Siyasi PartilerBizi temsil eden siyasi oluşumları; yandaş ve karşıt ikileminde doya doya eleştirip, yapıcı fikirler üretebileceğiniz bir bölüm. Demokrasinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanmak isteyenlerin arenası.
Cumhuriyet bu manşeti atmıştı dün... Almanya Başbakanı Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Chirac bir araya gelmiş ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine limanlarını açması için 18-24 aylık bir süre verilmesi konusunda uzlaşmışlardı... Tayyip Bey ise AKP grup toplantısında esmiş, gürlemiş, "Türkiye değil, AB kaybeder" demişti... Bunları okuyunca aklıma iki soru takıldı:
- Trenin kalkmasını isteyen mi var?.
- Biz gerçekten bu kadar saf mıyız?!.
Geçen hafta AB Komiseri Olli Rehn 'in "8 başlıkta müzakerelerin askıya alınması" önerisiyle başlayan oyun, Merkel-Chirac buluşmasıyla neredeyse son aşamasına geldi. Şimdi sormak lazım; daha düne kadar Türkiye'nin limanlarını bir an önce açması için bastıran AB, ne oldu da 24 aya kadar uzanan bir süreyi cömertçe sundu? Bu durum kimin için inanılmaz bir armağan oldu?. Yanıtı vermeden önce dün Milliyet'in attığı manşete bir bakalım:
- Yeni hükümete ateşten gömlek... Kritik yıl 2008!..
Demek ki neymiş, 2007 yılında Tayyip Bey ve hükümeti, ensesinde AB dayatmasını hissetmeyecek, hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de genel seçimlerde bu devasa sorunla ilgili hesap vermek zorunda kalmayacak!..
Bitmedi!. Üstelik bu süreçte iç kamuoyuna AB dayatmacılığını nasıl kahramanca püskürttüklerine dair masallar anlatılacak, toplumun egosunu okşayacak her türlü propaganda sınırsızca yapılacak!.. Daha değişik bir dille anlatacak olursak:
- AKP ile AB Türkiye'ye karşı anlaştı!..
Dilerseniz biraz daha açalım... AB'nin başını çekenler, Türkiye'de kendileri için AKP'den daha iyi, daha "verici" bir iktidar bulamayacağını gayet iyi biliyor... AB aslında AKP'nin birliğe girme gibi bir derdi olmadığını da çok iyi biliyor!. Geçen ağustos ayından bu yana milim kıpırdamayan müzakere sürecinde bundan sonra da değişen bir şey olmayacağını zaten biliyor!. Buradaki ince hesap, AKP'ye 2007'de rahat bir soluk aldırmaktan öte bir anlam taşımıyor... Hesaplar tutar, AKP her iki seçimi de başarıyla sonuçlandırırsa, AB'nin istediklerini faiziyle birlikte tahsil edeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın!..
Bir kez daha vurgulamakta yarar var; AKP'nin hiçbir zaman AB'ye giriş gibi bir derdi olmadı... Doğal olarak, müzakere gibi bir derdi de!. AB, onlar için diledikleri durakta inecekleri bir tramvay vazifesi gördü, o kadar!.. Ama hâlâ AB'ye ihtiyaçları var ve bu son oyundan sonra çok rahatladıklarını düşünüyorlar...
- Tabii, hesap tutarsa!..
Ağar karnından konuşuyor!..
Geçen hafta sonu Denizli'de DYP'nin mitingini izledim. Bir seçim mitingi gibiydi. Yaklaşık 30 bin kişinin hıncahınç doldurduğu meydanda konuşan DYP lideri Mehmet Ağar , Diyarbakır'da ortaya attığı "Dağda elinde tüfekle dolaşacağına, düz ovada siyaset yapsın" sözlerine sahip çıktı. Daha da ileri gitti, "Tekstilci malını burada nasıl satıyorsa, Musul'da, Kerkük'te de öyle satacak" dedi.
Miting sonrasında yazarlarla yemek yerken sorulan "Tekstil üreticisi malını Musul ve Kerkük'te gümrüklü mü satacak, gümrüksüz mü" sorusuna ise gülerek "İnsan kendi toprağına gümrüklü girer mi" sorusuyla karşılık verdi. Diyarbakır gezisinden sonra ilk kez gördüğüm Ağar, bu süre içinde birçok iddialı çıkış yaptı. "Yozgat'la Kerkük'ün kaderi bir olacak" dedi.. AB'ye alternatif olarak Türkiye'ye üç ülkeli ittifak anlamına gelen "Benelüks Modeli" önerisi yaptı. Ancak hiçbirinin içini doldurmadı!. Denizli'de de sorduğumuz soruların hiçbirine net yanıt vermedi. Kısacası Ağar konuşuyor, tartışılacak öneriler ortaya atıyor, sonra da bir başka konuya geçiveriyor! Karnından konuşan bir lider portresi çizen Ağar için sorulan önemli bir soruyla bitirelim: