![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Son Aktivitesi: 29.03.08 11:12
Hakkımda
- azrail23 Hakkında
- Şehir
- TÜRKİYE
- İlgi Alanları
- Ailem,işim,okulum,mesleğim,Türkiyem,malatyam
- Cinsiyet
- Erkek
- Meslek
- TASARIM VE BASIN_YAYINCILIK (ÖĞRENCİ)
- Medeni Durum
- Bekar
- Kan Grubu
- AB Rh(+)
- Yemek Zevki
- Türk yemekleri(patates yemekleri,içli köfte tatlı olarak sütlaç,kadayıf dolması ve un helvası)
- Ülke
- Türkiye
Blog
azrail23: Bloğu´na gitYeni Başlıklar
Latest Entry
Ekleme: Kategorisiz
[B][I][FONT=Verdana][SIZE=5]Bayramlar o kadar büyülüdür ki, gelişi bütün bir yıl beklenir ve gidişindekikeder de ancak böyle bir ikinci geliş ümidiyle hafifler; tasa iken sevinç olur, hüzün iken beklenen bir neşeye dönüşür. kurban Bayramınızın da böyle bir neşeyle gelmesi ve tüm ailenizi sevince boğup evinize bereket getirmesi dileğimizle. İyi bayramlar! [/SIZE][/FONT][/I][/B]
Ekleme: Kategorisiz
[CENTER][IMG]http://s.azbuz.com/uploads/images/56/12/5000000005612693.gif[/IMG]
[COLOR=green][FONT=Georgia]Hazreti Lokman (Lokman Hekim), yanında yardımcısı ile ava çıkmıştı. Avdan dönerken bir kabile reisi Lokman Hekim’e bir gece misafir kalması için ısrar etti. Lokman Hazretleri de kabul ederek o gece misafir kaldı. Kabile reisi Hazreti Lokman için bir koyun kestirdi. Hazreti Lokman çömezine:
— Kesilen hayvanın en temiz iki azasını kes bana getir, dedi. çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesti getirdi. Hazreti
Lokman:
— Aferin bildin, dedi.
ikinci gün başka bir kabile reisi, Hazreti Lokman’a bir gece de kendisinde misafir kalması ve evini şereflendirmesi için ısrar edince, Lokman Hazretleri onu da kırmayıp bir gece de onun evinde kaldı.
Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler. Hazreti Lokman gene çömezine bu sefer:
— Hayvanın bana en pis yerinden ikisini kes getir, dedi. Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini kesip önüne koydu.
Lokman Hazretleri çömezine: — Aferin bunu da bildin.
Hakikaten insanın ve hayvanın en pis ve temiz yeri, kalbi ve lisanıdır, buyurdu. [/FONT][/COLOR][/CENTER]
[COLOR=green][FONT=Georgia]Hazreti Lokman (Lokman Hekim), yanında yardımcısı ile ava çıkmıştı. Avdan dönerken bir kabile reisi Lokman Hekim’e bir gece misafir kalması için ısrar etti. Lokman Hazretleri de kabul ederek o gece misafir kaldı. Kabile reisi Hazreti Lokman için bir koyun kestirdi. Hazreti Lokman çömezine:
— Kesilen hayvanın en temiz iki azasını kes bana getir, dedi. çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesti getirdi. Hazreti
Lokman:
— Aferin bildin, dedi.
ikinci gün başka bir kabile reisi, Hazreti Lokman’a bir gece de kendisinde misafir kalması ve evini şereflendirmesi için ısrar edince, Lokman Hazretleri onu da kırmayıp bir gece de onun evinde kaldı.
Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler. Hazreti Lokman gene çömezine bu sefer:
— Hayvanın bana en pis yerinden ikisini kes getir, dedi. Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini kesip önüne koydu.
Lokman Hazretleri çömezine: — Aferin bunu da bildin.
