Türkiye GündemiÜlke gündemine dair an sıcak haberler, en güncel tartışmalar, en seri paylaşımların yer aldığı bir bölüm. Memlekette neler olduğunu merak edenlerin forumdaki ilk durağı.
Hrant Dink öldürüldüğünde mecliste “petrol yasası” görüşmeleri yapılacaktı, bu olay sonrası sessiz sedasız geçirildi. “Millî Menfaatler” kısmı budanmış ve kârının bir bölümünün Güney Doğu illerine bırakılmış garabet bir yasa, toplumun sürüklendiği kaos sebebi ile konuşulamadı. O dönemde 2. önemli olay, TBMM de “Kerkük” konusunun görüşüleceği idi. Tören için başka gün kalmamış gibi, görüşme günü cenaze kaldırılarak tam bir kışkırtmaya dönüşmüştü iş.
Hrant Dink’in öldürülmesi Türkiye’ye pahalıya patlamıştır. Sanki azınlıklara şuurlu saldırılar varmış gibi, yurt dışından baskılara maruz kalınırken, iç siyaset ortamında da “Türk Milliyetçiliğine” sistemli bir saldırı başlatılmıştır.
Medyada, Dink cinayetinde işin özüne inmekten çok, “televole” türü yayınlar gündeme geldi. “Hepimiz Ermeniyiz “sloganı ile de toplumsal gerginliğin artması hedeflendi. Her güne bir kaç şehit cenazesinin düştüğü ülkemizde, Hrant Dink sebebi ile siyasi lince tabii tutulduk, “Akdamar Kilisesi”nin açılışı hakkında toplum adeta konuşmaya korktu. 1915 de Sözde Soykırım” ile suçlanan bir milletin üzerine bir de Hrant yükünü bindirdiler.
15 Nisan tarihinde İstanbul’da Alman Cemaatin “Artık birlikte şahadet etme zamanı gelmiştir’ adlı ayininden söz etmiştim. Almanların Papanın da Alman olması sebebi ile Türkiye’den koparılacak parçadan hisse kapma faaliyetine katılmaması beklenemezdi. “Arkeoloji” öğrencilerinin “Almanların “gözüne giremezsek bize Türkiye’de hayat şansı yok dediği böyle bir dönemde, misyonerlik de yaptıklarını Malatya’da ki olayla ortaya çıkmıştır. AB uyum yasalarına göre “Misyonerlik” suç kapsamında olmadığı ve misyonerlikten çok bölücü faaliyetlerde bulunulduğu göz önüne alınmalıdır.
Malatya’da “İncil” dağıtımın yapıldığı merkezde, katledilen biri Alman üç kişinin zanlıları ayni Hrant Dink hadisesinde olduğu gibi jet hızı ile yakalandı. Daha olay mahallinden ayrılmadan hem de. Bu olayla birlikte yine birkaç taşla sayısız kuş vurulmuştur. Cumhuriyet mitingi ile ülkeye sahip çıkıyoruz mesajı verenlere, AKP nin göstereceği adayı kabul etmiyoruz diyenlere cevabın ilki Malatya’da verilmiştir.
Malatya’da işlenen cinayetin misyonerlik boyutu ya da misyonerlik adı altında ekseri çoğunluğu Müslüman olan yerleşimlerde ki faaliyetlerinin provokasyona açık olduğunu da ortaya çıkarmıştır. 2005 yılında Malatya’da ki siyasi partilerin ve yerel basının tepkisi başta olmak üzere İlde yaşayanların, “Misyonerlik” yaptıkları yolunda ki şikâyetlerin kaynağını oluşturmuştu. Bu durum Türkiye üzerinde oyun tezgâhlayanların dikkatini çekmiştir elbette.
Malatya’da ki olay ile Almanya’nın Anadolu üzerinde ki emellerinin ortaya çıkarılmış olması açısından bakarsak, menfaat çatışması sahasında figüran olduğumuzu da varsayabiliriz. Almanların yaptığı bir faaliyetin Türkiye gündemine çekilmesi, Türklerin olaya bakış açısı diğer bir husustur.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde toplumu sarsacak bir olay olur mu sorusuna, belki anca başladık demek daha doğru olacaktır. AKP nin beş yıllık teslimiyetçi ve işbirlikçi politikalarının, Çankaya ile taçlandırılmak istenmesinde dikkatler başka yöne çekilecektir. AKP lilerin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık bizde olursa, “başörtüsü” başta olmak üzere tüm problemleri çözeriz yaklaşımı ile yerelde vatandaşı avlama taktiğine başlanmıştır.
Kitabevi yetkilisi Martin De Lange’nin Malatya’da ki suçlamalar ile ilgili olarak o dönemde:
“Kitabevi olarak Hıristiyan yayınlarının tanıtım ve pazarlamasını yapmayı amaçladıklarını. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının verdiği haklar çerçevesinde kitapevlerine toptan ve kişilere perakende satış yapmaktayız. Bu Anayasal hakkımızdır.” Demişti. ( Milliyet- 18 Nisan 2007)
“Saldım misyoneri çayıra, anayasa kayıra” diyen Batı Emperyalizminin daha çok oyunlarını göreceğiz. Bu arada AB uyum yasaları ile “Anayasa”mıza monte edilen “özgürlüklerin” bize neye mal olacağı ortaya çıkmıştır.
Bu ülkede işlenen her cinayet sonrasında Batı bizi birkaç adım geriletmektedir. Trabzon’da öldürülen İtalyan Papaz Andrea Santoro'nun anısına İskenderun’da, “dinler ve kültürlerarası diyalog merkezi” açılacak. Bu merkezi kim finanse ediyor? “Vatikan”. İskenderunlu bu işten rahatsız, rahibin anısına olan bir merkez niye Trabzon değil de İskenderun’da açılıyor diyorlar. “Korku dağları bekliyor “desek cevap olur mu?
Merkez 12–13 Mayıs 2007 tarihinde açılacak. İskenderunlu tedirgin mi tedirgin. Alın bir çıbanbaşı daha.
İskenderun’a yapılacak olan “Dinler Arası Diyalog” merkezi deyince aklımıza ilk ne geliyor? F.Gülen ve havarileri değil mi? Abant Platformları deyince kim geliyor? Devlet başkanı oluncaya kadar Abantların başkanlığını yürütmüştü hani. Evet, “Mehmet Aydın.” Nereden çıktı demeyin hiç?
Adı muhtemel Cumhurbaşkanlığı adayları arasında geçiyor Mehmet Aydın’ın. Diyalogcu bir Cumhurbaşkanı nasıl olur derseniz, onu başka bir yazımızda ele alalım derim. Mehmet Aydın gibi, Abant Platformları ile “her görüşten enteli” bir araya getirdi safsatasını bize yutturmaya kalkan, sonuç bildirgeleri ile Batı emperyalizmini aratmayan, son olarak “Medeniyetler Arası İttifak” faaliyetinin Eş Başkanlığını yapan Mehmet Aydın’ı uzun uzun anlatmak gerekir.
Mehmet Aydın gibi “Diyalog”u devlete monte ederek kurumsallaştırmış bir şahsiyeti son satırda geçiştirirsek olmaz. Nedir, kimdir, neler yapmıştır, adı niçin Cumhurbaşkanlığı adayları arasında geçmektedir?
Mehmet Aydın Cumhurbaşkanı olursa, BOP yolunda neler olur bilmekte fayda var efendim.