AK Parti'nin yakaladığı fırsat AK Parti'nin yakaladığı fırsat
Millî irade üzerindeki askerî vesayet, Anayasa Mahkemesi'nin CHP'nin talebi doğrultusunda verdiği kararla, yargı vesayeti ile perçinlendi. Bu, Meclis'in kilitlenmesidir. Kilidi ise her zaman olduğu gibi seçim çözebilir. AK Parti bunun için gerekli adımı hiç düşünmeden attı ve 24 Haziran'da genel seçim yapılması için dün TBMM'ye başvurdu. Anayasa Mahkemesi, tarihinin en büyük yarasını almıştır. Yargıya güven, Adnan Menderes'in idamına karar veren Yassıada Mahkemeleri'nden bu yana hiç bu kadar aşınmamıştır. Daha da kötüsü, Meclis'in kararlarına ve iradesine yargının el koyması gibi bir durumun varlığıdır. Sürecin adı, "Genelkurmay Başkanlığı muhtırası doğrultusunda yargı darbesi"dir.
27 Nisan gecesi Genelkurmay'ın internet sitesine konan askerî vesayet bildirisinin; piyasaları, istikrar kazanmış ekonomik dengeleri nasıl sarstığı ertesi sabah görülüvermiştir. Sadece demokratik sistem tehdit altında değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin yakaladığı ekonomik istikrar, kalkınma ve refah hamlesi de tehdit altındadır.
Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla kim suçlu, kim kabahatli tartışmasının bir faydası yok. Ancak tarihe bir not düşme adına şu tespitleri de yapmamız gerekiyor:
Tıpkı 10 yıl önceki anti demokratik 28 Şubat sürecinde olduğu gibi yine bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Projenin ilk adımı emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'ndan gelmiştir. Kanadoğlu 4 ay önce bir çıkış yapıp, "AK Parti iktidarı cumhurbaşkanını seçemez. Meclis'in seçim yapabilmesi için 367 milletvekilinin toplantının başında, salonda hazır bulunması gerekir" demiştir. Hukuku savunan gerçek hukukçuların bütün itirazlarına rağmen ideolojik ve siyasî yaklaşımları ağır basanların yorumlarıyla konu gündeme getirilmiştir.
İkinci adım, durumdan vazife çıkaran ya da baştan beri projenin bizatihi içinde olan CHP'den gelmiştir. Sayın Baykal, konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceklerini söylemiştir.
Üçüncü adımda gayet organize bir şekilde Ankara ve İstanbul'da mitingler tertip edilmiştir. Toplumun bir kesiminin hassasiyetlerinin kullanıldığı, kürsüye çıkanlarla katılanların farklılığı ile ayan beyan görülmüştür. Hatta İstanbul Çağlayan'da "darbeye de hayır" denmesi adeta pişmiş aşa su katmıştır.
Dördüncü adımda CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne yönelik tehdidi gelmiştir:
"Yanlış karar verirseniz ülkede çatışma çıkar..." Ve beşinci adımda Anayasa Mahkemesi'nin CHP'nin talebini doğru bulan kararı gelmiştir. Projenin başka adımları olduğunu da unutmamak gerekir. Bugüne gelirsek, iki ay sonra seçim var.
Önümüzdeki süreci AK Parti'nin çok iyi yönetmesi gerekiyor. Bu milletin hasımları, toplumu bu defa AK Parti ve onun karşısındakiler diyerek, dinî hassasiyetler üzerinden kutuplaşmaya götürmek istiyorlar. Maraş ve Sivas tertiplerinin arkasından nasıl bir Sünni-Alevi gerilimi, PKK'nın sahneye çıkmasıyla nasıl bir Türk-Kürt çatışması hedeflenmişse, bugün de siyaset zemininde derin fay hatları oluşması için sosyal ve toplumsal dokumuza dinamit yerleştirilmek isteniyor. AK Parti işte bu gerçeği hiç unutmadan ve gerilime fırsat vermeden, sürekli tansiyonu düşürücü bir yol izlenmelidir. AK Parti, gerçek bir merkez partisi olmak için altın fırsat yakalamıştır. Hazırlanan oyunları ancak AK Parti'nin herkesi kucaklayan, siyasette hasret kaldığımız hoşgörülü tavrı bozabilir. Üstelik şu anda asker ve yargı mağdurudur. Seçmen, diklenmeden dik durduklarının da farkındadır. Seçim meydanlarında sadece "söz milletindir" demeleri bile yeter...
__________________ Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, Gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
Konu el2DaL34 tarafından (03.05.07 Saat 17:41 ) değiştirilmiştir..
|