Hakikaten insanın ve hayvanın en pis ve temiz yeri, kalbi ve lisanıdır, buyurdu. [/FONT][/COLOR][/CENTER]
Ekleme: Kategorisiz
[CENTER][IMG]http://s.azbuz.com/uploads/images/56/92/5000000005692269.gif[/IMG]
[COLOR=brown][FONT=Arial]Sadece “elhamdülillah mü‘miniz“ demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde:
“İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz“( Ankebut, 2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: “Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik‘ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.“( Hucurat, 14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü‘minini uyarıyor.
İman esaslarına inanan bir kimse mü‘mindir. Bu esaslara halk dilinde “Amentü“ denir. Bu esaslar, Allah‘a, Allah‘ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah‘ın yaratmasıyla olduğuna iman etmektir.
İmanın temelini işte bunları tasdik oluşturur. İman önce bu tasdikle başlar. Aslında yok olan bir şeye değil, var olduğu halde görünmeyen şeylere iman edilir. Bunun için önce imana davet eden Peygamberin sözüne teslim olunur; onun söyledikleri hak kabul edilir. İnandığımız şeylerin hakikatini anlamak, varlıklarını hissetmek, onları tanımak sonra gelir.
Allah katında geçerli hiçbir özrü yokken bir farzı terk eden kimse, büyük günah işlemiştir. Aynı şekilde haram edilen bir işi yapmak da büyük günahtır. Büyük günah işleyene ve ona devam edene “fasık“ denir. Fasığın tevbe etmesi farzdır. Günah işleyen bir kimse, günahı helal görmüyor, onun haram olduğuna inanıyor fakat nefsin hevası veya kötü çevrenin etkisi ile kötülüğe düştüğünü söylüyorsa bu kimse mü‘mindir; onun kısa zamanda tevbe etmesi beklenir ve hayırlara dönmesi için dua edilir.
Diliyle mü‘min olduğunu söylediği halde, kalbiyle onları yalanlayan, açık bir menfaat veya gizli bir fesat için müslüman gözüken kimseye “münafık“ denir. Münafığın dünyada zararı ve ahirette azabı kafirden daha şiddetlidir.
Mü‘minim diyen herkes, bu iman ve Allah sevgisini ispat etmekle yükümlüdür. Bunun tek yolu önce Allahu Teala‘nın her mü‘mine farz kıldığı amelleri yapmaktır. Bunların başında beş vakit namaz gelir. Beş vakit namazını kılan bir insan, imanını ispat, müslümanlığını ilan etmiştir. Haramlardan kaçınmak da farzdır. Bu haramların başında Allahu Teala‘ya şirk koşmak ve yalan konuşmak gelir.
Mü‘min, insanların kendisinden emin olduğu insandır. Müslüman, herkese selamet ve rahmet olan kimsedir. [/FONT][/COLOR][/CENTER]
[COLOR=brown][FONT=Arial]Sadece “elhamdülillah mü‘miniz“ demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde:
“İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz“( Ankebut, 2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: “Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik‘ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.“( Hucurat, 14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü‘minini uyarıyor.
İman esaslarına inanan bir kimse mü‘mindir. Bu esaslara halk dilinde “Amentü“ denir. Bu esaslar, Allah‘a, Allah‘ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah‘ın yaratmasıyla olduğuna iman etmektir.
İmanın temelini işte bunları tasdik oluşturur. İman önce bu tasdikle başlar. Aslında yok olan bir şeye değil, var olduğu halde görünmeyen şeylere iman edilir. Bunun için önce imana davet eden Peygamberin sözüne teslim olunur; onun söyledikleri hak kabul edilir. İnandığımız şeylerin hakikatini anlamak, varlıklarını hissetmek, onları tanımak sonra gelir.
Allah katında geçerli hiçbir özrü yokken bir farzı terk eden kimse, büyük günah işlemiştir. Aynı şekilde haram edilen bir işi yapmak da büyük günahtır. Büyük günah işleyene ve ona devam edene “fasık“ denir. Fasığın tevbe etmesi farzdır. Günah işleyen bir kimse, günahı helal görmüyor, onun haram olduğuna inanıyor fakat nefsin hevası veya kötü çevrenin etkisi ile kötülüğe düştüğünü söylüyorsa bu kimse mü‘mindir; onun kısa zamanda tevbe etmesi beklenir ve hayırlara dönmesi için dua edilir.
