DiVaN EDeBiYaTı
Müslümanlık Türk alemine yayıldıktan sonra Türk diline bir din dili olan Arapça sızmaya başlamış ve kültür yönünden daha ileri olan Farslarla aramızda gerek kültür ve gerekse ekonomik yönlerden ilgiler kurmanın yolları aranmıştır.Ayrıca Samanoğulları (874-999),Gazneliler (962-1183),Karahanlılar (932-1212) gibi ilk Müslüman devletler kurulduktan sonra bu devletler Arap ve Fars kültürü-
ne ilgisiz kalmamışlardır.
Gazneliler'de saray ve ordu dili Türkçe olduğu halde devletin resmi ve ilmi dili Arapça idi.Gazne sarayındaki birçok şairler, Türk oldukları halde eserlerini Farsça yazmışlardır.
Medreselerin kurulması Arapça'nın din ve ilim dili olarak halk arasında yayılması, bu dilin kutsiyet kazanmasına da sebep oldu.
Farsça ise edebiyat dili olarak halkın yüksek sınıfı arasında moda olmaya başladı.
Bununla beraber ana dile karşı olan ilgi de zayıflamış değildi.Bu yüzden,milli kültürle,dini kültürün,diğer bir deyimle Türklükle Müslümanlığın kaynaşması bu çağlara rastlar.Bu kaynaşmayı en iyi açıklayan eser "Kutadgu Bilig"dir.Radlof'un düşüncesine göre:"Bu eser,Arap harflerinin Türkler arasına yeni girmeye başladığı bir devre aittir ve çok ehemniyetlidir.Eser ilk defa Arap sözlerine,Arap söyleyişine ehemniyet verilmeden Türk söyleyişiyle yazılmış bir örneğidir."
Divan Edebiyatı'nın temelleri,kendi çağının düşüncelerinden kuvvet almıştır.
Divan Edebiyatı'nda felsefi düşünceler tasavvufi mahiyettedir.Fars edebiyatından şekiller alınırken tasavvufi düşünceler de aktarılmıştır.Ancak divan şairlerinin çoğu bir tarikatın adamı olmadıkları için tasavvufu bir felsefe ve ahlak açısından görmüşler ve bu görüş zamanla gerçek değerinden kaybe-
derek hayatın tadını çıkarmak için ne gerekirse "yapılmalıdır" felsefesi haline gelmiştir.
DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
- Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
- Nazım ölçüsü “aruz”dur.
- Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
- Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
- Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
- Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
- Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
- Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
- Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
- Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
- Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
- Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
- Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
- 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
BAŞLICA DİVAN ŞAİRLERİ
HOCA DEHHANİ
XIII.yüzyılda yaşamıştır. Bilinen ilk Divan şairidir. Anadolu’ya Horasan’dan gelmiştir. Selçuklu sultanı III. Alaattin Keykubat’ın buyruğuyla yazdığı Selçuklu Şehnamesi’nin yanı sıra bir kasidesi ve dokuz gazeli bilinmektedir.
MEVLANA
XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.
ŞEYHİ
XV.yüzyıl Divan şairlerindendir. Aynı zamanda, devrinin ünlü doktorlarından biridir. Divan Edebiyatı’nın belirginleşmeye başlayan kurallarını derli toplu biçimde uygulayan ilk şairler arasında yer alır. Bir Divan’ı ve Husrev ü Şirin, Harname adlı iki mesnevisi vardır. Harname, olmayacak umutlara kapılan, sonunda elindekileri de yitiren kişileri yermek için yazılmış bir hicivdir. Şair, bu eseri kendi hayatını esas alarak yazmıştır.
SÜLEYMAN ÇELEBİ
XV.yüzyıl şairlerindendir. Çağına göre sade bir dille, mesnevi biçiminde yazdığı Vesiletü’n-Necat (Mevlid) adlı eseriyle tanınır. Onun açtığı bu çığırda çok sayıda eser yazılmış olmasına karşın, bulardan hiçbiri, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i kadar yaygınlaşıp benimsenmemiştir.
ALİ ŞİR NEVAİ
Çağatay Edebiyatı’nın XV.yüzyılda yetiştirdiği büyük şair ve bilim adamıdır. Ferhat ü Şirin, gibi mesnevileri yanı sıra Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eseri, aydınların Türkçe’yi savunması ve onu Farsça’dan üstün bir olarak göstermesiyle dikkati çeker. Şairin öteki eserleri ise Mecalisü’n-Nefais ve Mizanü’l-Evzan’dır.
BAKİ
XVI.yüzyılın ünlü şairlerindendir. Din dışı konuları işlemiş, gazel tarzının en başarılı şairleri arasında yer almıştır. Hayatı, her anı zevkle geçirilmesi geren bir olgu olarak değerlendirir ve şiirlerine öylece yansıtır. Edebi sanatları, söz oyunlarını kullanmakta ustadır. Mesnevi tarzında eser vermeyen şairin Divan’ı vardır.
