Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Kültür, Sanat ve Kitap > Edebiyat > Türk Edebiyatı

Duyurular

Türk Edebiyatı Binlerce yıllık ulusumuzun hayallerine usta kalemleriyle tercümanlık etmiş, gerçeklerini usta kalemleriyle tatlı kılmış üstad yazarlarımız ve eserlerinin incelendiği güzel bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #1 (Daim)  
Alt 07.04.08, 21:49
mekselina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 06.01.07
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2.096
Karizma Puanı: 341
mekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond reputemekselina has a reputation beyond repute
Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

MAHALLE KAHVESİ


Yazın bu küçük mahalle kahvesinin bahçesine sık sık gittiğim için, karayelin, tipinin çılgınca savrulduğu akşam, içeriye girdiğim zaman yadırganmadım. Kahve sapa bir yerdeydi. Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı ile üzerinde hâlâ üç dört kuru yaprak sallanan bir asmayı kar öyle işlemişti ki bahar akşamları, yaz geceleri pek sevimli olan bahçenin mora kaçan beyaz bir ışıkla dibinden aydınlık haldeki güzelliğine şöyle bir göz attığım halde, camın kenarına yerleşip de buğuları silince uzun zaman daldım, hem sevdalandım. Bu mor ışık o kadar çabuk koyulaştı ki, kahve daha ışıkları bile yakmamıştı. İnce belli çay bardaklarının en güzelini bırakıp giden kahveci:
-Kışın da güzel değil mi, bahçe? -dedi.
Bahçedeki mavi boyalı kasımpatılarının üzerine birikmiş karları gösterdi.
-Morukların söylenmeyeceğini bilsem, ışıkları daha yakmazdım ya -dedi-, neredeyse homurdanmaya başlarlar.
Kahve, ışıklarını yakınca dışarıdaki karın ışığı söndü. Sekiz kişi ya var, ya yoktu. Küçük kapağının içinden alevler atarak yanan saç sobanın sağ tarafının neredeyse kıpkırmızı kızaracağını biliyor, bekliyor, bekliyordum. Yanımda tavla oynayanlar vardı. Bir zaman onlara daldım. Ara sıra camı silerek alnımı camlara yapıştırıp dışarıyı seyrettim.
Evimden çıkınca ortalığın sessizliğini, bu sessizliğe lapa lapa kar yağdığını görmüş, yürümek hevesine kapılmış; ana caddeleri, arkadaş tesadüflerini, malum kalabalık yolları bırakmış, karın daha tez, daha temiz biriktiği, insanların az geçtiği bir semte gitmek üzere tenha tramvaya atlamış, buraya gelmiştim. Ama ben gelirken yarım saat içinde hava değişmiş, karayel kudurmuş, lapa lapa yağan kar, küçücük küçücük soğuk darı taneleri halinde kaynaşmaya başlamıştı.
Kahveciye:
-Bugünkü gazete var mı? -diye sordum.
Elime bir gazete tutuşturdu. Bir taraftan kafamdaki havadislere dalmaya çalışıyor, öte yandan kahveciyi dinliyordum. Maişet derdi münakaşalarından öte insanlar bir şey konuşmuyorlardı. Bir ara kahvenin kapısı rüzgârla, bir adamla beraber açılıyor, avuçlarını üfleyerek o adam içeriye dalıyor, sobanın önünde karnını, göbeğini, göğsünü, dizini iyice ısıttıktan sonra bir tarafa ilişiyor, ya kendi kendine hülyaya dalıyor, yahut da bir tavla partisinin iki kişilik eğlencesine, oyuncuların itirazlarına rağmen bir üçüncü olarak katılıyordu.
Sedirde oturan ihtiyarların yanına da orta yaşlı, ciddi adamlar gelip oturdu. Benden uzakta idiler. Ne konuştuklarını duyamıyordum, ama yüzlerinde hüzünlü bir şeyler vardı. Uzun uzun susuyorlardı. Artık epey bir zamandır kahveye insan gelmediğini farkettim. Küçücük yuvarlak saat, kahveciden yana dönük olduğu için, saatin kaç olduğunu kestiremiyordum. Epey bir zaman geçti. Birçok insan gitti. Kahveci, nihayet saatini benden yana çevirdi. On buçuktu. Öyle bir uyuşukluk içinde idim ki kalkıp gidemiyordum. Gitmek ister gibi kımıldandığımı sezen kahveci:
-Eviniz yakınsa acele etmeyin -dedi-. Biz, bire kadar açığız. Buradan iyi yer mi bulacaksınız?
-Ya? -dedim-. Bana bir çay daha yap öyleyse... Bir dilim de limon.
Tam bu sırada içeriye birisi girdi. Kaşına, kirpiğine kar dolmuş, üstüne beyaz bir ceket giymişti sanki. Gelen adam sobaya doğru yürüdü. Üstünü başını süpürdü. Bir sandalyeye çöktü. Genç, çok genç bir adamdı. Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz meydana çıktı.
Kahvede o gelmeden evvel konuşmalar oluyorken, o girince herkes susmuştu. Kenarda tavla oynayanlar da tavlalarını şakırtı ile kapatıp çıkıp gittikten sonra bu sükût büsbütün arttı, uzadı.
Genç adama baktım. Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu: İhtiyarlar sakin, ciddi, âdeta haindiler. Kahveci, başını iki eli arasına almış, kahve ocağında oturuyordu. On dakika bir mecliste insanların susması korkunç bir şeydir: Dehşetli bir sükût uzuyordu.
Genç adam ayak ayak üstüne atıyor, sonra ayağını değiştiriyor, bir türlü oturduğu yerde rahat edemiyordu. Belinden yukarısı, imtihan olan bir talebeyi andırıyordu, korkak korkak bakıyor, ayakları ise imtihan heyeti masa altından ayak ayak üstüne attığını göreceklermiş korkusu içinde gibi, bir inip bir kalkıyordu. Ayağının birisine altında kırmızı yamalar sallanan bir lastik artığı geçirmiş, bunu iple de bağlamıştı. Ötekisinde, torik ağzı gibi açılmış, altından hâlâ ızgaraları sallanan bir futbol ayakkabı eskisi vardı.
Kahvede sessizlik uzadıkça uzuyordu. Şaşırmıştım. Neredeyse birinin, ya:
-Şeytan geçti!
Yahut da:
-Kız doğdu!
Diyeceğini bekliyordum. Hepimiz gülüşecektik.
Hâlâ kimse bir şey söylemiyordu. Tekrar gözüm adama ilişti. Yüzünü değil, geniş alnını görüyordum: Kırışıksızdı, manasızdı. Üstünde ceket yoktu. Yalnız siyah çizgili beyaz bir mintan vardı. Kirli beyaz renkli bol bir kazağa bürünmüştü. Kazağın ön zaviyesini bir çengel iğne ile tutturmuştu.
Meraklanmış, şaşırmıştım. Bir hareket bile yapamıyordum.
Bu sırada kahvenin kapısı açıldı. İçeriye bir adam girdi. İhtiyarlara doğru yürüdü:
-Sizi çağırıyor -dedi-. Aklı yerinde ama, sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım. Ara sıra fena dalıyor. Seni istedi Ali Ağa. Seni de Mahmut Çavuş. İstersen sen de gel Hasan. Seni çok severdi.
Orada oturan üç kişi ayağa kalktılar. Soba kenarında oturana en küçük bir göz atmadan, ama ona dik dik bakarmış gibi bir halde geçip gittiler. Sanki gözlerini mahsus ondan çeviriyorlardı. Genç adam, büyük gözlerini açmış, gidenlere yalvarır gibi bakıyordu.
Kahveci yeni gelene bir çay olsun getirmiyordu. Az sonra yerinden kalktı. Önümdeki fincanı kaldırırken:
-Şu zavallıya da, benden bir çay yap -dedim.
Bana, yalnız gözkapaklarını kaldırıp indirerek bir tuhaf baktı. Çay getirmeye gittiğini sandım.
Önümden geçerken çocuk birden ayağa kalktı. Kahvecinin önüne dikilmişti. Kahveci farkında değilmiş gibi yan dönerek uzaklaşırken:
-Babam, değil mi? -dedi-. Ölüyormuş değil mi?
Kahveci susuyordu. Bu hain, kötü, acı bir sükûttu. Sonra sanki buzlar erimiş gibi oldu. Ama cevap yine benim için manasız, çocuk için de acı idi:
-Senin baban değil o.
Genç adam bir şey söylemedi. Bir şeye karar vermiş gibi hızla yürüdü. Kapıyı bir türlü açamıyordu.
Kahveci:
-Sakın eve gideyim deme. Kapıda teyzenin oğlu bekliyor, gebertir seni!
Çocuk düşündü. Bütün kararları uçmuştu. Yüzünde iradesiz hatlar belirdi. Kendisini içeriye iten rüzgârı deler gibi gitti.
Bir zaman bir şey soramadım. Kahvecinin arkası bana dönüktü. Gürültü ile bir şeyler yıkıyordu. Yüzünü benden yana döndürmesini bekledim. Ama bir türlü işini bitiremiyordu. Nihayet döndü.
Ben:
-Nedir bu Allah aşkına? -dedim.
Belindeki önlüğü çıkarmaya uğraşıyor, cevap arıyor gibi, düşünüyordu.
Kapı açıldı. Bir ihtiyarla beraber deminki adam girdi. Daha kapıdan girerken:
-Ruhunu teslim etti -dedi-, öteki savuştu mu?
Kahveci elleri önlüğünün arkadaki bağlarında, donmuş gibiydi. Onu çözeceğine tekrar bağladı. Masama doğru geldi. Sanki bana açıklaması lazımmış gibi:
-Arabacı Kâmil Ağa -dedi-, öldü de... O deminki it, oğlu idi. Kız kardeşini kötü yola sürükledi diye babası reddetmişti.
Sonra öteki adamlara döndü:
-Namussuzum -dedi-, pişmanlığından değil, miras vururum diyedir.
İhtiyarlardan biri, bu söze taraftar olmadığını gösteren bir yüzle:
-Pişman olsa da affedilmez o! -dedi.
Ben dudaklarımın ucuna gelen bir suali nasıl sorduğumu, niçin sorduğumu bilmiyorum. Bu tesiri yapacağını hiç düşünmeden budalaca sordum:
-Kız ne oldu?
Tuhaf bir şey oldu. Birbirlerine bakmadan, halleriyle bakar gibi yaptılar. Ses seda çıkmadı. Deminki sükûtun bir başka türlüsü içine düştük.
Hatta gözlerle değil ama, sükûtta ve sükûtun hareketsizliğinde:
-Bunu niye sordun?
-Ne lüzumu vardı?
Başka soracak şey yok muydu?
-Ne de meraklı imişsin!...
Diyen bir hal vardı.
Kimse cevap vermedi, parayı masanın üzerine bıraktım. Kahveciye baktım. Başı önünde düşünüyordu. Sapsarı idi. Elleri hâlâ önlüğünün bağlarını çözmeye çalışıyordu. Kapıyı açtım. Çekip gittim. Kızın ne olduğunu öğrenemedim ama, onu kahvecinin kötü hayattan çekip aldığını mı anladım nedir?
__________________
Dost dediğin matematiksel olmalı, sevinci çarpmalı, üzüntüyü bölmeli, geçmişi çıkarmalı, yarını toplamalıdır
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (Daim)  
Alt 08.04.08, 10:24
erdinç35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
afacan
 
Üyelik Tarihi: 18.01.08
Şehir: istanbul
Yaş: 36
Mesajlar: 1.479
Blog Başlıkları: 1
Karizma Puanı: 192
erdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond reputeerdinç35 has a reputation beyond repute
erdinç35 - MSN üzeri Mesaj gönder
Ce: Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

ellerine sağlık çok güzel bir hikaye teşekkürler...
__________________

0�dan onunla başlarsın hayata,

1 bakmışsın girivermiş hayatına,
2�de bir düşüverir aklına,
3 günlük dünyada tek zevkindir aslında,
4 dörtlük gecer zamanın onla,
5 vakit namaza yoktur bu bağlılık,
6 üstü bi insan aslında,
7 cihanda yoktur olan onda,
8 köşe olursun konuşurken onunla,
9 doğurursun göremeyip konuşamayınca,
10�u seversin çok SEVERSİN

Hata istemem




Çocuk dedesine sormuş;
- dede, hayat nedir ?
dedesi;
- hayat, ezanLa namaz arasındaki süredir demiş.
Çocuk şaşkın bir şekiLde;
- NasıL yani o kadar kısa mı ?
Dedesi;
- Tabi ki. Yaşamasını biLmezsen, Doğduğunda kuLağına okunan ezanLa, öLdüğünde kıLınan cenaze namazı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (Daim)  
Alt 08.04.08, 16:54
*n-s-r-n* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 29.01.08
Mesajlar: 1.512
Karizma Puanı: 189
*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute*n-s-r-n* has a reputation beyond repute
Ce: Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

teşekkürler harika bir hikaye........
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (Daim)  
Alt 25.08.08, 19:45
Esir-i Derd-i Âşk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tam Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 22.08.08
Yaş: 58
Mesajlar: 226
Blog Başlıkları: 1
Karizma Puanı: 32
Esir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to beholdEsir-i Derd-i Âşk is a splendid one to behold
Ce: Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

bizim sınav sorusuydu bu valla
__________________
Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldık yetiş ey kimsesizler kimsesi
Hoca Ruşeni

Bir gül dedi bülbül güle,gül gülmedi gitti
Gül bülbüle,bülbül güle yar olamdı gitti
Le-âdri

Bende yok sabr u sükun sene vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kere
Nâ-bi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (Daim)  
Alt 26.08.08, 00:34
usuLkaide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
∂α тяσρρσ тємρσ
 
Üyelik Tarihi: 21.10.07
Şehir: İstanbuL
Yaş: 24
Mesajlar: 824
Blog Başlıkları: 2
Karizma Puanı: 125
usuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond reputeusuLkaide has a reputation beyond repute
Ce: Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

kışın soğuğu, kahvenin havası, içeri giren adamın sözleri, sözlerin buz gibi etkisi, kahvedekilerin sözleri duyduktan sonraki hali... bu kadar güzel ve sade anlatılır... bir ara ezberlemiştim hikayeyi dersim dolayısıyla, sonra unuttum..
teşekkürler yeniden hatırlattığın için
__________________




Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (Daim)  
Alt 21.09.08, 15:38
ISİS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 21.09.08
Şehir: KOREA-----SEOUL
Mesajlar: 98
Karizma Puanı: 16
ISİS has a spectacular aura aboutISİS has a spectacular aura about
Ce: Sait Faik Abasıyanık- Mahalle kahvesi

evet çok güzel bende çok beğendim
__________________
ı싯..........:::::::........ISİS...........:::::::: :.......ı싯


fahrenheit sevenler Kulübü


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Kültür, Sanat ve Kitap > Edebiyat > Türk Edebiyatı

Etiketler
abasıyanık, faik, kahvesi, mahalle, sait


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Yazar Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk Kahvesi -*Kuzey*- Resimlerin Dili 6 11.02.08 13:25
Sait Faik Abasıyanık (1906 - 1954) BaHTiYaR Biyografi ve Otobiyografi 0 06.01.07 02:54
Mahalle Kahvesi MUCADELE Edebiyat 0 04.01.07 03:43
Pardus beta2'nin kod adı "Sait Faik" RebelliouS Bilim ve Teknoloji Haberleri 0 22.11.06 20:21


Tüm Zaman GMT +2 Olarak ayarlı. Saat: 04:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Beta 3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0