| F.Gülen Harekâtının Düşündürdükleri İçinde yaşadığımız çağda, emperyalist güçler sadece çok gelişmiş silahlar ile coğrafyaları değiştirmiyor. “İnsan “gerçeği üzerinden yapılıyor tüm saldırılar. “Yasal gereklilikler”, “çağdaş hedefler”, “ İnsanlığın ortak değerleri”, “ Teröre karşı işbirliği”, “ Dinler arası diyalog ve hoşgörünün “önemi , “ Ortadoğu ülkelerinin demokratikleşmesi” gibi örnekler, önceden belirlenerek, hedef kitlenin üzerine püskürtülüyor.
Nasıl oluyor bu? Sabah kalkıyorsunuz elinize aldığınız gazete de köşe yazarı “İran ya da Irak’ta ki anti demokratik davranışların halkı nasıl bezdirdiğini anlatıyor. İslamî terör örgütü El Kaide’nin militanlarının burada yapılanması da ek olarak başka bir haber olarak hafızanıza nakşediliyor.” “Demokratikleşme şart buralarda” diye düşünüyorsunuz. Niye Ortadoğu diye sormak aklınıza bile gelmiyor?
70 li yıllarda SSCB nin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini sömürmesini, en tabi hakları olan Türkçe okuyup- yazmalarını engellemesini, Din ve vicdan hürriyetini yok etmesini , “Türküm” demeyi yasaklamasını dile getirenlere, “Turancı- Faşist” diyen medya mensupları, aydınlar ve bu güruhun tamamını hatırlıyorsunuzdur. Yirmi yıl sonra SSCB nin dağılmasının ardından “dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar….” Açıldığında hem de Fetullah Gülen gibi “İslami” söylem ile yola çıkmış görüntüde ki birine rağmen sessiz kalındı.
Fetullah Gülen “Dünya Devletinin” Millî Eğitim Bakanı mıdır da , okullar açıyor? Öncelikle Rusya’dan boşalan Türk Cumhuriyetlerinde olmak üzere, Müslüman Türk olmanın getirdiği avantaj kullanılarak hem de. . “Hizmet”ten kasıt nedir? Turancı mı? Faşist mi bunlar? Türk Cumhuriyetlerine gittiler. Düne kadar karşı çıkanlar nerededir?
Ülkemizde ki birçok TV de reklâmı da yapılarak, “Türk Kültürü” yayma hadisesi nasıl gerçekleştiriliyor? Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde “Türk Kültürü” yok muydu? Bu okullarda “Eğitim dili İngilizce” olduğu ve “Türkçenin seçmeli ders olduğu bilindiği halde “Türk Kültürü” nasıl yayılıyor ? M.Fetullah Gülen “Dünya devletinin “Kültür Bankanı mıdır yoksa? Ona bu hakkı ve geçidi kimler veriyor diye düşünmemek, akla ihanet olmaz mı?
Türkiye’de Türk’ün tarihi, kültürü, geleceği yerle bir edilirken, “ Dünya’ya nasıl transfer ediliyor kültürümüz?” Bu doğru olabilir mi? Yıllarca önce “Anadolu Liseleri” adı altında çocuklarımız “Eğitim dili İngilizce” olan okullarda okutularak, “kültürlerinden koparılma-soğutulma “operasyonları yapılmadı mı? Üniversitelerde hâlâ bu yanlış sürmüyor mu? İngiltere, Almanya ya da İsrail’de ki çocukların “Eğitim Dilinin ana dilleri “olduğu gerçeğinden habersiz hükümetlerce idare ediliyoruz yıllardır. İşte Fetullah Gülen Harekâtı da okullarında “Eğitim dili olarak İngilizce- Almanca” kullanıyor. İngilizce eğitim almış bir genç nasıl “Türk Kültürü” ediniyor, bunun sırrı Gülen’in “ermiş kişiliğinde mi” saklı dersiniz?
“Okullarımızı gezin, ondan sonra konuşun diyorlar. Bu okullara “Turistik gezi “olarak gitsek neyi göreceğiz? Geri kalmış o bölgeye, ABD hükümetince sağlanan destek ve koruma ile tertemiz sınıflar, öncelikle tanınmış ailelerin çocukları ( İlerde devlet görevlisi olarak ) , güler yüzlü, hizmet aşkı ile Işık evlerinde yetişmiş, sanki akraba gibi birbirine benzeyen öğretmenler ( İngiliz ve ABD den gelen öğretmenler bu gezilerde ortaya çıkıyor mu bilmiyorum.) güzel kurulmuş sofralar, gelenler için hazırlanmış “Türkçe paradiler”.vs.
Bir öğretmen olarak düşünüyorum da; teftiş için okullarımıza gelen müfettişin bile çözemediği onca nokta kalırken “Turistik gezi “ sonrasında bu okullar hakkında ne öğrenebilir? Okulun işleyişi, giren çıkan, burada ki öğretmenler ya da idarecilerin muhatap olduğu kitle, öğrenci kayıtlarında dikkat edilen hususlar, “İngilizce eğitime rağmen Türkçeye hizmet ediliyor “ görüntüsünde kullanılan figüranlar”ın yetiştirilmesi gibi konular açığa çıkar mı?
Yirmi yıl Aydın HEM de Müdür yardımcılığı yaptım. Aydın’da dağ köylerinde ki “ Kuran Kursu” yurtlarında kurslar açılırdı. Çocuklarının İslam’ı öğrenmesi için aileler çocuklarını yatılı buralara gönderiyorlardı. (Yurdun yönetimi hem öğrencilerden ücret alıyor hem de çevre köylerden yardımlar topluyorlar bize anlatılan.) MEB ı olarak buralarda gündüz HEM leri vasıtası ile “dikiş, nakış, kilimcilik” gibi kurslar açarak, sanki bu çocuklar bu kurslar için orada imiş gibi bir aldatmacaya giriliyordu. Televizyon radyo yasak olduğu bu yerde buluğ çağında ki bu çocuklara ne verilirse onu öğrenmezler mi? Amerikan’ın ilk Irak saldırısından, yaklaşık iki ay sonra belge töreni için gittiğimizde, çocukların savaştan haberdar olmadığını öğrenmiştim. Ortadoğu yıkılmış, yeniden yapılanmak üzere idi, binlerce Müslüman’ın kanı dökülmüştü ve bu gerçekten habersizdiler...
Laik-antilik çatışmasından prim yapan çevrelerin anlattıklarımdan utanacaklarını hiç zannetmiyorum. Millet devletini niçin kurar? “Güven, ekonomik kaygıdan uzak yaşamak ve gelecek neslin o devleti idare edecek kapasitede bireyler yetiştirmesini “ sağlaması için değil mi? Türkiye Cumhuriyeti devleti “Kahir çoğunluğu İslâm olan bir devlettir. Laiklik adı altında bireylerinin dinî eğitimi özelleştirme de olduğu gibi “devlet kontrolü dışında” bırakırsa, “o bireyler” bu milletin ferdi olarak kalabilir mi gelecekte? “
Robot gibi, düşünme yetisi elinden alınmış, karın tokluğuna hangi yöne gitmesi istenirse giden” , “Tövbe ya Rabbi tövbe Türklüğüme! Beni Türk milletinden addetme “diyen, seyrettiği video gösterimde ki ulvî kişiliğin Mehdi olduğunu kafasına yazan, İslam’ın kurtuluşunun kendileri yolu ile olacağına inanan, “Öldüğünde Türk Müsün Müslüman mısın? Sorusuna muhatap olunacağı düşüncesi beynine işlendiği için “Türklük “ elbisesi üzerinden alınan bu gençler , “Türkiye Cumhuriyeti” için mi yetiştirilmektedir? “diyalog “ çalışmaları ile de (Hıristiyan-Yahudi” lere karşı hoşgörü kazandıklarından onlara sempati duyarak, “Dünya Vatandaşı” olarak hizmete hazırlanmaktadırlar.
Nasıl ki özelleştirme aldatmacası ile devletin çekildiği her cepheye yabancılar yerleşti, Laiklik aldatmacası ile bu mevzilere de “Emperyalistler” yerleşti ne yazık ki? Cemaat ya da Tarikatın “uydu yayın” olup olmadığının göstergesi; “kıyamete yakın Hz. İsa gelecektir”. Deyip demedikleridir. İslam’ın hizmetkârıyız, “Türk kültürü yayıyoruz” , diyenlerden “Hz. İsa gelecek” sözlerini duyunca ,”Hz. Muhammed(s.a.v) den ve Kuran-ı Kerim’den umudunuzu bu kadar mı kestiniz diye soruyorum kendilerine.
Batı Emperyalizmi(AB-D), toplumun her hücresine Medya ve siyasiler yolu ile nüfuz etmektedir. İslâmî olduklarının göstergelerini taşıyan bazı TVlerde dikkat ettiniz mi hiç “İslamî CD” lerin reklâmı yapılır. Zannedersiniz ki” İslam! “Hz. İsa, Meryem Ana, Hz. Musa ve Peygamberimizin eşlerinden ibarettir.
“Dünya Vatandaşı yetiştirme eğitimini, Millî Eğitim olarak algılatılan insanımız yine televizyon (Yüzyılın en büyük silahı) karşısına oturduğunda “Yabancı Damat”ı seyrederek “Yunan kardeşliği” ile uyuşturulurken , “Hıristiyan- İslam “arasında fark olmadığını da Diyalog- Hoşgörü organizasyonları ile beynine nakşederken, Yunanistan’da kooperatif evlerinin bile “Papazlı ayinlerle dağıtıldığından” , Batı Trakya da ki soydaşlarımızın ,”Çağdaş AB” sınırları içinde yaşadığı halde “Türk” sözünü kullanamadığından habersizdir.
Yazılı ve görsel basın genelde birbirini tamamlayan devre gibidir. Hiçbir nokta eksik bırakılmaz. Hücum etkili ve süreklidir. “Tacizci imam” adı altında “İslam”a saldırısına hiç ara vermeyen “mütareke basın”, “m:fetullah Gülen “oldu mu konu , “Brezilya dizilerini “ andıran makalelerin ardı arkası kesilmez... Neden peki Gülen “Türk Kültürünü” ve şakirtlerin deyimi ile İslâm’ı Dünya’ya yayan bir “gönül adamı “değil mi? Ona niçin ayrıcalık tanınıyor?
Bakın şimdi habere:
“Hey gidi günler…
Askerlik müddetince, askeriyeye ait yemeği yemedim. Çünkü ciddi askerlik yapıyor sayılmazdım. Onun için askeriyeye ait yemeğin bana caiz olmayacağını düşündüm ve yemedim. Önümde yığınla kâğıt ruloları vardı. Fakat yemin ederek söylüyorum ki, şahsım hesabına bir nokta konacak kadar dahi kâğıt kullanmadım ve askeriyeye ait kalemden, şahsım için bir nokta koyacak kadar dahi istifade etmedim. Çok hassas davranıyordum.”( Zaman Gazetesi-29.4.2006 )
Bu örneği toplumsal mesaj verilmek istenen kitle için seçtim. Neler veriliyor bu küçük pasajda:
1- F.Gülen askerliğini yapmak için askere gitmiş.
2- Ciddi manada askerlik yapmamış. ( Neden)
3- Ciddi manada askerlik yapmadığı ve hak etmediğine inandığı için karavana yememiş.( Neden hak etmemiş)
4- İslami hassasiyeti çok olduğundan (şahsı adına) kâğıt ve kaleme elini sürmemiş.
Askerlik anıları altında , “ askerlik yapmadığını açıklayan” , ne demekse kâğıt kalem kullanmayan, yemek yemeyen Fetullah Gülen “askerde” bulunduğu süre içinde ne yapmıştır, var mı anlayan? Askere niye gitmiş peki? ( Vicdani ret olmadığı için mi?)
Askerlik gibi kutsal bir müessese içinde “askerlikten kaytardığını” söyleyen Gülen Hangi “İslami hassasiyet”ten bahsediyor? İslam’ın bayrağını yüzlerce yıl taşımış, Haçlı kuvvetlerini yenilgiye uğratmış “şerefli Türk askerliğini”, “ ciddi manada “ yapmayıp kaçma konusunda “hassasiyet yok”, “devletin kalemini” hassas davranarak yazmayışı ile “İslami hassasiyet var.”
“Fetullah Gülen Harekâtı” adı yazıma yorumları ile katkıda bulunan okuyucularla karşılıklı olarak, bilgi alışverişinde bulunduğuma inanıyorum. Hatalarımız ile insanız nihayetinde. Allah(c.c)’ın yaratırken en çok özen gösterdiği “İnsanoğlunu” diğer varlıklardan ayıran özelliği ise akıl. (Her problemi “akıl dairesi ” içinde çözemeyeceğimiz gerçeğini de belirterek)
Abant Platformları, çağrılanlar, neticesi ve ana formatını 11.sinde tekrar gözden geçireceğiz. "Küresel Politikalar ve Ortadoğu’nun Geleceği" üst başlığı altında, 14–15 Temmuz 2006 tarihinde Abant’ta toplanacaklar ve gitgide sanki daha resmi olmaya başladı artık diyorum.. Erzurum’da yapılan “9. Abant’a” Milli Eğitim Bakanı H.Hüseyin Çelik katılmıştı, 10. su Nisan 2006 da Fransa’da yapıldı, 11. cisi tekrar Abant’ta ve Dış İşleri Bakanı Gül ve “küreselleşmecilerin katılımı ile yapılacak. Amerikan politikalarını ve devletin yönetim kademesindekilerin neler yapması gerektiğine “yerli Bilderberg’de “ karar alacaklar efendim uzlaşı ile!
Abant Platformu gibi “uzlaşı” toplantıları düzenleyerek devlet siyasetine yön veren , “Türk Kültürünü” dünyanın dört bir yanına taşıyan, milyonlarca doları yönettiği varsayılan bu ekip “başörtüsü “davasına niye omuz vermez? Var mı anlayan?
Fetullah Gülen Harekâtı hakkında iki kelâm etmek için, onların yazdığı reklâm amaçlı kitapları mı okumalıyız? Dışarı çıkıp neler yapıyorlar görerek, akla ve yapılanlara bakarak, ne olup bittiğini anlayamaz mıyız? “Oturduğumuz yerden yorum yapıldı” diyenler, bu organizasyonun tamamına vakıf mıdırlar da hemen avukatlığına soyunuyorlar.
Yüzlerce yıldır İslam’ın bayraktarlığını ve savunuculuğunu yapmış bu milletin içinden, M.Fetullah Gülen kendiliğinden çıkıp Amerika’ya rağmen bu göreve devam edebilir mi demek istiyorlar?
Hem de F.Gülen’e rağmen:
“Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinden hiçbir is yaptırmazlar. Simdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz." (s.8- N.Sevindi- F.Gülen ile New York Sohbeti”
Fetullah Gülen cemaati ile ilgili bilgileri “yükselmek amaçlı yazdığımı” söyleyenlere cevabım:
“ İktidarda olanların yanlışını görüp söyleyerek, ABD den habersiz politika üretilmez denen bir ülkede ABD aleyhine yazarak, Amerikan politikalarını birinci elden takip edenlerin kimliğini açıklayarak bir yere gelinmez .” diyorum.
Gülen’e ait hatırlayamadığım dediğim o satırları bir kenara not edişimin üzerinden çok geçmiştir. O anlatım bölümünün Sayın Alparslan Işıklı’ya ait olabileceğini düşündüm sonradan.. (Hele birisi ) Eğer ona ait satırlar ise kendisinden özür diliyorum. Fakat bahsi geçen bölümü kendim de okuduğum için emin olamıyorum.
Fetullahçı haber sitelerinde adımı yayınlanmasına vesile olan gazetemizin değerli yazarlarının köşe yazılarının altına yazılan ve ayni namludan çıkan yorumlara bakılarak ne düşünmelidir acaba?
“Uluslararası Türkçe Olimpiyatı” ile Fetullah Okullarına “uluslararası” statü veren yorumcumuz , “Eğitim Dilinin İngilizce “olduğu okullar ile hangi Türkçenin olimpiyatını yaparlar acaba? Diye niçin düşünmüyor. “Türkçe “ seçmeli derstir. Seçmeli Türkçe dersi de mecburi değildir. MEB ı elinde ki kayıtlar yerine “cemaat” reklâmına mı inanmalıyız?
Almanya’da açılan “Türk Okullarında” eğitim dili “Almanca”dır. Bunu orada ki Türk aileler söylüyor. Gurbet elde ki işçi çocuklarına “Türkçe eğitim “ niye verilmiyor? Alman hükümeti ile mutabakat “Almanca” üzerinden midir? Almanya’da “Türk Kültürüne hizmet” , “Almanca Eğitim “ile mi yapılacaktır?
İngilizce eğitim yapan Gülen okulları ile Müslüman coğrafyalar ilk sırada olmak üzere bir çok yere konuşlanan ABD, niye oralarda tekrar okul açsın. (Amerikan’ın kendi okulu var diyen yorumcuya)
Rahmetli Hablemitoğlu’na ait satırlarla devam ediyorum:
1- Söz konusu hocaefendilerden biri olan malûm zat, kalabalık maiyeti ile -buna 24 saat yanından eksik olmadığı söylenen doktorları dahil- Pennsylvania Eyaletinde Philedelphia yakınlarında özel bir çiftlikte yasıyor. Çiftliğin bulunduğu bölgenin FBI koruması altında, refakat memurlarının (conducting officer) gözetiminde olduğu ve buralardaki çiftliklerde yasayanlara birinci derecede özel öneme sahip koruma programının (countursurveillance faaliyeti) uygulandığı kaydediliyor.
2- Gerçekte bu çiftliğin, cemaatin gazetesinin sorumlularının da aralarında bulunduğu, ABD yasalarına göre kurulan "Altın Nesil Vakfı" adına FBI tarafından fethullahçilara 1991'in basında tahsis edildiği ve ayni yılın ortalarında YÖK ya da MEB bursu ile bu ülkeye gönderilen fethullahçi yüksek lisans öğrencilerinin bir yaz kampı oluşturarak söz konusu çiftlikte örgütlenme toplantıları gerçekleştirdikleri biliniyor.
3- İlkokul mezunu olmanın verdiği yabancı dil düzeyi (!) ile İngilizcenin güncel terminolojisini de kullanarak "Fountain" dergisine yazdığı akademik (!) düzeydeki makalelerin kerameti -her ne kadar inanmasak da- nereden geliyor? Amazon şirketi, İngilizce yazılmış kitaplarını nasıl pazarlıyor?
4- CIA ile organik dayanışma içindeki ABD üniversitelerinden hangilerinde hocaefendilerinin bilimsel (!) çalışmaları ile ilgili onlarca doktora çalışması yürütülüyor? Paul Henze, Graham Fuller, Lois Freeh, Carey Cavanaugh gibi ünlü istihbaratçı ve malûm kişilerle, hatta çiftlikte beraber kalıp, eyaletleri birlikte gezdikleri istihbarat memurları (handolder) ile hangi dil düzeyi ile iletişim kuruluyor? Hiç şüphesiz bunlar küçük ve önemsiz sorular.
5- ABD'nin tarikatlara öngördüğü modelde, önemli olan hiyerarşinin tepesinde yer alan tek karar vericiyi ve veliahtlarını-varislerini sımsıkı kontrol altında tutabilmektir. Bu modelde, hocaefendinin yanı sıra, kıta imamları ülke imamları ve de az sayıdaki danışman ABD'ne (CIA) muhataptır.
Hâlâ iftiradan söz ediliyor , o halde 11. Abant’ı hep birlikte izleyelim. Fetullah Gülen’in onursal başkanı olduğu “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı” organizasyonu platformunda kimler ne konuşacak ve sonuç bildirgesi hangi devletin menfaati gözetilerek hazırlanılacak?
Abant’a takıntım mı var, yoksa hep birlikte peşlerine mi düşmeliyiz, bekleyip görelim derim.
Not: İsrail’de açılacak denilen “Türk Okulu” söyleminin gerçekleşmesini bekleyerek doğruluğunu da test ederken, “Yahudilerin İnsanlığın zembereği” olup olmadığını da anlamış olacağız :
“Böyle bir kavmin -yani Yahudilerin- yaratılış sebebi insanlığın terakkisine(gelişimine) zemberek olmak içindir.” Diyen F. Gülen midir yoksa “kobralar” mı devreye girmiştir?
Neval Kavcar |