FUZULİ
XVI.yüzyılın, Baki gibi ünlü şairidir. Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiş, bu üç dilde divanlar yazmıştır. Şiirlerinde Azeri lehçesini kullanan şair, Baki’nin tersine, hayatı bir sınav olarak görür; insanın aşk acısıyla olgunlaşacağına inanır. Hayata bu yaklaşımında, tasavvuf felsefesine duyduğu ilginin rolü vardır. Divan Edebiyatı’nın en lirik şairi olan Fuzuli, gazel alanında üstün başarı sağlamış; ayrıca Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade gibi mesnevileriyle tanınmıştır. Öteki eserleri Haddikatü’s-Süeda, Şikayet-name(mektup türünde ) , Sıhhat ü Maraz, v.b.’dir.
NEFİ
XVII.yüzyıl Divan Edebiyatı’nın ünlü şairidir. Sert kişiliği, onu çağının en büyük hicivcisi yapmış; zamanın vezirlerinden Bayram Paşa’yı, hatta IV.Murat’ı hicveden şiirleri, hayatına mal olmuştur. Övgü ve yergileri hep abartmalıdır. Gösterişli, ağır bir dili vardır. Kaside alanındaki başarısıyla dikkati çeken şairin Türkçe ve Farsça divanlarından başka, hicivlerini topladığı Siham-ı Kaza adlı bir eseri vardır.
ŞEYH GALİP
XVIII.yüzyıl şairlerindendir. Mevleviliği benimsemiştir. Hayal gücünün zenginliği ve hayallerinin özgünlüğüyle diğer Divan şairlerinden ayrılır. Divan’ından başka, alegorik tarzda yazdığı ve tasavvufu türlü aşamalarıyla anlattığı Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi vardır.
İlm kesbiyle pâye-i rif’at
Arzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak
Fuzuli
Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-i firkatinde râhat olur Ne çâre var ki firâkınla eğlenem bir dem
Ne tâli’im meded eyler visâle fırsat olur
Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem ol şeb ölürün
Ne gün ki kâmetini görmesem kıyâmet olur
Dil ise gitti kesilmez hevâ-yı aşkından
Nasîhat eylediğimce beter melâmet olur
Belâ budur ki alıştı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâis-i meserret olur
Nedir bu tâli’ ile derd-i Nef’i-i zârın
Ne şûhu sevse mülâyim dedikçe âfet olur
Nef’i
Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mı yok
Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mı yok
Gonca-i dil açılıp hâtır nice şâd olmaya
Bâğda güller mi yok gülşende bülbüller mi yok
Görmeziz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye
Söyledir mi yok cihânda bilmezin söyler mi yok
Sengden dil kem mi yâ seng-i siyâhı la’l eder
Afitâb-i feyz-bahşâ-yı bülend-ahter mi yok
Niçin ebkâr-i ma’ânî beslemez erbâb-i nazm
Yoksa Yahyâ gibi üstâd-i sühan-perver mi yok
Şeyhulislam Yahya
Azm-i sefer ettin dil-i nâçârı unutma
Gittin güzel ammâ bu dil-efkârı unutma
Gâhîce uyandıkça şebistân-i safâda
Şol gice olan sohbet-i hemvârı unutma
Vardıkça şeker-hâba girip bister-i nâza
Ne zehr içer dîde-i bîdârı unutma
Ben sabr edeyim derd ü gam-i hecrine ammâ
Sen de güzelim ettiğin ikrârı unutma
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma
Yok tâkati hicrânına lutf eyle efendim
Dil-haste-i aşkın olan Esrârı unutma
Esrar Dede Şarkı
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni
Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni
Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni
Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
Şeyh Galib BEYİTLER
Dil verdiğimiz yâre nigâh-i gazabından
Tasrîhe mecâl olmadı îmâ ile geçtik
Naili
Ders-i aşkın müşkilin Yahyâ nice halleylesin
Söyleyenler kendini bilmez bilenler söylemez
Şeyhülislam Yahya
Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
Rasih
Künc-i mihnetde rakîbâ beni tenhâ sanma
Kâr ger sende yatursa elemi bende yatur
Bağdadlı Rûhî
Ger derse Fuzuli ki “güzellerde vefâ var”
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır
Fuzuli
Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
Şeyhulislam Yahya
Derdim nice bir sînede pinhân ederim ben
Bir âh ile bu âlemi vîrân ederim ben
Nef'i
Sînede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh-i revân ömr-i şitâbânım gibi
Nedim
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-i firâkız
Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Selimi
Göz yaşlı gönül zülf-i perîşânlar içinde
Kaldım karanu gecede bârânlar içinde
Taci Bey
Eczâmızı hep rîk-i beyâbân-i gam itsek
Cânâne giden nâme-i hicrâna dökülsek
Naili