Türkiye'deki Demokrasi!insana ve insan haklarına uygun değildir Türkiye'deki Demokrasi! insana ve insan haklarına uygun değildir ANAYASA 'HÂKİMLER HÜKÜMETİ'NE
CEVAZ VERMEZ! Türkiye'nin gündemine oturan başörtüsü konusu ile ilgili olarak düşünme zeminini oluşturmak ve sağlamlaştırmak için doğru soruları tespit etmek gerekir.
İnanıyorum ki, doğru sorular tespit edildiğinde isabetli ve doğru cevapları da zaman içinde oluşabilecektir. Özel hayat, resmî hayat veya kamusal hayat ayırımı mümkün müdür? Ve ayrı hukuki rejimlere tabi olduğu söylenebilir mi? Anayasa'nın 70. maddesine göre kamu görevine giriş bakımından mesleğin gerektirdiği şartlar dışında hiçbir koşul aranamaz. Her mesleğin konulmuş ve konulacak kurallarının, serbestçe geniş bir takdir yetkisi içinde idareye bırakılması düşünülemez. Özellikle temel hak ve özgürlüklerin kullanımını etkileyecek şartların görülmekte olan hizmetin mutlak, zorunlu, onsuz olmaz bir gereği olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Nitekim kamusal yetkileri kullanan kimselerin tarafsızlığı asıldır. Ama bu tarafsızlık mutlaka bir kıyafet kısıtlamasını haklı ve gerekli de kılmaz. Devlet memurlarının tarafsızlığı, taraf olduğunu göstermeyecek kıyafetler altında tutulması değil, davranışlarında tarafsız olmak şeklinde anlaşılmalıdır. Ancak bu sayede bir taraf tuttuğu belli ve kendisi tarafından gösterilmiş olan yetkilinin yetkilerini kullanımında objektif, hizmet gereklerine uygun ve gerçek boyutuyla tarafsız davranıp davranmadığı anlaşılabilir. İnsan hak ve hürriyetleri, bir yandan "vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyeti"ni (Anayasa, m. 24) diğer yandan da temel eylem hürriyetini de kapsar. (Anayasa, m. 12)
Başörtüsü dinî bir gerekliliktir. Bu konuda görüş açıklamak da düşünce ve kanaat hürriyeti (Anayasa, m.25) kapsamına girer. Ancak; hiç kimse kendi yorumunu başkasına zorla dayatma hakkına sahip değildir. Şu halde bir kimse başörtüsünün gerekli olduğu kanaatini de, gerekli olmadığı gibi üstelik yasak olması gerektiği kanaatini de başkasına zorla benimsetmeye, dayatmaya kalkışamaz. Anayasa'nın 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre:
"Türk Milleti, egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır". Başörtüsünü zorla yasaklamaya kalkışan kişiler, Anayasa'dan yetki alan "yetkili organlar" konumunda değildirler. Anayasa'nın 6. maddesinin son cümlesine göre: "Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz".
Ayrıca Danıştay kararları da Anayasa Mahkemesi'nden de ileri gidilerek kanunda yeri olmayan yasakçı bir tutum sergilemiştir. DANIŞTAY KENDİSİNİ
ANAYASANIN ÖNÜNE KOYDU Danıştay kararında... Okula geliş gidişlerinde türban takan bir öğretmenin anaokuluna müdür olmasını sakıncalı bulmuş. Bu durumun iki noktadan laiklik ilkesine aykırılığı ve yasal düzenlemelerde belirtilen ilkelere aykırı davrandığı çevrede kötü örnek oluşturduğu, yasal düzenlemelerde belirtilen temel ilkelere aykırı davrandığı sabit olduğuna hükmetmiş. İlgili göreve başlamadan Bayrak Anaokulu Müdürlüğü görevinden alınarak Mamak Kıbrıs Köyü İlköğretim Okulu'na çocuk gelişimi öğretmeni olarak atanmasına ilişkin işlemde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır, gerekçesi ile Danıştay 2. Dairesi Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin işlemin iptaline ilişkin kararında hukuki isabet bulunmadığını belirterek mahkemenin kararını bozmuştur.
