![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Sosyal Gruplar | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Şiirler Satırlarına gözyaşı ve hüzün bulaşmış şiirlerin sayfası. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! Yeniden doğmak, yeniden yaşamak. Masumca bakışlardaki kaçamak, Sevgidir o, amaç onu anlamak, Amaç onu tekrar, tekrar yaşamak. Anlatabilir misin bana aşkı, Bülbülün gül için yaptığı meşki, Feda etmez misin sarayı, köşkü, Sevdiğinle yaşamak için aşkı. Mümkün mü? Tarif etmen güzelliği, Güldeki, çiçekteki tazeliği, Doğa bu, doğanın özelliği, İşte budur hayatın güzelliği. Kulak ver dinle kalbinin sesini, Gör yüzdeki sevgi ifadesini, Tutuver biran için nefesini, Ruhunla okşa sevginin sesini. Yakalamak istesek de sevgiyi, Koruyamayız bir türlü dengeyi, Boşver, bırak gitsin kısır döngüyü, Kaybetme sen özündeki sevgiyi. |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! Ben Aşkımı Yana Yana Söyleyemedim.. Yüreğimden Yüreğine Dinletemedim.. Kara Sevda Gizlenirmi Söyle Sevdiğim.. Paylaşamazsam Seninle Çürür Bedenim.. Paylaşamazsam Seninle Çürür Bedenim.. Sensiz Hayat Hayat Olmaz Çeker Giderim.. Ya Sensiz Hayat Hayat Olmaz Çeker Giderim.. Benim Canım Sevgilim İyiki Varsın.. Allahım Benden Alsın Ömrüne Katsın.. Bu Garip Canımdan Dahada Cansın.. Bende Sonradan Değil Doğuştan Varsın.. |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! Aklın alamayacağı kadar masum, Şiirlere konu olacak kadar duygulu aşklar, Kalbimi yerle yeksan eden ayrılıklar yaşadım. Mutlu oldum çoğu zaman. Pamuklara sarıp sarmalayıp yüreğimin başköşesine oturttum aşkı. Gözümden sakındım. Çocuksu heyecanlar yaşadım. Bir uçurtmanın kanadına takılıp avare deli divane döndüm durdum. Hayat bana ben hayata daha bir güzel bakar oldum. Yatağına sığmayan nehirler gibi çağladım durdum. Gözüm görmedi, kulağım duymadı dünya ayağımın altından kaydı gitti de haberim olmadı. Hasret gelip kapımı çaldığında, sevdiğim yanı başımdayken birlikte nefes almayı, elleri avuçlarımdayken tenine dokunmayı, gözleri gözlerimdeyken gülüşünü, araya mesafeler girdiğinde ise varlığında yokluğunu, yokluğunda varlığını özledim. Kıskançlık, sinsi bir düşman misali damarlarımda dolaşmaya başladığında, çiçekten, böcekten, dokunduğu her şeyden, söylediği ya da söyleyeceği her sözden, olur olmaz her şeyden kıskandım. Ve iki ezeli düşman... Yalan ve ihanet... Beni arkadan vurmaya çalışan çift başlı hançer misali karşımda belirdiğinde, yüreğim yandı. İçim acıdı. Kırıldım... İncindim... Gözyaşlarımı, mutsuzluğuma katık edip kardeşçe mutluluk oyunları oynadım. Bir volkan misali kendi içimde yandım durdum, sonunda benden kalanları yine yüreğime savurdum. Aşk... Öyle hassas, öyle narin, öyle kırılgan ve öyle büyüleyici bir şeydi ki buna inandım. Ve aşk camdandı ben onu anladım. Ateş cama nasıl can veriyorsa, aşkta insana can veriyordu. Sihrini varlığının benzersiz biçiminde taşıyan cam, maddenin halleri içinde nasıl zarafetle dans ediyor, özverili ve duyarlı insanların ellerinde nasıl bir sanat eserine dönüşüyorsa, Aşk ta insan doğasının her dalında hizmet verip, kendini ispatlamaya var olmaya çalışıyordu. Onu biçimlendirmek, korumak da bize kalıyordu. Derler ki! Hayatın en hüzünlü anı mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın an dır. İşte öylesi anlarda, ister istemez ellerimin arasından kayıp giden, tuzla buz olan aşk her defasında cam kırıkları misali yüreğime saplanıyordu. Ayrılıklar, Hüzünler, Her seferinde kapımı çalan, Gözyaşlarım var Yüreğimde cam kırıkları Yüreğimde can kırıkları var Ne yana dönsem o yana batar Ne yana dönsem o yanım kanar |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! Yanacaksa bu ateş, önce rüyalarını anlatacaksın bana Gönlünün uzanacağı en kolay yer sevdadır, uzansana Yüreğin iyi bildiğim bir cennet, diğerini sakın anlatma Bu acılar ırmağında yağmurlu bir orman var atlasımda. Bu denizler ülkesinde nicedir yoktun içimde, üşüyordum yalnızlığın kurumuş ırmak başlarında. Tuhaf bir tutsaklık kaplıyordu seni düşündükçe bedenimi. Bütün yıldızları fırlatıp attığım, bütün şiirlerime ayrılığı nakşettiğim, menekşelerime dualar okuttuğum bu gönül mabedimde içimdeki kapalı geçitlerin kapıları bir bir açılıyor sana. Adımlarınla geçmeye çalıştığın bu ezik gül bahçesinin dikenlerine rağmen koşup gelmeni istiyorum bana. Yaşamdır beni böyle yapan, gözleri şiir, yüreği ömür, varlığı gönül sevgili, gel de atıl kollarıma. ciğerim yanıyor...küçükken gülerdim ciğer yanar mı diye? Yanarmış.. Hem de nasıl acı acı,başka hiçbir ağrıya benzemiyor. Söküp atasım geliyor tüm iç organlarımı,bedenimi,ruhumu.Ölümün kıyılarında dolanıyorum. Artık acı çekmek istemiyorum... Tanımak için ne çok çaba harcıyosun. Bir insana alışmak, konuşmasına,düşüncelerine,hareketlerine, yemek yiyişine,yürüyüşüne, alışkanlıklarına alışmak,tanımak ve özümsemek ne zor. Oysa bir kendine iyi bak la bitiyor herşey... Kendine iyi bak..Nasıl yani? Nasıl olacak ki? Kalan hayat aynı değil ki... İnsan kendine nasıl bakardı daha önce şaşırıyor,unutuyor eski benliğini. Tanıdığı insanla yeni bir insan oluyor. Bütün gibi. Oysa gidişiyle yarım kalıyor,yarım bir insan nasıl kendine iyi bakabilir? İyi olmamı istiyorsan gitme demek olurmu ki? Yarımım artık,sensiz hiçim,bakamam kendime ölürüm, kaybolurum hiçliklerde diyemiyorsun ki... Kendine iyi bak...Bak kendine iyi...Söylemesi ne kolay .. Sanki ertesi gün uyandığında hiçbirşey değişmemiş olacak. Sanki hayatın kıyısından öylesine uğramış ve gitmiş... Sanki hiçbirşey yaşanmamış,paylaşılmamış... Nasıl iyi bakabilirsin ki kendine... Ne kadar emek,zorluk var yapıda, oysa bir hoşçakalla bitiyor herşey ve en kötüsü kendine iyi bakmak zorunda kalıyorsun sanki gidenin çok umrundaymış gibi.. Sen bana bunu bile diyemedin di mi... Ben de diyemedim.. Giden bendim çünkü sözde... Seni kendimden çok sevdiğim halde neden gitmek zorunda olduğumu anlayamıyordum.. Okudum sonra birgün ''Giden değil kalandır asıl terkeden ''diyordu,'' Giden de bu yüzden gitmiştir zaten... ''Doğruydu.. Ben gitmemiştim, sen beni gitmeye mecbur etmiştin sevgisizliğinle ve giden ve suçlu ve vicdan hesaplaşmasını yapmak zorunda kalan ben olmuştum... Çok özledim seni... Çok çok özledim... Öyle çok ki kelimeleri bile bulamıyorum. Sanki sana olan özlemimi izah edebilecek hiçbir kelime yok ,sanki her sözcük hafif kalacak özlemimin yanında.. Ellerini özledim... Dokunduğum anda bütün vücuduma huzur yayan, esmer,güzel ellerini özledim. Beni koruyan,seven ,gözeten,sokaklarda sıkıca sarıldığım,bilhassa özlediğim ve korktuğum anlarda daha sıkıca tuttuğum ve aynı şekilde sıkarak korkma veya ben de seni o kadar özledim mesajını verdiğin ellerin. Biz sözlere gerek kalmadan ellerimizle bile konuşurduk seninle... Şimdi farkettim... Şimdi sensiz nasıl yaşayacağım ben... Ellerinsiz ,gözlerinsiz,sevginsiz nasıl varolacağım ben... Herşeyinle öyle çok özlüyorum ki seni... Bana ait gülüşlerini özledim.Kalabalıklar içinde bile bir an yüzüme bakarak göz kırparak gülümsemeni özledim... Ve ben şimdi mutsuzluktan ölebilirim... O kadar yakınsınız ki mutluluk ve sen,sensizlik ve ölüm... Nolur sevseydin beni,keşke sevseydin... Keşke vazgeçmeseydin... Uzağıma düşme demiştim sana,uzağına düşmeme izin verme demiştim.. Sevinmiştin.. Bir keresinde hani o deniz kenarında oturduğumuzda bozulmasından çok korkuyorum bu masalın demiştim, sımsıkı sarılmış ve bozulmayacağına dair söz vermiştin. Ellerimi sıkmıştın bozulmayacağına dair güven vermek için... Ne mutluyduk...Sen de mutluydun değil mi? Ben tekbaşıma yaşamıyordum.. Benim yanımda sen de mutluydun değil mi... Denizin ortasında havai fişekler patlıyordu. Başım göğsünde vapurun üst katındaydık. Sanki bizim içindi tüm bu şenlik. Boğazın her iki yakası ışıl ışıldı... Aşkımızın şerefine İstanbul yanıyordu. Gözlerinde yansıması vardı.. Görüyordum,mutluydun... Ve nefret de etsek lale devrini duyduğumuzda eşlik edip gülerken de mutluyduk.. Dün gece çaldı yine.. Eline çalgısını geçiren söylüyormuş haklısın.. Gülerek söylerdik o şarkıyı ya,ne acılıymış biliyormusun... Ağlayarak dinledim...Nerde olsak buluyorlar diyordun..Buluyorlar,doğrusun... Seni deliler gibi özlüyorum.. Kendimi bile senin kadar sevemediğimi hayretle farkediyorum... Ağlamak anlamsız kalıyor,içimdeki zehir bi türlü akıp gitmiyor. Oysa dünyası kararmış o adama asla kapanmayacak bir yaraya sahip diye ahkam kesiyordum. Ben neyim şimdi? Bir enkazdan veya o adamdan veya büyük aşkları üzerinden, içinden delik deşik ederek geçip gitmiş birinden ne farkım var? Benden başka yaşayanlar da var mı böyle büyük aşkları? Hem de bu yaşında?Sanki kimse anlayamaz gibi geliyor.. Sanki daha gençken,yeni yetmelikte yaşardık bu duyguları.. Ne garip... Hem bir daha yaşamak istemiyorum hem de bir daha aşık olamamamın düşüncesi bile kötü geliyor... Herşeye rağmen sevdim seni... Çok sevdim. Ve ne kadar sevdiysem o kadar özlüyorum şimdi.. Keşke yakınımda bir yerde olsaydın ama şimdi nerde olduğunu bile bilmiyorum.. Yoksun.. Hiçbir yüzde,hiçbir tende,hiçbir yerde yoksun.. Yoksun lanet olsun... Yüreğimden başka hiçbir yerde yoksun... Yürüyüşünü özledim. Çok iyi bilirim,sağ bacağın hafif yan basar geçirdiğin rahatsızlıktan ve iyi de bilirim ona uyum sağlayarak yürümeyi yolda... Biliyor musun ben hep gururla taşıdım seni yanımda... Gittiğim her yerde işte bu benim sevgilim diye bağırmak gelirdi içimden,resimlerini herkese göstermek isterdim ve hep senden bahsetmek.. Senin dışında bahsedilen konular,sorulan sorular hep sıkıcı gelirdi bana,bir an önce konuyu sana döndürmeyi severdim ve bilirdim gözlerim hiç olmadığı kadar güzel olurdu seni anlatırken, çünkü o an sen gelir otururdun gözbebeklerime.. Yollar hiç bitmese derdim senle yürürken,gece hiç bitmese, gündüz hiç bitmese, biz hiç ayrılmasak ve öleceksem de o an ölmeliyim diye düşünürdüm,öylesine mutluyken,öylesine güzelken... Seni yüreğimden parçalar koparak özlüyorum öyle ki yana yakıla... Yangın yeri yüreğim... Gözümün önünden gitmek bilmeyen bir yığın anı.. Ne çok şey biriktirmişim,ne çok şey kazımışım beynime ve şimdi hesaplaşmasındayım günlerimin,yüreğimin.. Sanki şu an döksem atsam içimdekileri herşey bitecek.. Hem kıyamıyorum bitmesine hem de artık bu ızdırap dinsin istiyorum.Seni öylesine çok seviyorum ki...Herşeye rağmen seninle geçen bir anımı bile başka hiçbirşeye değişmem..Pişman değilim.İyi ki de geldin,iyi ki de girdin hayatıma..Kaç kez yaşanabilirsin ki böylesine güzel... Seni çok özledim... Ve hep bahsettiğim uykuların.. Hiç unutamayacağım ve bir daha asla o kadar rahat olmayacağını bildiğim uykularım.. Sıcacık,sevgi dolu,terli,sırılsıklam uyandığımız uykularımız... Ellerin elimde tatlı rüyalarımız.. Aslında yanında yatarken rüyalarımda bile hep seni yakalayamadığımı ve hep kaçtığını görürdüm..Birdenbire uykudan uyanır uyanmaz seni yanımda uyur bulunca çocuklar gibi sevinir,yüzünü gözünü öper koklar,büyük bir huzurla uyurdum tekrar.. Sen olmasaydın ben ne yapardım:... Şimdi ben sensiz ne yapacağım ... Kolum kanadım kırık gibi, yarım gibi ,çeyrek gibi,yok gibi... Sesini özledim...Canım deyişini,balım deyişini... İçten olmayacağını bile düşünmek deli ediyor beni... Kim yerini dolduracak ki... Her sesini duyuşumda,her telefonum çalışında,her seni göreceğim zaman kalbim hızla çarpmaya başlardı... İki koca yıl boyunca bu çarpıntı hiç bitmedi ve hala aklıma bile geldiğinde,seni düşündüğümde