Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Siyaset ve Politika > Siyasi Serbest Kürsü
Duyuru

Siyasi Serbest Kürsü Haber veya kaynağa gereksinim duymaksızın, sadece kendi görüşleriniz üzerinden ülke siyaseti üzerine yorumlarda bulunabileceğiniz bir bölüm. Terbiyeyi öldürmemek şartıyla "Ateş Serbest!"

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
  #11 (Daim)  
Eski 12.08.06, 13:47
Kıdemli Üye
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Yaş: 19
Mesajlar: 1,435
Karizma Puanı: 222
CanımSın will become famous soon enough
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

Devam Et ancak Senin gibi düşünen gerçekten bi haber .. yanıLmaya meyiLLi arkadaşLar bu yazıLanLarı Ciddiye aLır yada kurdukLarı pervasız hayatta bahaneLeri oLur bu yazıLanLar... yazık ße...

Keşke Hoca Efendinin Tırnağı oLabiLsek..!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #12 (Daim)  
Eski 12.08.06, 13:49
Kıdemli Üye
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Yaş: 19
Mesajlar: 1,435
Karizma Puanı: 222
CanımSın will become famous soon enough
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

Ayrıca Aksiyon sızıntı zaman gazetesine hepsinede abone oLdum yıLLardır aLdım okudum hiç bi zararını görmedim ...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13 (Daim)  
Eski 12.08.06, 13:57
::caner:: - ait Avatar
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 15.07.06
Şehir: adana
Yaş: 23
Mesajlar: 715
Karizma Puanı: 0
::caner:: has a reputation beyond repute
::caner:: - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

seninle tartışmaya girmezdim ama..yazmak zorundayım...sen olaya din açısından bakıyorsun..beğenmiyorsan..başka tarflara gidebilir yurt dışına...bu topraklar bizim topraklarımız...yazılanları biraz anlasan ülkeye verecek zararı çözebilirsin...YİNE DEVLET İŞLERİNİ KARIŞTIRIYORSUN DİNLE..TÜRKİYE CUMHURİYETİ LAİKTİR LAİK KALACAKTIR....hergün ant içtim...türküm,doğruyum,çalışkanım diye..........hep birlikte içtik....bu topraklarda dönen oyunları herkesin bilmesinde hakkı var....en son gönderdiğim yazıda şeriat isteklerini ele aldım...bununda mı kabullniyorsun...eğer istiyorsan git amerikaya tırnagı olmaya
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:03
Kıdemli Üye
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Yaş: 19
Mesajlar: 1,435
Karizma Puanı: 222
CanımSın will become famous soon enough
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

Tartışma DeğiL Fikrimi SöyLedim Sen NasıL yazdıySan Bende öyLe yazdım... İnanmak zorunda değiLim yazıLanLara hepsi bu...birde Tek isteği şeriat
Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine şer'i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fethullah Gülen ve yandaşları, 28 Şubat Kararları'nın alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmaların başlaması ile birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzii koruma kuralına uyarlamışlardır.

Bu gerçekten doğruysa biLe f.güLen ne kadar istesede öyLe bişey oLamaz.Kanun var nizam var şeriat ın esasLarına dayaLı bi devLet kuramaz o yüzden bi kaygım yok.
DevLetin başındakiLer,75 miLyon üLke insanı buna göz yummaz.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #15 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:13
::caner:: - ait Avatar
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 15.07.06
Şehir: adana
Yaş: 23
Mesajlar: 715
Karizma Puanı: 0
::caner:: has a reputation beyond repute
::caner:: - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

CanımSın´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
Tartışma DeğiL Fikrimi SöyLedim Sen NasıL yazdıySan Bende öyLe yazdım... İnanmak zorunda değiLim yazıLanLara hepsi bu...birde Tek isteği şeriat
Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine şer'i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fethullah Gülen ve yandaşları, 28 Şubat Kararları'nın alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmaların başlaması ile birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzii koruma kuralına uyarlamışlardır.

Bu gerçekten doğruysa biLe f.güLen ne kadar istesede öyLe bişey oLamaz.Kanun var nizam var şeriat ın esasLarına dayaLı bi devLet kuramaz o yüzden bi kaygım yok.
DevLetin başındakiLer,75 miLyon üLke insanı buna göz yummaz.
tamam senin dediğin gibi olsun...peki yakında cumhurbaşkanlığı seçiminde...başa f.gülen öğrenciler,inden biri geçtimi ne olcak...tayyip erdoğan,hüseyin çelik,abdullah gül...f.gülenin öğrencilerindendir...ve şimdi aşagıya bak cumhurbaşkanının görev ve yetkisineee

Cumhurbaskani'nin görev ve yetkileri Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi'nin 101, 102, 103, 104, 105, ve 106. maddelerinde belirtilmistir.
A. Nitelikleri ve Tarafsızlığı (Madde 101)

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk Vatandaşları arasından yedi yıllık bir süre için seçilir.

Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri dışından aday gösterilebilmesi, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür.

Bir kimse, iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez. Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

B. Seçimi (Madde 102)

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır. Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin dolmasından otuz gün önce ya da Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama gününden başlayarak otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanı'na bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir. En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir. Üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir. Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanı'nın görevi devam eder.

C. Andiçmesi (Madde 103)

Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer :

"Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve Milletin bölünmez bütünlüğünü, Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim."

D. Görev ve Yetkileri (Madde 104)

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milleti'nin birliğini temsil eder; Anayasa'nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasa'nın ilgili maddelerinde gösterilen koşullara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

a) Yasama ile ilgili olanlar :

* Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde açılış konuşmasını yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,
* Yasaları yayımlamak,
* Yasaları yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri göndermek,
* Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
* Yasaların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün, tümünün ya da belirli kurallarının Anayasa'ya biçim ya da esas yönünden aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açmak,
* Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,

b) Yürütme alanına ilişkin olanlar :

* Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,
* Başbakanın önerisi üzerine Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,
* Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu'na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu'nu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak,
* Yabancı devletlere Türk Devleti'nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,
* Uluslararası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,
* Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Başkomutanlığını temsil etmek,
* Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına karar vermek,
* Genelkurmay Başkanı'nı atamak,
* Milli Güvenlik Kurulu'nu toplantıya çağırmak,
* Milli Güvenlik Kurulu'na Başkanlık etmek,
* Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,
* Kararnameleri imzalamak,
* Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ya da kaldırmak,
* Devlet Denetleme Kurulu'nun üyelerini ve Başkanını atamak,
* Devlet Denetleme Kurulu'na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak,
* Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,
* Üniversite rektörlerini seçmek,

c) Yargı ile ilgili olanlar:

Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.

Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.


E. Sorumluluk ve sorumsuzluk hali (Madde 105)

Cumhurbaşkanı'nın, Anayasa ve diğer yasalarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanı'nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.

Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin önerisi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.

F. Cumhurbaşkanına Vekillik Etme (Madde 106)

Cumhurbaşkanı'nın hastalık ve yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması durumlarında, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme ya da başka bir nedenle Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda da yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığı'na vekillik eder ve Cumhurbaşkanı'na ilişkin yetkileri kullanır.




diğer maddeleri boşveriyorum...üniversitelere rektör atamak demek...ülke gençliğini nasıl etkilediğini...üniversitelerdeki...örgütlenme boyutunun..nerden geleceğini.. artık siz düşünün....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #16 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:14
oktayhan - ait Avatar
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 21.07.06
Mesajlar: 83
Karizma Puanı: 86
oktayhan is infamous around these parts
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

caner arkadasim bir kac sorum olacak araastirman(!) ile alakali;

1) burda ortaya doktugun her sey gazetelerde yayinlanmis ve daha sonra mahkemelerde asilsiz oldugu ortaya ciktiktan sonra tekzip edilmis haberlerden ibaret. bu nasil bir arastirma? ortaya yeni bir sey koyup isbat etmen gerekmez mi?
2) tabiki devletin ele gecirilmesi lazim, cunku bu bizim devletimiz. ne yani ele gecirmeyelimde yahudi donmelerinin ve ermenilerin mi elinde kalsin.
3) acaba fethullah gulen hakkinda su ana kadar ispatlanip mahkemece karari verilmis kesin bir suc soyleyebilirmisin? yoksa anlattiklariniz hep boyle komplo teorileri seklinde mi devam edecek.
4) fethullah gulen ve cemaatinin, su ana kadar yurt disinda actiklari okullarla turkce ogrettikleri ve turkiye sevdalisi olarak yetistirdikleri cocuklar ve ora halkinin dillerinden duydugumuz "iste gercek insanlik" ve "insanligin son adasi meger Turkiye imis" gibi ifadelerden haberiniz varmi? yoksa bu gibi haberleri gazete ve televizyonlar yayinlamadigi (hatta daha dune kadar turkiyede gerceklestirilen ve 84 ulkenin katildigi turkce olimpiyatini bile haber yapmayan) gazetelerdeki yazilan haberlerin dogru oldugunu inanmaya mi devam edeceksiniz? yada bu yapilanlarin devletin zararina mi oldugunu dusunuyorsunuz? yada turkiye sevdalisi gecinenlerin bu faaliyetlerin hic birini su ana gerceklestirememis olmasi nasil yorumluyorsunuz?
5) bu sorularima bir cevap alabilcek miyim?
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #17 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:38
::caner:: - ait Avatar
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 15.07.06
Şehir: adana
Yaş: 23
Mesajlar: 715
Karizma Puanı: 0
::caner:: has a reputation beyond repute
::caner:: - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

oktayhan´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
caner arkadasim bir kac sorum olacak araastirman(!) ile alakali;

1) burda ortaya doktugun her sey gazetelerde yayinlanmis ve daha sonra mahkemelerde asilsiz oldugu ortaya ciktiktan sonra tekzip edilmis haberlerden ibaret. bu nasil bir arastirma? ortaya yeni bir sey koyup isbat etmen gerekmez mi?
2) tabiki devletin ele gecirilmesi lazim, cunku bu bizim devletimiz. ne yani ele gecirmeyelimde yahudi donmelerinin ve ermenilerin mi elinde kalsin.
3) acaba fethullah gulen hakkinda su ana kadar ispatlanip mahkemece karari verilmis kesin bir suc soyleyebilirmisin? yoksa anlattiklariniz hep boyle komplo teorileri seklinde mi devam edecek.
4) fethullah gulen ve cemaatinin, su ana kadar yurt disinda actiklari okullarla turkce ogrettikleri ve turkiye sevdalisi olarak yetistirdikleri cocuklar ve ora halkinin dillerinden duydugumuz "iste gercek insanlik" ve "insanligin son adasi meger Turkiye imis" gibi ifadelerden haberiniz varmi? yoksa bu gibi haberleri gazete ve televizyonlar yayinlamadigi (hatta daha dune kadar turkiyede gerceklestirilen ve 84 ulkenin katildigi turkce olimpiyatini bile haber yapmayan) gazetelerdeki yazilan haberlerin dogru oldugunu inanmaya mi devam edeceksiniz? yada bu yapilanlarin devletin zararina mi oldugunu dusunuyorsunuz? yada turkiye sevdalisi gecinenlerin bu faaliyetlerin hic birini su ana gerceklestirememis olmasi nasil yorumluyorsunuz?
5) bu sorularima bir cevap alabilcek miyim?
öncelikle nurculuk ve f.gülen vakası adlı konuyu okumanı öneriyorum...kesinlikle asılsılsz değildir...12 mart 1971 den sonra mahkum olmuştur...örgüt kuduğu ve örgüt yönettiği için 10yıl kamu görevinden alınmıştır....umarım tatmin olmuşsundur..devleti ele geçirmwesini mi istiyorsun...sana ne derler bilmem...ben sana burda tek bişe söylücem......git şeriatla yönetilen topraklarda yaşa...türkiye sevdalısı diye gecinenler bir strateji oyunudur...saman altından su götürmektir...ama sen anlayamazsın...sen türkçe öğretmek için açıldı sanıyorsun o okulların.. güldürme beni..yurt dışındaki faaliyetleri CEMAATA GÜÇ ÜSTÜNE GÜÇ KATMAKTIR...
DEVLET ÇARKLARININ
ARASINDA İSLAMCILIK


NTV MAG Ekim 2000, Sayfa 62-65

Fethullah Gülen'in adını ilk kez 1985'te, yani bir gazeteci olarak İslami hareketleri izlemeye başladığım tarihte duydum. Ne bir resmi vardı, ne de adıyla imzaladığı bir kitap ya da yazı. Etkileyici bir vaiz olduğu, vaaz kasetlerinin elden ele dolaştığı, Nurcu ekolden yetiştiği, 1970 ortalarında kendi grubunu kurduğu, faaliyetlerini İzmir merkezli yürüttüğü, 'Ağlayan çocuk' afişiyle ünlenen aylık Sızıntı dergisini çıkarttığı, hatta burada 'Abdülfettah Şahin' müstearıyla başyazılar yazdığı söyleniyordu. Avukatı Feti Ün aracılığıyla basında hakkında çıkan hemen hemen her haber ve yorumu tekzip ettiriyordu.
Giderek bir efsane halini alan Gülen hakkında birbirine zıt kesimler, birbirine zıt görüşlere sahipti. Kimilerine göre o bir numaralı Atatürk ve devlet düşmanıydı: 12 Mart 1971 darbesinden sonra mahküm olup hapis yatmış, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da aranmaya başlanmıştı. Başta radikaller olmak üzere İslamcıların önemli bir kısmı da Gülen hakkında hiç de iyi şeyler düşünmüyordu. Onun "devletçi ve Amerikancı" olduğu kanısındaydılar. 1977'de yurt çapında yayılan Yüksek İslam Enstitüleri boykotunu İzmir'de "İslam'da boykot yoktur" diye kırmıştı. 12 Eylül öncesi vaazlarında "Var mı Resulullah'ın yürüyüş yaptığı, var mı slogan attığı" diye soran Gülen, 1980 Şubat ayındaki bir vaazında "Anarşist ve teröristleri devletin askeri ve polisine bildirmeyenler Allah katında sorumludur" demişti.
12 Eylül'ü de destekleyen Gülen, 1980'lerde yükselişe geçen islami hareketle arasına mesafe koymaya hep özen gösterdi. Örneğin 26 Şubat 1989'da İzmir Hisar Camii'nde sokaklara taşan bir kalabalığa verdiği ve aynı anda otuzbeş camide birden yayınlanan vaazda, gündemin en önemli maddesi olan türban eylemlerine açıkça tavır aldı: "Çok yakın arkadaşlarımız fotoğraflarıyla tespit ettiler. Sultanahmet'te olan hadisenin arkasında da esas din düşmanları var. Sözde türban adına yürüyorum diyenler, istihbarat örgütlerince derdest edilince, bu başörtülü, mantolu veya çarşaflı kadınların çoğu erkek olarak çıktı ortaya. Ve bunların çoğu bir kostüm dükkanından nasılsa islami kıyafetler almış, kendini sokağa atmış açık saçık kadınlar olduğu tebeyyün etti..."

Gözyaşları içinde verdiği vaazlarla taraftarlarını 'büyüleyen' Gülen, gücü büyüdükçe işadamlarından politikacılara geniş bir kesimle tanıştı. 'Hocaefendi'ye saygı duyanlar arasında Başbakan Ecevit de (yukarıda) bulunuyordu. Gülen ABD'ye gittiğinde yakın koruması için bir başkomiser görevlendirildi. Gülen'in tedavisi uzayınca başkomiserin masrafları cemaat tarafından karşılandı. Koruma Başkomiser Ahmet Akgün'ün ABD'de kalışını uzatan belgede İçişleri Bakanı Tantan'ın da imzası bulunuyor (yanda).
Kasım 1990'da çıkan "Ayet ve Slogan, Türkiye'de İslami Oluşumlar" adlı kitabım için Gülen ve cemaatine ulaşmak için epey uğraşmış, ama tamamıyla kapalı bir yapıyla karşılaşmıştım. Bu nedenle Sızıntı dergileri ile Gülen'in Abdülfettah Şahin imzasıyla yayınladığı birkaç kitabı satır satır okudum ve "Fethullahçılar: Gözyaşı, sabır, devlet ve millet" başlıklı bölümü kaleme aldım.

ADIM ADIM OLUŞAN BİR KARİZMA
Gülen, 10 Kasım 1938'de imam Ramiz Efendi'nin oğlu olarak Bitlis, Ahlat'ta doğdu, ilk Kuran derslerini annesi Refia Hanım'dan aldı. ilkokulu dışarıdan bitirdi. Gençlik yılları Erzurum'da din eğitimiyle geçti. 18 yaşına basmadan Nurcu oldu. Hemen ardından Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne'de dört yıl imamlık yaptı. 1966'da İzmir Kestanepazarı Camii'ne atandı.
Vaazlarıyla iyice ünlenen Gülen, cezaevinden çıktıktan sonra 70'lerin ortasında 'Yeni Asya grubu' olarak bilinen Nurculuğun ana gövdesinden kopup kendi cemaatini kurdu. Gücünü, ilhamını, kendi formasyonunu Nurculuğa borçlu olmasına rağmen Said Nursi'nin adını pek anmamaya özen gösterdi. Cemaat içinde Nursi'den çok Gülen'in eserleri okunur oldu. Siyasetten uzak bir 'irşad ve tebliğ' faaliyeti yürütme iddiasındaydı. Bu amaçla eğitime ağırlık verdi. Taraftarlarının, özellikle de cemaate bağlı olarak açılan dersane ve kolejlerin yöneticileriyle öğretmenlerinin eğitimini bizzat üstlendi. Kuşkucu bir karaktere sahip olduğu için cemaat yayınları dışında gazete, kitap ve derginin okunmasını yasaklamıştı.

GAZETE VE VAKIF ARACILIĞIYLA AÇILIM
Cemaat 1988'de Zaman gazetesini satın alarak kabuğunu kırma sinyali verdi. Gazetenin ilk yıllarında ANAP iktidarı ve Turgut Özal savunuculuğu dikkat çekiyordu. Nitekim Gülen'in daha sonra gerçekleştireceği yurtdışındaki okullaşma faaliyetinin önde gelen teşvikçi ve destekçilerinden biri Özal olacaktı.
Ancak cemaatin gerçek manada dışa açılması Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın kurulmasıyla oldu. Vakfın 29 Haziran 1994'te Istanbul Dedeman Oteli'nde açılış toplantısı yapacağını ve buraya Gülen'in de katılacağını öğrenince çok şaşırmış ve heyecanlanmıştım. Nedense medyanın fazla ilgi göstermediği toplantıya Gülen, Kasım Gülek'le birlikte geldi. Şarkıcı Cem Karaca ile kucaklaşmasıysa toplantının en ilginç fotoğrafını oluşturdu.
Gülen'in dışa açılma sürecinin bir sonraki aşaması Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ve Sabah'tan Nuriye Akman'a ayrı ayrı verdiği röportajların, Ocak 1995'te aynı gün yayınlanmaya başlaması oldu. Burada özel hayatından okullara, Atatürk'ten laikliğe, Diyanet'ten RP'ye, kadın haklarından başörtüsüne bir dizi konuda görüşleri alındı. En önemlisi bunlar saygılı bir dille, örneğin "Fethullah Gülen Hocaefendi anlatıyor" gibi başlıklarla, çarpıtılmadan sunuldu.
Ve bir ay sonra, 11 Şubat 1995'te Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Istanbul Polat Rönesans Oteli'nde verdiği iftar yemeği dışa açılmada son noktayı koydu. Çok sayıda gazeteci iftarın onur konukları arasında yer alıyordu. Bütün bunlar tam da RP'nin 27 Mart 1994 yerel seçimlerinden zaferle çıkıp büyük bir tırmanışa geçtiği ve kendinden olmayan kesimleri ürküttüğü bir dönemde oluyordu. Gülen ve cemaati, açık veya örtük bir şekilde "Onlar radikal, biz ılımlıyız" veya "Onlar devleti yıkmak, biz güçlendirmek istiyoruz" diyordu.

Bütün yaşananlardan sonra cemaat içinde ürkek de olsa bir özeleştiri süreci yaşandığı gözleniyor. Öncelikle pazarlıklarla devletten elde edilen kazanımların tek bir kasetle ellerinden uçuvermesi cemaatte tam bir şok yaratmış durumda.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve büyük medyanın önemli bir bölümü başta olmak üzere islamcı olmayan birçok çevre de onları bağırlarına bastı. Artık büyük medyada Gülen'i eleştiren haber ve yorumlar yapmanın neredeyse imkansızlaşmaya başladığı bir döneme girmiştik. Örneğin Milliyet'te "Fethullah Hoca ılımlı mı?" başlıklı bir yazıda, bir gün öncesine kadar Gülen'i düşman gören çevrelerin neden birdenbire ona sahip çıktıklarını sorgulamıştım. Vakfın Ankara'daki iftarına giderken havaalanı otobüsünde karşılaştığım cemaatin o dönem üst düzey yöneticilerinden olan bir kişi, "Ne yani, ılımlı değil mi?" diye üzerime yürümüştü.

