![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Bloglar | Yardım | Kullanıcı Listesi | Sosyal Gruplar | Ajanda | Arama | Bugünkü Mesajlar | Konuları Okundu İşaretle |
| Türkiye Gündemi Ülke gündemine dair an sıcak haberler, en güncel tartışmalar, en seri paylaşımların yer aldığı bir bölüm. Memlekette neler olduğunu merak edenlerin forumdaki ilk durağı. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| |||
| bana şarkıcı imam demeyin... ![]() Tophane Kılıç Ali Paşa Camii İmamı neyzen Halil Necipoğlu’nu geçen yıl çıkardığı ilk albümü “Camideki Adam”dan tanıyorsunuz. Bu Ramazan karşımıza “Semavi Duyuşlar” adlı albümü ile çıktı. Senai Demirci’nin “99 Esma 99 Dua” kitabından seçtiği Allah, Rahman, Afuvv, Fettah, Latif, Halık, Mümit, Vedud ve Hafız esmalarını şiirsel bir dille yeniden yorumladı, Türk sanat müziğinin kürdi, hicaz, muhayyer kürdi, saba, uşşak, nihavend, hüzzam ve mahur formlarıyla besteledi ve seslendirdi. 14 yaşında hafız olan Necipoğlu, çocuk yaşlardan itibaren müzikle haşır neşir oldu. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başlayan müzik serüveni, Kudsi Erguner’in İstanbul Müezzinleri grubuyla birlikte dünyanın çeşitli ülkelerinde verilen konserlerle devam etti. Dinî bir mesajın şarkı formunda nasıl sunulabileceğini gerçekten merak ettiğim için Semavi Duyuşlar’ı ilgiyle dinledim. Esmaların ilahi açılımlarının geri planda kaldığını düşündüm; ama şarkılar da, sesi de muhteşemdi. Bu sıra dışı imamla konuşmam lazım dedim… Çok değişik bir albüm yapmışsınız. Esmaların sizde uyandırdığı çağrışımları mı haykırmak istediniz, yoksa içinizdeki şarkıları mı? Ben çocukluk yıllarından itibaren musiki ortamında yetiştim. Babam da benim gibi din adamıydı. Ve onlardan duyduğum seslerle bugüne geldim. Din musikisi adına birçok çalışmanın içinde oldum. İçimde kalan o müzik cümlelerini son yıllarda esmaların da anlamlarıyla birlikte okudum. İçimde biriktirdiğim o müzik cümleleri kendiliğinden bu esmaların anlamlarına yüklendi, oturdu. Ben nasıl bir beklentiyle dinledim ve ne buldum, onu söyleyeyim. Mademki esmalara yapılan bestelerdir, şarkınız hangi esmanın adını taşıyorsa ona dair bir açılım olsun kalbimde dedim. Onun yerine güzel bir Türk sanat müziği, kuvvetli bir ses buldum. Ama sanki esma onun arkasında yok olmuş gibiydi. Dokuz esmayı besteledim. Bu dokuz esmanın hepsi şarkı formunda gibi gözükse de, daha tasavvuf melodileri çağrıştıran besteler de var içinde. Ben şarkı yapayım diye kurgulamadım. İçimdeki o fırtınaları böyle ifade etmeye çalıştım. Böyle akıp geldi. Yani şarkı boyutu öne çıktı, esma geride kaldı diye hesaplar içinde olmadım. Yapılan yorumları okuyorum internette. CD’yi dinlerken esma ile ilgili derin anlamları bulduklarını söyleyenler çok oldu. CD’yi defalarca çaldıklarını ifade ettiler. O yorumlara baktığım vakit hıçkırıklara boğuldum. Ama sizin gibi düşünenler de olmuş. Hangi yorum sizi ağlattı? Mesela diyor ki Allah’ın isimlerinin bu şekilde müzikal cümlelerle sunulmuş olması benim din anlayışımda yeni ufuklara açılmama vesile oldu. Esmaların ifadeleri hakikaten makamlara yakıştı. Mesela Rahman esması çok rahmani bir makam olan hüzzam makamına gelip oturdu. Hakikaten bu makamın içine girdiğiniz vakit kalbiniz titrer. Mesela Fettah ismi şerifi nihavend makamı ile örtüştü. Halık esması nihavend makamı ile bütünleşti. Ki bu makam çok rahatlatır insanı. İnsanlar eskiden olduğu gibi çok fazla ilahi dinlemiyorlar. İlahiler daha ziyade cami içinde okunduğu vakit anlaşılabiliyor. Piyasada yapılan ilahi CD’lerinde Türk musikisindeki ilahi formuna uyan eserler yok denecek kadar az. Eskilerden alıntılarla birtakım çalışmalar yapıyorlar. İnsanlar günlük hayatlarında şarkı dinliyorlar, söylüyorlar. Bunların arasında bizim bu güftelerimizin zikredilmesi insanların Allah’ın güzel isimlerine karşı duyarlılığını artırabilir düşüncesiyle oldu. 99 esmadan, Allah, Hafız, Mümit, Vedud, Afuvv, Fettah, Rahman ve Latif esmalarını nasıl seçtiniz? Doğrusunu isterseniz şu olsun, bu olsun falan demedim. Senai Demirci’nin 99 Esma 99 Dua adlı kitabı elimden hiç düşmüyordu. Gece gündüz okuyordum. Bir gece yarısı uyandım, Mümit ismi şerifi üzerinden bir beste çıktı içimden. Mümit yani “öldüren” sıfatını gece yatmadan önce okumuştum. O haleti ruhiye içinde uyumuş olmalıyım ki gece yarısı fırlayarak kalktım. Vedud ile ilgili beste de şöyle oldu. Dolmabahçe Camii’nde, denizin kenarında oturmuş, oranın görevlileriyle gündelik meselelerde sohbet ederken, onlar ne söylüyorlar anlamaz hale geldim bir an. Hemen izin istedim ve kendi camime dönene kadar Vedud esması saba makamında adeta gönlümden fışkırarak çıktı. Önümüzdeki yıl ikincisini de çıkarmaya hazırlandığınız ‘Camideki Adam’ albümünün adına takıldım. Neden ‘Camideki Adam’ diye sınırlandırıyorsunuz kendinizi? Sınırlandırmıyorum. Cami bütünleştirici, birleştiricidir. İlahi mesajların verildiği bir ibadethane olmasının yanında hayatın merkezidir. Çocukluğumdan beri, babam dolayısıyla hep camilerde büyüdüğüm için böyle bir isimle yola çıktık. Bu CD’de ben orijinal efektlerle İngilizce bir hutbe okudum. İslam’ın cihanşümul bir din olduğuna ait Kur’an’dan alıntılarla yaptığım bu hutbe metnine yurtiçi ve dışından çok olumlu tepkiler geldi ve bir misyon öne çıktı. Ben müzikle insanlara dinimin güzelliklerini anlatmaya, vurgulamaya çalışıyorum. Bu esma şarkılarında da böyledir. Müzikal anlatımlar zaman zaman vaazlardan daha etkili olabilir. Müzikal ifadelerle kendimi sunmam inancımın coşkusundandır. Böylece kendimi camiye hapsetmiş olmuyorum. Değişik vesilelerle yurtdışında ya da Türkiye’de güzel organizasyonlarda yer alıyorum. Görevli olduğum camide yaptığımız birtakım icraatların çok müptelası var. Sûreleri açıktan okuduğumuz namazlarda, okuyuş kurallarını ihlal etmediğiniz zaman kendiliğinden müzikal bir atmosfer oluşuyor. Müzik kulağı olan insanların bizim camimize ziyadesiyle gelmeleri söz konusu. Medyanın sizi şarkıcı imam vurgusuyla alkışlaması hoşunuza gidiyor mu? Ben öncelikle insanların namazlarına refakat eden, dinimin emirlerini, yasaklarını insanlara sunmak noktasında görev üstlenmiş bir adamım. Dolayısıyla şarkıcı diye anılmak hiç hoşuma gitmez. Böyle ananları da nefretle kınıyorum. Şarkıcılık benim arzu ettiğim bir şey değil. Benim maksadım insanlara Allah dedirtmek. Dünyaya ait herhangi bir hevesim yok. Saygılı ve sağlam bir duruşa sahip olduğumu düşünüyorum. Şöhret bir afettir, kalbi öldüren zehirli bir baldır. Bunun dışına çıkmam ben. Mesajınızı kitlelere ulaştırmak için bir video klip çekiyorsunuz. Bu kanallarda dönüyor ve sizi ister istemez o kaçtığınız noktaya getiriyor... mu acaba? Ben çok cesaretle bir adım attığımı düşünüyorum. İnsanlar dinsel yaşam adına birtakım olumsuzluklar yaşıyorlar. Doğru bilmedikleri birçok şey var. Müzik de ruhun gıdasıdır. Yani müzik ile insanların kalpleri kazanılabilir. İnsanlar yaşam biçimlerini müzik ile değiştirebilirler. Din adına birtakım sözlerin bu formatlarda sunulmasında bana göre bir mahzur yok. Çalışmalarımdan çok olumlu sonuçlar gördüm. Hayatlarında hiç oruç tutmayan insanlar o dönen klip vesilesiyle benim camime gelip, bana teşekkür ettiler. Müzik bir su kanalı gibidir. Siz bu kanalı dine yöneltirseniz insanları fethedebilirsiniz. Dini anlatırken önce gönüle girmek lazım. Müzik ruhun gıdasıdır, dediniz. Ruhun bir şeye ihtiyacı var mıdır? Ruh ne eksilir, ne çoğalır, ne acıkır, ne susar desem ne dersiniz? Eyvallah derim. Allah, “elest bezmi”nde ruhlara hitaben “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” diye sordu. Ve O’na dediler ki, “Evet, sen bizim Rabb’imizsin”. İşte bu İlahi hitap ve cevapta muhteşem bir ahenk oluştu. Ruhlar daha sonra bu hitaptaki lezzeti aradılar. Musiki bu arayıştan doğmuştur. İnsanların gönlünün fethedilmesi noktasında müzik bir araçsa, evet böyle bir gıdalanma söz konusu olabilir. Hafız olarak Kur’an’ı ezbere bilmeyen bizlerden farklı nasıl yaşıyorsunuz? Hafızlık belki çok kolay elde edilebilir; ama muhafaza edilmesi çok zor bir iştir. Allah’ın kelamını ezbere bilmiş olmak O’nun emirlerini ve yasaklarını harfiyen uygulamaya yetmez. Hafızların mesuliyeti biraz daha ağırdır. Çünkü bilerek, isteyerek Kur’an’ı ezberlerine almışlardır. Kur’an’da geçen ayet-i kerimelerin ne anlam ifade ettiğini sadece namaz kıldırırken değil her an yaşamaları gerekir. Ben de sosyal yaşam içinde bu vasfımın gerektirdiği gibi yaşamaya, dürüst ve ahlaklı olmaya çalışıyorum. Hafız demek, canlı Kur’an demektir. Dolayısıyla bütün muhtevasını yaşamak zorundayız. Onun dışında siz nasıl yaşıyorsanız biz de öyle yaşıyoruz. Bir hafız roman kahramanım olsaydı nasıl canlandırırdım, diye düşündüm şimdi. Empati yapsam… Kur’an benim ezberimde olsaydı, dünyaya bakarken içimden her oluşa, her söze, her harekete uygun düşen bir ayet geçerdi. Ve neredeyse gördüğüm her şey bir ayet gibi gelirdi herhalde. Yoksa neye yarar ezberlemek? Size katılıyorum, ben de öyleyim. Ama bütün hafızlar için bu böyle yaşanıyor demek mümkün değil. Mesela deminden beri muhteşem bir Boğaz manzarası seyrediyoruz. Böyle bir görüntünün Allah’ın bir lütfu olduğunu düşünerek yaşamak lazım. Aklıma bir ayet geldi. Rahman Sûresi’nde birkaç kez tekrarlanıyor: “…Öyleyken Rabb’inin hangi nimetini yalanlarsın?” Canlı Kur’an olduğumuzu ben şahsen hep hissederim. AŞK İFADE EDİLEMEZ, YAŞANIR Allah’a niçin âşıksınız? Allah bana hayat veren, can veren, rızasını kazanabilme şansı veren.... Size bir şey vermeseydi onu sevmeyecek miydiniz? Yine sevecektim. Aşk çoğu zaman şu an benim içinde bulunduğum durum gibi ifade edilemeyebilir, o ancak yaşanır. Onun bunca rahmetine, bunca hikmetine bir sevdadır, başka bir şey değil. Bu şükre girer. Başka bir şey olsa gerek aşk... Şükürle birlikte ben bir aşk yaşıyorum. O’na sevdayla bağlıyım, her haliyle onu seviyorum. Hangi hallerini biliyorsunuz? Her halini biliyorum. Allah’ın her halini bilmek büyük iddia. Evliya bile söylemez böyle. Belki bilmeye çalışıyorum. İnsanın gerçek anlamda inanması demek kendini Rabbi ile ilişkilendirmesi demektir. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” ayetini bir kulluk görevinin yüklenilmesi olarak değil de Yüce Yaratıcı’nın kendisini tanıma, ma’rifet yoluyla insanı zatıyla buluşma düzeyine aday ve imkanına sahip kıldığının ifadesi olarak anlayacak olursak sanırım din de dindarlık da, peygamber de insan da, tevhid de özde kavranmış olacak. Hafızım, ney üflüyorum, iyi bir internet kullanıcısıyım Canlı Kur’an olmak’ çok büyük bir iddia. Ezberlemek canlı Kur’an olmaya yetiyor mu yani? Yetmiyor tabii. Kur’an’ı ezberlemeye gösterilen emek kadarı onu anlamaya gösterilmiyor çoğu kez. 39 yaşındayım, kendimi bildiğimden beri her gün Kur’an okuyup anlamaya ve insanlara anlatmaya gayret ediyorum. Bir yıldır pazar günleri sabah namazlarından sonra İstanbul’un çok mutena yerlerinden kalkıp bizim camimize gelen insanlar var. Onların bilgilerini ve irfanlarını artırıcı sohbetler yapıyorum. Dalında öne çıkmış isimleri de davet ederek onların da bir arada olmasını sağlıyorum. Müzik ile de bunu besliyorum. Ney üflüyorum. 15 ve 8 yaşlarında iki çocuğum var. Her gün karşılaştığım sorular oluyor. Bu sorulara karşılık verebilmek bakımından özellikle mesleğimle ilişkili kitaplar okumaya gayret ediyorum. İyi bir internet kullanıcısıyım diyebilirim. Bütün dünya hareketlerini, bütün dünya gündemini her gün takip etmeye çalışıyorum. Gazeteleri internetten okurum. Magazin de dahil olmak üzere bütün haberleri okurum. Her şeyden haberim olması lazım geldiğine inanırım. Sizi tanıtan basın bülteninde “Bu imama bayılacaksınız” diye bir başlık atılmış. ‘İmambayıldı’dan esinlenildi herhalde. Siz nelere bayılırsınız? Ben çok güzel seslere bayılırım. Hüngür hüngür ağlarım. Mesela Kur’an’ı çok güzel okuyanlara bayılırım. Musiki eserlerini çok güzel okuyanlara bayılırım. Çok duygulanırım. Fırtınalar kopar içimde. Böyle bir aşk hissederim. Bu Allah’a ve Peygamber’e olan aşkımdan, sevgimdendir. NURİYE AKMAN / ZAMAN GAZETESİ |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Kullanıcı okuyor. (0 Kayıtlı kullanıcı ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| L-Manyak'tan Ezik Şarkıcı Altuğ | underground_RAP | Resimlerin Dili | 2 | 24.05.09 19:23 |
| Peçeli şarkıcı gelebilecek mi? | Thé SquéaŁéЯ | Magazin Haberleri | 0 | 29.07.06 13:38 |
| Şarkıcı mumlar=))))))) | cekirge42 | Geyik Muhabbet Ve Komedi | 3 | 20.07.06 23:33 |