Mahalle baskısı değil, yalı baskısı! 26 Eylül 2007 Çarşamba Mahalle baskısı değil, yalı baskısı! Hasan KARAKAYA
26 Eylül 2007 Çarşamba
Kanuni Sultan Süleyman, “olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi” derken, çok doğru demiş... Bunu en çok anlayanlardan ve yaşayanlardan birisi de benim. Biliyorsunuz; bir “ağrı” da değil, “hafif bir kol sızısı” dolayısıyla gittiğim “dahiliye” doktoru, beni bir “kardiyolog”a sevketti...
Daha sonra “anjiyo” yapıldı, kalp damarlarımdan üçünün tıkalı olduğu görülünce ikisine “stent” takıldı... Doktorların da ifadesiyle; “Cenab-ı Allah'ın büyük bir lütfu” olmalı ki; üçüncü damardaki tıkanıklık anjiyo sonrası verilen ilaçlarla, kendiliğinden açıldı... Cenab-ı Allah'a ne kadar şükretsem azdır...
Bu vesileyle şunu söylemeye çalışıyorum: Siz siz olun; “basit bir ağrı veya sızı” deyip de umursamazlık yapmayın... Gördüğünüz gibi; sağ kolumdaki bir ince sızı, beni taa nerelere götürdü...
Şu an, Allah'a binlerce şükürler olsun ki; yeniden doğmuş kadar sağlıklı, rahat ve zindeyim...
Sağlığıma kavuşmamda emeği geçen Dr. Bircan Resimci'ye, Dr. Metin Mehdi Azarbaz'a, Dr. Bekir Kayhan'a ve Dr. Ayhan Okay'a çok çok teşekkür ediyorum... Tabiî; Dr. Ali Akben'e ve Dr. Sefa Saygılı'ya da...
Bu arada Türkiye Diyanet Vakfı'na ait 29 Mayıs Hastanesi'nin tüm hemşire, hastabakıcı ve görevlilerine de teşekkür ediyorum. Hiç aksaklığa meydan verilmeden yürüyen mekanizmadan dolayı; gerek hastane yönetimini gerek hastane çalışanlarını tebrik ediyorum... Hastanede, gerçekten mükemmel bir organizasyon ve mükemmel bir uygulama var... Kim, nerede, ne zaman, neyi yapacağını gayet iyi biliyor... Ne yalan söyleyeyim, bu mükemmel organizasyona hayran kaldım...
Nasıl hayran kalmayayım ki;
Adeta tereyağından kıl çeker gibi bir “operasyon” geçirdim...
Dr. Bekir Kayhan'ın “anjiyo” demesi üzerine; bir anda nasıl oldu bilmiyorum; kendimi önce bir odada; daha sonra sedyede, ardından ameliyathanede ve en sonunda yoğun bakım odasında buldum. Süreci baştan-sona “ayık” yaşadığım için, “hata payı”na yer verilmeyen operasyonu baştan sona takip etme imkânı buldum... Dilerim; “para”yı değil, “insan sağlığı”nı esas alan bu hizmet anlayışı hiç bitmez!..
SİTE BASKISINA NE DEMELİ?
Bugünlük fazla bir şey yazmak istemiyorum. Zira, benim “kalp sağlığı” ile meşgul olduğum günlerde, birileri fena halde “beyin travması” geçiriyordu.
Öyle bir travma ki;
“Dün ne dediklerini” bile unutuyorlar ve bugün “180 derece tersi”ni savunuyorlar!..
Hem de; YÖK’ünden CHP’sine, “medya”sından “yargı”sına kadar!..
Benim kalp damarlarıma “stent” takıldı ve artık rahat nefes alabiliyorum... Ayrıca damarlarım da açıldı ve kalbim, artık çok daha rahat kan pompalıyor!..
Peki, bazılarının “beyin damarlarındaki tıkanıklık” için ne yapmak lazım?..
Öyle sanıyorum ki;
Bunlara “stent” de kâr etmez!..
Beyinleri öylesine dumura uğramış ve öylesine pörsümüş ki, dem vurdukları “mahalle baskısı”nı, tam 10 yıldır kendilerinin yaptığının bile farkında değiller!..
Neymiş;
Eğer “sivil Anayasa” yürürlüğe girer ve “başörtüsü serbest bırakılır”sa, işte o zaman “mahalle baskısı” başlar ve “başı açık öğrenciler” de kapanmak zorunda kalırlarmış!..
Tam bir “Orosbush” mantığı!..
Tam bir “Yahudi” taktiği!..
Ulan eblehler, ulan dangalaklar;
Şu anda “başörtülü” öğrencilere yapılan “baskı”nın adı ne?..
Hıristiyan olsun, Müslüman olsun; dünyanın hiçbir üniversitesinde olmayan ve sadece “YÖK'ümün üniversiteleri”nde uygulanan “başörtüsü yasağı”nın adı ne?.. Buna “mahalle baskısı” mı derler, yoksa “azgın azgınlık”ların uyguladığı “site baskısı” mı?..
Öyle ya;
Bu baskıyı, bu zulmü, bu ceberrutluğu uygulayanların hemen hepsi, etrafları duvarlarla çevrili “site”lerde oturuyorlar!..
“Villa”larda oturuyorlar!..
“Yalı”larda oturuyorlar!..
“Köşk”te oturuyorlar!..
Sizin anlayacağınız;
Baskıların kaynağı “mahalle” değil, ülkenin kaymağını yiyenlerin oturduğu özel korumalı “site”ler!..
Hem özel korumalı “site”lerde oturup, hem de “mahalle baskısı”ndan dem vuranlar, “cami avlusu”nda Müslüman dövüp de; “İmdaat!.. Bu müslüman beni öldürecek!” diye bağıran “Yahudi”lerden farksızdırlar!..
Hem dövüyorlar, hem de “eyvah, bizi dövecekler” diye höykürüyorlar!..
Evet, evet; tam bir Yahudi taktiği!..
İYİ Kİ BÖYLE BİR AİLEM VAR
Söyleyecek söz çok... Ancak, bugünlük burada kesiyor ve okuyanından çalışanına “Vakit ailesi”nin tüm fertlerine bir kere daha teşekkür ediyorum... Bu operasyonu çok kolay ve rahat atlatıp sağlığıma kavuşmamda sizlerin yaptığı “dua”lar öyle bir etkili oldu ki, ben onu her an hissettim...
“Dua”larınız, “telefon”larınız ve “e-mail”leriniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum...
Bu vesileyle, çeşitli gazetelerde çalışan “meslektaş”larım ile eski ve yeni “siyasi”lere, “STK temsilcileri”ne de yakın ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum.
Tabiî, mesai arkadaşlarım, dostlarım, aile fertlerim ve en çok da Mustafa Karahasanoğlu ağabeye minnet ve şükranlarımı sunuyorum... İnanın, “Vakit ailesi”nın bir ferdi olmaktan bir kere daha büyük onur ve mutluluk duydum...
İşimiz çok, yolumuz uzun...
Bu uzun yola “nefes” gerek...
İnşaallah, damarlarımızla birlikte nefeslerimiz de açıldı!..
O halde yürümeye devam!..
Öyle inanıyorum ki;
Benim kalbimin damarları gibi Türkiye'nin damarları da çok yakında açılacak ve ülke koşar adım özgürlüklere yürüyecek.
Az kaldı... Çok az kaldı...
--------------------
Amasya işgal edilmedi ki!
"Amasya Valisi Valilik makamına
Amasya... Amasya'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 88. yıldönümü nedeniyle Amasyalı vatandaşlarımızı sevgiyle selamlıyor, coşkunuzu yürekten paylaşıyorum. Şahsınızda tüm Amasyalıları kutluyor, sevgiler ve saygılar sunuyorum... Deniz Baykal, CHP Genel Başkanı."
Bu, bir telgraf... Gördüğünüz gibi; Bay Deniz Baykal, Amasya Valiliği'ne göndermiş...
Ve yine gördüğünüz gibi, "Amasya'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 88. yıldönümü"nü kutlamış!..
Diyeceksiniz ki, "gariplik" bunun neresinde?..
Gariplik şurada ki; Amasya, "hiç düşman işgaline uğramayan" şehirlerimizden birisi!..
O halde, Baykal'ın bu "kutlama telgrafı" neyin nesi?.. Valla orasını bilemem... Bildiğim şu ki; Bay Baykal, sadece "Cumhur"dan değil, "Cumhuriyet"ten de kopuk!..
Eğer kopuk olmasaydı, Amasya'nın hiç işgale uğramadığını bilir ve "kurtuluş günü"nü kutlamazdı!..
Vakit
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |