Ertuğrul Özkök'ün Yakasına Yapışan Soru !
Yine 'Mahalle baskısı'...
Yine 'türban siyasi simge' martavalı...
Yine 'İslamlaşıyor muyuz?' kaygısı...
Ulan yeter be !...
Bu kaçıncı baskı ?!...
Yok böyle 'Temcit pilavı'...
Önce soğutup dinlendiriliyor, sonra zamanı geldi deyip ısıtılıp servise sunuluyor...
Önceki gün Ertuğrul Özkök yine 'başörtüsü' meselesini ısıtmış, farklı soslarla süsleyip servise sunmuş...
'Efendim son günlerde bir soru yakama yapıştı..' diyerek söze başlıyor sayın Özkök.
Bir "Soru'nun yakaya yapışması" da hayli ilginç bir ifade, değil mi ?
Normal şartlarda 'soru'nun kafaya takılması gerekirken, bu 'Ultra-ulusalcı, kökten laikçi faşizan statükocu'ların yakasına yapışıyor demek ki...
Burada 'sorun', 'soru'da değil.. Yani 'soru'nun bir kabahati yok.
Zira 'soru'nun kafaya takılabilmesi için öncelikle kafaya ihtiyaç vardır. Ve o kafa yanlızca 'şapka giymek için' kullanılıyorsa, yapacak fazla bir şey yok !...
'Soru' gidip 'Yaka'ya yapışacak, mecburen !...
Ancak bu 'yakaya yapışan soru'ların, ciddi bazı sorunlara yol açtığı bir gerçek !...
Yapışan 'soru'lardan olsa gerek, o 'İki yaka bir türlü bir araya gelmiyor'...
Ondan sonra feryadı figan;
' Aman laiklik elden gidiyor, sahip çıkalım Cumhuriyet
kazanımlarına, dikkat edelim 'Mahalle Baskısı'na ..."
Soru 'yaka'da tamam da.. Ama asıl sorun kafada !...
Neyse biz gelelim sayın Özkök'ün 'yakasına yapışan sorusu'na :
"Türban siyasal bir simge olmaktan çıkıp, bir nefret simgesi haline mi dönüşüyor ?.."
Bu sorunun Ertuğrul Özkök'ün yakasına yapışmasının sebebi, kendi gazetesinde çıkan başörtülü bir kızın fotoğrafıymış..
Başörtülü bir kız İstiklal Caddesi'nde 'Kızıl Bayrak' adındaki gazeteyi satıyormuş..
Sayın Özkök bu manzarayı şöyle tasvir ediyor;
"Komünizm'in sembolü ile 'siyasallaşmış dinin' sembolü aynı kızın üzerinde birleşmiş..."
Sayın Özkök devam ediyor;
"Kızın yüzündeki nefret ifadesi açıkça okunuyor. Öyleyse bu kız kimden nefret ediyor ?.."
İnsanların iç dünyasını, fikirlerini, telepatik bir kuvvetle(!) algılayabilen, niyetini okuyabilen ve neyi ne için taktığını bilen sayın Özkök, bu sefer de 'Yüz ifadesi' okuyarak psikolojik tahlil yapabilme maharetini gösteriyor bizlere !...
Ve bir neticeye varıyor;
" Bir inanç sembolü, nefret sembolü haline dönüşüyorsa, çok tehlikeli bir dönem başlıyor demektir..." ( Yazısının son cümlesi bu..)
(Bu arada, başta, 'Siyasal simge' olarak tabir ettiği 'Türban'ı, son cümlede 'İnanç sembolü' şeklinde ifade etmesi oldukça manidar)
Yazısının başlığı da şu; "Türban nefreti, nefret türbanı"
Arkadaş anlasanıza..
'Nefret' sizin nefretiniz...
Başörtülü kız 'Kızıl Bayrak' gazetesi satıyormuş
Ne var ki bunda ?!...
Komünist takmıyor, 'başörtüsü' takana !
Zira onlar, daha demokrat, size kıyasla...
***
Şimdi bir ülke düşünün...
'Türban, başörtüsü, yemeni, bone, bandana..vesaire..' ile, her ne ise...
"İnancı gereği, inanç sembolü, siyasal simge veya kültürünün bir parçası olduğu için yani öyle veya böyle kadınlarının yarısından fazlasının ( yüzde 60'dan fazlası) başını örttüğü bir ülkede...
Uydurarak jargona soktuğunuz, yapıştırma bir ifade olan 'kamusal alan' zırvasına istinaden, 'demokratik değerleri' hiçe sayarak, başını örtenlere 'ikinci sınıf insan' muamelesi yapacaksınız.
Ondan sonra, "Türban nefreti, nefret türbanı" diye başlık atacaksınız..
Seviyesini geçmek istediğimiz(!), o 'muasır' ülkelerden biri olan İngiltere'de, Müslüman polis bir kadın 'ne için örttüğünü açıklamak zorunda olmadan' başını örtebilirken...
Danimarka'da Yüksek Mahkeme Başkanı ; " Erkek eli sıkmayan veya saçını göstermeyen biri, 'hakim olamaz' diye bir kural yoktur. Önemli olan yeteri bilgiye sahip olmasıdır. Başını örttüğünden ziyade kafasının içindeki bilgi önemlidir." derken..
Hadi geçtik 'hakimi, polisi, memuru..' başını örten kızların 'eğitim hakkını' dahi elinden alacak kadar 'zalim' olacaksın.
Bütün bunları da 'cumhuriyet kazanımlarına ve laikliğe sahip çıkma' adına yapacaksın...
Ve ben bunları yazarken yine 'Türban üzerinden' siyaset yapmış olacağım !...
Sen "Mahalle baskısı" var deyip, 'Aman olur ya, benim 'Devlet Baskısı' ile açtırdığım gibi, onlar da bir gün zorla kapattırabilir" vehmiyle 'korku, tedhiş ve nefret siyaseti yaparak, 'Kökten laikçi' anlayışı meşrulaştıracaksın...
Sonra da "Türban nefreti, nefret türbanı" diyeceksin...
Yapışmışsın başörtülünün yakasına, sonra diyorsun ki, "Soru yapıştı yakama." !
Yaka silkti başörtülü senden, bir de soruyorsun; "Bu nefret nerden ?!..."
***
Bir insana yapmak istemediği bir şeyi zorla yaptırmak eşyanın tabiatına, insanın fıtratına uygun değildir.
Eğer siz, insanların düşüncelerini, inançlarını, kendi ideolojinizin dar kalıplarına hapsedip 'tek tip insan toplumu' oluşturma ütopyanızı gerçekleştirmek adına sizden olmayanlara, 'Olmasınlar(!)' diyerek, veya ötekileştirerek, toplumda polorizasyonu körüklerseniz, o toplumun 'iki yakası bir araya gelmez'...
Şimdi size 'on puanlık bir yaka sorusu(!)' soracağım;
Ayrımcılık yapıp nefreti körükleyerek, kazandığı ödülü almak için kürsüye çıkamayan başörtülü genç bir kızın yaşadığı psikolojik travmayı umursamadan, ucube, kökten laikçi anlayışa alkış tutarak cumhuriyetin 'İki yakasını' bir araya getirebilecek misiniz ?
Umarım bu soru da yakanıza yapışır !
sonsayfa/hikmet genc