Her şeyden önce dikkat edilmesi gereken husus kamunun, yazılı ve görsel medyanın sorumsuz yayınlarının aksine bu öğretmen hanım öğretmen olarak görevinde halen devam etmektedir. Sadece idari görevi olan müdürlük görevine dönme talebi reddedilmiş bulunmaktadır. İşte verilen kararın en önemli çelişkili çıkmazı da bu noktadan itibaren başlamaktadır. Bu örnekte öğretmen olarak kötü örnek olmayan ve laiklik ilkesine, yasal düzenlemelere aykırı davranmayan aynı kadının, müdür yani idari bir görevde bulunması, müdürlük yapması tersine bir yorumla engellenmektedir. Oysa bir hukukçunun, bir hâkimin dikkat etmesi gereken kıstaslar vardır. Örneğin, her şeyden önce atama işleminin hukuka uygun olup olmadığının denetimi sırasında bu öğretmenin disiplin soruşturması ve bu soruşturma sonucunda ceza alıp almadığı araştırılmalıdır. Şüphesiz her ferdin siyasi görüşü, politik bir duruşu ve kanaati olmalıdır. Örneğin, hiçbir hâkim ya da kamu görevlisi siyasi görüş ve mesleki beklentilerini mahkeme kararlarına yansıtmamalıdır. Soyut, indi, sübjektif, kendi siyasi görüş ve çıkarları doğrultusunda hukuka ve kanuna aykırı yorum yapmak; yargının siyasileşmesi, yasama organının yetkilerine el uzatmak, demokrasiye ve kuvvetler ayrılığı dengelerini sarsmak demektir.
Bazı elitist bürokratlarımız dahi Türk vatandaşlarının inancına göre yaşama hürriyetlerini yurdumuzda ve yurtdışında savunacak yerde, bazı merkezlerden yönetilen kalıp yargıları onaylayarak Batı'ya da telkin etmeye ve kendi vatandaşlarına müsamaha gösterilmemesini istemeye devam etmektedir. Batı'nın yargı ve yürütme organlarının ve yasama organının mensuplarının kendi yüzyıllar boyunca gelen önyargılarından tümü ile kurtulmalarını beklemek fazla iyimserlik olur.
Hıristiyan Demokrat milletvekillerinin çoğunluğu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini istemedikleri için bizim bürokratlarımızın da desteklediği bu önyargıları bize karşı kullanabilmektedirler. Sosyal Demokrat milletvekillerinin de önemli bir kısmı ki buna Yeşiller'i ve Liberalleri de dâhil edebiliriz, Batı'da Hıristiyan değerlerinin toplumda belirgin ve baskın olmasına karşı çıkarlarken İslam hakkındaki önyargılarından kurtulmuş olmalarını beklemek de yine fazla bir iyimserlik olur. İslam hakkındaki belirli çevrelerin yaydığı bu kalıp önyargıların temelsiz olduğunu bilenler dahi bu kez de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne demokratik ve iktisadi alanda bir yığın sorunlar getireceği endişesi ile yine bu önyargılara inanmış görünürler ve onlar da bunları Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesi için gerekçe olarak kullanabilirler. Nitekim böyle olmaktadır.
Bizim "yasakçılar" Hukuk Devleti'nden de, Adalet'ten de maalesef bihaberdirler. Onlar için, öteden beri Adalet demek çifte standart ve sopa, Hukuk Devleti demek de totaliter bir Devlet örgütü demektir. Oysa gerçek anlamı ile adalet; insanlık onuru ve insan haklarında eşitliğin sağlanması, ayrıca somut olaylarda da herkese emeğinin ve liyakatinin, istihkakının karşılığının verilebilmesi demektir. KAMUSAL ALAN "Kamusal alan" tartışması ise maalesef verimsiz bir tartışma ile meşgul olup soruna çözüm bulmamızı engellemek için icat ve ülkemize ihraç edilen kof terimlerden birisidir. Kamusal alan, kamu hizmeti alanından başka bir anlam ifade edebilir mi?
Kamu hizmetinden yararlanmada ayırımcılık yapılmaması da esasen Eşitlik Adaleti'nin gereği değil mi? Şu halde, bir yerin "kamusal alan" olduğunun tespiti, bilakis böyle yerlerde ayırımcılığın önlenmesini gerektirmez mi?
Kamusal alan başörtülülere yasaklanamaz, fakat her "ev reisi", aileye mensup olmayan birisini, meselâ "ben başörtülü görünce ifrit oluyorum" gibi bir gerekçe ile evine almayabilir. Yahut "ben evime kravatlı sokmam" diyebilir. Kamusal alan yetkililerinin ise, 'bu kamu hizmeti alanı başı örtülülere kapalı, göbeği açıklara açıktır' demeye hakkı yoktur.
Hukuki reçete, lâikliği anlamsız bir şekilcilik olmaktan çıkarıp insan haklarının gerçekleşmesine hizmet amacı ile tekrar örtüştürmektir. Bizdeki lâiklik anlayışı, maalesef insan hakları kuramının karşısına yerleştirilmektedir. Oysa lâiklik Anayasa'da bu şekilde tanımlanır ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp bu şekilde bilinçlere yerleşirse, sorun ancak o zaman çözülür.
Ayrıca, Hukuk Devletinden bahsedebilmemiz için gerekli birinci mecburi ilke; insan haklarında hiçbir istisna kabul etmeyen mutlak eşitlik ilkesidir. Yönetim; halkı "gericiler ve çağdaşlar" diye, iki gruba ayırıyor ve "gerici" dediklerine sadece "kapıcı ve hizmetçi" adını verdiği bir "parya" statüsünü layık görüyorsa, o ülkede Hukuk Devleti'nden söz edilemez. Türkiye çok şükür bu durumda değildir. Ne var ki kendisini çağdaş diye niteleyen birçok "okumuş"un zihninde bu tehlikeli faşizmin virüsü yuvalandırılmıştır. İnsan hakları da ayrıca tarifeye bağlamaz. Bütün insanlık için aynıdır, "fiks menü" vardır.
Kamusal alan konusunda başlatılan kavram kargaşasına bir son vermek için kamusal alan ve resmi alan terimlerini birbirinden ayırmak gerekir. Kamusal alan bizim eskiden umuma açık yer dediğimiz yerlerdir. Kamusal alanda başörtüsü örtülemeyecek demek, ev dışında başörtüsü örtülemeyecek demektir. Bu gibi yargıların tartışması gerekmeyecek şekilde yanlış ve antidemokratik olduğu apaçıktır.
Umuma açık yerlerde kamu düzenini, hukukun emredici temel ilkelerini ve ahlakı ihlal etmedikçe herkes dilediği kılığa girmekte serbesttir. Resmi alanlar da özel bir kıyafet giyilmesini gerektiren kamu hizmetine tahsis edilmiş hizmet binaları ve alanlarıdır. Buralarda o kamu hizmetine ilişkin görevi bulunanlar hizmetin gerektirdiği giysiyi giymelidirler. Fakat bu alanda dahi inancına göre yaşama hürriyetinin önceliği teslim edilerek başörtüsü yasaklanmaz, sadece estetik biçimde bu resmi giysiye uydurulur. HAKİMLER DEMOKRASİDEN BİHABER! Bugün gazetelerde ve tartışmalarda resmi hizmet yerleri ile umuma açık yerler tamamen birbirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple de mesela hastaneye giren ve doktor olmayan hastanın kılığına da karışılmaktadır. Oysa resmi hizmet görevlileri belli bir giysi giymek zorunda tutulabilirler, yoksa kamu hizmetinden yararlanmak için başvuranlar değil.
Hukuk Devleti'nin ikinci ilkesi de, her somut olayda "hakkaniyet"e uyulabilmesidir. Anayasa'da Hukuk Devleti'nin her iki ilkesine "eşitlik ilkesi" ve "adalet ilkesi" adı ile yer verilmektedir. Bunun için de Anayasal ilkelerin üstünlüğü ilkesi, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve demokrasi gibi şekli güvencelere ihtiyaç vardır. Bizde maalesef bu şekli güvenceler de Anayasa'ya geçirilirken bulandırılır ve sonra bulandırılmış şekli ile bile bunlardan memnun olunmaz ve daha fazla bulandırılmak istenir. Mesela herkes kendisi güçlü olduğu zaman, demokrasi maskesini çıkarıp "Süpermen" maskesini takınmak ister. Oysa insanlar için, Hukuk Devleti'ni gerçekleştirmek istiyorlarsa, demokrasiden başka çare yoktur. Yine unutulmamalıdır ki, anayasalar da temel ve değişmez değerlere dayanan temel ve değişmez ilkeler içerirler. Anayasa Mahkemesi'nin hikmet–i vücudu, varlık sebebi bunların korunmasıdır.
Anayasa Mahkemesi; bir kanunu Anayasa'ya aykırı buluyorsa iptal, bulmuyorsa "ibka" eder. Ne var ki Anayasa bir "hakimler hükümeti"ne de cevaz vermez.
Anayasa Mahkemesi; iptal etmediği bir kanunu keyfi bir yoruma tabi tutarak, kendisi objektif ve genel geçerli bir "yasama yorumu", bir tür kanun yayınlayarak yasamaya "sen bunu demek istedin, ne dediğini de bilmiyorsun!"; yürütmeye de "işte senin uygulayacağın yasa budur, Meclis'ten çıkan değil!" diyemez. Derse; bizdeki "hâkimler hükümeti", geleneği olan ülkelerdeki gibi de olmaz, halkın isteklerine yabancı bir "bürokrasi", halkı paryalaştırmak ve kendi modaya ve borsaya tabi değişken seçimlerini "çağdaşlık" adı altında halka dayatmak ister. Bunun adı da ne demokrasi olur, ne de Atatürkçülük!
Türkiye Cumhuriyeti, insanlık onuru, insan haklarında mutlak eşitlik ilkesi ve Hukuk Devleti'nin diğer evrensel ilkesi olan adalet, hakkaniyet ilkesinde, bu ilkelere aykırı hiçbir dini veya felsefi görüşe ödün vermeyen demokratik ve Sosyal Hukuk Devletidir. Demek oluyor ki Hukuk Devleti; dini her söylem karşısında Kırmızı şal görmüş boğaya dönen Devlet değil, sadece ve sadece Hukuk Devleti'ne aykırılıklara karşı "çelik zırhlı duvar" ören Devlettir.
Sosyal Devlet de Marksist Devlet demek değil, sosyal adaleti de adaletin zorunlu ve ayrılmaz boyutu olarak kabul eden Devlet demektir, insan haklarını "klasik" ve "sosyal" haklar olarak ayırıp da "sosyal haklar"ı, çıkmaz ayın son çarşambasına ertelemeyen Devlet demektir. Çağımızda özellikle Batı uygarlıklarında insanlar dünya tercihlerini belirlemelidir. Belirlemelidir ki kamusal yetkisini kullanırken tarafsız olup olmadığı açıkça anlaşılsın. Kamusal yetkinin tarafsız olması değil, bu yetkiyi tarafsız nitelikte kullanması gerekmektedir. Laik devletin de bu tarz bir düzenleme yapmak zorunda olduğu kanaatindeyim. Laikliğin temel amacının da bu olması gerekmektedir. Sağduyu ve hukuka uygun olarak sorunlar ele alınmalı, başörtüsü meydan savaşına dönüşmeden hukuka ve adalete uygun bir şekilde çözülmelidir. Mehmet Tâlu
__________________ ARDIMDAN DELİ DİYORLAR
BELKİDE YALAN DEĞİL
YANIMDA BİLE UZAKSIN
NASIL DAYANSIN GÖNÜL.....
ÇOK AHLAR ALDI DİYORLAR
İNKAR ET YETER BANA
GÖZLERİNDE Kİ CEVABA KORKUYORUM BAKMAYA......
YANIMDA BİLE UZAKSIN NASIL DAYANSIN GÖNÜL.......... |