| Özelleştirme tıkanan ekonomi için çözüm mü? Hükümetin IMF ile imzaladığı ve 2005-2008 yıllarını kapsayan stand-by anlaşmasında özelleştirmeye öncelik verildiği açıklanmış, 2005 yılı ortasından 2009 yılı ortalarına kadar 21 kamu işletmesinin özelleştirileceği ve 30 Haziran 2009 tarihine kadar 29 bin işçinin işsiz kalacağı Maliye Bakanı’nın 14 Nisan 2005’de Wolfensohn’a yazdığı 5662 sayılı mektupta belirtilmişti.
Bugüne kadar her konuda olduğu gibi özelleştirmeler konusunda da AB, Dünya Bankası ve IMF’ye pek çok taviz verilmiş ancak yine de istenilen noktaya henüz gelinememiştir. Geniş kitlelere çözüm yoluymuş gibi gösterilen özelleştirmelerin aslında çözüm olmadığı ortaya çıkmakta, verimli kuruluşlardan uzun vadede fayda sağlanabileceği fikri daha ağır basmaktadır.
Son Pektim olayı artık halkın bu konuda tahammül sınırını zorlamıştır.
İşin komik yanı halen başbakan televizyonlara çıkıp, “paranın dininin imanının olmadığını” ısrarla söylemesi. Peki dünyada nasıl oluyor özelleştirmeler?
Elbette bütün dünyada özelleştirme var. Ama bizim gibi stratejik ülkelerde hele hele dört yanı düşmanla çevrili ülkelerde ise çok farklı oluyor. Örnegin İsrail’de.Son söz Savunma Bakanlığı’ndadır.
’Düşman ulusu’duruma göre ihale süreci içinde kendisinin belirleyeceğini söyler; şöyle bir belirleme yapar: ’Eğer, ihaleye katılacak bir şirket, düşman ulus sayılan bir ülkenin herhangi bir şirketinde yüzde 5’ten fazla hisseye sahipse ihaleye katılamaz.’
İsrail Telekom’u özelleştirilir ve bu özelleştirmeye Amerika’nın en ünlü Telekom şirketi AT&T katılır. Dünyanın en ünlü telekomünikasyon şirketi ihale dışı kalır. Çünkü AT&T’nin Ürdün’de böyle bir hissedarlık ilişkisi vardır. Ürdün, İsrail tarafından düşman ulus diye nitelendiğinden AT&T de düşmandan sayılır.
İşte aradaki fark.
Birisi kılı kırk yarıyor, diğeri ise paranın imanı olmaz diye düşman ülkeye stratejik tesisleri satıyor.
Dikkat çekmek istediğim ikinci nokta ise dış borçtur.
Türkiye’nin dış borcu 220 milyar doları geçmiştir.
AKP hükümeti Türkiye’yi adeta bir dış borç batağına sürükledi.
Her üç ayda bir Pektim gibi bir tesisi dış borç faizine veriyoruz.
İşte seçime gidecek Türkiye’de doğmamış çocuğumuz bile borç batağı içinde. Zira, en iyi hükümet tarafından idare edilsek bile bu borç 20 yılda kapanmaz. Ve 20 yıl doğacak çocuklarımız borçlu doğacaktır.
Lütfen oyunuzu verirken, doğacak çocuğunuzun istikbalini düşünerek mühürü basın. |