Bir yanda Genelkurmay Başkanı’nın sonradan haberdar olduğu muhtıra..
Diğer yanda bu yönde karar veren veya vermek zorunda bırakılan Anayasa Mahkemesi..
Beri yandan bu kaos ortamında, tabiri caizse sinekten yağ çıkarmaya çalışan ve darbe için dibi düşen siyasi partiler,
Öte yandan ise muhtırayı kendi elleriyle yazıp muhtıracıya teslim eden medyanın yer aldığı bir ülkede gidilebilecek en doğru adres sandıktı..
Muhalefet partileri aylardır “Hemen seçim, en erken seçim” diye yırtınıp duruyordu..
Ama o da ne?
Düne kadar, “Sıkıysa gel sandığa bak seni nasıl benzetiyorum. Noooldu gelemiyor musun? Yemedi mi hı yemedi mi?” diye meydan okuyanlar bugün bizi hortlak görmüşe döndüren oyunlar oynadı..
Demokrasiye kurşun sıkanların eline silah veren Anavatan Partisi lideri Erkan Mumcu, seçimi en çok isteyen adaydı.. Çok değil, daha bu cumartesi “Hemen seçim, derhal seçim” diyen Mumcu bu kez, “Efendim erken dediysek o kadar erken değil. Biz Eylül’den önce bir seçime karşıyız” diyor..
Biz 2002’nin Kasım’ının 3’ünde sandığa gitmemiş miydik bayım?
İktidar daha önce “Gerekirse bir iki hafta öne çeker ve Ekim ortasında seçim yaparız” dememiş miydi? Yani bir yıldır yaptığınız çığırtkanlık 20–25 gün için miydi?
Çıkıp da mertçe battı balık yan gider diyemiyor.. Çünkü ettiği hatayı biliyor. Çünkü Özal’ın kemiklerini sızlattığını, kendisine güvenenlerin iradesini askerin postalının altına attığını, düne kadar kendisine şefkatle kol kanat geren parti teşkilatlarının çil yavrusu gibi dağıldığını görüyor..
Aylardır etrafında aç kurt gibi dolaşan Mesut Yılmaz’ı siyaseti bilmemekle eleştiriyordu. Şimdi Mesut Yılmaz’a o koltuğu teslim etmek zorunda kalacağını, yani kısacası milletin sandığı kendisine tabut yapacağını biliyor.. “Türbanı da yasalaştıralım, YÖK’ü ortadan kaldıralım” diyerek namuslu (!) siyaset yapacak zamanı kalmıyor çünkü..
Korkusu endişesi ondan..
Ya Deniz Baykal?
Daha Anayasa Mahkemesi kararını açıklar açıklamaz, “Olabilecek en erken tarihte seçime gitmeliyiz” diyen Baykal dün grup toplantısında ağzını her açıp kapatışında kendini inkar etti..
Hele Ecevit hakkındaki sözleri..
Bakın size Baykal’ın Ecevit’in vefatında ve dün ettiği sözlerini aktarayım:
”Vatansever, CHP ve DSP'nin ortak noktası, Alçak gönüllü, Gerçek bir Sosyal Demokrat, Çok özel saygın bir isim, saygın bir lider, Örnek bir siyasi lider.. Siyasal yaşamı, ülkesinin bağımsızlığı, dürüstlük, ilke ve onur üzerine kurmuş bir siyasi lider olan Sayın Bülent Ecevit’in herkesin ve ülkemizin yaşamında çok özel bir yeri vardır… O, hepimizin öğretmeniydi. Siyaseti kapalı kapılar ardında yapmayı reddeden bir insandı.”
Şimdi Ecevit hakkında vefatından önce söylediği sözlere bir göz atın isterseniz:
“Ortada ihanet var, evet var.. İhaneti yapan, Atatürkçü olduğunu söyleyip, Atatürk’e ihanet eden Ecevit’tir… Ben dürüstüm demek yetmez!.. Hem namusluyum diyeceksin hem de namussuza göz yumacaksın!.. Bu, İsmet Paşa’nın namus anlayışına sığmaz!.. Bir ayağı tarikatta, bir ayağı çetede ve yolsuzlukta olanların Atatürk’ün adını anmaya hakları yoktur."
Bu sözleri söyleyen Baykal bugün kalkıyor ve, “Cumhurbaşkanı’nı halk seçemez” diyor..
"Erken seçim Haziran sonu veya Temmuz başında olamaz” diyor..
Niye?
Çünkü menfaatlerine dokunuyor.. Çünkü devrinin kapanmak üzere olduğunu, milletin avucunun şamar atmak üzere açıldığını görüyor…
Onun bu sözünden cesaret alan bir rektör ise, “İktidara gelecek olan bir parti yüzde 95 oy alsa bile bizimle iyi geçinmek zorunda, yoksa hükümet olurlar ama iktidar olamazlar” diyerek millete gözlerinin içine baka baka küfrediyor…..
İçlerinde erkekçe çıkıp, “Ben varım arkadaş, her şeye rağmen milletimin hakemliğine güveniyorum” diyen iki-üç parti var..
MHP, DYP, BBP…
Gerisi bir kaçış kapısı arıyor..
Yok öyle yağma!
Söz sırası, onuru kırılan, iradesi yok sayılan, inançlarına hakaret edilen yüce Türk milletinin..
Hesap gününden kaçmak yok..
Egemenliğin kayıtsız şartsız sahipleri sizi dört gözle bekliyor..
Süleyman Özışık