Yirmi yıldır mesleğin içindeyim, kaç yıldır da siyaseti izlemeye çalışıyorum. Böylesini ne gördüm, ne duydum.
Böylesi yok ayrıca.
Denilmişti ki, ‘Bu meclis Cumhurbaşkanı seçmesin. Çünkü miadını doldurmuştur, bu görevi yenilenmiş Meclis’e bırakmak daha doğru olacaktır. Recep Tayyip Erdoğan derhal erken seçime gitmelidir.’
Bu düşünceyi seslendirenlerin başında, çoğunluğun ‘solcu’ ve ‘sosyal demokrat’ zannettiği CHP lideri Deniz Baykal geliyordu.
Hatta Baykal daha da ileri gidiyor, bu Meclis’in seçeceği Cumhurbaşkanıyla birlikte cumhuriyetin elden gideceğini söylüyordu.
Bu meclisin seçtiği Başbakanla elden gitmeyen bir şey, Cumhurbaşkanı seçildiğinde nasıl elden gidecekti, bu da bir başka uzun ve verimli tartışmanın konusu.
Çoğunluğun ‘solcu’ ve ‘sosyal demokrat’ zannettiği Baykal ne yaptı, biliyor musunuz?
Bu meclisin Cumhurbaşkanı seçme ihtimaline, pardon tehlikesine karşı mahkemeye gideceğini duyurdu.
Sonra da, ‘367 şartına onay verilmezse ülkede çatışma çıkar...’ diyerek mahkemeyi baskı altına aldı.
Mahkeme üyeleri de, eksik olmasınlar, oturup, ihtiyaçtan bulunmuş 367 şartına göre bir karar verdiler ve hem demokratik parlamenter sistemi kilitlediler, hem de Cumhurbaşkanını halka seçtirme sürecinin önünü tıkadılar.
İki yıldır, ‘Bu meclis Cumhurbaşkanı seçmesin, bu görevi yenilenmiş meclis’e bıraksın’ diyorlardı, Anayasa mahkemesi’nin harikulade kararından sonra artık yenilenmiş meclis de Cumhurbaşkanı seçemeyecek, elinde 183 milletvekili bulunduran parti, isterse, üçte iki çoğunluk gerektiren tüm seçimleri tıkayabilecek.
Soru şu:
Cumhurbaşkanını seçemeyen ve feshedilmiş sayılan Meclis, Cumhurbaşkanını halka seçtirmek için gerekli anayasal düzenlemeleri yapabilir mi?
Baykal’a göre yapamaz.
Bu meclis, en zor zamanında ‘kurtuluş savaşı’ verebilir, cumhuriyeti ilan edebilir, devrimleri hayata geçirebilir, ama AK Parti’nin yahut bir başka sağ partinin önerdiği adayı Cumhurbaşkanı seçemez.
Peki, o halde halka gidilsin. Her fırsatta sağduyusuna güvenildiği söylenen halk Çankaya’da kimi görmek istiyorsa Cumhurbaşkanı o olsun.
Hayır, bu da olmaz.
Çünkü, ismini ‘halk’tan alan Cumhuriyet Halk Partisi, halka gidilmesini cumhuriyetin kazanımları noktasında ‘tehlikeli bir girişim’ olarak değerlendiriyor.
Peki kardeşim, bu da olamıyorsa, sen bir aday göster... Madem iki yıldır ‘seçim kabusu’yla yatıp kalkıyorsun, senin Çankaya’da görmek istediğin isim kim?
Hayır, aday da gösteremezlermiş.
Çünkü, ‘yasalara uyan, onurlu, ülkesini seven, dört dörtlük adaylarını gösterselermiş hiç kimse desteklemez’miş. Kaldı ki, aday göstermeleri durumunda meclise girmek zorunda kalırlarmış ve bu da Anayasa Mahkemesi’ne başvurma imkanını ortadan kaldırırmış...
Bunu söyleyen kim?
Çoğunluğun ‘solcu’ ve ‘sosyal demokrat’ zannettiği Deniz Baykal...
Aynı Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi’nden istimal edilen ‘hayırlı sonuç’tan sonra çıkıp bir de şöyle bir şeyler söylemişti: ‘Çözüm erken seçim de değildir. Sandıktan AK Parti çıkacaksa erken seçim hiçbir zaman çözüm olmayacaktır...’
Peki çözüm nedir?
Meclis’ten kaç, anayasa değişikliğine yanaşma, halktan kork, sandık dendiğinde dizlerinin bağı çözülsün.
Nedir o halde çözüm?
Dün de hatırlatmıştım: Baykal’ın açıkça dillendirmekten kaçındığı çözüm önerisine göre CHP hiçbir zaman tek başına iktidar olamıyor.
1957’de, 1961’de, 1965’te, 1969’da, 1973’te, 1977’de, 1983’te, 1987’de, 1991’de, 1995’te, 1999’da, 2002’de olamamıştı.
Uygun bir seçmen kitlesi ithal edilmediği sürece, bundan sonra da olamayacaktır.
Ahmet KEKEÇ