veya birini sana benzettiğimde (ki bu aralar çok sık oluyor her ne kadar kimse sana benzeyemese de ) yüreğim yerinden çıkacak sanıyorum. O çıkacak ve sen geleceksin... Elektrikli sobayı yakıp iyice yanıma çekerdin üşümemem için ve hep sorardın üşüyüp üşümediğimi.. Bir elin hep üzerimdeydi. Yemek yerken,televizyon izlerken,telefonda konuşurken,otururken,yürürken,yemek hazırlarken,bilgisayarda oyun oynarken,ne olursa olsun bir elin hep üzerimdeydi... Varlığını her daim yanımda öyle çok hissettirdin ki lanet olsun ne yapacağım ben şimdi... Bütün arkadaşların gelmişti..Kankardeşini senelerdir ilk kez görüyordun.. Tek tek telefon edip toplamıştın tüm sevdiklerini o gece ve bir tek sözüne gelmişti hepsi.. Bir koca masa dolusu insandık artık... Öyle mutluydun ki..Çoğu çocukluk arkadaşındı.. Sarılıyordun,gülüyordun,çocuklar gibiydin ve seni hiç o kadar mutlu görmemiştim.. Bir ona dönüyordun bir diğerine... Kahkahalar havada çınlıyordu. Kimseyi tanımıyor ama yanında öylece seni izleyerek ve mutlu duruyordum ki.Senin o halini görmek bile yetiyordu.. Gülüyordum senle birlikte.Arada dönüp yüzüme bakıyordun sanki beni unutmuşsun da bir an aklına gelmişim nerdeyim nasılım kontrol etmek için(başka bir boyutta,çocukluğundaydın).. Ya da sadece sıkılıp sıkılmadığıma bakmak için.. Bişey yok anlamında gülümsüyordum. Rahatlamış bir ifadeyle gülümsüyor,alnıma bir öpücük konduruyor ve aynı hiddetle kaldığın yerden konuşmalarına devam ediyordun. Ne çok seviliyordun...Ne çok dinleniyordun. Anlamıştım o gece..Tek ben değil herkes hayrandı sana... Ama tek ben aşıktım ölesiye ve sen tek benimdin... Ve o gece senindi... O gece farkettim cumartesi akşamlarını geçirdiğimiz yerlerde sen hep beni kollamayı görev ediniyor,abi oluyor,baba oluyor,sevgili oluyor ve kendi eğlencenden çok benim eğlememe bakıyordun.. Ama o gece senindi ve ben ve kardeşin yanyana otururken sen bütün gece oynamıştın ve yine tabii ki bir elin üzerimde..Hiç bırakmazmıydın sen beni ?..Şimdi netleşiyor herşey oysa ki..Ne geç,ne nafile... Komiktik biz be aşkım..En olmadık yerlerde en olmadık şeyler yapardık ve gülerdik saatlerce..Yalnız ikimiz gezer ve hiç sıkılmazdık..Saatlerce bir masada oturur,içer konuşur ve konuşacak konumuz ,söylenecek sözümüz hiç bitmezdi.Etraftaki masalarda kimler otururdu,kimler gelir giderdi bilmezdik.Sadece saatler sonra zaman aklımıza gelir ve etrafa baktığımızda pek kimsenin kalmadığını görür ve anca kalkmak aklımıza gelirdi.Biz mutluyduk senle gerçekten...Peki şimdi ben ne yapacağım...Nasıl güleceğim?.. Açlıktan ölünceye kadar bekler öyle yemek yerdin sen...Yemek yapıcam sana der ben gelene kadar hiçbirşeye dokunmazdın.Oysa bilirdin ki ben hiç açlığa dayanamazdım..Ben geldikten sonra elinde rendeler,tavalar, yağlar dolaşırdın bir o yana bir bu yana..Saatler sonra hazır bir sofraya oturur deliler gibi yemek yerdik.Kötü bile olsa mükemmel gelirdi o yemekler bana..Benim için hazırlanmış yemekler, beraber paylaştığımız sofralar..Dünyanın en lüks lokantalarına değişmeyeceğim tahta sofralar...Bir insanı herşeyiyle ama herşeyiyle sevdiniz mi hiç? İçime işliyor zaman..Sanki içimden ezerek geçiyor..Ya da geçmiyor ,duruyor..Bitkin,yorgun,ruh gibiyim ve sanki sahip olduğum herşeyi kaybetmiş gibiyim.Fakir gibiyim çırılçıplak,aç gibiyim hiçbir zaman yiyecek bulamayacak...Zavallı gibiyim acınası..Yüzümü kim baksa yıkılmış bir şehirden arta kalan harabeleri görür..Sel görmüş,deprem görmüş,tufan görmüş bir enkaz gibiyim bir daha asla toparlanamayacak...Yapayalnızım..Yarım gibiyim..Yok gibiyim... Peki ben şimdi ne yapacağım sensiz?.. |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! ![]() ![]() ![]() ![]() Kirpiklerim ucunda parlayan İki damla gözyaşımsın akıtamadığım Kaybetmekten deliler gibi korktuğum Dudaklarımda tebessümüm , kıyamadığım Kalbimin deli çarpıntısı, çılgınım Canım, bebeğim, tatlı belam Ellerimin sıcağı, benliğimi ısıtan Mutluluğumun tek ilacı, çarem O güzel gözlerindir birtanem Yüreğimde yeşermiş yüreğin Seni sevdim, seviyorum Seni, hep seveceğim Son nefesimde sen olacaksın Tüm aşk'lara kapadım dünyamı Sadece sen dolacaksın Deli yangınım, kor ateşim Sen hep bende yanacaksın Yanardag misali... ![]() ![]() ![]() ![]() |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! KENDİME VE GERÇEKLERE ÇOK SAVAŞ VERDİM;SEN ADRESİNİ KAYBETME,YOLUNU KAYBETME,ÇIKMAZ SOKAKLARDA KAYBOLMA DİYE. DÜŞLER SOKAĞIMI UMUDUMUN KANDİLLERİYLE AYDINLATTIM VE ONLARCA DİREK DİKTİM KÖŞE BAŞLARINA,KARANLIKTA KALMA DİYE. BİR BİR SÖNDÜRDÜN IŞIKLARIMI,BİR BİR KARARTTIN SOKAKLARIMI.BİR PARÇA MUTLULUK LOKMASIYDI,BOĞAZIMDA KALDI,KARŞILIĞINDA UMUTLARIMI,İNANÇLARIMI SENDE BIRAKTIM. MUTSUZ YAŞANIYORMUŞ BE GÜLÜM AMA UMUTSUZ;BOMBOŞ SOKAKLARDA BİR BAŞINA KALMAK GİBİ BİR ŞEY,DİL BİLMEDEN,YOL BİLMEDEN,GİDECEĞİN YERE VARAMAYACAĞINI BİLEREK ANLAMSIZ ADIMLARLA YÜRÜYEREK BOYUN EĞMEK KADERİNE. BEN SANA KILAVUZ OLAMADIM... AMA BEN KAYBETTİM YOLUMU.OYSA HER TÖKEZLEDİĞİNDE SIKICA SARILDIM KOLUNA,BİR KERE DAHA BAŞINI EĞME YERE DİYE!AMA ŞİMDİ BENİM BAŞIM YERDE... ANLAMAYA ÇALIŞTIM SENİ SESSİZLİĞİNDE;İÇİNDE BİNLERCE KELİMELİK CÜMLELER KURUYORSUN DİYE VE ANLAŞILMAMANIN ACISINI BENİM GİBİ CANINDA,ETİNDE HİSSETME DİYE.. SANA BENİM GİBİ SARILAN OLMAZ SANMIŞTIM.. YANILMIŞIM.. KORKULARIM sımsıkı YAPIŞTI BOYNUNA,SEVDAMDAN PARÇALAR KOPTU,HER SİLKELENDİĞİNDE,UN UFAK OLDUM HAYALLERİNDE.YOKOLDUM,HIRPALANDIM BUZDAN HEYKELİNİ DİKTİM ŞİMDİ SEVDAMIN,EN YÜKSEK TEPELERİNE AYRILIKLARIN,ADINI "SEN" KOYDUM.OYSA ŞİMDİ BEN BİLE ULAŞAMIYORUM O TEPELERE.. TEK ÇARE KALDI,CEVAP VEREMEYECEĞİNİ BİLSEMDE;HESAP SORMAK YÜREĞİME.. BU GÜN YÜREĞİMİ İDAMA GÖNDERDİM....... Af çıkmadı..! |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! Adim anilmaz oldu kapim çalinmaz oldu Ömrümün sonbaharinda Gönlum katlansin diye gören göz görmez oldu Ömrümün sonbaharinda Saçlarima düstü aklar hüzünlendi aksamlar Ömrümün sonbaharinda Hep yüzüme kapandi dost bildigim kapilar Ömrümün sonbaharinda Sarkilar yarim kaldi resimler soldu simdi Ömrümün sonbaharinda Döktügüm gözyaslari sel oldu akti gitti Ömrümün sonbaharinda Elimden kaçirdigim gençligimi özlerim Ömrümün sonbaharinda Artik hiç dönmeyecek sevgiliyi beklerim Ömrümün sonbaharinda Baris isyan eyleme yillar akip gidiyor Ömrümün sonbaharinda Fazla vaktim kalmadi giden geri gelmiyor Ömrümün sonbaharinda hala kalem tutacak bir parça gücüm kaldı ömrümün sonbaharında hala yazıp çizecek birkaç satırım kaldı ömrümün sonbaharında Hala bitirmedigim bir yarim sarkim kaldi Ömrümün sonbaharinda ve Hala beni dinleyen bir avuc dostum kaldi Ömrümün sonbaharinda... |
| |||
| Ce: Senin adın AŞK! ![]() En acıtanı ne biliyor musun dedi biri.. .. hani o gidişlerin var ya... sessizce... suskun .. .. kırılan sen olduğun halde... kendisiymis gibi... hani o arkasına dahi bakmadan gidişleri.. hani senin "o an" "oracıkta" "ancak" arkasından baka kaldığın... anın durması için yalvardığın, tutup ucundan geri çevirmeye çalıştığı an varya, hani yapabilsen o merdiveni, hani yapabilsen o kapıyı, hani yapabilsen o sokağı tutup ucundan geri çevirmeye canını bile verebileceğin o an.. ..o işte...en acıtanı o.. ..hani o tıpkı elinden düşen en sevdiğin, en güzel "şeyin gibi"... hani o tıpkı tutamadığı gibi... hani o tıpkı tüm gidenlerde yaşadığı gibi... hani o bir ince sızı varya içe içe akan... hah işte...tam öyle incecik... yırtarak kayan... düşen kanatan... acıtan.. tutamadığın... parçalanan... tuzla buz olan... zamana savrulan... zamanda akıp giden... hani o zamanla catistigin ama zaman içinde yok olmayan herkesin inandığı o kocaman ... "zaman her şeyin ilacıdır" yalanı ... bunun bir yalan olduğunu tekrardan hatırladığın an... ve kendini kandırmaya başladığın an ... istemeye istemeye inanmaya başladığın an.. o işte...en acıtanı o.. ..ama senin orda oldugunu hep bildiğin .. ..ama senin hep hissettiğin.. ..ama bir dahası olmayan.. ..ama zaten hiç senin olmayan.. ..ama senin hep bildiğin.. ..ama senin hep hissettiğin.. ..ama bir daha sana geri gelmeyecek olan.. ..ama buna rağmen ..gelmeyeceğini bile bile senin beklediğin.. ..o işte...en acıtanı o.. .. sonra o kocaman kocaman, akıp gitmek bilmeyen zaman.. .. o durduramadığın an' ın karmaşası tezatlığı.. ..kördüğüm oluşu.. .. o "acabalarla" , "keşkelerle" dolu soruların .. .. içindeki kısır döngülerin.. .. ve o an .. .. hiç bir şey yapamamanın çaresizliği.. .. o işte...en acıtanı o.. ..belki de sadece çaresizliğin.. ..çaresizliğim...lütfen beni artık acıtma...! |
![]() |
|
| Etiketler |
| aŞk |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|