya basladi. Is hafifti. gecikmis ayliklarini da geri cevirerek ayrildi. Bir akrabasinin yardimiyla Sadaret Mektubi Kalemi'nde dusuk bir ucretle kisa bir sure calisti. 1889 Agustos'una gelindiginde dorduncu isine istisare odasi'nda muavin olarak basliyor, ayrica Yuksek Ticaret okulu'nda Fransizca ve Turkce dersleri veriyordu. Ertesi yil, 22 yasinda, kuzeni, kiz ogretmen okulu ogrencisi, 14 yasindaki Nazime hanimla evlenip dayisinin evine icguveyi girdi.
Bu sirada, cesitli siir yarismalarinda birincilikler kazaniyordu. 1894'te, Malumat gazetesinin kuruculari arasinda yer aldi. Ayni yil isinden ayrilip, Galatasaray Lisesi'nde (Mekteb-i Sultani) Turkce ogretmenligine basladi. Ancak, butce kisintisindan oturu maaslar kesintiye ugrayinca 1895'te ayrildi. Ayni yil Haluk dogdu. Bir yil sonra Robert Kolej'de Turkce ogretmenligine atandi. Bu siralarda yazdigi siirlerde ask, ev, doga temalarini islemistir.
1896'ta, hocasi Recaizade Ekrem onu Servet-i Funun dergisinin sahibi Ahmet Ihsan ile tanistirir. Fikret, derginin tahrir ve tashih islerine bakmaya baslar. Ise dort elle sarilir, dergiyi duzenlemeye koyulur. Sanatta hem icerik hem bicimde bir atilim yapip batililasmayi ilke edinen Servet-i Funun toplulugunun hareketine Edebiyat-i cedide adi verilmistir. Bu ekolde, Fikret'in yanisira Halit Ziya, Senap Sahabettin, Ismail Safa, Mehmet Rauf, Samipasazade Sezai, Huseyin Cahit, Ahmet Suayip, Huseyin Siyret gibi adlar bulunuyordu. gecen yuzyilin son 4 yilinda, Fikret'in siirlerinde toplumsal boyutun arttigi, karamsarligin uste ciktigi gozlenir. 1897 Osmanli-Yunan savasi sirasinda yurt ve ulus sevgisini dile getiren siirler yazar. Ayni zamanda, Abdulhamit'in baskisi ile sansur ve jurnalcilik artar. Ozgurluk ve adalet ozlemi ile ilgili siirler yazarken 1898'de birkac gun icin goz altina alinir. Bundan sonra surekli izlenecektir.
1900 yilinda ilk kitabi, Rubab-i sikeste (Kirik Saz) yayimlanir. Ancak, ertesi yil Ahmet ihsan ile bozusup dergiden ayrilir. Bir sure sonra, bir cevirisi yuzunden Servet-i Funun kapatilir.
1902'de kiz kardesini, 1905'te babasini yitirir. Ayni yil, babasinin Aksaray'daki konugunu satarak Rumelihisar'inda, planlarini kendi yaptigi ve olunceye dek oturacagi, `Asiyan'ina (yuva) yerlesir.
24 Temmuz 1908'de Mesrutiyet'in ilan edilmesini coskuyla karsilar, Rucu ile Dogan gunese adli siirlerini yazar. Ayni yil, arkadaslariyla Tanin gazetesini cikarir ve eski Servet-i Fununcularla beraber calismaya baslar. Bu uzun surmez cunku gazete, programindan sapip, vaadettikleri hak ve ozgurlukleri kismaya yonelen ittihat ve Terakki Firkasi'nin organi durumuna gelir. Fikret dus kirikligina ugrar ve kendisine Maarif Nazirligi (Milli Egitim Bakanligi) onerilmesine ragmen ayrilir.
1909'da Galatasaray Lisesi'nin muduru olur. Ancak, yeni Nazirin bazi yetkilerine karisma girisimi Fikret'in bu isinden istifa etmesine ve okuldan tamamen ayrilmasina yol acar. Bir sure ogretmen okulu'nda da edebiyat okuttuktan sonra sadece Robert Kolej'de calismaya baslar. 1911'de, genclere seslendigi Haluk'un Defteri yayimlanir. Bu siralarda siirlerinde insancilliga yoneldigi gozlenir.
1914'te sagligi bozulur. Balkan ve Trablusgarp savaslarindan yorgun cikan osmanlilarin Almanlarin yaninda savasa girmesi hosuna gitmez. Ittihatcilar ile arasi yillar gectikce iyice acilir. Mehmet Akif, 1912'de Suleymaniye Kursusu adli siirinde Fikret'i protestanlara zangocluk etmekle suclar. Bu bir bakima, Fikret'in iki ay kadar once yazdigi Han-i Yagma adli hicvine karsiliktir. Bu arada, 1914'te cocuklara seslendigi sermin adli kitabi yayimlanir.
Gencliginde vereme yakalanmis olan Fikret'in bu kez bobrekleri bozulmustu. Arada bir bayilmaya, sayiklamaya basladi. Olumunu sezdiginde sunlari yazdi:
Artik hayat icin yetisir bunca infial
Dinlenmek isterim ki taab-dar-i mihnetim.
Artik tehi vucut, tehi dil, tehi hayal,
Dunyada simdi ben dahi bir fazla sikletim.