OKULLARIN CAZİBESİ
Cemaatin yükselişinde birkaç önemli faktör daha vardı. Öncelikle Gülen'in, kendisini laik gören birçoklarının yıllardır peşinde olduğu "hem dindar/hem modern ulvi şahsiyet" şablonuna cuk oturduğu sanıldı veya böyle bir imaj yaratıldı. Gülen'in 'ufku'nun genişliği, her soruya entelektüel dozu din adamı ortalamasının üstünde cevaplar vermesi prim yaptı. Bunun sonucunda iş, spor, medya, üniversite, siyaset çevrelerinden çok kişi Gülen'le tanışmak, onunla sohbet etmek, onunla aynı fotoğraf karesine girmek için sıraya girdi. Gülen'i bu şekilde yüceltenlerin ezici bir çoğunluğunun Türkiye'nin bugüne kadar yetiştirdiği diğer islami şahsiyetler hakkında pek bir şey bilmediklerjni de hesaba katmak gerek.
Cemaatin dindar olmayan çevrelerde de yıldızının iyice parlamasına neden olan hususların başında hiç kuşkusuz okullar geliyordu. Her şeyden önce Gülen, Said Nursi'nin "Devir tarikat devri değil, imanın yeniden ihdası devridir" sözüne sahip çıkmıştı. Yani diğer cemaatler gibi zaten dindar olan kişilere değil, dinden uzak olduğunu düşündüğü kişilere yönelmişti. Onları kazanmak için de diğer cemaatlerle değil, 'laik' kesimle rekabet içine girmişti. Bu rekabet esas olarak eğitim alanında yaşandı. Said Nursi'nin "islam ile pozitif bilimleri bağdaştırma" prensibinden hareketle cemaate bağlı üniversiteye hazırlık dersaneleri ve özel liselerde Türkiye'nin eğitim sistemine uygun, 'başarılı' öğrenciler yetiştirildi. Ancak bu başarıların nasıl ve ne pahasına kazanıldığı sorgulanmadı.
Cemaat eğitim faaliyetlerini ilk fırsatta yurtdışına taşıdı. Zaten Gülen, daha önce sözünü ettiğimiz Hisar Camii'nde verdiği vaazda en büyük hayalini şöyle tamamlamıştı: "Dünya sizin soluklarınıza muhtaç. Dünya sizi bekliyorken küçük oyunlara gelmeyin. Siz soluklarınızı Özbekistan'da, Türkmenistan'da, Mengüşistan'da, senelerden beri insanı tebid edilen Kırım'da soluklayacaksınız. Sizi bekliyorlar. Elinizde Kuran, elifbe cüzleri, bantlar, oraya gidecek Hz. Muhammed'i anlatacaksınız. Büyük işler sizi bekliyor."
Gülen, taraftarlarına, öncelikle halkın çoğu Müslüman olan eski sosyalist ülkelerde, sonra da tüm dünyada okullar kurdurttu. Yabancı dil ve fen bilimleri eğitiminin ön planda olduğu bu okullarda dinsel yön hep geri planda kaldı veya tutuldu. Özal ve Demirel cumhurbaşkanlıkları döneminde cemaatin bu faaliyetlerine açık çek verdiler. Birçok başbakan, bakan ve üst düzey bürokrat da aynı tutumu izledi. Ankara başlangıçta, İran ve Suudi Arabistan'ın kendilerine özgü İslam yorumlarını sokmaya çalıştığı Türk cumhuriyetlerine 'laiklik' ihraç etmek istemişti. Bu stratejisinin kısa sürede iflasıyla devreye 'ılımlı' olduğu düşünülen cemaatler, özellikle de Gülen sokulmuştu. Gülen'in okulları uzun bir süre devlet katında 'içte tehlikeli, dışta olumlu' olarak görüldü. Gülen cemaatinin bu eğitim hamlesi, dışarıya açılmak isteyen iş çevrelerinin de dikkatini çekti. Çünkü bulundukları ülkelerin seçkinlerinin çocuklarına eğitim veren bu kolejler üzerinden ithalat ve ihracat bağlantıları kurmak epey kolaydı. Sonuçta Nurculukla, İslamcılıkla, hatta İslam'la alakası olmayan, Türkiye'nin dört bir tarafından irili ufaklı girişimci Gülen'den "Hocaefendi" diye bahseder, cemaate para yardımı yapar oldu.


"Sezilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, işte bu iki müessesede (adliyede ve mülkiyede) olduğu gibi hayati, dinamik bir kısım müesseselerde de söz konusudur. Ta ilerilere gitmek, böyle can damarları içinde dolaşmak."
Fethullah Gülen kasetinden

