| İçten içe İçten içe Hani bütün çocuklar bir an önce büyümek için can atar ya… Ben nedense büyümeyi istemedim hiç. Hatta büyümekten hep kaçtığımı söyleyebilirim. ‘Büyümek’ demek, ‘sorumluluk’ demekti benim için. Oysa ben ‘çocukluk’ kalkanına sığınarak birçok görevden kaçabiliyordum. Her çocuk gibi benim de ‘saçmalama özgürlüğüm’ vardı! Ben de bu hakkımı -dozunda- kullanarak erişkinlerin cesaret edemedikleri şeyleri yapabiliyordum. Kimse bana kızmıyordu. Evin en küçüğü olduğum için ailemin ve bizimle birlikte yaşayan babaannemin gözbebeğiydim… Küçücük bir evimiz vardı. Annem, babam, ablalarım, babaannem ve ben… Kalabalık sayılabilecek bir aile olduğumuz için biraz sıkışık yaşıyorduk içinde. Oturma odasının bir köşesi babaanneme aitti. Kendi odasında olmayı tercih etmediğinde elinde tespihi, başında namaz örtüsü ile hep orada otururdu. Ben de başka bir köşede annemin eski tip dikiş makinesinin kenarında yapardım ödevlerimi. Okul arkadaşlarımın evine gittiğimde onların çalışma odalarına özenerek babaannemin odasının bana ait bir çalışma odası olmasını isterdim içten içe… Çocukluğumda bayramlarım öyle şen şakrak geçmedi benim. Her bayram sabahında babaannemin odasından ağlama sesleri yükselirdi. O, kendisini ziyarete gelmeyen yakınları için gözyaşı dökerken bizim bayramlarımız da hüzün içinde geçerdi haliyle. Ben de bayramlarımın diğer çocuklar gibi neşe içinde geçmemesine kızardım içten içe… Çocukluğumda her kandil akşamı yatırları ziyarete giderdik babaannemle. Sanki bugünmüş gibi hatırlarım Eyüp Sultan Camii’ne yaptığımız ziyaretleri, Hırka-i Şerif Camii’nin içine girebilmek için beklediğimiz uzun kuyrukları… O yaşlarda yaşanan bazı şeyler zihinlere öyle bir kazınıyor ki aradan yıllar geçse bile onları silebilmek mümkün olmuyor. Ve ne yazık ki hâlâ hatırlıyorum babaannemin hastalanarak zaman içinde bakıma muhtaç duruma düşüp yatağa bağlı kalmasını…Çok iyi hatırlıyorum annemin büyük bir sabırla, günlerce evden çıkmadan ona bakmasını, ağzına yemek vermesini, yıkayıp paklamasını… Babaannemi evde yalnız bırakamadığımız için yıllarca tatile çıkamadık ve yaz tatillerinde arkadaşlarım gibi gezemiyoruz diye üzülürdüm ben içten içe… Ablalarımın evden ayrılmasından sonra anneme ben yardım ettim babaannemin bakımı için. Etrafımızdaki insanlar “Neden kayınvalidenizi huzurevine yatırmıyorsunuz?” diye sorduklarında annem, “Ben yaşadığım sürece ona bakacak biri var.” diye taviz vermeden büyük bir vefa örneği gösterdi yılmadan, usanmadan… Bir gün okul çıkışından sonra eve geldiğimde annemler beni içeriye almadılar, dayımlarda kaldım o gece. Benden saklamaya çalışsalar da anlamıştım babaannemin Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu. Önce ablalarımın evden gitmesi, sonra onun vefatının ardından evde iyice yalnız kaldım. Annemle babam üzülmesinler diye onlara belli etmedim; ama günlerce ağladım ben içten içe… İnsan büyüdükçe daha iyi anlıyor vefasızlığın ne demek olduğunu. Ben daha bu yaşımda, azıcık emek verdiğim insanların vefasızlığı için böylesine üzülüyorsam babaannemin bayramlarda yaşadığı hüzün meğer çok normalmiş ve annemin gösterdiği vefa örneği çok büyükmüş! Şimdi ne zaman büyük bir musibet atlatsak annem, “kayınvalidesinin duasını almış olabileceğini” söyler vicdanı son derece rahat bir şekilde. Yapılan araştırmalar, çocuklarıyla sorunlar yaşayan yaşlıların evlatlarının yanında kalmak yerine huzurevini tercih ettiğini ve bu sayının her geçen gün arttığını gösteriyor. İleriki yıllarda onulmaz yaralara davetiye çıkarabilecek olan bu durum beni geçmiş yıllarıma götürdü işte. Şimdi “Keşke babaannem bugün yaşasaydı da elinde tespih, başında namaz örtüsüyle sınavlardan önce başarılı olmam için bana yine dua okusaydı. Keşke o bugün yaşasaydı da evin bütün odaları onun olsaydı ya da tüm bayramlarda ağlasaydık hiç durmadan. Yeter ki o yanımızda olsaydı!” diyorum ben içten içe… Aksiyon Dergisi ,Melda Bekcan
__________________ ♥◦♫◦~Ben seni sevduğumi da dünyalara bildurdum~◦♫◦♥ |