19 Agustos 1915'te olur ve Eyup'te aile mezarligina gomulur. Vasiyetine uyulup Asiyan'a tasinmasi icin 1961'deki dogum yildonumunu beklemek gerekecektir.
Yukarida bahsedilen kitaplarina girmemis siirleri (Rubabin cevabi, Tarih-i Kadim, Doksan Bese Dogru ve digerleri) Cevdet Kudret tarafindan derlenip 1952'de yayimlandi. Haldun Haznedar (1994)
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (Daim)  
Eski 15.04.07, 23:49
seskontrol123 - ait Avatar
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 11.02.07
Yaş: 23
Mesajlar: 90
Karizma Puanı: 67
seskontrol123 has a spectacular aura aboutseskontrol123 has a spectacular aura about
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

arkadaşlar paylaşımlar süper ''AFŞAR BEY''e özellikle cok teşekkürler ediyorum........
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (Daim)  
Eski 16.04.07, 18:35
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 15.04.07
Yaş: 16
Mesajlar: 4
Karizma Puanı: 0
berat_18 is on a distinguished road
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar [ÇOK LAZIM ARK. Lütfen yardım ADİM PLS

AHMET TALAT ONAY'ı da bulabilrseniz çok seviniriz pls
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (Daim)  
Eski 18.04.07, 17:43
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 15.04.07
Yaş: 16
Mesajlar: 4
Karizma Puanı: 0
berat_18 is on a distinguished road
Ce: Çankırılı Şair ve Yazarlar

Bulan Yokmu Ark. Yaa
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Eğitim, Öğretim & İş Dünyası > Lise ve Ortaöğretim > Yıllık Ödevler


Konuyu görüntüleyen(ler): 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
:)çankırılı olan varmıı??:) Serdaraktas90 Konusuz Konular 0 02.04.07 22:09
çankırılı emrah yazyağmuru(slow) dj_af Amatör Sanatçılar, Gruplar ve Demolar 1 02.02.07 19:57
Yazarlar ülkelerine mi yoksa dünyaya mı ait? عاكف ار Kitap & Dergi 0 04.12.06 22:00
Bi atışmadıgı yazarlar vardı KADIRGALI Magazin Haberleri 0 28.09.06 09:46
HoŞLaNmaDıĞıNıZ YaZaRLar oguzm3t3 Anketler ve İstatistikler 2 26.08.06 14:45


Şuan saat: 05:26 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0