OPUS DEİ BENZERLİĞİ
Gülen'in Türkiye'de yepyeni bir çığır açtığı tartışma götürmez. Ama dünya için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Örneğin onun öyküsü İspanyol Josemaria Escriva'nınkiyle (1902 -1975) epey benzerlikler taşıyor. Katolik bir papaz olan Escriva, daha 26 yaşındayken, Tanrı'dan aldığını söylediği bir ilham sonucu bir avuç yol arkadaşıyla birlikte kendi cemaatini kurmuştu. Ona göre 'aziz' olmak için illa din adamı olmak gerekmiyordu; insanlar gündelik hayatlarını, mesleklerini aksatmadan da bu mertebeye ulaşabilirlerdi. Yani önemli olan laiklerin dindarlaştırılmasıydı. Escriva'nın 'Opus Dei' (Tanrı'nın Eseri) adlı tarikatı, Vatikan'ın da onayıyla esas olarak eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Cemaat önce İspanya, ardından İspanyolca konuşulan Latin Amerika ülkelerinde ve nihayet tüm dünyada okullar açmış durumda.
Opus Dei çok sıkı hiyerarşik ve disiplinli örgütlenmesiyle 'Beyaz Masonluk'; karmaşık ve şaibeli mali yatırımları nedeniyle 'Aziz Mafya' gibi yaftalara maruz kalmış. Opus Dei'nin etkisi İspanya ile sınırlı değil. Latin Amerika'da diktatör danışmanları ve sağcı politikacılar arasında çok sayıda tarikatçı kadro mevcut. Aynı şekilde Fransa, Belçika gibi ülkelerde sağ hükümetlerde Opus Dei kökenli bakanlar olduğu biliniyor. Opus Dei, başarısını üyeleri kadar 'işbirlikçilerine de borçlu. Bunların Katolik, Hıristiyan, hatta inançlı olmaları gerekmiyor; örgütün başarısını istemeleri ve mali yardımda bulunmaları yeterli.
Aynı tür kişiler Gülen cemaatinde de karşımıza çıkıyor. Birtakım politikacı, gazeteci, sanatçı, bilimadamı/kadını, işadamı/kadını, kamuoyunda bilindikleri kimliklerini aynen muhafaza ederek Gülen'i destekler oldular. Hatta içlerinden bazıları cemaatin sözcüsü gibi görünebildi.
Örneğin Gülen'in ABD'ye tedavi için gitmesinden önce katıldığı son etkinlik olan 'Ulusal Uzlaşma Ödülleri'nde dönemin Cumhurbaşkanı Demirel'den plakçı Şahin Özer'e kadar çok sayıda kişiye ödül dağıtılmıştı. 28 Şubat sürecinin bütün hızıyla sürdüğü bir dönemde, 26 Aralık 1997 gecesi yapılan bu ödül töreninde Nazlı llıcak şu konuşmayı yapmıştı: "Bazı mahfiller Fethullah Gülen Hocaefendi'nin başını çektiği hizmet hakkında incitici laflar üretmektedir. Cumhurbaşkanının teşrifini bu çirkinliği, hatayı düzeltme gayreti olarak görüyorum,"
Samanyolu TV'den naklen yayınlanan gece için hazırlanan klipler Atatürk'le başlayıp Atatürk'le bitiyordu; aralara bol miktarda asker ve bayrak görüntüleri serpiştirilmişti. Ödül alıp verenlerin büyük kısmı Atatürk'e atıfta bulundu, bu hassasiyet kokteyl boyunca da sürdü. Öyle ki bilmeyenler, tesettürlü kadın ve sakallı erkek bulmanın neredeyse imkansız olduğu bu toplantıyı Atatürkçü bir kuruluşun düzenlediğini sanabilirdi. Geceyi sonuna kadar izleyen ve Gülen'den şükran plaketi alan Demirel de "Bu ödülü Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne, barış içinde yaşamasına verilmiş sayıyorum" diyecekti.

ORDUYU IKNA EDEMEDİ
Gülen ve cemaati 28 Şubat sürecini atlatmak için, yukarıdaki gecede olduğu gibi açık ve gizli olarak epey lobi yaptılar. Örneğin Gülen, Kanal D'de 'Yalçın Doğan ile Güncel' programına konuk oldu. Gülen, burada 28 Şubat'ı bütün uygulamalarıyla savundu; Erbakan'ın istifasının Türkiye'nin yararına olacağını Hz. Ömer'in yaşamından örneklerle anlattı. Gülen, daha sonra ABD'nin Jersey City şehrinde bir grup Türk gazeteciye verdiği röportajda Refah Partisi'nin oylarının 'yüzde 15'in bile altına' düştüğünü tahmin ederek, RP'yi kapatmak yerine, hakkındaki dava sürerken seçme gitmenin devlet açısından 'daha makul' olacağını söyledi. Ancak bütün bu çabalar sonuç vermedi ve sıra Gülen ve cemaatine geldi. ATV'de 18 Haziran 1999 günü yayınlanan kaset büyük bir şok yarattı. İddiaya göre, yalnızca cemaat yöneticilerinin izlemesi için hazırlanan kaset, devletin cemaat içine sızdırdığı kişiler tarafından ele geçirilmişti. Kasetin ATV'ye ulaştırılmasındaysa bir emekli orgeneralin adı geçiyordu. Gülen'in devlet içinde uzun vadeli kadrolaşma öğütlerini içeren bu kaset üzerine büyük medya kendisini yeniden 'bir numaralı rejim düşmanı' ilan ediverdi.
Gülen ise olayları 'ateist ve komünistlerin komplosu' olarak göstermeye çalıştı. Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, "Hukuka aykırı hiçbir fiilin içinde değilim. Hiçbir illegal yapılanma, örgütlenme içinde olmadığım DGM kararlarıyla sabittir" diyen Gülen'le aynı fikirde değildi. Yüksel, Gülen hakkında, 'örgüt kurduğu ve yönettiği' gerekçesiyle, 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Gülen'in 10 yıla kadar da kamu hizmetlerinden men edilmesini talep etti.
Yüksel'in ayrıca, Gülen'e bağlı tüm şirket, okul ve kurumlarla, buralarda çalışan yöneticileri de kapsayan bir dava açması bekleniyor. Yüksel'in açacağı davanın, sanıkların rnahkumiyetiyle sonuçlanması halinde, bu kuruluşların tamamının kapatılacağı ve mallarına el konulacağı ifade ediliyor.


İki yıldır ABD'de tedavi gören Gülen'in ne zaman Türkiye'ye döneceği meçhul. Gülen'in vakıfları aracılığıyla gerçekleştirdiği etkinliklere katılan 'seçkin konuklar' arasında farklı dinlerden insanlar da yer aldı. Gülen'in bir araya geldiği isimler arasında Patrik Barthelomeos da bulunuyordu (altta).
CEMAATE İÇ SORGULAMA
Gülen 22 Haziran 1999 akşamı, ABD'den Show TV'ye telefonla bağlanarak Reha Muhtar'ın sorularını yanıtlayıp, "devletin her şeyi bildiğini, vicdanının rahat olduğunu, ancak maksadı aşan ifadeleri" ola-bileceğini belirttikten sonra Türk medyasının karşısına çıkmadı. New York Times'ın yazılı sorularını yanıtlarken, kendisi hakkındaki suçlamaların "Devlet içindeki ufak bir azınlığın işi" olduğunu söyledi. Fakat bu yayının üzerinden daha bir hafta geçmeden Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, adını vererek Gülen'i hedef gösterdi ve onun hakkındaki gıyabi tutuklama kararının iptal edilmesini bu cemaatin 'yargıya sızması' olarak değerlendirdi.
Gülen. RP'nin 1994 ve 95 seçimlerindeki zaferlerinden ve buna paralel olarak islamcılığın genel yükselişinden kaygı duyan çevrelerle iyi ilişkiler geliştirmiş; "Arap ve Acem İslamına karşı Türk İslamı" olarak tanımlanabilecek muğlak bir projeyi ve kendi cemaatini onlara bir nevi panzehir olarak sunmuştu.
Bütün bu süreçte Gülen toplumdan ziyade devleti ve iktidar sahibi seçkinleri muhatap aldı. 1995'ten itibaren devlet içindeki iktidar savaşlarında Gülen'in adı hep anılır oldu. Nitekim Savcı Yüksel, iddianamesinde Gülen'in orduya karşı polisi çıkartmak istediği iddiasının altını ısrarla çizdi.
Değişik iktidar odaklarının desteğine sahip olduğu dönemlerde bile "Takıyye mi yapıyor?" sorusu Gülen'in peşini hiç bırakmadı. Basın mensuplarına yurtdışındaki okullar gezdirildi; cemaatinin yayın organlarında dışarıdan isimlere de yazı yazdırıldı, program yaptırıldı; ödüller dağıtıldı. Şık otellerdeki toplantılarda değişik dinlerin temsilcileri bir araya getirildi ve nihayet Gülen, Papa'yı ziyaret edip görüştü.
Gülen devlet katında belki herkesi bir şekilde ikna etti; ordu hariç. Çünkü 1986'da yapılan bir operasyonla cemaatin askeri liselere sızmış olduğunu ortaya çıkaran askerler bu cemaate' yönelik kuşkularını hep korudu. Devletin değişik kademeleri, bu cemaatin kadroları ve imkanlarının değişik yer ve zamanlarda kullanılmasına göz yummuş olsalar da bu cemaat yanlılarını ordudan ayıklamayı hiç aksatmadılar. Ayet ve Slogan'da Gülen cemaati ile ilgili bölümü şöyle bitirmiştim: "Kadrolarını devlet hizmetine koşmayı yeğleyen (en azından şimdilik) bu cemaat aynı zamanda çok geniş mali olanaklara da sahip. İleride bir gün, kendine güveni geldiğinde, cemaatin siyasi iktidara talip olmak isteyebileceği 'teorik' olarak varsayılabilir. Ancak kuru ajitasyonla, spekülatif argümanlarla, kişi kültüne koyu bir bağlılıkla yetiştirilen bu 'kadrolar'la nereye kadar yürünebileceği şüpheli."
Bütün yaşananlardan sonra cemaat içinde ürkek de olsa bir özeleştiri süreci yaşandığı gözleniyor. Öncelikle pazarlıklarla devletten elde edilen kazanımların tek bir kasetle ellerinden uçuvermesi cemaatte tam bir şok yaratmış durumda. Devletle iyi geçinmek adına taviz verilen İslami/Nurcu çizgiye geri dönülmesi talebi alttan alta seslendiriliyor. Ayrıca, sonradan edinmiş oldukları 'stratejik dostların' önemli bir kısmının kaset kriziyle birlikte -tabii ki Ecevit hariç- kendilerinden uzaklaşmasının, buna karşılık 28 Şubat'ta kurban edilmesine ses çıkartmadıkları. hatta onayladıkları RP'lilerin kendilerine sahip çıkmasının cemaat üyeleri arasında ciddi bir vicdan azabı ve kırılma yarattığı da biliniyor. Gülen ve cemaatinin serüvenini belki de en iyi ordudan atılma bir Nakşibendi subayın sözleri özetliyor: "Biz kışlada namazımızı açıkta kılıyorduk. Fethullah Hoca cemaatindekiler ise gizli. Sonunda hepimizi attılar."
Gülen, Reha Muhtar'la iki saat süren söyleşide ABD'den dönüp dönmeyeceğinin sorulması üzerine "Ölürsem Türkiye'de ölürüm. En büyük sıkıntım şu anda Türkiye'de olmamak. Hatta bu mevzuda, yapacağım bazı görüşmeler nedeniyle Türkiye'de olmamın daha yararlı olacağını düşünüyorum. Geleceğim. Devlet idam verirse verecek. Ahireti bin can ile arzu eden insanım. Öyle bir şey olursa, bayram sevinci gibi bağrıma basar rabbime yürürüm" demişti.
Gülen'in yurda dönüp kendini savunması her geçen gün daha da kaçınılmaz bir hal alıyor. Birçok hastalık nedeniyle tedavisi süren Gülen'in bünyesinin uzun bir yolculuğu kaldırıp kaldırmayacağı şüpheli. Ama onun toplumun nabzını tutmak yerine, yine kendisi ve cemaati hakkında devlet içindeki tartışmaların seyrini gözlediği ve uygun zamanı kolladığı söylenebilir.

Fotoğraf: ALİ ÖZFethullah Gülen'in sonradan edindiği 'stratejik dostlarının' önemli bir kısmı
-tabii ki Ecevit hariç- kaset kriziyle ve açılan davayla birlikte kendisinden uzaklaştı...

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #18 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:50
::caner:: - ait Avatar
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 15.07.06
Şehir: adana
Yaş: 23
Mesajlar: 715
Karizma Puanı: 0
::caner:: has a reputation beyond repute
::caner:: - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

Hazex´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
başta Araştirmalarin Biraz Yanli Gibi Geldi Bana Sadece Kotulemek Icin Yapilmiş Bir Araştirma Bu Attigin Başliktanda Belli Ne örgutu
cemaat Orgut Diyerek Ordaki Insanlari Terörist Yerinemi Koyuyorsun Hoca Efendi Gibi Degerler Kolay Yetişmiyor Sen Ne Kadarda Karalamaya Calişsan Hoca Efendi Cok Buyuk Bi Degerdir Cemaatide Guzel Insanalarin Bulşundugu Bir Cemaattir
YAZIMIN BAŞINDA AÇIKLAMIŞTIM...DOĞRUYU VE YANLIŞI.....İYİ YÖNLERİNİ VE KÖTÜ YÖNLERİNİ DİYE...GÖRMEDİN SANIRIM ORAYI.....

NE YANLISI YAPTIN BENİ KİM BİLİR....:kahkaha:

GEREKLİ AÇIKLAMAYI YAPTIM...TERÖRİST DİYE BİRŞEY DEMEDİM..YERİNE DE KOYMADIM.....

AYRICA CEMAATTE BEN KALDIM ARKADAŞLARIMIN YANINA GİTMEK İÇİN...BENDE ÇAYLARINI İÇİP...HOCAEFENDİNİN KİTAPLARINI OKUDUM..HEMEN HEMN HEPSİNİ...BİZLER BİRER PİYONUZ...KURDUĞU OKULLARLA,DERSANELRLE,ŞİRKETLERLE,KURSLARLA,BURSLA RLA İKTİDARA GELDİ...1970'DEN BER,DİR SUREN BU CEMAAT AMACINA ULAŞMIŞTIR..ANCAK SON DARBE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE OLACKTIR..CANIMSIN'A YAZDIĞIM YAZIYI OKUMANI TAVSİYE EDİYORUM..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #19 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:53
oktayhan - ait Avatar
Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 21.07.06
Mesajlar: 83
Karizma Puanı: 86
oktayhan is infamous around these parts
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

benim sordugum hic bir soruya sen cevap verememissin...niye senin gibi seviyesizlesip ona buna salya atayim ki? ben senin sahsina hic bir sekilde ithamda bulunmadim...sen sana cevap veren herkese hirliyorsun...once sen su kafandaki at gozlugunu cikar sonra da adam gibi tartismak istiyorsan buyur tartisalim...benim yukarda yazdiklarim kendi gorusumdur senin gibi ordan burda alip copy paste degil arkadasim...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #20 (Daim)  
Eski 12.08.06, 14:55
Hazex - ait Avatar
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Mesajlar: 1,539
Karizma Puanı: 0
Hazex is infamous around these partsHazex is infamous around these parts
Hazex - AİM üzerinden Mesaj gönder Hazex - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Ce: fethullah gülen örgütü hakkında herşey....

::caner::´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
YAZIMIN BAŞINDA AÇIKLAMIŞTIM...DOĞRUYU VE YANLIŞI.....İYİ YÖNLERİNİ VE KÖTÜ YÖNLERİNİ DİYE...GÖRMEDİN SANIRIM ORAYI.....

NE YANLISI YAPTIN BENİ KİM BİLİR....:kahkaha:

GEREKLİ AÇIKLAMAYI YAPTIM...TERÖRİST DİYE BİRŞEY DEMEDİM..YERİNE DE KOYMADIM.....

AYRICA CEMAATTE BEN KALDIM ARKADAŞLARIMIN YANINA GİTMEK İÇİN...BENDE ÇAYLARINI İÇİP...HOCAEFENDİNİN KİTAPLARINI OKUDUM..HEMEN HEMN HEPSİNİ...BİZLER BİRER PİYONUZ...KURDUĞU OKULLARLA,DERSANELRLE,ŞİRKETLERLE,KURSLARLA,BURSLA RLA İKTİDARA GELDİ...1970'DEN BER,DİR SUREN BU CEMAAT AMACINA ULAŞMIŞTIR..ANCAK SON DARBE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE OLACKTIR..CANIMSIN'A YAZDIĞIM YAZIYI OKUMANI TAVSİYE EDİYORUM..
ıyıde arkadaşım o kurdugu dedıgın şırket okul onamı ayıt madem yanlarında kaldın bunların ona ayıt olmadıgınıda bılırdın yaşantısı nasıl mal varlıgı ne bunları bılmeden yorum yapıyorsun ınankı bızden daha sade bır hayat kaldıgı yerı gordugumden bunu yazıyorum bırebır tanık oldum yanı senın dedıgın gıbı zengın bır hayat yaşamıyor
__________________
Battle lan, kime battle? Kime ki diss?..
Kime hiciv?.. kime bu ahkam? Kime bu his..?
Neden savaşı benimseriz? Eden bulur ki biliriz
Adım atılır, geride kalır iz..
Biz pisiz, belki Adem-Hava'dan kalma temiz hisiz
Mikrofonumun dudaklarında kalır sweet kisses!..
Biz güvenin getirdği riskiz. Üzerinde arabaların
Parçalandığı bir pistiz. Vakti gelince çekilen restiz
Üzüntüden beyinde çıkan kistiz




Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Geri Dön   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Siyaset ve Politika > Siyasi Serbest Kürsü


Konuyu görüntüleyen(ler): 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz