Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Genel > Konusuz Konular > Söylemek Istediklerim

Duyurular

Söylemek Istediklerim "Aklımda duracağına forumda dursun" dediğiniz, söyleyemezseniz içinizde uhte kalacağına inandığınız envayi çeşit konuya özel bir bölüm. Söyleyin rahatlayın, söyleyin stresten kurtulun, söyleyim sıhhatli bir beyne kavuşun.

Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #11 (Daim)  
Alt 23.08.07, 23:12
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 09.08.06
Şehir: Mekan-ı Vatan
Yaş: 28
Mesajlar: 1.254
Karizma Puanı: 0
lule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond reputelule has a reputation beyond repute
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

angelesdream Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Arkadaşlar yorumlarınız için öncelikle teşekkürler,benim burda anlatmak istediklerim bizi hep hor görmeleri,küçümsemeleri,halbuki bizlerde insanız sonuçta.Bende ayrımı bölücülüğü sevmem.Sevgili a_candan arkadaşım bizim peygamberimiz HZ.Muhammettir ve ayrıca hz.ali aleviliğin başıdır ve dolayısıyla onu çok seviyoruz.HZ.ALİNİN mucizeleri vardır.okumanı tavsiye ederim.İnan bu konu hakkında şimdiye kadar okumadığım kitap kalmamıştır..Sevgili ali babacan arkadaşım söylediklerine katılıyorum fakat tuncelide azınlıktır söylediğiniz domuz eti konusu.Alevininde iyisi kötüsü vardır benim sorunum neden önyargı yapılıyor aleviliğe.Neden müslüman değil gözüyle bakılıyor?Bazı dedeler var dediğiniz gibi birinide tanıyorum öyle hemde cem vakfından okadar kötü ruhlu art niyetli insan.Yüzüne tükürmeye değmez,ama gel görki alevi dedesi.Demeye utanıyorum.Ama diğer dedelerimiz için asla geçerli değildir.Dediğim gibi istisnalar kaydeyi bozmaz!.....
Sevmek çok zor olan şey pek çok insan için, nefret etmekse kolay olan. Bazı insanlar öylesine zavllıki başka insanlara etiketler takıp onları aşalayıp, hor görünce, kendisini yüceltmiş sanıyor. Bir varlık olabilmekten başka bir vasfı olmayan insanlar bahsettiğim. Önce insan olmayı becerebilmek lazım. Ondan sonra müslüman. Zaten insan olmadan da, müslüman olamassın bence. İnsanlar başkalırın hatalarını aşağılayacağına önce kendi hatalarına bakmasını beceremiyor maalesef. Eksik olan tek duygu sevgi. Oysa en kolayı sevebilmek. Yaradılanı severim, yaradandan ötürü diye bir laf var. Bunu unutmamak lazım.
Saygılarımla...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #12 (Daim)  
Alt 24.08.07, 22:16
Ali Babacan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Canavarı
 
Üyelik Tarihi: 18.08.07
Yaş: 41
Mesajlar: 945
Blog Başlıkları: 4
Karizma Puanı: 136
Ali Babacan is a glorious beacon of lightAli Babacan is a glorious beacon of lightAli Babacan is a glorious beacon of lightAli Babacan is a glorious beacon of lightAli Babacan is a glorious beacon of lightAli Babacan is a glorious beacon of light
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

Sonuçta Demokrasi ülkesindeyiz, herkesin kararı kendine.
__________________
İşte Karizma, İşte Başbakan, İşte Güç
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #13 (Daim)  
Alt 27.08.07, 18:39
kurubas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 17.08.07
Şehir: istanbul
Mesajlar: 28
Karizma Puanı: 44
kurubas is on a distinguished road
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

NE BÜYÜK TEVAFUK...! BUGÜN BU KONU İLE İLGİLİ BİR KİTAP OKUDUM.(HOŞGÖRÜ VE SEVGİ) KİTAPTA ŞUNU YAZIYOR Kİ BU TAMDA BU KONU ÜZERİNE,
ÇANAKKALE SAVAŞI ULUSUMUZUN YAŞADIĞI EN ZORLU SAVAŞLARDAN BİRİDİR.AMA BU SAVAŞIN DEĞİŞİK BİR YÖNÜ DAHA VAR.BU YÖNDE ÇANAKKALE DE ŞEHİT OLANLARIN MEZARLARINI İNCELESENİZ HEPSİNİN FARKLI MESHEP YADA KÜLTÜRDEN GELMESİ.HAtta kitabı yazan kişi şunuda belirtiyorki bende katılıyorum; eğer mezarları açsanız alevisi sunnisi çerkezi,kürdü birbirine sarılmaş görürsünüz.BÖYLE BİR TOPLUMU ÇÖKERTMENİN TEK YOLUDA ARAYA BU ÖNEMLİ OLAYLARI UNUTTURACAK ADAVETLER SOKMAK.ÜLKEMİZ BİR,İNANDIĞIMIZ BİR,SOLUDUĞUMUZ HAVA BİR,HİSSETTİKLERİMİZ BİR.....BİR BİR BİR BUKADAR BİRİN ARASINDA GÖNÜLLERİMİZDE BİR...........
__________________
DÖVENE ELSİZ SÖVENE DİLSİZ OLKİ UMMANLAR KADAR HOŞGÖRÜ GELSİN YANINA.....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #14 (Daim)  
Alt 27.08.07, 22:36
angelesdream - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 12.08.07
Mesajlar: 48
Karizma Puanı: 0
angelesdream is infamous around these partsangelesdream is infamous around these partsangelesdream is infamous around these parts
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

çok güzel bir olaya değinmişsin kurubas arkadaşım!Çok dığru araya bazen bunları sürmek gerekir.Ama anlamak istemeyenler gene anlamıyor...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #15 (Daim)  
Alt 30.08.07, 21:55
AFYOK_03 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 30.08.07
Şehir: afyon karahisar
Mesajlar: 18
Karizma Puanı: 42
AFYOK_03 is on a distinguished road
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

