Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Genel > Sağlık

Duyurular

Sağlık Sağlam üye sağlam forumda bulunur gerçeğine binaen, sağlık sorunları ve haberlerini merak edenler için müstesna bir bölüm. Forum reviri.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #1 (Daim)  
Alt 19.02.07, 12:58
Foruma Erişimi Yasak
 
Üyelik Tarihi: 08.09.06
Şehir: F@Ts@**VL@dIk@vK@Z**
Yaş: 14
Mesajlar: 264
Karizma Puanı: 0
prof.52 is a jewel in the roughprof.52 is a jewel in the roughprof.52 is a jewel in the rough
Exclamation Parapsikoloji

KONUYA DEYİNMEDEN ÖNCE BAŞINIZDAN PARANORMAL OLAYLAR GEÇTİYSE BİZİMLE PAYLAŞIN
PARAPSİKOLOJİ ve FİZİK

1930' lı yılların başında A.B.D de Duke üniversitesinde J.B. Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda psişik çalışmaları belirtmek için Almanca "parapsychologie" terimini kullanmışlardır. Alışılagelmişin dışı farklı psikoloji anlamına gelmektedir. Bu yıllarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu ve isimlendirmelerde özellikle durugörüdeki hadiselerin "extrasensory perception" adlandırdıkları (duyu dışı algılamalar) görülmektedir.
Duyu dışı algılamaları geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duke üniversitesi labaratuarlarında zihnin madde üzerindeki fiziksel etkileri araştırıldığında bulunan sonuçlar zihinsel devinim anlamında yeni bir terimin kullanıldığını görmekteyiz. Psikokinesis kısaca PK, yani zihnin maddeye hakimiyeti, yine bu dönemlerde spirit çalışmalarda hassas deneklerin meydana getirdiği fenomenleri inceleyen bilim adamları medyom kelimesinin yerine PSİ yetenekleri adını vermişlerdir.
Fransa'da 1900'lü yılların başında Alan Cardec'in ve ABD'de Edgar Cayce isimlerinin Trans altında çeşitli algı ve kehanetlerini işte bu PSİ yetenekleri ile izah etmeye çalışmışlardır. Parapsikoloji araştırmacıları bu isimlerin yanında yine aynı dönemlere rastlayan bir dönem sovyetler birliği ve doğu bloku araştırmacılarının ESP yerine psikotronik veya biyo-iletişim, PSİ yerine bioenerji /bioplazma kelimelerini kullanmışlardır.
Sovyet ideolojisi bu fenomenleri biokimyasal hadiseler olarak ele almıştır. Psikotronik, Yunanca psişe ve elektron sözcüklerinden gelmektedir. İlk kez 1968'de Dr. Z. Reydak başkanlığında bir grup Çek bilim adamı tarafından Moskova Uluslararası Parapsikoloji konferansında parapsikoloji sözcüğü yerine kullanıldı. Bu bilimadamları parapsişik olaylarda sözü edilen enerjinin yapısını keşfetmek amacında olduklarını belirtmişlerdi. Psikotronik enerji paranormal olayların temelini oluşturabilir. Bu enerji birimi ise psikotron olarak adlandırılmaktadır. Dr. Rejdak, psikotronik ile ilgili olarak "özde insanla ilgili olan bir biyonik bilimdir. Biz, PSİ olayını öncelikle insanda ikincil olarakta tek başına bir enerji şeklinde tanımlamaya çalışıyoruz. Amaç, ya ara bağlantı olarak insanı, yada insanı saf dışı bırakarak yapay bir sentezi kullanarak (elektromanyetik, çekimsel yada diğerleri gibi bilinen enerji biçimlerinden hiçbirinin bu olguda geçerli olmadığı bir kez kanıtlandığında, insanın telepatik nakil sırasında kullandığı enerjinin bir üretecini meydana getirmek yoluyla), bu konuyla ilgili sorunların uygulamalı sonuçlarını arayıp bulmaktır." der.
Psikotronik denemelerin bugün hangi boyutta olduğu bir gizemdir. Amerika'da meşhur "Philedelphia deneyi"nden söz edilir, burada bir geminin su üzerinden demateryalize edilerek enlem ve boylamı önceden belirlenen başka bir alana nakil yaptırıldığı söylenir. Psikotronik enerji ile ilgili çalışmalar parapsikolojinin en dinamik alanlarından biridir. Eski dönem Mısır'da, bu enerjilerin kullanıldığına dair yazılı kanıtlar vardır. Yine tarih içinde parapsikoloji gezimizde 1939 yılında, Sovyet mühendis Semyon Davidoviç Kirlian'ın geliştirdiği yüksek frekans alanlı bir fotoğraf tekniğini görürüz. Bu yöntemle, canlı ve cansız nesnelerin çekilen fotoğraflarında cisimlerin etrafında gözle görünmeyen renkli bir alanın varlığının ispatlandığını görüyoruz. Teşhis ve tedavide araç olarak kullanılan bu teknik günümüzde kullanılmaktadır.
Sovyet bilimadamları enerji beden üzerindeki çalışmalarını ilk kez 1968 de Kazakistan Devlet Üniversitesi'nce basılan Kirian etkisinin biyolojik etkinliği başlığını taşıyan ve ayrıntılı bir rapor halinde bilim dünyasına sunmuşlardır. Buna göre, bu fotoğraflarda görülen biyo-ışıldama organizmanın elektriksel bir hali olmayıp biyoplazma tarafından oluşturulmaktadır. Bizim kendi kültürümüzde, ölmekte olan bir kişiyi algılayan insanların onun ışığını göremiyorum, ferri sönmüş tabiri ve hıristiyan kilisesinin ve hinduist budist inanışlarında baş bölgelerine çizilen ışıkların biyoplazma olduğunu 1968 yılında söyleyenlerden sonra 2000'lerde artık net bir şekilde ifade etmekteyiz...
Son yirmi yıl içerisinde, önerilen çeşitli PSİ modellerinde fiziğin çeşitli kavramlarının kullanılmasında hatırı sayılır bir gelişme kaydedilmiştir. Buna da parapsikologların, esin kaynakları olarak öncesi fiziği bırakıp kuantum çağı fiziğine yönelmeleri yol açmıştır. Acaba bu ilişkinin ne kadarı sırf modern fiziğin egzotikliği üzerine kurulmuş, ne kadarı da fizikteki yeni fikirlerin parapsikolojiyle ilişkilendirilmesi suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur.
İlk olarak, fizikteki modern gelişmelere dayalı teorik düşüncelerin bollaşmaya başlamasından önce bu sahada görülen tıkanıklığı gözden geçirelim. Gertrude Schmeidler'ın' PK teorileri üzerindeki araştırmasında belirttiği gibi, "1940'lı yıllarda ve hatta 1960'lı yıllarda eleştirmenler, parapsikolojinin teorisi olmayan gerçeklerden bahsettiğini söylüyorlardı. "Bunu, genelde, kuşkularını örtmek için eleştirmenlerin kullandıkları 'bir özür olarak kabul' etsek bile, 1930'lu ve 40'lı yıllarda Duke Üniversitesi'nde büyük çapta üretilen türden deneysel donelerin teorik bir çerçeveden tamamıyla yoksun olmaları halinde önemlerini yitirdikleri hususunu da yabana atamayız. PSİ'yi açıklayan veya hiç olmazsa bir açıklık getiren ve yeni deneylerin belirli bir esasa bağlanmasını sağlayan bir teoriye gerçekten de gereksinim vardı..
Yüzyılımızın ilk yarısında, parapsikolojik fenomenleri fizik yasalarıyla uyuşmaktan uzak fenomenler olarak değerlendirme eğilimi, parapsikolojiye ilişkin düşüncelerin üretilmesini engelliyordu. PSİ fenomenlerinin fizikle ya da en azından 'maddecilikle' görünürdeki uyuşmazlığı, gerçekten de sık sık gündeme getirilen bir kavramdı. Rhine, kendinden emin bir ifadeyle Telepatinin kanıtlanması... maddeciliğin başarıyla çürütülmesi olacaktır", derken, H.U. Price da benzer bir iddiada bulunuyor ve "Maddeci bir evrende telepatiye yer yoktur" diyordu. Sözkonusu uyuşmazlığın zihinlerdeki kesinkesliğini kuantum öncesi dönemin katı ve tutarlı yapılarının insanların zihinleri üzerindeki etkisinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. John Taylor "Bilim ile doğa ötesi fenomenlerin çoğu arasında açık bir çelişki vardır." diyordu.
Özellikle ayakbağı olan (ve hala olmayı sürdüren) bir husus da, PSİ fenomenenlerinin, örneğin 'ters kare yasası' gibi bir uzaklık yasasına bağlı olmamaları, hatta uzaklık, zaman veya ESP ya da PK hedefinin niteliği gibi fiziksel faktörlerden tamamen bağımsız olmalarıydı. Ne var ki, kuantum teorisinin ortaya çıkışından bu yana teorik parapsikolojide önemli bir gelişme kaydedilmiş bulunmaktadır. Getrude Schmeidler'in, araştırmasının sonunda belirttiği gibi; bu gelişme 'insanı neredeyse şaşırtan bir teorik zenginliğe' yol açmış ve 'vaktiyle parapsikolojiye karşı öne sürülen belli başlı savlar artık müzelik olmuşlardır.' demektedir.
Bu yüzyılın başlangıcında klasik fiziğin elektrodinamik ve siyah cisim ışınımı iki alanda çatlamaya başlamasından itibaren, fizik bilimi derin bir kargaşa içine düşmüş bulunmaktadır. Fizikçilerin, benzeri görülmemiş bir çalışma temposu içinde, teorik çalışmalarının esasını oluşturan temel yasalar ile kavramları bir daha gözden geçirmeleri gerekmiştir. Teorik fizikteki tüm klasik kavramların hemen hepsinin önemli revizyonlara gereksindikleri ortaya konulmuş veya en azından belirli durumlarda kuşku altında kalmışlardır: Uzayın geometrisi, uzay ile zaman arasındaki ilişki, zamanın yönlülüğü, maddenin niteliği, temel olaylar ile süreçlerin niteliği, bir sistemin hali ile o halin ölçümü arasındaki ilişki, vb. gibi örnekler olarak verebiliriz. Bu örnekler, modern fiziğin sözde uygulamacı yaklaşımıyla pek bağdaşmayan bir eğilimini, yani çarpıcı bulguları arasında 'metafizik' denilebilecek türden unsurlara rastlama arzusunu ışığa çıkarmaktadır. Sözgelimi, her elektronun diğerinin aynısı olduğunu ima eden, elektronların istatistiki kurallara uyduğu gerçeği, ayırt edemediğimiz bir şeyin ayrı bir kimliği olamayacağı ilkesini desteklemek için kullanılmıştır.
Meslektaşlarının aksine, ezoterik tradisyonlar uğruna klasik kavramları hemen bir kenara atmaya yanaşmayan fizikçiler de vardır. Einstein aşırı reaksiyoner fizikçilere örnek verilirken, David Bohm gibi bazı çağdaş fizikçiler de kuantum teorisindeki gerçek saptayıcı niteliği haiz değişken antitezlerin henüz keşfedilmeyi beklediklerini düşünmektedirler.
PSİ konusunun giderek daha özgür, daha az kısıtlayıcı bir hale geldiği ve artık eski moda gereksinimlerin boyunduruğuna girmediği duygusu giderek yaygınlaşmaktadır. Üstelik bu duygu, yeni fiziği, Zen, Tao, meditasyon, vb. gibi konularla bağlantılandırma içinde olan bazı kitaplarda oldukça net şekilde dışa vurumlarla ortaya koymaktadır
Bu gidişatın parapsikoloji için ne anlama gelebileceğini, "Rastlantının Kökleri" adlı kitabında Arthur Koestler'in açık bir şekilde dile getirdiğini görüyoruz: "İnsanın zihnine ters gelen duyu-dışı algılama [ESP] fenomenleri,...modern fiziğin inanılmaz önerilerinin ışığında pek de o kadar akıl almaz şeylermiş gibi gelmezler." Koestler burada, alışılagelmiş kurallara uyan bir bilim dalının teorik çılgınlığının, her nasılsa, parapsikolojinin teorik çılgınlığını onaylayıcı bir etki yarattığı düşüncesini biraz da espirili bir dille açığa vurmaktadır. Ote yandan, parapsikologlar da fizik ile paranormal fenomenler arasında görünürde var olan paralellikleri kendilerine göre değerlendirmekten geri kalmadılar.
Artık teorik parapsikolojideki gelişmelere daha bir ayrıntılı olarak bakmamızın zamanı çoktan gelmiştir. Son zamanlarda PSİ konusuna ilişkin olarak ortaya konulan fizik teorileri ele aldığımızda, bunların çoğunun temelinde, modern fiziğin yeni ve egzotik kavramlarından birkaçının yattığını görürüz. "ESP ile PK'nin etkili olduğu bir evrende başka boyutlar daha vardır" diyen Schmeidler, "uzay-zaman matrisindeki bir katlanma" dan veya bazen de, "uzaydaki bir delikten", yani normalde 'kurd delikleri' denilen olgudan söz açar.

Telekinezi: Zihin Gücü ile Cisimleri Hareket Ettirmek
Psikokinezi ya da ruhsal devim, sayıları az olan bazı yetenekli kişilerin bilerek ya da bazen farkında olmadan zihin gücüyle cisimleri hareket ettirme veya fiziksel olayları etkileme yeteneği anlamında teknik bir terimdir. Bugün bütün duyuötesi algı olaylarını ve açıklanamayan öteki bazı zihinsel güçleri tanımlamak için genel terim olarak paranormal (normalüstü) ya da çoğu kez Yunan alfabesinin bir harfi olan PSİ terimi kullanılmaktadır.
Hareket ettirilen cisimler, sigara gibi ufak, basit cisimlerden duman gibi daha az somut maddelere kadar değişmektedir. Bazı durumlardaysa, bir cismin içindeki moleküllerin hareket ettirildiği görülmektedir. İsrail'li Medyum Uri Geller'in ünlü kasik bükme gösterilerinin bir açıklaması da bu olabilir. Molekül düzeninin değiştirilmesi, maddenin bükülerek sonunda kopmasına kadar varabilmektedir.
Sinir sistemimiz çok ufak elektrik iletileriyle çalıştığından, başka birinin beynindeki bu ufacık sinyalleri algılamak için niteliği henüz bilinmeyen bir yeteneğe sahip olduğumuzu düşünmek o kadar güç değildir. Böyle bir yetenek yalnızca bugünkü bilgi düzeyimizden ileriye doğru bir adımlık bir aşama anlamına gelmektedir. Hareket ettirilen cisimler çoğu kez manyetik bile olmadığından, bunların nasıl hareket ettikleri tam bir bilmecedir.
Uri Geller Mucize Adam:
İsrailli psişik kimilerince eşsiz bir medyum olarak nitelendirilir. Özellikle, psikokinezi yeteneği sayesinde gerçekleştirdiği, el değdirmeden metal bükme gösterileriyle tanınmıştır.
20 Aralık 1946'da Telaviv'de doğdu. Prekognisyon ve psikokinezi yetenekleri üç yaşındayken, evlerinin bahçesinde yaşadığı bir paranormal deneyim sonrasında ortaya çıktı. çocukluğundan itibaren, kendi ifadesiyle "bir eğlenme aracı" olarak, talih oyunlarında isabetli tahminlerde bulunma, el değdirmeden saatleri ileri/geri alma ve metal nesneleri bükme gibi birçok paranormal tezahür ortaya koydu.
1967'de "altı gün savaşı" diye bilinen İsrail-Arap savaşına paraşütçü olarak katıldı. Bir baskında ağır yaralanmasına karşın, çok kısa sürede mucizevi biçimde iyileştiği ileri sürülür. Orduda bulunduğu sırada askerler için düzenlediği "göste-riler"le ilgilenen bir tiyatro organizatörü, savaş sonrasında kendisi için ülke çapında bir turne düzenledi. Bu turne sırasında oldukça ün kazandı ve İsrail televizyonunda paranormal gösteriler yapmaya başladı. 1970'lerin sonunda ünü İsrail dışına taşmıştı. 1971 'de ABD'li dünyaca ünlü psişik araştırmacı Dr. Andrija Puharich ile tanıştı. Bu tanışmanın ardından Puharich'le ABD'ye gitti ve 1972'de, Kaliforniya'daki Stanford Araştırma Enstitüsü'nde, eski astronot Edgar D. Mitchell, parapsikolog Russell Targ ve Harold Puthoff'un denetiminde çok sayıda deneye tabi tutuldu. Deneyler sırasında çeşitli metal nesnelerin el değdirilmeden bükülmesinin yanısıra, kül tablası, kağıt tutacağı, fotoğraf makinesi vb. nesnelerin materyalize ve demateryalize olmasına tanık olunmuştu. 1973'te Cambridge Üniversitesi'nde oluşturulan uluslararasi bir bilim kurulu Puharich'le birlikte, yetenekleri üzerinde çalıştı. Bu çalışmalardan sonra Dr. Puharich, kendinde saptanılan etkiye "Geller Etkisi" adını verdi ve kendisini dünyaya "ESP ve PK yeteneklerine sahip eşsiz bir medyum" olarak duyurdu. Puharich 1974'te yayımladığı "URI" adlı kitabında, Geller'in sıradan bir medyum olmadığını, dünyadışı bir uygarlıkla ilişkisi bulunduğunu da ileri sürmüştür.
23 Kasım 1973'te BBC televizyonunda çıktığı bir programda, milyonlarca izleyicinin karşısında metal nesneleri PK yeteneğiyle büktü ve bozuk saatleri işler duruma getirdi. Programdan sonra BBC'yi arayan yüzlerce izleyici, program sırasında kendi evlerindeki kimi metalik nesnelerin de eğilip büküldüğünü ve bozuk saatlerinin çalışmaya başladığını bildirmiştir.
Yetenekleri 1974-75 yıllarında, Londra'daki Birbeck Üniv. Fizik bölümü'nde, Prof. John Hasted, matematik profesörü John Taylor ve teorik fizik profesörü David Bohm tarafından incelendi. Deneylerde, özellikle ağzı kapalı plastik tüpler içindeki metal çubukları bükmesiyle dikkat çekti. Bu üç bilim adamı, hazırladıkları raporlarda, Geller'in şaşırtıcı biçimde normalüstü yeteneklere sahip olduğunu kabul ettiklerini açıklamışlardır.
1970'lerin sonlarında halka açık gösterilere son verip, yalnızca bilimsel incelemelere katılmaya başlamıştı. Bir süre, bazı madencilik firmalarına, yeraltındaki doğal kaynakların yerlerinin belirlenmesi konusunda danışmanlık yaptı. 1980'lerin başlarında Londra'ya yerleşti..
Dört yaşında beyin dalgalarıyla kaşıkları bükebildiğini, karşısındaki kişinin zihnini okuyabildiğini fark eden ve giderek dünya çapında bir üne sahip olan, CIA'den rock şarkıcılarına kadar birçok iktidar sahibinin dertlerine deva olması için irtibat kurduğu Uri Geller'in sahnede yaptığı kaşık bükme, tohum filizlendirme, insanların ona göstermeden çizdikleri resimleri onların yüzüne bakarak taklit etme gösterileri çok dikkat çekti. Fakat asıl önemli olan Geller'in bu yeteneklerinin üzerine inşa ettiği felsefesiydi. Artık zamanının çoğunu bu felsefesini, yani pozitif düşüncenin günlük eylemlerimizdeki önemini anlatmaya ayırmakta.
Yaşam öyküsü, "Mindbender" "Zihin bükücü" adıyla, 1995'te, ABD'li yönetmen Ken Russell tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Kendisini seçilmiş bir insan olarak görmemekte ve içindeki tüm bu yeteneklerin, güçlerin ve duyguların her insanın içinde bulunduğunu ama birçok insanın henüz bunun farkında olmadığını ve uyandırılmadıklarını belirtmekte ve ekliyor; "Bu güçleri uyandırmak için de inanmak gerekiyor. Yapabileceğine inanmak. Her insan inanırsa içindeki bu yetenekleri uyandırabilir. Zaten inanmak da pozitif düşüncenin başlangıcıdır. Kaşık bükmek o kadar önemli değil, önemli olan insanın kendisindeki potansiyelleri keşfetmesi."
ÖLÜM ve ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER

"Ölüm her zaman bizimleydi, her zamanda bizimle olacak. İnsan varlığının ayrılmaz bir parçasıdır o. İnsanoğlunun ortaya çıkışından beri; insan, ölümü zihninde tartmış ve onun gizemlerini bulmaya çalışmışır. Çünkü, ölüm sorusunun anahtarı, yaşam kapısındaki kilidinde anahtarıdır." Prof.Dr. Eizabeth Kubler ROSS
Ölüm konusunu bugünkü bilimsel anlayışa en yakın şekilde incelemiş bir psikoloji profesörü olan Elizabeth Kubler ROSS'un da belirttiği gibi, ölüm sorusunun anahtarı, aynı zamanda yaşam kapısının da kilidini açabilecek türden bir anahtardır. Çünkü, tekamülcü ruhçuluk bilgisine göre dünya beşeri yüzyıllardan beri biliyor ki; ölüm denen olay ile geçtiğimiz yer, doğmadan önce bulunduğumuz yerdir. Her iki olayın da arasında da 'y a ş a m' dediğimiz bir dönem vardır ki, bu dönemde de doğmadan önce bulunduğumuz yerde (spatyom, ahiret) kendi kendimize aldığımız kararları uygularız.
Dolayısıyla, aslında; 'ölmek' (hele yok olmak anlamında bir ölüm) diye bir şey yok. Gerçekte olup duran şey, sürekli olarak (hem de kesintisiz bir şekilde); bir kez spatyoma, bir kez dünyaya doğmaktan başka birşey değildir. Evet, görüntü olarak yok olan birşey var, ama bu, sadece bedendir. Aslında beden de yok olmuyor; daha doğru bir ifadeyle, aslına dönüyor. Ama ebedi olan ruh, sürekli ve kesintisiz olarak, mevcudiyetini (uyum sağladığı ortamlarda) sürdürüp gitmektedir. Başka bir deyişle, ruh varlığı; bir kez spatyomda, bir kez (bedenlenerek) fiziksel dünyada tezahür ediyor. Bu tezahürlerinde, sözkonusu ortamların özelliklerine uygun bedenler kullanıyor.
3000 yıllık Vedalar'dan, çağdaş düşünürlere kadar, tüm dinlerin ve felsefi akımların vazgeçilmez konusu olmuş. İnisiyatik öğretilerde deneysel olarak yaşanmaya çalışılmış olan ölüm denen geçiş olayı ve bunun ötesiyle ilgili ayrıntıları daha sonraki bir yazımıza bırakarak, bu yazımızda ağırlıklı olarak 'Ölüme Yakın Deneyimler'den
sözedeceğiz. Buna, 'yarı ölüm halleri', hatta 'ölümün eşiğine kadar gidiş gelişler' de denmektedir. Uyku, şuur kaybı, baygınlık, hatta astral seyahat gibi paranormal deneyimler, 'yarı ölüm' sayılabilecek hallerdir. Bunlar, çoğunlukla; öte alemin sınırına kadar gidip gelenlerin deneyimleridir.
Ölüme yakın deneyimlerin (ÖYD) en güzel örnekleri reanimasyon çalışmasıyla ortaya çıkarılmıştır. Başta Dr. Moody, B.J.Eadie, D. Cannon, Dr. M.Morse ve P.Perry'ninkiler olmak üzere, öteki araştırmacların bu konudaki klinik çalışmalarını konunun akışı içinde sizlere sunacağız. Ayrıca astral seyahat / projeksiyon ve benzeri paranormal deneyimler de bir bakıma ÖYD sayılabileceğinden, bunlara da satırlarımız arasında yer vermek istiyoruz. Günümüz biliminin parapsikoloji adı altında yarım yüzyılı aşkın bir zamandan beri konuya eğiliyor olmasına karşın, geçmişinin ne kadar eski olduğunu göstermek bakımından; kutsal metinlerde, ilk çağ felsefesinde ve inisiyatik öğretilerde nasıl ele alındığını özetle sunmak istiyoruz.

K u t s a l M e t i n l e r d e :
İncil'de: İsaiah (26/19) Ölüleriniz yaşayacak Benim ölü vücudumla birlikte dirilecekler. Toprakta yatanlar, uyanın ve şarkı söyleyin! Toprak ölüleri atacak.
Daniel (12/2) Toprağın tozu içinde uyuyanların çoğu uyanacak; kimi ebedi hayata, kimi utanca ve ebedi zillete...
Bu ayetlerdeki ifadeler çok değişik ve derin simgesel bilgiler içeriyorlarsa da, en azından ölümden sonra yaşamın sürekliliği açık olarak vurgulanmaktadır. Hıristiyanlık kültürüyle ölen insanların; doğal olarak, spatyom yaşamlarında bu kültürden motifler, hatta belirli İncil kavrakları görülmektedir. Kuşkusuz, bu durum tüm öteki din ve inanç mensupları için de geçerlidir. Sözkonusu motifler sadece ölüm ötesi için değil, ölüm öncesi (ÖYD) için de geçerlidir. Örneğin, 'karanlık tünel' motifi İncil'de, 'ölüm gölgesinin düştüğü vadi' olarak geçer.
Ayrıca, İncil'in "Korintoslular'a Mektuplar" bölümünde de ölümle lgili, bazı ifadeler bulunmaktadır (15/35-52): "Fakat bazı kimseler, 'Ölüler nasıl diriliyor?' diyecekler. 'Onlar hangi bedenle geri gelecekler?' Ektiklerin ilerideki bedenin değil. Sen sadece tohumu ekiyorsun... Tanrı buna, uygun bulduğu bedeni verir. Her tohuma kendi bedenini verir...Bundan başka ilahi bedenler de vardır; fakat ilahi bedenin haşmeti başka, dünyaya ait olanınki başkadır... Aynı şekilde ölülerin diriltilmesi de böyledir. Bakın, size bir sırrı gösteriyorum: Uyumayacağız ama, hepimiz de değişeceğiz. Bir dakikada göz açıp kapayıncaya kadar, İsrafil'in suru duyulduğu zaman... Çünkü, o boru çalınacak ve ölüler çürütülemeyecek şekilde kalacaklar."
Görüldüğü gibi, burada Pavlus'un, 'ruhsal beden'le ilgili ifadesi, kendilerini fizik bedenlerinin dışında bulanların anlattıklarına uymaktadır. Ayrıca, ruhsal (astral) bedenin maddesel bir yapıda olmadığı, onun herhangi birşeyle kısıtlı bulunmadığı hususlarına da değinilmektedir.
Kur'an'da ölüm konusu daha çok ele alınmıştır. Ayrıca, Kur'an'da tekrardoğuşla ilgili satırlara da rastlamak mümkündür.
Bakara (2/55-56): "Bir zamanda 'Ey Musa, biz ALLAH'ı açıkça görmedikçe, sana inanmayız.' demiştiniz de, derhal sizi yıldırım çarpmıştı. Siz de bunu görüyordunuz. Sonra, belki şükredersiniz diye; sizi, ölümünüzün ardından, tekrar diriltmiştik."
Bakara (2/28): "ALLAH'ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O sizi diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
Yukarıdakilere benzer ifadelere şu ayetlerde de rastlamak mümkün: Mülk 67/2, Embiya 21/35, Bakara 2/243, Hac 22/66, Rum 30/40. Ayrıca, bu konuyla bağlantılı olarak, Kur'an'da üç ayrı yerde geçen 'berzah' sözcüğü; iki şeyin arasını ayıran nesne ya da geçit demektir. Esas ahiret (spatyom) yaşamıyla, dünya yaşamının arasını ayıran sürece de 'berzah' denilmektedir. Kur'an, görüldüğü gibi, ölüm sonrası yaşamımızın bir kısmının geçeceği aleme 'berzah alemi' demektedir. Kur'an'da berzah yaşamının niteliğinden sözedilmez. Ancak, İslam Tasavvuf literatürü berzah konusunda çok zengin bilgiler içerir. Müslüman mistiklerin, ruhsal deneyimlerine dayanarak verdikleri bilgilere göre; berzah hayatı, bir tür rüyadır. Öyle bir rüya ki, "müstesna ruhlar bir yana, o rüyadan uyanış ancak ahiretle olanaklıdır. Bu rüya her ferdin, ahirette hak edeceği karşılığa uygun bir seyr içinde geçer. Ahiret hesaplarını başarılı bir şekilde verecek benliklerin berzah yaşamları mutluluk ve güzelliklerle, ötekilerinki ise acılar ve sıkıntılarla dolu olacaktır / olmaktadır.
İ l k Ç a ğ F i l o z o f l a r ı :
Başta Fisagor olmak üzere, İlk Çağ Filozoflarının hemen hemen hepsi ölüm ve ölüme yakın konuları öğretileri arasına almıştır.
Öğretmeni Sokrat olan Eflatun, Atina'da M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşamıştır. Eflatun üç boyutlu fizik dünyanın dışında başka boyutların da varlığını kabul ediyordu. Buna göre doğal olarak; insanın 'bedensiz', şuurlu kısmıyla ilgilenmiş ve düşüncelerinde hareket noktasını buna göre ayarlamıştı. Eflatun'un öğretisinde fizik vücut ruh varlığının geçici bir aracıdır. Dolayısıyla, fiziksel ölümden sonra, şuurun devamlılığı sözkonusudur.

Bu gerçeği Fedon, Georgias ve Cumhuriyet adlı eserlerinde adlı eserlerinde yoğun bir şekilde işlemiştir. Ayrıca, onun öteki eserlerinde de yer yer ölüm tanımlarına rastlanır. Örneğin, bunlardan birinde ölümü, ruhun fizik bedenden ayrılması olarak tanımlar ve insanın bu 'bedensiz' tarafı daha az kısıtlamalara tabidir. Bu durumun modern klinik ve deneysel çalışmalardaki ifadelerini özellikle Dr.Moody'nin 'Life After Life', 'Yaşam sonrası Yaşam' adlı eserinde görüyoruz.
Eflatun, eserlerinin birçok yerinde, bedeninden ayrılmış olan ruhun, daha önceden ölmüş olanların ruhlarıyla karşılaşıp görüşebileceğinden sözeder ki, bu konuda gerek deneysel parapsikolojik araştırmalarda, gerekse spiritizm (deneysel ruhçuluk) çalışma ve celselerinde ortaya çıkmış olan vak'alarda izlenmiştir.
Ayrıca, bir varlığın beden dışı deneyimleri çerçevesinde Eflatun, fizik yaşamdan ruhsal yaşama geçiş sırasında rehber varlıkların yardımlarından da söz etmiştir. Bununla ilgili olarak, uykuyu (yarı) ölüme benzetmiş ve vücudun, 'ruhun hapishanesi' olduğuna değinmiştir. Eflatun'a göre ruhun bedene bağlanması, bir tür uyuma ve unutmadır ve hatta, şuur kararmasıdır. Ruh varlığı yeniden doğduğu zaman, eski deneyimlerini unutur; bedenini terkettiği zaman da, bunun tersi olur. Dünyadaki yaşamı, otomatik olarak,
bir film şeridi gibi hafızasından (sanki gözlerinin önünden) geçer. Asıl konumuz olan ÖYD deneyimlerinde de benzerleriyle karşılaşacağımız bu motiflerle bağlantılı olarak ünlü filozof; ölümün bir uyanma ve (fiziksel yaşamı) anımsama, hatta yeniden yaşarcasına anımsama olduğunu vurgulamıştır.
Bedenini terketmiş olan bir varlık bu aşamadan sonra, bir 'yargılama' aşamasından geçer ki; aslında, kendisini yargılayan, yine kendisidir. Bu şekilde öte aleme intikal etmiş olan varlık, bir önceki hayatında yaptığı 'iyi' ya da 'fena' şeyleri / deneyimleri görür, anımsar ve yeniden yaşar. Bunlarla ilgili olarak dünyada iken noksan bıraktığı içsel gelişim ihtiyaçlarını (bunlarla ilgili gerekli şuur hallerini) tamamlayana, onların doyumuna varana kadar, bu iş sürer.
Eflatun, beden dışı deneyimlerle ilgili olarak, belki de en güzel örneği 'Cumhuriyet'in onuncu kitabında, 'Bir Erin Efsanesi' başlığı altında vermiştir: Bu er, bir savaşta şehit olanlar arasındadır. Savaş bittikten sonra, şehitler sahipleri tarafından toplanarak, yakılmak üzere hazırlanan kuru dalların üzerine konur. Dallar tam tutuşturulacağı zaman bizim er dirilir ve savaşta şehit olduktan, kuru dallar üzerine bırakılana kadar ki süre içinde beden ötesi (ya da isterseniz, 'ölüm ötesi') deneyimlerini, daha doğrusu (artık yeniden yaşama döndüğüne göre) ÖYD'lerini anlatır.
Tarihin derinliklerinden bize gözkırpan ölüm ve ölümle ilgili öteki deneyimlerin ele alınarak işlendiği kaynaklar olarak da; Hermes, Orfe, Fisagor ile Rama ve Krişna'yı gösterebiliriz. Felsefe ekolünün ötesinde olmak üzere; ölüm ve ÖYD konusunun tema olarak işlendiği en önemli kaynaklardan birisi de 'Tibet'in Ölüler Kitabı'dır: M.Ö. 8.ci y.y.'da yazılı hale getirilmeden çok önceleri, kuşaklar boyunca ağızdan ağıza nakledilen bu eser; konuya vakıf olmayan kimseler tarafından öğrenilmesi ve istismar edilmemesi için son derece simgesel yazılmıştır. Kitabı hazırlayan bilgelere göre; ölmesini bilmek bir yetenek, hatta bir marifettir. Burada, ÖYD'lerini kendi kendine gerçekleştiren, ayrıntılarını ileride göreceğimiz, Oliver Fox ve Sylvan Muldon'u anımsamamak elde değil. Tibet'in Ölüler Kitabı'na göre, ölüm denen 'geçiş' ya da ölüme yakın bir deneyim, büyük ölçüde, bir bilgi ve uygulama işidir. Cenaze töreninin kaçınılmaz bir parçası olarak okunan bu eserle amaçlanan; hem bedenini terketmiş şahsa yardım, hem de dinleyenlere (bilgilenme açısından) inisiyatik ve ezoterik bir yardım oluyordu. Ayrıca, öleni ağıtla değil; sevgi ve coşku dolu hafifletici tesirlerle dünyadan uğurlamak doğrudan doğruya uygulanan, inisiyatik ve bilgi esaslı bir adetti. Böyle bir uygulamadan amaç da; fizik bedeninden ayrılan kimsenin spatyoma / ahirete uyumunu kolaylaştırmak, yani teşevvüşünü kısaltmaktı ki bu; kanımızca, ölen birine yapılabilecek en büyük yardımdır.
İşte bunları anlatmak, bu halleri oluşturmak için, ruhun fiziksel ölümünden sonra, geçirdiği ve geçireceği merhaleler (Tibet'in Ölüler Kitabı'nda) anlatılır ki, bunlar da, Dr.Moody'nin çalışmalarıyla ortaya konan deneyimlerin hemen hemen aynıdır. Bu benzerlikler şunlardır:
· Ruhun vücuttan çıkması,
· Bir süre baygınlık (ne olduğunu bilememe, teşevvüş) geçirmesi, kendisini 'boşluk'ta bulması,
· Bu 'boşluk' fiziksel bir boşluk değildir,
· Burada, ruhun şuuru hala yerindedir,
· Duyulan sesler: Tibet'in Ölüler Kitabı'nda, endişelendirici gürültüler, Dr.Moody'nin çalışmalarında, "rüzgar hışırtısı", "çıngırak sesleri" olarak geçer,
· Bedeninden ayrılmış olan kimse, kendisi için yapılan cenaze törenini görür, katılanların ve tören etkinliklerinin seslerini işitir.
· Ölmüş olduğunun farkına varır,
· Fiziksel yaşamında tanıdığı yerlerde ya da oraların yakınlarında dolaşır,
· Hala bir bedende olduğunun farkına varır ki; buna, 'ışıldayan beden' de denir,
· Bu bedeniyle; duvarlardan, kayalardan, hatta dağların içinden geçebilir, çünkü artık farklı bir boyuttadır.



ALINTIDIR
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Genel > Sağlık


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim


Tüm Zaman GMT +2 Olarak ayarlı. Saat: 08:25.


Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0