![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| Türk Tarihi Parçası olduğumuz ulusun binlerce yıllık, çıkarılması gereken derslerle dolu tarihi üzerine detaylı paylaşımların yapılabileceği bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| ||||
| Ce: Topkapı Sarayı Topkapı sarayını gezen hemen herkez eğer elinde bir kroki yoksa nereye nasıl nereden girdiğini şaşırır. Hatta gezerken tekrar ilk geldiği yere birçok kez dönebilir. Bu, sarayın çok işlevsel fonksiyonlara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü bu saray sadece padişah ve ailesinin yaşadığı biryer değil, aynı zamanda Osmanlı gibi dev bir devletin tüm yönetim birimlerinin faaliyetlerini gerçekleştirdikleri bir mekandır. İdari işlerin görüldüğü, kararların alındığı ve yüzlerce insanın sosyal ihtiyaçlarının karşılandığı bir mekan. Üstüne üstlük, ülkenin en büyük eğitim fakültesi olan Enderun'da buradadır. Neyse biz hele bir şu kapıdan girelim de bakalım içeride neler varmış. Evet şuan 3.Ahmet çeşmesinin yanındayız. Topkapı Sarayı tüm sadeliği ile karşımızda. Dış duvarları geçtikten sonra geniş bir bahce ile karşılaşıyoruz. Burası sarayın tam olarak içi sayılmıyor. Osmanlı döneminde normal halkta buraya girebiliyordu. Günümüzde de buraya ücretsiz olarak girilebiliyor. Bu geniş bahcede ilerlerken sol bölümde karşımıza tarihi bir kilise çıkıyor burası Aya İrini. Aya İrini: Konstantinapolis'in en eski kiliselerinden biriyle karşı karşıyayız. Geçmişi Ayasofya'dan daha öncesine dayanan bu yapı Constantius dönemine aittir. Ayasofya'dan önce patriklik kilisesi olarak kullanılmıştır. Nika ayaklanmasından o da nasibini almış ve yakılmıştır.İustinianos tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. Aya İrini'nin birbaşka özelliği de İstanbul'da atrium'u ayakta kalmış tek Bizans Kilise'si olmasıdır. Aya İrini'nin bugüne kadar orijinal halde korunmasının nedeni saray sınırları içinde kalmasıdır. Saraya yakınlığı nedeniyle ne kilise nede cami olarak kullanılmayan yapı, silah deposu olarak uzun yıllar vazife görmüştür. Daha sonraları silah müzesi haline gelen yapı günümüzde akustiğinin güzelliği ve otantik ortamı nedeniyle konser salonu olarak kullanılmaktadır. Arkeoloji Müzesi: Aya İrini'nin yanından aşağıya doğru uzanan dar bir yol Gülhane Parkına kadar gitmektedir. Burası da Topkapı Sarayı surları içerisinde kaldığı için bugün bizim ilgi alanımız içerisinde. Bu dar yoldan ilerliyoruz. Karşımıza yine içeriği ile mükemmel bir müze çıkıyor. Burası Arkeoloji Müzesi. İçerisinde eski Mısır'dan Roma'ya oradan günümüze kadar birçok arkeolojik kazı ürünü var. Kesinlikle gezmenizi tavsiye ediyor ve devam ediyoruz. Darphane: Bu geniş bahceden Gülhaneye giderken gözümüze çarpan ilginç binalardan biri da şüphesiz Darphanedir. Adından da anlaşılacağı üzere para basımı için kullanılan bina kendi haline kaldıktan sonra ciddi şekilde hasarlanmış, Tarih Vakfının çalışmaları ile 1996 2.Habitat toplantısı için sergi yeri haline getirilmiştir. Çinili Köşk: Sarayını bu mekana kurmayı amaçlayan Fatih'in yaptırdığı ilk binadır. Tüm binayı saran harikulade çinilere sahiptir. Bundan ötürüdür ki bina bir çini müzesi haline getirilmiştir. 12.yy. dan günümüze Türk çiniciliğinin en güzel örneklerini burada bulabilirsiniz. Nişantaşları: Saray avlusunda Çinili Köşkün hemen yanında ise Bamya ve Lahana nişan taşları yeralmaktadır. Halk arasındaki söylentiye göre bamyasıyla ünlü Amasya askerleri ile lahanasıyla ünlü Merzifon askerleri Sultan Mehmet zamanında değişik müsabakalar yaparlarmış. Bu karşılaşmalar sonra gelenek haline gelmiş ve bu karşılaşmaların bu nişantaşlarının orada yapılması adet haline gelmiş. Sepetciler Köşkü: Topkapı Sarayını direk ilgilendiren son yapının karşısındayız. Burası Sepetciler Köşkü. Gerçi saraydan birhayli uzak ama geçmiş dönemlerde burada Topkapı Sarayına bağlı birçok köşk varmış. Ve bu köşkler bir bütünlük içersindeymişler. Onlardan şuan ayakta kalan sadece bu köşk. Saray muhafızı bostancıların sepetciler bölüğü tarafından yapıldığı için bu isimle adlandırılmış. Mimarı Davut Ağa olan köşk, bugün uluslararası basın merkezi olarak kullanılıyor. Sarayın ilk bölümü diyebileceğimiz dış bahce içinde yeralan yapıları şöyle bir dolaştıktan sonra sıra geliyor iç bahce ve içindekilere. Şuan kuleli yapısıyla sarayla özdeşleşen Bab-ı Hümayun kapısının tam önündeyiz. Ama içeriye isterseniz birsonraki yazımızda girelim. Çünkü içerisi oldukca teferruatlı ve bizler oldukca yorulacağa benziyoruz. Hepinize selamlar... |
| ||||
| Ce: Topkapı Sarayı Babüsselam:Fatih Sultan Mehmet zamanında yaptırılan kuleli kapının önündeyiz. Bu kapının diğer adı "Babüsselam". Kapıdan içeri girmeden önce kapı yönünde sağda birkaç tane sütun göreceksiniz. Bu sütunların adı "İbret Taşları" . Osmanlı da ölüm cezasına çarptırılan bazı isyancıların başları burada ibret olması için sergileniyordu. Mutfak:İçeriye girdiğimizde öncelikle sağ tarafa doğru yöneliyoruz. Burada gördüğümüz binaların çatıları bacalarla süslü ve bu bacalı çatılar Topkapı Sarayının simgesi haline gelmiş durumda. Burası tahmin edeceğiniz üzere mutfak kısmı. Birdönem binlerce kişinin doyurulduğu bu mekanlarda şimdi paha biçilmez Osmanlı mutfak ürünleri sergileniyor. Porselen ve cam ürünlerin birkısmı o dönemde değişik ülke hükümdarlarınca hediye olarak gönderilmiş. Bu kolleksiyonun en dikkat çeken bölümünü ise Çin porselenleri oluşturuyor. Ahırlar: Mutfak bölümünün tam karşı kısmında, kapıdan girince sol tarafta kalan bölümde saray ahırları yer alıyor. Bir dönem padişaha ait seçme atların barındığı bu bölümde şimdi çeşitli arabalar sergileniyor. Harem: Ahırlan yönünde ilerliyoruz. Karşımıza çok kompleksli bir yapı çıkıyor. Burası Harem. Gerçi haremin asıl kapısı burası değil ama günümüzde hareme girmek isteyen ziyaretceler içeriye buradan alınıyorlar. Bizlerde bu nedenle haremi bu kısımda anlatmayı uygun bulduk. Burada, hakkında birçok tartışma olan haremi anlatmayacağız. Fakat yer olarak haremin yanından geçerken harem ve tartışmalı konumu hakkında birkaç kelam etmeden de geçemeyeceğim. Birkere harem birkısım insanların düşündükleri gibi padişaha has bir bölüm değildi. Haremde padişahın ailesinin dışında farklı amaçlarla orada bulunan birçok bayanda bulunuyordu. Bu hiyararşi içinde herkesin vazifesi belli idi ve harem için bir bayanlar okulu da denebilirdi. Birkaç gün önce Amerikalı bir turist aileyi Topkapı Sarayında gezdirirken Harem'e geldiğimizde parmakları ile orayı göstererek bana şaşkınlık içinde kalacağım şu kelimeyi söylediler. "Bath" İngilizce bilmeyenler için hemen açıklayayım. Bu Amerikalı aile bana buranın bir banyo olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Acı acı tebessüm etmekten kendimi alamadım. Haremi bilmeyen insanların dışarıdan hayalen anlattıkları masallarla burasının büyük bir küvet olduğunu ve padişahın zaman zaman bu küvete gelerek sınırsızca eylendiğini düşünüyorlardı. Bu konu çok su götüreceği için olayı, bilgisine çok saygı duyduğum bir tarihcinin haremle ilgili yorumuyla son veriyorum. Değişik gazetelerdeki köşe yazılarından da tanıdığınız tarihci Murat Belge bakın ne diyor; " Haremi batıda epey yaygın olan, padişahın sınırsız cinsel özgürlüğe sahip olduğu bir cümbüş mekanı gibi düşünmekten kaçınmalıyız. Padişahın cinselliği, çoğu yazısız birçok kuralla sınırlıydı. Haremdeki herkes, haseki sultanlar, valide sultanlar, önde gelen hizmetkarlar vb. oldukça katı bir kurallılık içinde toplam iktidarı paylaşıyordu. Onun için burayı ve buradaki hayatı bir aygırın hüküm sürdüğü bir hara gibi tasavvur etmek yanlış olur." Harem hakkında bu yorumları yapan Murat Belge altını çizmek gerekir ki Osmanlı'ya hiçte yakın bir yazar değildir. İstanbul'u bugün en iyi bilen birkaç kişiden biri olarak objektif bir şekilde yaptığı bu yorum gerçekten enteresandır. |
| ||||
| Ce: Topkapı Sarayı Babüssaade: Adından da anlaşılacağı üzere bu kapı mutluluk kapısı. Bu kapıyla birlikte Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusunu da geride bırakıyoruz. Önümüzde üçüncü avlu var. Az önce söylediğim gibi buradan sonra artık sarayın daha özel bölümleri başlıyor. Bu kapının bir hususiyeti de sadece padişahın at üzerinde geçebilmesi. Padişah dışındaki devlet adamlarının ise bir kısmı buradan girebiliyorlar.Buradan gelip geçen birçok ziyaretçinin aklına bile getirmediği bir manzara var ki her buradan geçişte aklıma gelir ve içimi sızlatır. Bu kapıdan destursuz geçilmez dedik ama geçenler de olmuştu. Genç Osman'ın yeniçeri ocağını kaldıracağını öğrenen yeniçeriler hunharca saraya dalmışlar, içeriye girerek 2.Osman'ı idama götürmüşlerdi. Böyle ikinci bir vak'a da sultan üçüncü Selim'in öldürülmesi sırasında oldu. Onu kurtarmak isteyen Alemdar Mustafa Paşa kuvvetleri de yine bu kapıyı kırarak içeriye girmişlerdi. Bu kapının bana hatırlattığı acı bir hatıra da "Ayak Divanı" olaylarıdır. İsyan eden yeniçerilerle padişahın pazarlıkları yine burada olurdu. Zaman zaman bu divanlarda padişahı öldürmeye bile teşebbüs ederlerdi. Cülüs merasimleri ile padişahın para dağıtma olayı burada yapılırdı. Babüssaade'nin önünde bir de flama asma yeri göreceksiniz. Burası Hz. Muhammed'in Sancağ-ı Şerif'inin asıldığı yerdir. Ordu sefere çıkacağı zaman sancak buraya çıkarılırdı. Arz Odası: Kapıdan girer girmez arz odası ile karşı karşıya geliriz. Divan toplantısı bittikten sonra sadrazam başta olmak üzre divan üyeleri buraya gelir ve vardıkları sonuçları sultana arz ederlerdi. Yabancı elçilerde burada törenle kabul olunurlardı. Bu oda, Fatih Sultan Mehmet döneminde Edirne Sarayının arz odası model alınarak yapılmıştı. Kütüphane: Arz Odasının hemen arkasında 3.Ahmet'in 18.yy başlarında yaptırdığı zarif kütüphane binası görülür. Saray içinde değişik zamanlarda değişik yerler kütüphane olarak kullanılmıştır. Sanıyorum kütüphanenin en son kullanım yeri burasıdır. Enderun: Avlunun güneydoğu köşesini oluşturan binalar Enderun olarak kullanılmaktadır. Enderun bilindiği gibi Osmanlı Devletinin en yüksek eğitiminin verildiği okuldu. Ve buradan mezun olanlar devlet kadrolarına alınırlardı. Bu okula kayıt yapılması için kesinlikle hiçbir ayırım yapılmaz sadece kişinin zekasına bakılırdı. Osmanlı Devletini yöneten birçok ünlü devlet adamı ve ilim erbabı buradan mezun olmuşlardı. Sokullu Mehmet Paşa ve Evliya Çelebi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Enderun'un yayıldığı bazı odalar bugün müze idaresi tarafından kullanılmaktadır. Kostüm Bölümü: Enderunun kapladığı alanlardan biri olan bu yer ise Osmanlı Padişahlarının elbiselerinin sergilenmesi amacıyla kullanılıyor. Değişik dönemlerde Osmanlı Padişahlarının çocukluk, gençlik, tören vb. hatırası olan bu elbiseler gerçekten görmeye değer. Silah ve Hazine Bölümü: Kostüm bölümünden ilerlemeye devam edelim. Bu kapıyla aynı hizada karşımıza yeni kapılar çıkacaktır. Burası silahların sergilendiği bölümler. İçeride gerçekten görmeye değer parçalar var. Öncelikle karşınıza çıkan kılıçların sergilendiği bölüm bu kılıçları dönem dönem ayırmış. Emevi, Abbasi, Memlüklü vb. devletlere ait değişik dizaynlara sahip kılıçları inceleyebiliyorsunuz. Birbirinden ilginç tuğlar ve mızraklarda kesinlikle görülmesi gereken ürünler. Bu reyonda padişahlara özel silahları da görebilirsiniz. Özellikle belli dönemlerin hatırası olan silahlar büyük ilgi topluyor. Mesela 4.Murat döneminde İran'dan gelen ve kimsenin kuramadığı fakat deli Hüseyin adında birinin kurduğu dev yay bunlardan biri. Bu bölümde Bizans'lılara ait silahları da görmeniz mümkün. |
| ||||
| Ce: Topkapı Sarayı Sultan Portreleri ve Minyatürler Bölümü: ![]() Üçüncü avluyu dördüncü avludan ayıran odalardan biride yanlamasına uzanan bu ada. İçi birhayli geniş. Şu sıralar Osmanlı Padişahlarının değişik zamanlarda yapılmış resimleri burada sergileniyor. En eski dönemlerden başlıyacak olursak öncelikle minyatürleri görebiliriz. Daha sonraları ise tablolar. Kutsal Emanetler Bölümü: Topkapı Sarayının ençok ziyaretci çeken yerlerinden birindeyiz. Burada kesintisiz 24 saat Kur'an okunmaktadır. Çünkü burada kutsal emanetler saklanmaktadır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonrası Mekke'den getirttiği kutsal emanetlerin ogünden itibaren yanlarında devamlı Kur'an okunmaya başlanmış, ve bu adet 1930-1950 yıllarını saymazsak devamlı sürmüştür. Bu bölümde gerçekten çok ilginç şeyler vardır. Öncelikle koridora giriyoruz. Tam karşımızda, birdönem Kabe'ya takılı olan eski ahşap bir kapı görmekteyiz. Hemen yanında Hz. Ebubekir Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'ye ait olan kılıçlar sergilenmektedir. Yine Osmanlı dönemine ait gümüşten yapılma Kudüs maketi de oradadır. Yan odaya geçiyoruz. Camekanlar içinde Peygamber Efendimizin ayak izleri, yabancı ülke hükümdarlarına gönderdiği mektuplar ve sakal-ı şerifler görülmektedir. Yine aynı odada Peygamber Efedimizin her yıl Ramazan Ayında açılan Hırkay-ı Saadetleri ve kılıçları mevcuttur.Şimdide koridorun diğer ucundaki odaya geçiyoruz. Burada diğer peygamberlerin eşyalarını görmek insanı heyecanlandırıyor. Mesela Hz.İbrahim'in çanağı, Hz. Musa'nın asası, Hz.Yusuf'un sarığı gibi. Tarih öncesi dönemlerden bugünlere kadar gelebilen bu eşyalar, bu kişilere çevrelerindeki insanların ne derece muhabbet beslediğini gösteriyor. Bağdat ve Revan Köşkleri: Üçüncü bir kapıdan Topkapı Sarayının dördüncü avlusuna çıkıyoruz. Burada birbirlerinden belli uzaklıklarda köşkler var. Bunlar muhtelif zaman dilimlerinde, belli amaçlar için, Osmanlı Padişahları tarafından inşa edilen yapılar. İşte onlardan şuan bize en yakın olanı Revan Köşkü. 4.Murat'ın Revan seferi galibiyeti anısına yaptırılmış. Biraz ilerde Revan Köşkünden daha büyük ve görkemli olan Bağdat köşküde Bağdatın yeniden fethi sonrasında yine 4.Murat tarafından inşa ettirilmiş.Avluda ilerlerken bukez sultan 3.Ahmet in emriyle yapılan başka bir yapıyla karşılaşıyoruz. Padişah buradan bahcedeki laleleri seyredermiş. Malum, devir lale devri ve o dönemde İstanbul'un birçok yeri gibi sarayda lalelerle süslü. Dördüncü avlunun denize bakan uç kısmına geldiğimizde son derece süslü, mimari olarak Topkapı Sarayının geneline hemen hiç benzemeyen bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu köşkün adıda Mecidiye Köşkü. Topkapı Sarayına yaptırılan son bina olan Mecidiye Köşdü Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirilmiş. Zaten kısa bir süre sonrada Dolmabahce Sarayı yaptırılarak oraya taşınılmış.Dış bahce ve havuzlar: Artık Topkapı Sarayının sarayburnu kıyılarını kaplayan dış surları ile 4.avlu arasındayız. Buralar bahcelerle süslü. Zamanında buralarda spor müsabakalarıda düzenlenirmiş. Hatta sultan 4.Murat, bu müsabakaları seyredebilmek için bahcelere bakan bir duvara taştan bir oturma koltuğu koydurmuş. Bu orijinal koltuğu da bugün burada görebilirsiniz. Bahcelerin aralarıdaki havuzlar ve üzerlerindeki nilüferlerde kesinlikle görmeye değer. Köşkler bölümünde söylediğimiz gibi, Sultan Abdülmecid'in Dolmabahce Sarayını inşa ettirerek oraya taşınması üzerine Topkapı Sarayı bakımsız kalmış ve içinde insan yaşamadığı için hızla eskiyen her bina gibi, yıpranma sürecine girmiştir. Cumhuriyetin kurulmasından birsüre sonra burayla ilgilenilmeye başlanmış ve günümüzde müze haline getirilmiştir. Osmanlı devletinin 400 yıl yönetim binaları ve Osmanlı Devlet erkanının çalışmal mekanları olan, hepsinden önemlisi Osmanlı Padişahının özel yaşantısını da geçirdiği bu mekan kimbilir o dönemlerden bu günlere nelere şahit oldu. Bizler o eski taşların neler anlattığını anlayamasakta değişik emmarelerden anlamlar çıkararak bunları çözmeye çalışmaktayız ve her çıkardığımız mana ile atalarımıza ve onların ibretli örnek hayatlarına biraz daha yaklaşmaktayız. Yazımızı bitirirken sizlere tavsiyem oraları gezerken sanki o dönemin içindeymişcesine gezin ve biraz olsun çabalayın, o olaylar orada acaba nasıl cereyan etti. |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ...:::Dolmabahçe Sarayı:::... | osman_baba | Arkaplan Resimleri | 10 | 19.08.07 18:33 |
| El-HAmra Sarayı | TaRiHmAn | Türk Tarihi | 0 | 27.07.06 23:48 |
| tarihi bir gerçek topkapı sarayından | ÇERKEZOĞLU | Türk Tarihi | 1 | 25.07.06 23:15 |
| Dolmabahçe Sarayı | DeliTürK | Mustafa Kemal Atatürk | 3 | 15.07.06 12:34 |