Aleviye Kötü Bakana Sende Kötü Bak Böyle şeyleri Takmani Tavsiye Etmiyorum Herkesin Dinide Fikride Herşeyide Kendine .............................................
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #16 (Daim)  
Alt 30.08.07, 21:58
allora_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tam Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 08.05.07
Şehir: kayseri
Mesajlar: 197
Karizma Puanı: 0
allora_38 is infamous around these parts
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

alevilerde artık şunu iyi bilsinlerki AVŞAR lar artık onların en büyük düşmanıdır....bu böle biline..


ha nedir bu avşar diyecek olursanız onlar anlarrr
__________________


KİMSE OGLUNUN BAŞINA BAYKAL YAZMAK İSTEMEZ AMA TAYYİP YAZAR
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #17 (Daim)  
Alt 30.08.07, 22:09
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 30.08.07
Şehir: istanbul
Mesajlar: 2
Karizma Puanı: 0
abdullah sevgi is on a distinguished road
abdullah sevgi - MSN üzeri Mesaj gönder
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

Ali Babacan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sonuçta Demokrasi ülkesindeyiz, herkesin kararı kendine.
biz hic bir inanca ,düşünceye kötü bakmıyoruz 'yaradılanı hoş gör yaratan dan ötürü' bu cografyada her türlü görüş düşünce olacak fakat bunları beraber paylaşacak toplum gerek ...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #18 (Daim)  
Alt 30.08.07, 22:33
BiçaRe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 05.10.06
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 87
Karizma Puanı: 82
BiçaRe is a splendid one to beholdBiçaRe is a splendid one to beholdBiçaRe is a splendid one to beholdBiçaRe is a splendid one to beholdBiçaRe is a splendid one to beholdBiçaRe is a splendid one to behold
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

Sevgili kardeşim...
Herkesin inancına saygı duymak gerekir... Alevi olsun, Sunni olsun...
Dinde zorlama yoktur... Ama bu herkesin inancı kendine demek de değildir...
Bu tür ayrım yapmaktan Allah'a sığınırım...

Yalnız bana Aleviliği tanımlar mısın...
Eğer alevilik Hz. Ali'yi sevip, O'nun yolundan gitmekse bizde aleviyiz...
Hz. Ali'yi canımızdan çok sever... Sözlerine önem veririz...
Ama bakalım siz gerçekten O'nun yolunda mısınız...
__________________
Bir kez gönül yıktınsa kıldıgın namaz degil,
Yetmis iki millet de yüzünü yumaz degil.
Yol odur dogru vara, göz odur Hakkı göre,
Er odur yerde dura, üstten bakan göz degil.




Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #19 (Daim)  
Alt 30.08.07, 23:09
Sezen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
TF|GENERALİ
 
Üyelik Tarihi: 25.09.06
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1.425
Karizma Puanı: 219
Sezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond reputeSezen has a reputation beyond repute
Thumbs up Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

angelesdream Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Arkadaşlar alevilerde insan değilmi.Bazı insanlar hor görüyor ve çirkin sözler sarfediyor.Çok üzülüyorum.Ayrımcılık yapmam yapanıda sevmem.Bu kin bu nefret nedir?Sadece fikirlerinizi merak ediyorum!...Aleviliği yok bilmek hz.ALİ yi yok saymaktır zaten!hz. Alinin mucizeeri nekadar güzel nekadar görkemli insanın ruhuna işliyor!Peygamber olarak görmüyorum tabi ama aleviliğin başıdır hz. Ali.peygamberimiz hz. MUHAMMETTİR...fİKİRlerinizi bekliyorum.Hertürlü görüşe açığım,ama öncelikle İnsan olduğumuzu unutmayalım!...
Arkadaşım aşağıda verdiğim linkte,alevilik hakkında geniş bir tartışma,artısı ve eksileri ile yapıldı,belki aradığın cevabı buradan bulabilirsin....
Bkz:
[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]
__________________


Sen
Seni özleyenin
Özleminden habersiz
Özlemle
Özlenmektesin
Sen var ya
Sen
Özlemlerin
İçinde
En çok
Özlenensin...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
  #20 (Daim)  
Alt 31.08.07, 00:37
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 17.11.06
Yaş: 36
Mesajlar: 78
Karizma Puanı: 76
can_97 has a reputation beyond repute
Ce: Aleviliğe niye kötü bakıyorsunuz??

öncelikle herkesin dini görüs ve yasayisina saygimi belirterek fikirleimi yazmaya calisacagim.kuranda bir ayette rabbim buyuruyor;o kendi kendini bölük bölük edenler senden degil sende onlardan degilsin diyor sevgili peygamberimize hitaben.birtek Allahi son kitabi kuran ve peygamberimiz hz muhammed olan din islamdir.rabbim hesap gününde islamdan baska din kabul etmeyecegini bildiriyor.Rabbim hesap gününden bahsederken;biz diyor bütünmilletleri toplayip baslarinada peygamberlerini getirip hesap soracagiz diyor,ama hz ali den bahsetmiyor.hz ali peygamberimizin damadidir ve islam icin beraber savasmislar ve hz ali peygamberimizin sünnetine görö yasamis onunla namaz kilmis oruc tutmustur.

Hz.Muhammed hicret edeceği o gece, Hz.Ali’yi çağırdı ve “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke’den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sende benim yatağıma yatacaksın, ne dersin?” buyurmuşlardı. Hz.Ali bu haberi canına minnet bilmiş, şükür secdesine kapanarak kabul etmiştir.

Bu olay münâsebetiyle, Kur’ân-ı Kerîm’in Bakara Sûresi’nin:

İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah rızâsına nâil olmak için canını satar ve Allah, kullarını pek esirgeyendir.” meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur. Hicret’in 8. yılı, Ramazan ayında Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka’be-i Muazzama’nın çevresindeki putları kırdılar; içerisine girip oradaki putları da yerlerinden sökerek dışarıya attılar.

Yüksekteki putların kırılması için Hz.Muhammed, Hz.Ali’ye “Yâ Ali! Omuzlarıma bas çık, şunları indir, kır” diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed’in omuzlarına basıp putları indirdi. O vakitteki hallerini anlatırken;

“Bana öyle geldi ki, dileseydim göğe ulaşabilirdim” buyurmuşlardır
Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere’ye Hicret’lerinden sonra; “Ansar (Yardım edenler)” denilen Medineli Müslümanlarla, “Muhacirun (Göçmenler)” diye anılan ve Mekke’den göç eden Müslümanları, birbirleriyle daha da kaynaştırmak için kardeş ettiler. Kardeşlik töreni bitince, tek kalan yalnız Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.
Hz.Ali:
“Yâ Resûlullah! Ashâbını birbirine kardeş ettin; beni ise yalnız bıraktın” dedi.
Hz.Resûl:
“Yâ Ali! Sen; Mûsâ’ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeşimsin, âhirette de” buyurmuşlardır.HZ. ALİ'NİN HALİFELİK DÖNEMİ
Hz.Ali, Hz.Muhammed’in ebedî âleme göçüşünden 25 yıl sonra, halîfelik makamının başına geçmiştir. Hz.Ali’nin halîfelik dönemi 5 yıldır. (Hicret’in 35-40. yılı)

Üçüncü halîfe Osman’ın katledilmesinden sonra, halîfelik makamı yedi gün boş kaldı. Bunun üzerine Hz.Ali’ye başvuruldu; herkes Hz.Ali’ye bey’at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâkın, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi. Din ve adâlet; artık bir örtü, bir sığınak olmuştu. Boy gayreti, dünya serveti, yürekleri artıran gözleri ışıklandıran iki mihraktı. Dünya değişmemişti, fakat dünyadakiler değişmişti.

Hz.Ali:
“Size emir olmaya ihtiyacım yok, kimi isterseniz ona bey’at edin, ben de râzı olurum” ve “Bırakın beni, benden başka birini arayın, bulun; çünkü görüyorum ben; bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, akıllar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu. Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağım. Beni bırakırsanız, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsanız onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır sizin için” diyordu.

Sahâbe, Hz.Ali’ye bey’at etmekte ısrar ediyordu. Talha ile Zübeyr de aralarındaydı, diyorlardı ki;

“İnsanlara mutlaka bir imâm lâzım; senden başkasına râzı değiliz biz; İslâm’da en öndesin; Resûlullah’a yakınlıkta senden ileri yok; bu işte senden başka kimsenin hakkı olamaz.”

Evet, hak sahibine gelmişti; Hakkı kabûl edenler vardı; nitekim sonra, Hz.Ali’nin yolunda, Hak yolunda canlarını fedâ ettiler. Fakat Hz.Ali ileriyi görüyordu; ona çekilmek üzere bilenmiş kılıçlar, ona atılmak için hazırlanmış oklar, kınlarından çekilmek, yaylarında gerilmek üzereydi. Ancak başka çare yoktu; Müslümanları da dağınık bırakamazdı.

Hz.Ali’ye bey’at edildikten sonra, Mâlik’ül-Eşter ayağa kalkmış yüksek bir sesle;

“Ey insanlar” demişti; “Bu vasîlerin vasîsi, Peygamberlere ait bilgilerin vârisi, pek büyük şeylerle sınanmış, zahmet ve meşakketlere katlanmış bir zâttır. Tanrı kitabı, îmanına şehâdet eder, Tanrı elçisi, râzılık cennetiyle onu müjdeler. Üstünlükler, onda olgunlaşmış, toplanmıştır. İlk Müslüman oluşunda ve bilgisinde, sonra gelenlerin de bir şüphesi yoktur, evvel gelenlerin de.”

Bey’at tamam olduktan sonra Hz.Ali, kalkıp Tanrı’yı övmüş ve şu hutbeyi okumuştur:

“Gerçekten ulu ve üstün Allah, doğru yolu gösteren bir kitap indirmiştir; o kitapta hayrı, şerri apaçık bildirmiştir. Hayrı yapan şerri bıraksın. Noksan sıfatlardan arı olan Allah’ın farzlarını yerine getirin de, cennete müstahak olun. Şüphe yok ki Allah, haram olan şeyleri, kötü olduğundan haram etmiş, bu sûretle bütün Müslümanlara, bir üstünlük vermiş, Müslümanların haklarını; doğru özlü, doğru sözlü olmak ve Allah’ı bir bilmekle kuvvetlendirmiştir. Bil ki Müslüman; elinden, dilinden diğer Müslümanların emin oldukları kişidir.”Hz.Ali’ye Karşı ilk Fitne Başlıyor
Hz.Ali, halîfe olur olmaz Muâviye’yi Şam Vâliliğinden azletti. Sonra da diğer şehirlerin Vâlilerini değiştirdi. Hz.Ali’nin devlet hazinesini halka eşit olarak dağıttırması, bazılarına en ağır gelen bir işti.

Bunlardan birisi; “Ey mü’minler emîri”dedi. “Bu, dün benim kölemdi, bugün onu âzâd ettim; ona ne verdiysen bana da onu verdin” demişti.

Hz.Ali; “Evet” buyurdu; “Sana ne kadar verdiysem, ona da o kadar verdim.”

Talha, Zübeyr, Abdullah ve Mervan’la Kureyş’ten bazı kimseler de buna râzı olmadılar. Bunlardan birisi;“Önceki halîfenin verdiği gibi vermezsen, seni bırakır, Şam’a gider, Muâviye’ye katılırız” dedi.

Talha, Zübeyr ve Abdullah da memurlara;“Bunu siz mi yapıyorsunuz, mü’minler emîri mi?” diye sordular. Memurlar; “Biz” dediler; “Onun emri olmadan bir şey yapamayız ki” cevâbını aldılar. Bunun üzerine Hz.Ali’yi aradılar ve aralarında şu konuşma geçti.

