Köşe YazılarıKendi fikrini kendisi üretenlerin bölümü. Makalelerinizi, denemelerinizi veya fikir yazılarınızı paylaşın, okurlarınızla ve yazarlarla faydalı diyaloglar kurun.
Bir futbol maçı AK Parti'ye ilham verir mi? 4 Nisan 2008 Cuma : 14:50 Yeni Şafak Yazarı Taha KIVANÇ bugünkü makalesinde Fenerbahçe'nin aldığı galibiyeti örnek vererek çok ilginç siyasi çıkarımlar yaptı. Taha KIVANÇ'ın yazısı...
Ben de Rıdvan Dilmen gibi Fenerbahçe'nin oynadığı futboldan ve aldığı sonuçtan gurur duydum. Kim ne derse desin, Fenerbahçe dünyanın en iyi futbol takımlarından biri. Maçı birlikte izlediğim dost grubu da 2-1 biten maçtan mutlu ayrıldı. Evsahibimiz, "Gelecek haftaki maçta da beraberiz, yenilirsek gelmeyeni suçlarım ha!" uyarısıyla kapattı geceyi... Evine biraz erken gittiğim için o gün Ak Parti hükümetine övgüler sunan manşetle çıktığını işittiğim Hürriyet gazetesini istedim. Artık almıyorlarmış. Siyasete yakın ilgi duyulan bir eve Hürriyet girmemesini yadırgadım. "Sanki sen alıyor musun?" dedi dostum. Doğru. Ben de birçok gazeteyi artık sadece İnternet'ten okumayı yeğliyorum. O günkü Hürriyet'in manşetini de İnternet'te kullanmadıkları için fark edememiştim zaten... Ertuğrul Özkök bazı yazarları okumadığını ilân etti ya, okumadığı yazarlardan biri olarak buradan duyurayım: Pek çok kişi ve hane de onun çıkardığı gazeteyi almıyor artık... Maçı özel olarak İtalya'dan getirilmiş makarnayı kaşıklayarak bekledik. Gruptan biri, "Yahu" dedi, "Meğer önceki hafta sonu çok ciddi bir varta atlatılmış..." Önceki hafta sonu, Türkiye'yi ayaklandıran gözaltına almalar yaşanmıştı; ne vartasıymış bu? Dostumun anlattığına göre, birileri Türkiye için çok büyük bir macera hazırlığına girmişler ve ona giden yolda büyük etkisi olacak bir siyasi suikast planlamışlar. Çetenin tetikçisine havale ettiği kişi gözaltına alınınca oyun da bozulmuş... Hastane koruma altında tutmaya da yarıyormuş... Şu insanlar ne senaryolar yazıyorlar! Bir diğer dostum, "Vartayı ben de duymuştum, ama siyasi suikast boyutunu değil" dedi ortaya. Muhtemelen bizden sonra başka ayrıntılar daha eklenir bu senaryoya... Chelsea adı bizimkileri bayağı etkilemiş olmalı ki, maçın başlarında hayli tutuktu Fenerbahçe... Hele 10. dakikada Deivid'in kendi kalemize attığı gol rakibi gözde büyütmenin getirdiği bir şaşkınlık sonucuydu bence. Hangi alanda olursa olsun rakibi gözünde büyütmek yenilgiyi kaçınılmaz kılar. Fener de, maçın ilk yarısında, kendini Chesea'nin insafına terk etmiş gibiydi. Orta sahaya kilitlenmiş görünen oyun gözümüzü yorduğu, umudumuzu yitirmesek bile moralimiz de bozulduğu için yine siyaset imdadımıza yetişti. Bir arkadaş, "CHP'de Deniz Baykal'a da rakip çıkardı seninkiler" deyiverdi. Büyük medya patronu meğer yalnız Ak Parti ile ilgili değilmiş, CHP'yi de göz ucundan izliyormuş... "Şu genç işadamı var ya" dedi arkadaşım, "O da aynı grubun itmesi ve büyütmesiyle yarışa katılıyor..." Antrenmanlığını grup gazetelerinden birinde yazan bir tanıdığımız yapıyormuş... Tam bu sırada ikinci yarı başladı ve Fenerli futbolcular rakiplerinin oyununa uygun oynayarak sonuç alamayacaklarını anladıklarını hissettirdiler. Kendi oyununu kurman, gerekli ise ilk kadrondan fedakârlık etmen gerekebilir yenmek için... Sevilla zaferinin kahramanlarından Uğur Boral'ı Kazım ile değiştirdiğinde, Zico'nun bu evrensel kuralı hatırladığını düşündüm. Nitekim sahada diziliş tarzlarıyla birlikte oyuna asılışları da değişiverdi Fenerbahçeli futbolcuların. Bir saattir bir türlü aşmayı başaramadıkları Majino Hattı hafiften sarsıldı. Orta sahayı geçip kale önüne bile eriştiler. Yorumlarından çok yararlandığım Rıdvan Dilmen'e "Gurur duydum"[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]değişim böyle geldi. Hele ilk gol atılınca... Fener rakibinin 'yenilmez armada' olmadığını Kazım'ın golüyle anlayıverdi. O ana kadar, "Daha bunlar gibi 21 yabancısı var Chelsea'nin yedekte bekleyen" gibi veya "İngiliz takımının değeri Fener'in dört katı" gibi moral bozucu ayrıntılara çekilen dikkatlerimiz, ilk golden sonra, Şükrü Saraçoğlu stadında Fener'in yabancılara pek yenilmediğini hatırlamaya kaydı. Gazetedeki yazısında adını anmayı unuttuğu halde televizyondaki yorumlarında kalesinde aslan kesilen Volkan'a hak ettiği övgüyü esirgemedi Rıdvan; biz de maçı birlikte izlediğimiz grupla Volkan'ın her mutlak golü kurtarışından sonra "Diğerleri de şimdi coşar" beklentisine kapıldık. Fenerli futbolcuların silkinip kendilerine gelmesinde Volkan'ın çabalarını boşa çıkartmama endişesinin büyük rol oynadığına inanıyorum. Bir tek oyuncu bütün oyunun kaderini etkileyebilir. 500 milyon EURO değer biçilen Chelsea ikinci yarıda sahadan silinmedi belki, ama Chelsea'li futbolcuların şaşkınları oynaması görülecek şeydi. Maçın son üçte birlik bölümü "Fener Diriliyor" filmi gibiydi. Kendi kalesine yediği bir golün moral bozukluğunu geride bıraktı Fener, galibiyeti hak etti. Bir dost, "Kendi kalene gol de atabilirsin, ama önemli olan oyunu tersine çevirme becerisi gösterebilmek" dedi... YENİŞAFAK
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."