| irticayi kullanma klavuzu
Ertugrul Özkök, “O yüzden benim için en güzel mahkeme zamandir.” diyor “Danistay saldirisini, rejimin 11 Eylül’ü” olarak nitelemekle ne kadar hakli oldugunu savunmaya çalistigi “Derin komplocularin iflasi” baslikli yazisinda. Yaziyi okudugum günü hatirliyorum da, “bir insan bu kadar nasil kurnaz ve uyanik geçinmeye çalisabilir aklinca” diye saatlerce düsünmüstüm. Yayinlamak zorunda kaldiklari benim saymadigim, kendilerinin de sayamayacagi kadar tekzipleri unutup ta, bir insan hangi yüzle “benim için en güzel mahkeme zamandir” diyebiliyor. Tekzip ne demek? Zamanla ortaya çikan yalanlariniz demek. En son Emin Çölasan’in kösesini zapt-u rapt etmisti bir tekzip daha. Bilmem Ertugrul beyin haberi var mi? Mahkeme meselesi. Dün de sigarayla kadina iskence edeni, seyh yapmislardi. Seyh mi olmak istiyorsun? Bunun için medrese egitimi falan almana gerek yok. Kolayi var. Seyh olmak için öncelikle yapman gerekenler: 1 - Elinde tespih, kafanda sarik, yüzünde sakal, altinda pantolon, hasama veya salvar, sirtinda hirka veya cübbe, elinde asa (bu donanimlardan en az biri) 2 – Dilinde “Allah, peygamber, kafirler, münafiklar, zikir, cihad, ser, yesil, Konyaspor, havalar bulutlu, laikler umutlu….(bu kelimelerden en az biri) 3- Sicilinde, cinayet, suikast, hirsizlik, tecavüz, iskence, haraç alma, kapkaç, tetikçilik, serefsizlik, saflik, delilik, üçkagitçilik (bu eylemlerden en az biri) Bu üç maddenin her birinden en az birisini yap, sonra mümkünse “Allahu Ekber” diye bagir, tabii bunlari yaparken yaptigini Ertugrul beyin, ya da Fatih beyin, ya da Ilhan beyin, ya da Ismet beyin, onlar yoksa Sedat beyin gazetecilerine haber verecek birisini bul. Mümkünse birde fotografini ver montaj için. Ondan sonra rahat bir gece uyu. Sabah kalktiginda seyhsin, öbür gün de cennettesin. Böylece ne medreseye, ne takvaya, ne de tedrisata gerek var. Üstelik sana seyhlik icazeti verecek olanlar Türkiye’nin en itibarli adamlari. Verdikleri icazet beynelmineldir. Hatirliyorum yillar önce, Izmir’de üniversite okurken denize gitmistik. Koyun bir kenarinda birkaç genç hasemalarla denize giriyorlardi. Birileri gitti resimleri falan çekti. Ertesi günü Cumhuriyet gazetesinde o gençlerin ellerine birer bayrak montajlanmis olarak, “seriatçilar, ellerinde seriat bayraklariyla deniz kenarinda egitim yapip, laik düzeni yikmak için yemin ediyorlardi” diye haber çikmisti. Ilhan bey, ya da Hikmet bey hatirladiniz mi? Yillar geçti. Bir gazeteyle irticayi ve seriati hortlatamayacaklarini anlayanlar, bu kez birkaç gazeteye ayni misyonu verdiler: “Nerede nahos bir is varsa bulun, failleri seyh yada irticaci ilan edin.” Ve yeni misyon yayildi da yayildi. Olaylara ve yapilan alakasiz habercilige bakinca insanin aklina su geliyor: Acaba Türkiye’de birileri, gazetelerin yaptiklari yalan ve iftiradan mütesekkil irtica ve seriat haberlerinin çetelesini tutup, sonra bunlara tesvik olsun diye ihale pardon prim (yok irticai bir kelime kullanalim) ulufe mi dagitiyor? E peki gazeteler bu isten nemalaniyorlar da, bu nemayi dagitanlar ne kazaniyor? Yoksa bazi gazeteler bizzat kendileri mi irticaya tesvik primi veriyorlar. Yok yok. Açiklayayim efendim. Ülkede milli degerlerin milleti maddi manevi olarak terakki ettirecegini bilen, milletin terakki etmesini ise kendisinin sonu olarak gören odaklar ve güçler irticai eylemi planliyor, eylemi yaptiriyor, sonra haberini yaptiriyor ve irtica haberlerine ulufe dagitiyorlar. Bakin Hizbullah’in bilgisayar hard diskleri çözüldü. Ne çikti biliyorsunuz degil mi? O dönemde bir kisim Hizbullahci-Mitçi kardesligi. Abdullah Öcalan Suriye’de iken kendisi bir operasyonla alinacak, yada öldürülecektir. Türkiye’den operasyonu bilen bir serefsiz, ilgili yeri arar ve der ki: Yarin Türkiye’den gelip, Öcalan’i mahvedecekler. Yani Öcalan kaçsin. Öcalan durur mu orda? (Bu olay atin.org’da yayinlandi, ve ilgili kisi yalanlamadi.) Rejimin 11 Eylül’ü dimi Danistay saldirisi. Kesinlikle haklisin Ertugrul bey. Simdi okurlar kiziyorlar, nasil olur diye. Anlatayim efendim. SSCB yikilinca ABD ve emperyal güçler düsmansiz kaldi. Bunlarin ayakta kalabilmeleri için bir düsman gerekiyordu. Ve emperyalizmin karsisindaki en büyük tehlike Islam ve Müslümanlar idi. ABD ve emperyal güçler, yeni düsmani Islam ve Müslümanlar olarak seçtiler. Müslümanlara öyle bir elbise giydirmeliydiler ki, tüm dünya korksun, dehsete düssün ve bu yeni düsmana saldirsin. Bunun için 11 Eylül’ü planladilar. Isi kendileri yaptilar, Müslümanlara ihale ettiler. Böylece hedef 12’den vuruldu, Müslümanlar, artik terörist damgasi yemis olarak, tüm dünyanin düsmaniydilar. Arkasindan da Afgan ve Irak operasyonlari geldi. Bu dünyadaki irticai faaliyetin özeti. Gelelim Ertugrul bey’in benzetmesine Türkiye’de hiçbir sekilde basarili olamayan PKK, dagilma sürecine girmisti. Dagilmamak için saga sola saldiriyor, ama bir türlü toparlanamiyordu. PKK’nin bu durumu halen devam ediyor. Hatta kendi kendini tasfiye edecek bu gidisle. Yillarca Türkiye’de gerginlikten, olaganüstü halden, terörden ekmek yiyenler için PKK’nin bitmesi kabus olurdu. Çünkü devletin basinda terör belasi olmasa devlet daha da demokratiklesecek, bu da daha da seffaflasmasi demek. Bu da birilerinin uluslararasi mega ihale alamamasi demekti. Bunun için Türkiye’de mutlaka terör olmali onlara göre. PKK terörünün yerine, elbette global anlamda ilan ettikleri terörle örtüsecek bir terör olusturmaliydilar Türkiye’de. Bunun adi vardi zaten ve yillarca bundan epey de ekmek yemislerdi. IRTICA!!! Global terörün adi Müslüman, yerli terörün adi irtica. Yerli isbirlikçiler, “Müslüman teröristtir” diyemezlerdi, çünkü kendilerinin de Müslüman olduklarini iddia ediyorlardi. Üstelik bu milletin sahdamarina basmak olurdu bu. Bunun için adi bir asir öncesinden konmustu. Irticanin tekrar hortlatilmasi için ilk eylem yeri, sistemin atardamarlarindan olan Danistay’i seçilmisti. Eger o hain suçüstü yakalanmasaydi, bu olay ulusal anlamda bir 11 Eylül etkisi yapardi. Ertugrul beyin temennisi pardon tahmini dogru olurdu. Eylemciye, “Allahu Ekber” bagirttilar olmadi, arabasinda gazete küpürleri aradilar olmadi. Bir türlü irtica damgasi vuramiyorlardi olaya. Ta ki, eylemciye yeni ifade ezberletilip, sahte bir seyh bulana kadar. Ama ne sahte seyh, ne uydurma ifadeleri kimseyi inandiramadi. Irticanin hortlatilmasi için yeni firsatlar aramaya basladi bizim medya. Deniz Baykal: “Kisin irtica gelebilir” diyor, bir digeri “sonbahari bekleyin” diyor. Birileri de sürekli irticai haber ariyor. Hatta birisi israrla diyormus ki: “IRTICA DUASI’na çikalim. Ilaha, irtica göndermesi için yalvaralim.” Istahlarinizi baska bir bahara birakin. Bunlarin ellerinde bir klavuz var. Klavuzda, iktidara nasil söz geçirileceginden, ihaleleri nasil kapacagina, ogluna iyi bir askerlik nasil yaptiracagina, kadar pek çok konuda bilgiler mevcut. IRTICAYI KULLANMA KLAVUZU. Ama bu siralar isleri kesat. Klavuz var ama, irtica yok. Sizler de kendinize birer adet “irticayi kullanma klavuzu” edinin. Eger ihale alamazsaniz, “irticami çikaririm” deyin, almadiginiz ihale kalmaz. Belki irticanizi hortlatarak iktidara bile gelebilirsiniz. Elbette, Deniz bey gibi aceleci ve fevri davranmazsaniz. Tabii elinde, sizdekinden daha iyi “irticayi kullanma klavuzu” olanlar, rakibiniz degilse. Ihale üstünüzde kaldi. Bir daha ki ihale ne zaman? |