Diliyle mü‘min olduğunu söylediği halde, kalbiyle onları yalanlayan, açık bir menfaat veya gizli bir fesat için müslüman gözüken kimseye “münafık“ denir. Münafığın dünyada zararı ve ahirette azabı kafirden daha şiddetlidir.
Mü‘minim diyen herkes, bu iman ve Allah sevgisini ispat etmekle yükümlüdür. Bunun tek yolu önce Allahu Teala‘nın her mü‘mine farz kıldığı amelleri yapmaktır. Bunların başında beş vakit namaz gelir. Beş vakit namazını kılan bir insan, imanını ispat, müslümanlığını ilan etmiştir. Haramlardan kaçınmak da farzdır. Bu haramların başında Allahu Teala‘ya şirk koşmak ve yalan konuşmak gelir.
Mü‘min, insanların kendisinden emin olduğu insandır. Müslüman, herkese selamet ve rahmet olan kimsedir. [/FONT][/COLOR][/CENTER]
Ekleme: Kategorisiz
[CENTER][URL="http://imageshack.us/"][IMG]http://img455.imageshack.us/img455/4176/mevlanagn9af1.png[/IMG][/URL]
[B][COLOR=darkblue][SIZE=2]Yine hicran ile yaralı gönlüm... Yine matemdeyim, günahlara dadandım... Her dakikasında bir pişmanlık sarıyor beni. Oysa istemiyordum gözlerimle görmeyi, kulaklarımla işitmeyi ve yüreğimle hissetmeyi günah olanı... Yenik düştüm... Bir çuval gibi yerlere serdi beni nefis. Beni yıktı. Bir taraftan nefse mağlup olmanın verdiği eziklik diğer taraftan Allah'ın azabının dehşeti sarıyor yüreğimi. Söz vermiştim önceki mi'racımda. Bir daha olmayacak demiştim...
Cezbeden cazibelerin peşinde sürüklenmeyeceğim diye kıyama durmuştum, Rabbimin huzurunda. Bir köşede çöküp oturdum. İki dizimi karnıma gömdüm. Boynumu büktüm utanıyordum. Her şey benim hizmetim için yaratılmışken, doğru yolu bulayım diye Peygamber ve onunla beraber bir kitap gönderilmişken, huzur içinde bir yaşam sürmenin, dünya ve ahirette mutlu olmanın formülü elimdeyken ben günaha bulaşıp nankörlük etmiştim.
Belki bazılarının gözünde işlediğim günah o kadar önemli değildir. Oldukça büyük ve ağır günahlar işleyenler vardı. Hayır!... Kendimi aldatmamalıyım.
Bu benim için bir teselli kaynağı olamaz. Ben bunu dahi işlememeliydim. Yürek kırmak, yapılması gereken bir vazifeyi yapmamak günah olarak yeter. Bir mü'minin işine koşmamak, onun sıkıntısını gidermeye çalışmamak günah olarak yeter.
Her şey anlamsız gelmeye başladı benim için. Göğümün yıldızları tıpır tıpır dökülüyordu. Güneş, yaydığı ağını topladı. Her şey ve her yer karardı birden. Sonra her yer ve her şey yeniden aydınlandı. Ümidin yüreğimde yeniden çimlendiğini hissettim.
Bir mecnun gibi suya koştum. Arınmaya, yıkanmaya koştum. Çeşmenin başına ulaştığımda dilim tutulur gibi oldu. Bildiğim duaları okumaya başladım. Allah'ım! Seni hatırlamak bile rahatlatıcı. Arınmak ve dayanmak... Tevekkül... Duygularımın coşkun denizler gibi sahile vurduğunu fark ettim.
Titrek bir dokunuşla çeşmeyi açtım ve ellerimi soğuk suyun sıcak iç dünyasına uzattım. Yüreğime saplanan hançeri sökmeye çalıştığımı düşündüm. Yüreğimde izi kalacak olan hançeri... Bütün azalarımı suyun arıtıcı kollarına bıraktım. Elimden ve yüzümden yere damlayan sular, erimiş maden gibi düştüğü yeri yakıyor gibiydi.
Buğulu gözlerimle baktım semaya. Her şey ne kadar da güzeldi. Annemden doğduğum ilk gün gibi hissettim kendimi. O kadar hafif ve o kadar endişesiz. Yüreğim huzurla dolmuştu.
Önce amacımı tespit etmeye çalıştım. Bu işteki niyetim neydi? Ben ne yapmak istiyordum? Nereye yöneliyor, kimden medet umuyordum? Kendisinden af ve mağfiret dileyeceğim merci, buna kadir miydi? Bana yardım edebilecek miydi? Günahlarıma keffaret olması adına kılacağım namazdan nasıl haberdar olacaktı? Görecek miydi, işitecek miydi? Yönelişimde gireceğim tavır nasıl olmalıydı? Ve daha nice sorulara yanıt bulmalıydım önce. Önce her soruya verebileceğim cevabım olmalıydı.
Seccademin sınırlarından içeri girdiğimde mescidin kapısından içeri girdiğimi hissettim. Şimdi iki ayağımla seccademin üstünde ve kıyamdaydım. İki elimin avuç içiyle kıbleye yönelerek Rabbimi ta'zim ettim.
Düşüncelerim buhar olup uçtu. Kutsal beldede Ka'be-i Muazzama'nın hemen yanındaydım. Ka'be'yi karşıma aldım. Öyle olmalıydım ki cenneti ve cehennemi görebilmeli, sıratın üzerinde yürüdüğümü aklımdan hiç çıkarmamalıydım. Hislerim bu potada yoğunlaşarak beni sırlı dünyalara taşıdı. Bir kuş kadar hafif, bir dağ kadar sağlam yerine oturmuş halimle nefsimin esaretinden kurtulabilmenin mücadelesini veriyordum. Ne anlamlı bir manzaraydı. Hata yaptığını bilen bir kula tevbe ne de yakışıyordu. Namaz sadece iadesi gereken bir borç değil, aynı zamanda bir tevbe saatiydi. Bu tarzda yaklaşılsa mevzuya, namaz hak ettiği konuma gelirdi.
Rükua vardım. Ellerimi dizlerime götürerek bir süre tesbihat yaptım. Ben buydum işte. Aciz kulun biri... Beni yoktan var edip, kulluk için yeryüzüne gönderene karşı girdiğim bu yarıştan boynu bükük ve mahcup olarak çıktım. Yanıldım. Hata ettim. Allah ululanmadığı zaman nefis ve şeytan ululanmıştır. Allah ile nefis ve şeytan arasında ululanacak, ta'zim edilecek yegane güç Allah'tır.
Secdede daha yakınım Rahman'a. Şimdi her güzel olan hissi yaşıyorum. Hoşnutluk, şefkat ve merhamet adına, sevgi adına ne varsa... Doyumsuz bir ilişki. Kul ile Rabbi arasında kopuksuz bir diyalog. Şimdi ne meramınız varsa anlatın. Açıklayın hislerinizi.Dökün içinizi sahibinize. Şimdi isteyin Rabbinizden. Dünya ve ahiret adına... Konuşun duygu dünyanızın sevdalı kelimeleriyle. Sevda adına dizilmiş mısralarla yalvarın. Göz yaşlarınızdan boncuklar dizin gözlerinizin önünde oluşmuş ince çizgilere. Bir dilekçe ulaştırmak istiyorsanız o makama, ekte göz yaşlarınız bulunsun, sizi temize çıkaracak. Gönlünüzdeki paklığı, gün ışığına vuracak göz yaşlarınızla süsleyin yalvarış dakikalarını.
Her mi'racınızda seccadenizi ıslatacak göz yaşlarınız olsun. Çünkü günahlarınız yıkanacak.
Secdeli dakikalar hiç bitmesin. Beyin yapısıyla kainata meydan okuyan insanın "pes" dediği ve yüce yaratıcısına boyun eğip, başını yere koyduğu anlar... Düşüncesini kendisine borçlu olduğu Rabbine karşı bu sevimli eylemi, belki de onu affettirip yüceltecek.
Ellerimi semaya kaldırıp dualarda bulunuyorum. Dua; yalvarış seslerinden derin mana içeren şiirler. Dua yakarış. Hali arz ve pişmanlık belirten sözler... Hücrelerime kadar hissetmeliyim. Duyurmalıyım eylemime ait sloganlarımı. Benimle beraber bütün azalarım pişmanlığımı, perişanlığımı iletmeli. Ellerimle arz ediyorum. Sadece bir isteme şekli değil el açma. Halimi arz ediyorum avuçlarımı semaya dikip, sonuna kadar açarak. Birkaç damla gözyaşımı avuçlarımda sunuyorum. Şimdi ellerim daha münevver. Daha arı ve berrak.
Sessizliğimde gizlediğim mana da ne? Neden sadece hıçkırıklar yükseliyor bu şen dakikalarda. Neden kalbim daha hızlı çarpıyor?
Neden gözlerim kızarmış? Neden dudaklarım içine kilitlenmiş? Neden, yanaklarımda parıltılar? Kurumuş dudaklarımdan çıkan her sessiz kelime, hedefine nasıl ulaşıyor?
Neden diye sorduğum soruların hepsinin de cevabı bende. Ben, avuçlarımı semaya tutarken, secdeli dakikalar yaşarken, boyun büküp el bağlamış kıyamdayken hep affedilmeyi ve razı olunmayı düşündüm. Duygularım bu yoğun ortamın çölünde daha sıcak yaktı yüreğimi. Göz yaşlarım daha coşkundu, daha parlaktı ve daha sevgi doluydu.
Arşı titreten sesler işitiyordum. İçimde kıyametler kopuyordu. Korkuyordum. Ya dilekçem reddedilirse? diye. İçten yalvarıyordum.Suçumu kabul ediyordum. Ama pişmandım. Henüz ölmüş de değildim. Dünya defterim dürülmemişti. Ben bunca yalvarış seslerini iletiyordum makama. Ben halimi arz ederek af diliyordum. Rahman'dan ümit kesilmezdi. Belki de bağışlanacaktım. Hayatımın bundan sonrası çok önemliydi. Tevbemde samimi olup olmadığım ortaya çıkacaktı. Safiyetimi korumalı, aynı hali her an yaşamalıydım.
Secdeli dakikalar hiç bitmesin. Dua için semaya diktiğimiz eller inmesin. Secdemiz, seccademiz ve göz yaşlarımızın aydınlığında güzel günler temennisiyle...[/SIZE][/COLOR][/B][/CENTER]
[B][COLOR=darkblue][SIZE=2]Yine hicran ile yaralı gönlüm... Yine matemdeyim, günahlara dadandım... Her dakikasında bir pişmanlık sarıyor beni. Oysa istemiyordum gözlerimle görmeyi, kulaklarımla işitmeyi ve yüreğimle hissetmeyi günah olanı... Yenik düştüm... Bir çuval gibi yerlere serdi beni nefis. Beni yıktı. Bir taraftan nefse mağlup olmanın verdiği eziklik diğer taraftan Allah'ın azabının dehşeti sarıyor yüreğimi. Söz vermiştim önceki mi'racımda. Bir daha olmayacak demiştim...
Cezbeden cazibelerin peşinde sürüklenmeyeceğim diye kıyama durmuştum, Rabbimin huzurunda. Bir köşede çöküp oturdum. İki dizimi karnıma gömdüm. Boynumu büktüm utanıyordum. Her şey benim hizmetim için yaratılmışken, doğru yolu bulayım diye Peygamber ve onunla beraber bir kitap gönderilmişken, huzur içinde bir yaşam sürmenin, dünya ve ahirette mutlu olmanın formülü elimdeyken ben günaha bulaşıp nankörlük etmiştim.
Belki bazılarının gözünde işlediğim günah o kadar önemli değildir. Oldukça büyük ve ağır günahlar işleyenler vardı. Hayır!... Kendimi aldatmamalıyım.
Bu benim için bir teselli kaynağı olamaz. Ben bunu dahi işlememeliydim. Yürek kırmak, yapılması gereken bir vazifeyi yapmamak günah olarak yeter. Bir mü'minin işine koşmamak, onun sıkıntısını gidermeye çalışmamak günah olarak yeter.
Her şey anlamsız gelmeye başladı benim için. Göğümün yıldızları tıpır tıpır dökülüyordu. Güneş, yaydığı ağını topladı. Her şey ve her yer karardı birden. Sonra her yer ve her şey yeniden aydınlandı. Ümidin yüreğimde yeniden çimlendiğini hissettim.
Bir mecnun gibi suya koştum. Arınmaya, yıkanmaya koştum. Çeşmenin başına ulaştığımda dilim tutulur gibi oldu. Bildiğim duaları okumaya başladım. Allah'ım! Seni hatırlamak bile rahatlatıcı. Arınmak ve dayanmak... Tevekkül... Duygularımın coşkun denizler gibi sahile vurduğunu fark ettim.
Titrek bir dokunuşla çeşmeyi açtım ve ellerimi soğuk suyun sıcak iç dünyasına uzattım. Yüreğime saplanan hançeri sökmeye çalıştığımı düşündüm. Yüreğimde izi kalacak olan hançeri... Bütün azalarımı suyun arıtıcı kollarına bıraktım. Elimden ve yüzümden yere damlayan sular, erimiş maden gibi düştüğü yeri yakıyor gibiydi.
Buğulu gözlerimle baktım semaya. Her şey ne kadar da güzeldi. Annemden doğduğum ilk gün gibi hissettim kendimi. O kadar hafif ve o kadar endişesiz. Yüreğim huzurla dolmuştu.
Önce amacımı tespit etmeye çalıştım. Bu işteki niyetim neydi? Ben ne yapmak istiyordum? Nereye yöneliyor, kimden medet umuyordum? Kendisinden af ve mağfiret dileyeceğim merci, buna kadir miydi? Bana yardım edebilecek miydi? Günahlarıma keffaret olması adına kılacağım namazdan nasıl haberdar olacaktı? Görecek miydi, işitecek miydi? Yönelişimde gireceğim tavır nasıl olmalıydı? Ve daha nice sorulara yanıt bulmalıydım önce. Önce her soruya verebileceğim cevabım olmalıydı.
Seccademin sınırlarından içeri girdiğimde mescidin kapısından içeri girdiğimi hissettim. Şimdi iki ayağımla seccademin üstünde ve kıyamdaydım. İki elimin avuç içiyle kıbleye yönelerek Rabbimi ta'zim ettim.
Düşüncelerim buhar olup uçtu. Kutsal beldede Ka'be-i Muazzama'nın hemen yanındaydım. Ka'be'yi karşıma aldım. Öyle olmalıydım ki cenneti ve cehennemi görebilmeli, sıratın üzerinde yürüdüğümü aklımdan hiç çıkarmamalıydım. Hislerim bu potada yoğunlaşarak beni sırlı dünyalara taşıdı. Bir kuş kadar hafif, bir dağ kadar sağlam yerine oturmuş halimle nefsimin esaretinden kurtulabilmenin mücadelesini veriyordum. Ne anlamlı bir manzaraydı. Hata yaptığını bilen bir kula tevbe ne de yakışıyordu. Namaz sadece iadesi gereken bir borç değil, aynı zamanda bir tevbe saatiydi. Bu tarzda yaklaşılsa mevzuya, namaz hak ettiği konuma gelirdi.
Rükua vardım. Ellerimi dizlerime götürerek bir süre tesbihat yaptım. Ben buydum işte. Aciz kulun biri... Beni yoktan var edip, kulluk için yeryüzüne gönderene karşı girdiğim bu yarıştan boynu bükük ve mahcup olarak çıktım. Yanıldım. Hata ettim. Allah ululanmadığı zaman nefis ve şeytan ululanmıştır. Allah ile nefis ve şeytan arasında ululanacak, ta'zim edilecek yegane güç Allah'tır.
Secdede daha yakınım Rahman'a. Şimdi her güzel olan hissi yaşıyorum. Hoşnutluk, şefkat ve merhamet adına, sevgi adına ne varsa... Doyumsuz bir ilişki. Kul ile Rabbi arasında kopuksuz bir diyalog. Şimdi ne meramınız varsa anlatın. Açıklayın hislerinizi.Dökün içinizi sahibinize. Şimdi isteyin Rabbinizden. Dünya ve ahiret adına... Konuşun duygu dünyanızın sevdalı kelimeleriyle. Sevda adına dizilmiş mısralarla yalvarın. Göz yaşlarınızdan boncuklar dizin gözlerinizin önünde oluşmuş ince çizgilere. Bir dilekçe ulaştırmak istiyorsanız o makama, ekte göz yaşlarınız bulunsun, sizi temize çıkaracak. Gönlünüzdeki paklığı, gün ışığına vuracak göz yaşlarınızla süsleyin yalvarış dakikalarını.
Her mi'racınızda seccadenizi ıslatacak göz yaşlarınız olsun. Çünkü günahlarınız yıkanacak.
Secdeli dakikalar hiç bitmesin. Beyin yapısıyla kainata meydan okuyan insanın "pes" dediği ve yüce yaratıcısına boyun eğip, başını yere koyduğu anlar... Düşüncesini kendisine borçlu olduğu Rabbine karşı bu sevimli eylemi, belki de onu affettirip yüceltecek.
Ellerimi semaya kaldırıp dualarda bulunuyorum. Dua; yalvarış seslerinden derin mana içeren şiirler. Dua yakarış. Hali arz ve pişmanlık belirten sözler... Hücrelerime kadar hissetmeliyim. Duyurmalıyım eylemime ait sloganlarımı. Benimle beraber bütün azalarım pişmanlığımı, perişanlığımı iletmeli. Ellerimle arz ediyorum. Sadece bir isteme şekli değil el açma. Halimi arz ediyorum avuçlarımı semaya dikip, sonuna kadar açarak. Birkaç damla gözyaşımı avuçlarımda sunuyorum. Şimdi ellerim daha münevver. Daha arı ve berrak.
Sessizliğimde gizlediğim mana da ne? Neden sadece hıçkırıklar yükseliyor bu şen dakikalarda. Neden kalbim daha hızlı çarpıyor?
Neden gözlerim kızarmış? Neden dudaklarım içine kilitlenmiş? Neden, yanaklarımda parıltılar? Kurumuş dudaklarımdan çıkan her sessiz kelime, hedefine nasıl ulaşıyor?
Neden diye sorduğum soruların hepsinin de cevabı bende. Ben, avuçlarımı semaya tutarken, secdeli dakikalar yaşarken, boyun büküp el bağlamış kıyamdayken hep affedilmeyi ve razı olunmayı düşündüm. Duygularım bu yoğun ortamın çölünde daha sıcak yaktı yüreğimi. Göz yaşlarım daha coşkundu, daha parlaktı ve daha sevgi doluydu.
Arşı titreten sesler işitiyordum. İçimde kıyametler kopuyordu. Korkuyordum. Ya dilekçem reddedilirse? diye. İçten yalvarıyordum.Suçumu kabul ediyordum. Ama pişmandım. Henüz ölmüş de değildim. Dünya defterim dürülmemişti. Ben bunca yalvarış seslerini iletiyordum makama. Ben halimi arz ederek af diliyordum. Rahman'dan ümit kesilmezdi. Belki de bağışlanacaktım. Hayatımın bundan sonrası çok önemliydi. Tevbemde samimi olup olmadığım ortaya çıkacaktı. Safiyetimi korumalı, aynı hali her an yaşamalıydım.
Secdeli dakikalar hiç bitmesin. Dua için semaya diktiğimiz eller inmesin. Secdemiz, seccademiz ve göz yaşlarımızın aydınlığında güzel günler temennisiyle...[/SIZE][/COLOR][/B][/CENTER]
Yeni Yorumlar
[url]www.cafevizyon.com[/url] :)))
15.12.07 Saat: 13:09, serken tarafından Yollandı