Talha, Zübeyr, Abdullah üçü birlikte:

“Bizim, Hz.Resûlullah’a yakınlığımız var; İslâm’ı ilk kabul edenlerdeniz; savaşlarda bulunduk. Senden önceki iki halîfe böyle vermezdi, bizleri üstün tutardı; sen ise bizi herkesle bir tutuyorsun.”

Hz.Ali:
“-Benden önce mi Müslüman oldunuz?”

“-Hayır; sen ilk Müslümansın; ancak Resûlullah’ın boyundanız, ona yakınlığımız var.”

“-Benden daha mı yakınsınız?”

“-Hâşâ, Onun senden daha yakını yok. Fakat ona uyduk, müşriklerle savaştık.”

“-Benim kadar mı savaştınız?”

“-Hâşâ, senin gibi savaşan yoktur.”

“-Andolsun Allah’a, benimle işçimin arasında bile bir fark gözetmem ben” buyurdular.

Ertesi gün üçü birlikte, paylarına düşen parayı almadılar. Hz.Ali’yi kınamaya koyuldular.

Bu sırada Şam’da Vâli olarak bulunan Muâviye, üçüncü halîfenin kanlı gömleğini mihrâba astırmış onun altında oturuyor ve eşinin kesilmiş parmaklarını Şamlılara gösteriyor; gözlerinden yaş çıkmadan hıçkırıyor, işin aslını bilmeyen Şamlıları ağlatıyor, Hz.Ali’den öc almaya yeminler ettiriyordu. Böylece yeni bir “Devr-i cehâlet” başlıyordu.HALİFELİK DÖNEMİNDE YAPILAN SAVAŞLAR

Cemel Savaşı
Hicret’in 36. yılında Cemel savaşı yapıldı. Hz.Ali, bu savaşta bizzat savaşa girmiş, saflar yarmış, erler öldürmüştü. Savaştan sonra tellâllar çıkarmış;

“Kaçanların ardına düşülmemesini, evlere girilmemesini, kimsenin silahına, elbisesine, malına dokunulmamasını, silahını bırakanın, evine kapananın amânda olduğunu” bildirmişti.

Bu savaşta onbin kişi ölmüştü. Hz.Ali savaştan sonra genel af ilân etti. Bu savaştan sonra Basra’lılar, kendisine bey’at ettiler.

Sıffıyn Savaşı
Cemel savaşından sonra Hz.Ali, Hicret’in 36. yılında Kûfe’ye hareket ettiler. Oraya varınca bir eve konuk oldular. Biraz dinlendikten sonra mescide varıp, orada toplanan Kûfe halkına minberde; “Allah’a hamd-ü senâ, Resûlullah’a ve soyuna salât-ü selâmdan” sonra şu hutbeyi okudular:

“Ey Kûfeliler, gerçekten de Müslümanlıkta üstünlüğünüz var; onu değiştirmediniz, bozmadınız. Sizi gerçeğe çağırdım, geldiniz; kötü işleri bırakıp iyiliğe koştunuz. Ancak hevâ ve hevesinize kapılmanızdan, elde edilmesi güç isteklere kapılmanızdan korkuyorum. Hevâ ve hevese kapılmak, insanı gerçekten saptırır, olmayacak isteklere kapılmak adama âhireti unutturur. Bilin ki dünya, gittikçe elden çıkmaktadır; âhiret geldikçe yaklaşıp çatmaktadır. Her ikisinin de evlâdı var; siz âhiret evlâdı olun.

Bugün iyi işlerde bulunmaya fırsat var; sorgu-suâl yok. Yarın ise sorgu-suâl var; iyi işlerde bulunmaya fırsat yok. Hamdolsun Allah’a ki dostuna yardım etti; düşmanını alt etti. Gerçeğe yardım edenleri yüceltti, sözünden dönenleri alçalttı.
Allah’tan çekinin; Peygamberinizin «Ehl-i Beyt’in»den olup, Allah’a itaât edenlere itaât edin. Onlar Allah’a itaât ettikçe, itaât edilmeye herkesten fazla lâyıktır. Oysa ki halkın bir kısmı, şerefimizle şeref bulduğu halde emrimize karşı durdular, cezalarını da gördüler; daha da görecekler. İçinizden bana yardımdan çekinenlerin, sözlerini tutmayın; onlarla görüşmeyin, görüşürseniz gerçeğe çağırın onları da, Allah bölüğüne uysunlar.”

Hz.Ali, Kûfe’ye yerleşince Muâviye’ye mektuplar yazdı; elçiler gönderdi, bey’at etmesini, Müslümanlar arasına nifak sokmamasını istedi, elinden geleni yaptı.

Fakat Arap İmparatorluğu sevdasına düşmüş olan, gözünü saltanat hırsı bürümüş, gönlünü Hâşimilere düşmanlık kini kaplamış bulunan Muâviye’ye hiçbir tesiri olmadı.Üveys’ül-Karanî’nin Hz.Ali’ye Bey’atı ve Şehit Oluşu
İbn-i Abbâs diyor ki:
Hz.Ali, Sıffıyn savaşında;“Bana bugün, ölüm üzerine bey’at etmek üzere Kûfe tarafından şu kadar kişi gelecek” buyurdular. Onlar gelmeye, ben de saymaya başladım. Buyurdukları sayıdan bir kişi eksik çıktı. Ben düşünceye dalmıştım ki; aba giymiş, uzun boylu, güler yüzlü, elinde bir kılıç, başında keçeden bir külâh bulunan heybetli biri geldi.

Hz.Ali’ye selâm verip, “Elini uzat, bey’at edeyim” dedi. Hz.Ali; “Ne üzerine bey’at edeceksin” diye sordular. “Emrini dinlemek, sana itâat etmek, şehit oluncaya, yahut Allah seni üst edinceye kadar savaşmak üzere” dedi.

“Adın ne?” dediler; “Üveys” dedi. “Üveys’ül-Karanî sen misin?” diye sordular.

“Evet”dedi.

Hz.Ali; “Allahu Ekber” buyurdular:

“Habibim Resûlullah’tan işittim; Ümmetinden Üveys’ül-Karanî adlı birine ulaşacağımı, onun Allah’ın ve Resûl’ünün bölüğünden olduğunu, benim önümde şehit olacağını, Rabîa Mudar boylarına mensûb olanlar kadar çok kişinin, onun şefâatıyla cennete gireceğini bana bildirdiler.”

Bu sıradaydı ki, Muâviye ordusundan deveye binmiş biri, Hz.Ali’nin ordusuna yaklaşıp; “Üveys sizin aranızda mı?” diye bağırdı. “Evet” dediler. “Resûlullah’tan duydum; «Üveys’ül-Karanî, tâbilerin en hayırlısıdır» buyurmuştu” deyip geldi ve Hz.Ali’ye tâbi oldu.

Sonra Üveys’ül-Karanî bir ip istedi, verdiler; o iple sıkıca belini bağladı; meydana çıktı, savaştı, şehit olup Rabbine ulaştı…

Ondan sonra meydana çıkan Ammâr, doksan yaşını aşmış bir ihtiyardı. Ammâr, Hz.Peygamber’in vefâtından sonra, Hz.Ali’ye uyan dört kişiden biriydi. Ammâr, Bedir savaşında da bulunmuş ve sahâbedendi.

Ammâr; “Bugün, bu savaştan üstün bir ibâdet bulsaydım onunla meşgul olurdum” diyordu.

Ammâr bu arada hem düşmana hücum etmekte, hem de;

“Rabbim uludur, gerçektir, gerçeği söylemiştir. Rabbim sen benim şehit olmamı yakınlaştır; şehit olarak ölmeyi çok isterim ben, çok severim ben” demekte ve “Nerde Rabbinin râzılığını dileyen? Nerde malından oğlundan geçip, Allah râzılığını isteyen? Cennete, cennete” diye halkı savaşa teşvik ediyordu.

Savaşırken Utbe oğlu Hâşim’e rastladı; “Hadi Hâşim, anam babam fedâ olsun sana; hadi, hücum et düşmana” dedi.

Sonunda Ammâr savaş meydanında savaşırken bir fırsatını bulup onu yaraladılar, yere düştü. İbn-i Cevn, mübarek başını kesip Muâviye’ye götürdü. Amr oradaydı, o bile dayanamadı, çünkü Hz.Peygamber’den; “Ammâr’ı öldüreni cehennemle müjdelerim” hadîsini duymuştu ve “Öldürenlere cehennemle müjde olsun” dedi.

Muâviye:

“Onu biz öldürmedik ki” dedi; “Onu buraya getiren Ali öldürdü.”

Bu sözü duyan Hz.Ali;

“O halde” buyurmuştu; “Hz.Hamza’yı da Uhud savaşına götüren Hz.Muhammed, hâşâ öldürdü.”

Ammâr’ın şehâdeti gerçeği meydana çıkarmıştı; Muâviye ve kendisine uyanlar isyâncılardı. Bu yaşanılan olaylar üzerine Hz.Ali taraftarlarının mânevî kuvveti arttı, karşısındakiler de şaşkına döndüler.Kur’ân-ı Kerîm’in Yaprakları Mızraklara Takılıyor
Savaş tam kazanılmak üzere idi. Bu sırada Muâviye şaşkın bir halde Amr’a:

“Ne yapacağız?” dedi.

Amr:

“Senin adamların, onun adamlarına dayanamaz; sen de ona denk değilsin. O Allah için savaşıyor sen ise bambaşka bir maksatla dövüşüyorsun. Onları Allah kitabına çağır; bu kitap aramızda hükmetsin de; Kur’ân’ları mızraklara bağlat. Ali ordusuna uzatsınlar; ey Iraklılar, Allah için dullara, yetimlere acıyın; bu aramızdaki Allah kitabı diye bağırsınlar; umarım ki ordusunda fikir ayrılığı çıkar” dedi.

Muâviye hemen emretti, denileni yaptılar. Hz.Ali’nin ordusunda bir gürültüdür koptu. “Allah’ın kitabına kılıç çekemeyiz” diyenlerin sesleri yükselmişti. Hatta ilerde savaşan Mâlik’ül-Eşter’i çağırmasında Hz.Ali’ye ısrar edenler; “Çağırmazsan seni düşmanına teslim ederiz” diyenler oldu.

Hz.Ali, Mâlik’ül-Eşter’e haber gönderdi. Mâlik’ül-Eşter gelince; onlara acı sözler söyledi. Fakat iş işten geçmişti artık; kara taassup haksızlığa, zulme eş olmuştu; iki kara kuvvet el ele vermişti.

Bu sırada Muâviye’den, Hz.Ali’ye bir mektup geldi.

Muâviye diyordu ki:

“Bu iş sürdü gitti, bunca kan döküldü, bundan sonra olacaklar, olanlardan da korkunç görünmede. Sen de kendini haklı görüyorsun, ben de kendimi haklı görüyorum. Bu işi Allah’ın hükmüne bırakalım. Sen bir hakem tayin et, ben de bir hakem tayin edeyim; bunlar Allah kitabına göre aramızda hükmetsinler.”

Hz.Ali, bu mektuba verdiği cevapta:

“Ben, senin ne olduğunu bilirim, maksadın Allah kitabına uymak değildir; fakat sana değil, Allah'ın kitabına onun hükmüne uyuyorum” diyordu.

Bu sıralarda sonradan Hâricî olan Kays oğlu Eş’as, Muâviye’nin yanına gitti, onunla görüştü; maksadını anladı. Eş’as ve sonradan Hz.Ali aleyhine dönenler; “Ebû Mûsâ’l-Eş’ari’yi hakem yaptık” dediler. Hz.Ali ise, Abbâsoğlu Abdullah’ın hakemliğini istiyordu; bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Hz.Ali; “Eşter’i gönderelim” buyurdu. Eş’as, “Zaten bizi o ateşe attı” dedi ve Hz.Ali ne dediyse kabul etmediler.

Bunun üzerine Hz.Ali;

“Benim, beni dinlemeyenlere hükmüm yok” buyurdu.

Bütün bu olaylardan da anlaşılacağı gibi, Hz.Ali’nin yanında savaşta bulunan topluluktaki insanlar, dört bölüktü.

Birinci bölük: Can gözleri açık, ihlâsları tam, inançları sarsılmaz, sözleri özleriyle bir, onun derecesini ve hakkını adam akıllı bilen ve onun için can vermeyi canlarına minnet sayan kişilerdi. Fakat bunlar azdı. Eşter bunların başındaydı.

İkinci bölük:
Yürekten ona bağlı olan, fakat hileye kanan, yaşayışa bağlanan, ölümden korkan bölüktü.



Üçüncü bölük: Yüreklerinde ona karşı ihlâs ve sevgi taşımayan, yalnız kalabalığa katılan, hileye kapılan kısımdı. Hâfızlar bu kısımdandı. Onlar Kur’ân okuyorlar, fakat hükmünü tutmuyorlar, bilmiyorlardı. İbâdet ediyorlardı, fakat yürekleri kararmıştı, maksatları gösterişti. Bu bölükteki insanlar, yalnız Hz.Ali’nin zamanında değil, her zamanda Müslümanlığa ve insanlığa en büyük kötülükleri yapan tayfa olmuşlardır.

Dördüncü bölük:
Eş’as ve onun gibi olanlar, yani münâfıklardı. Bunlar Hz.Ali’ye zorla uymuşlardı. İçlerinde ise Hz.Ali’ye karşı büyük bir kinleri vardı.
Sıffıyn savaşı yedi-sekiz gün, gece-gündüz sürmüştü. Bu savaşa katılan Hz.Ali’nin ordusu doksan bin, Muâviye’nin ordusu ise seksenbeş bin kişiydi. Savaş sonucunda Hz.Ali’nin ordusundan yirmibeş bin er şehit olmuştu. Muâviye’nin ordusundan ise kırkbeş bin kişi öldürülmüştü. Bu savaşta Hz.Ali’nin bayrağı kırmızı, Muâviye’nin bayrağı siyah renkteydi.
Hakemler Olayı
Hakemler Hicret’in 37. yılı Şaban ayında, Dûmet’ül-Cündül’de bir araya geldiler. Hz.Ali tarafının hakemi olan Ebû Mûsâ, oraya dörtyüz kişiyle gelmişti. Muâviye tarafının hakemi olan Amr’da dörtyüz kişiyle gelmişti. Ve görüşmeye başladılar.

Ebû Mûsâ, Amr’a:

“Bu ümmetin arasını bulmak istiyorsak” dedi. “Ömer’in oğlu Abdullah’ı halîfe yapalım; o hiçbir fitneye karışmadı.”

Amr:

“Sende biliyorsun” dedi. “Osman zulümle öldürüldü; onun velisi olan Muâviye kanını istemekte; bu bakımdan hilâfete en lâyık olan o.”

Ebû Mûsâ, Abdullah’ın halîfe olmasında ısrar etti.

Amr:

“Öyleyse benim oğlum Abdullah’ı halîfe yapalım” dedi.

Ebû Mûsâ:

“Oğlun gerçekten de dürüst bir adam; fakat sen tuttun onu, fitnenin ta içine attın. Bu işin çıkar yolu Ali’yi de, Muâviye’yi de halîfelikten azledelim. Müslümanlar danışsınlar, görüşsünler, kimi isterlerse tayin etsinler” dedi.

Amr:“Tamam” dedi. “Re’y dediğin de budur işte.”

Mescide gittiler. Amr:

“Sen Müslümanlıkta benden üstünsün; önce sen minbere çık” dedi.

Ebû Mûsâ, minbere çıktı. Halka:

“Biz” dedi. “Bu işe çıkar yol olarak Ali’yi de, Muâviye’yi de halîfelikten azletmeyi uygun bulduk. Ben Ali’yi de, Muâviye’yi de azlettim. Siz kimi isterseniz halîfe yapın.”

Ebû Mûsâ minberden inince, Amr çıktı ve halka dedi ki:

“Ebû Mûsâ’nın sözlerini duydunuz; O, kendisini hakem tayin eden Ali’yi halîfelikten azletti, ben de Ali’yi azlettim. Beni hakemliğe tayin eden Muâviye, Osman’ın velisidir; onun kanını istemektedir. Halk içinde onun yerine geçmeye en lâyık olan kişi Muâviye’dir. Muâviye’yi halîfeliğe tayin ettim.”

Ebû Mûsâ, bu sözleri duyunca:

“Ne yaptın sen” dedi. “Allah sana başarı vermesin, beni aldattın; sen bir köpek gibisin.”

Amr, bu sözlere şöyle karşılık verdi:“Sen de kitaplar yüklenmiş bir eşek gibisin.”

Bu olay karşısında halk birbirine karıştı; Ebû Mûsâ’ya lânet edenler oldu.

İbn-i Abbas:

“Ona değil” dedi. “Onun hakem olmasında ısrar edenlere lânet etmek gerek.”
Hâricîler Olayı
“Hüküm ancak Allah’ın” diyorlardı.

Hz.Ali, bu sözü duyunca;

“Doğru söz, ama o sözle bâtıl murâd edilmede” buyurmuştu.

Hâricîler, Kûfe civarında toplanmışlardı. Hz.Ali, Hâricîlere nasihat etmesi için önce Abbasoğlu Abdullah’ı göndermişler ve sonra da kendisi de giderek onlara öğütler vermişlerdi. Bunun üzerine bir kısmı hatasını anladı ve Hz.Ali’ye katıldı. Bir kısmı ise; “Hakemi kabul etmekte biz yanlış hareket ettik; suç işledik, tövbe ettik; sen de tövbe edersen ne âlâ; etmezsen seninle savaşırız” diyordu. Diğer bir kısmı ise “Müslümanlara da insanlara da ancak Allah hükmeder” diyor, başka bir emirin bulunmasını istemiyordu.

Hâricîler, Kûfe’ye yakın Nehrevan’da toplanmışlardı. Oradan bir Müslüman geçerse öldürüyorlar, bir Mûsevî yahut Hıristiyan geçerse dokunmuyorlardı. Çünkü onlarca; “Müslüman olmayanlar, vergi vermekle amân altına girmişlerdi; Müslümanlar ise Müslümanlıktan çıkmışlardı.”

Hâricîler, kendilerinden başkalarını Müslüman saymıyorlardı. Ebû Bekir’le Ömer’i seviyorlar, Osman’ı son olaylara, Hz.Ali’yi de hakemi kabûlüne kadar tanıyorlardı. Oysa ki Sıffıyn’de; Hz.Ali’yi hakem tayinine, Muâviye’nin isteğini kabule, zorlayanlar bunlardı.

Bütün bu olaylar olurken Muâviye, Osman’ın kanını bahane ederek, Hz.Ali aleyhine her türlü fitne ateşini alevlendiriyordu. Dahlâk adlı biri Kûfe civarına kadar geldi; Muâviye’nin emriyle oraları yağma etti, yolda hacıların neleri varsa zaptetti, bazılarını öldürdü.

Bu olaylar üzerine Hz.Ali, tekrar Muâviye’nin üstüne gitmeden Hâricîleri tenkil etmek lüzumunu duydu. Onlara adam gönderdi, öğütler verdi ve gönderdiği adamlarından biri Nehrevan’da bir yere Hz.Ali’nin vermiş olduğu bayrağı dikti. “Bu amân bayrağıdır; altına gelen, Medine’ye giden, Küfe’ye dönen amândadır” diye bağırttı. Bayrak, Hâricîlerin mânevî kuvvetlerinin kırılmasına sebep oldu. Dağılan dağıldı; dört bin kişiydiler, iki bin sekiz yüz kişiye indiler. Ve sonunda; “Gericiliğin, bilgisizliğin mücessem örnekleri olan bu Hâricîler grubu”, Hz.Ali’nin kılıçları altında kaldılar. Yapılan bu savaşta Hz.Ali tarafından da 9 kişi şehit olmuştu. Savaş ikindiden gün batıncaya kadar sürmüştü. Hz.Ali, Hâricîler’den dört yüz yaralıyı Kûfe’ye gönderip, bunlara yaraları iyileşinceye kadar bakmalarını, sonra bırakmalarını emretti.

Bu sırada Muâviye’nin emriyle gönderdiği adamlar, zulümlerini her tarafta gösteriyorlar ve geçtikleri köyleri, kasabaları yakıp yıkıyorlar, mallarını yağma ediyorlar, nerede Ali taraftarı bulursa öldürüyorlardı. Bunlardan birisi de Muâviye’nin emriyle gönderdiği Büsra bin Ertat tarafından, Yemen’e yapılmıştır. Bu adam gönlünde acımak duygusunu taşımayan birisiydi. Bu kişi Yemen’de, Medine’de, Mekke’de çok ev yıkıp yakıp, nerede Ali taraftarı bulursa, Muâviye’nin emriyle öldürmüştü.

“Ehl-i Beyt” ve Hz.Ali düşmanı olan Muâviye; Hicaz’da, Yemen’de tam otuz bin kişiyi “Ali dostu”, “Muhammed-i Âl-i’nin, «Ehl-i Beyt’i»nin dostu” diye öldürtmüştü.

Hz.Ali ile “Ehl-i Beyt’e”, bu kadar düşman olan Mûaviye hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse:

“Muâviye’nin yaptıkları olayları tarih kitaplarından okuyup görüyoruz ki, sonradan halîfeliğini ilan eden Şam Vâlisi Muâviye; akıllı, zeki, ama hilekâr, düzenbaz ve kurnaz bir adamdı.

Muâviye, düşmanlarını elde etmek için her türlü araca baş vuruyor ve tatlı dili, para siyâseti, memuriyet vaadi ile düşmanlarını elde etmeyi başaramayınca; onları öldürtmekten, hatta zehirletmekten hiç kaçınmaz biriydi. Diri diri toprağa gömdürmekten hiç çekinmezdi. Onun devrinde ve ondan sonra özellikle 80 yılı aşkın zaman içinde, Emevi halîfelerinin saltanatlarında hep böyle olmuştur.

Yalnız özel meclislerde değil; camilerde, mescidlerde bile özellikle Cuma namazlarından önce hutbelerde, cemâati müslimin karşısında; başta Hz.Ali olmak üzere Hz.Peygamber’in bütün sülâlesi aleyhinde küfürler ediyor ve ettiriyordu. İtiraz edenleri kılıçtan geçiriyordu. Hz.Ali’yi sevenlerin büyük bir kısmı camilerden bu yüzden uzaklaşmak zorunda kaldılar.”

Halbuki Hz.Peygamber efendimiz:

“Her kim Ali’ye küfrederse bana küfretmiş olur, bana küfreden Allah’a küfretmiş olur” buyurmuşlar, “Bu işi yapanın şirk ehli olacağını” bildirmişlerdi.
Muâviye’nin yaptıkları; küfür, zındıklık, dinsizlikten başka bir şey değildi. Ne yazık ki bazı kişiler Muâviye’ye; “Müctehid süsü vermişler ve cinayetlerine ictihâd etti” demişlerdir. Hiç şüphe yok ki bunları yazanlar tarafsız değillerdi. Bugün aklı başında, okumuş ve tarihi anlamış bir Türk, bir Müslüman hiç şüphesiz ki, onun “Ehl-i Beyt’e” yaptıkları zûlümlerinden dolayı lânet eder.

Çünkü Allah, zalime lânet hakkında Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetler de şöyle buyuruyor:

Allah’a kendiliğinden yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzûruna getirilirler, şahitler «Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler. Haberiniz olsun ki Allah’ın lâneti zalimlerin üzerindedir.” (Hûd 18. âyet)

İnandıktan, Peygamber’in gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de açık hüccet geldikten sonra kâfir olanları Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zalim ve kâfirleri hidâyete erdirmez.” (Âli İmrân 86.âyet)

İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların lânetleri üzerlerine olmaktır.” (Âli İmrân 87.âyet)

Ne yazık ki, rakibini ezmek için; yazılı fikirlerini, yalan düşüncelerini öne sürerek milleti aldatanlar her zaman olmuştur.HZ. ALİ'NİN ŞEHADETİ
Hicret’in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü.

Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin şehâdet sebebini şöyle anlatır:

Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;

“Halkın kurtulması için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Âsoğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.

Mülcemoğlu Hz.Ali’yi, Haccâc Muâviye’yi, Amr da Âsoğlu Amr’ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah namazında işlerini başaracaklardı.
İbn-i Mülcem Kûfe’ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu.

Kuttame adındaki kadın:

“Benim mehrim pek ağır” dedi. “Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam ben” demişti.

Mülcemoğlu:

“İlk iki şartı kabul ederim” dedi; “Fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim.”

Kadının; babası ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi. “İmkânı yok” dedi. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yardımcı bulurum.” dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’ı tanıştırdı; bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdi.Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali’ye bey’at edilirken, bey’at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve şu iki beyiti okumuşlardı:

“Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan.
Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.”

Hz.Ali, zaten yaşamaktan bıkmıştı. “Allah’ım, sen beni bunlardan hayırlısıyla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et” diye duâ etmişti.

Hz.Ali, bir gece Hz.İmâm Hüseyin’in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kalıyor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor; “Allah’ıma boş karınla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence” diyordu.

Ramazan ayının 18. günü, Hz.Ali evden çıkarken Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalarıyla eteğini tutmuşlardı.
Hz.Ali, onları kovalayanlara; “Bırakın” buyurmuştu; “Onlar ağlayanlardır; seher çağında da kader, yerini bulur.”

Hz.Ali; “O gece Hz.Resûlullah’ı rûyada gördüğünü” de bildirmiş, şehâdete tam hazırlanmıştı.Mescide giren Hz.Ali:

“Namaz, namaz” diye uyuyanları uyandırmağa başlamıştı ki; Şebib bir kılıç salladı; fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu:

“Yâ Ali! Hüküm ancak Allah’ındır” diye bağırarak Hz.Ali’nin mübarek başlarına bir kılıç vurdu. Kılıç, Hendek savaşında Amr’ın yaraladığı yere geldi; imâme yarılmış, kılıç mübarek başlarına gömülmüştü.

Yere düşmüştü Hz.Ali; “Andolsun Kâ’be’nin Rabbine” buyurmuştu. “Kurtuldum” dedi.

Suikastçılar kaçıyorlardı; kaçarken de bağırıyorlardı:

“Emîr’ül-mü’minin şehit edildi!...”

Şebib’i birisi yakaladı, kılıcını elinden aldı; fakat o, atik davrandı, kurtulup evine sığındı. Sesi duyan halk birbirine karışmıştı. Şebib’in amcasının oğlu, o gece Şebib’de konuktu. “Hâricî” değildi bu zât. Şebib’in telaşını görünce; “Yoksa” dedi, “Mü’minler emîrini sen mi öldürdün?”

Şebib:

“Hayır” diyecekken “Evet” dedi; o da kılıcını çekip Şebib’i öldürdü.

Mülcemoğlu’nu da birisi yakaladı, sürüyerek mescide götürdü. Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin ile yakınları mescide girdikleri zaman, Hz.Ali’yi mihrabın önünde yerden toprak alıp; “Ondan yarattık sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan çıkaracağız bir kere daha sizi” meâlindeki âyeti okuyup, yarasına basıyor buldular. (Tâhâ 55. âyet)Hz.Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Yaranın şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralık mübarek gözlerini açıp başucundakilere bakarak şöyle buyurdu:

“En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.”

Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağlı olarak Hz.Ali’nin yanına getirdiler.

Hz.Ali:

“Ey Allah’ın düşmanı” dedi, “Ben sana iyilik etmedim mi?”

Mülcemoğlu:

“Evet” dedi, “İyilik ettin.”

Hz.Ali:

“Peki” dedi, “Bu yaptığın ne?”

Mülcemoğlu:

“Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah’tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim.” dediHz.Ali:

“Sende onunla öldürüleceksin; halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin” buyurdu ve yanındakilere dedi ki:

“Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç bırakmayın; siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim; ölürsem, o bana bir kılıç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah’ın sizi bağışlamasını da istemez misiniz?”

Hak’ka kavuştuğu gece Hz.Ali’ye bir bardak süt sunmuşlardı. Yarısını içtikten sonra bardağı verdi; “Bunu” dedi; “O esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın.”

Sütü Mülcemoğlu’na götürdüler; “Zehirlidir” diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansızlık, yücelikle-alçaklık, fazîletle-hıyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlık tarihine geçti.

Hz.Ali Emîr’ül-mü’minîn, Ramazan ayının 21. gecesine kadar yaşadılar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’i yanına çağırdı; onlara vasiyyetini yazdırdı ve imâmlık emanetlerini Hz.Hasan’a teslim etti.

Hz.İmâm Ali, Hicret’in 40. yılı (Milâdi 661) Ramazan ayının 21. gecesi, Hak’ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak’ka kavuştuğunda 63 yaşında idi. Türbesi Necef şehri-IRAK’tadır.

En doğrusunu Allah bilir.
elimden geldigi kadar bilgi topladim okursaniz memnun olurum saygilar.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Konu Kapatılmıştır

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Genel > Konusuz Konular > Söylemek Istediklerim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim