| Oktay Ekşi'nin Komploları Hürriyet Taha Kıvanç'ı komploculukla suçlayınca, Kıvanç Hürriyet'in başyazarının komplolarını sıraladı. Taha Kıvanç/Yenişafak Bit yeniği Sabah kalktıklarında akıllarına ilk gelen herhalde ben oluyorum Hürriyet yazarlarının; en büyük ilham kaynakları yazılarım çünkü. Hele ilgili-ilgisiz konularda beni imdada çağırmıyorlar mı, ne yapacağımı bilemez oluyorum. Kemter kulunuzu 'süpermen' mi sanıyorlar, ne? Dün, vaktiyle 'aşk yazılarının unutulmaz muharriri' iken Fatih Altaylı Hürriyet'ten ayrılınca köşesine kurularak onun üslubuyla yoluna devam eden, Emin Çölaşan'ın kovulmasıyla doğan boşluğu da ağzını bozarak kapatmaya çabalayan yazarı gazetenin, ilginç bir konuya değiniyordu. Diyarbakır'da bir özel ilköğretim okulunda bazı kız öğrencilerin başları kapalı derslere girdiği haberini çok satan bir gazete manşetine çekmişti. Hürriyet'in üç farklı kimliğe bürünebilen yazarı araştırmış, haberi 'dinî bir cemaatin lideri olan kişinin ajansı' vermiş. Birkaç sorusu var: “Acaba ne oldu da bu ajans, türban tartışmasının yeniden kızıştığı bir dönemde böyle bir haberi geçti? / Acaba bu haberin geçilmesindeki amaç hükümeti sıkıştırmak mı, yoksa türbanın sadece üniversiteler için değil, ilköğretim kurumlarındaki öğrenciler için de bir 'hak olduğu' propagandasına zemin hazırlamak mı?” Haklı sorular bunlar. Haksız da olsaydı sormasında hiçbir mahzur görmezdim. Gördüğüm mahzur, değinisinin sonuna bana dönük bir davet eklemesi. Şöyle diyor: “Dinci basının çift kişilikli komplo teorisyeni acaba bunu nasıl açıklar?” Üç kişiliği temsil eden Hürriyet yazarı beni 'çift kişilikli' olmakla itham ediyor ya, sakın buna alındığımı sanmayın. Derimin kalın olduğunu daha önce de yazmıştım. Bir gazetede iki yazı yazdığı için birinde 'müstear' kullanan biriyim ben sadece; yoksa iki farklı kişiliğim yok. Kovulan bir yazarın boşluğunu doldurabilmek için bana saldırmaya başlama türü bir kişilik bozukluğuna bu sütunda hiç rastlamadınız. Ayrıca 'komploculuk' alanına giren bir konuyu başka bir gazetenin yazarına havale etmeden önce, insan, bu işin uzmanlarını kendi çevresinde aramaz mı? 'Komplocu' başka yazarları da var Hürriyet gazetesinin, ama Oktay Ekşi'yi özellikle tavsiye ederim. Basın Konseyi başkanı da olan Hürriyet başyazarı bu alanda önemli yazılar yazmıştır çünkü... Yalnızca YSK tarafından kesin bir dille yalanlanmış son seçimde 'hile yapıldığı' iddiasına dair yazılarını kast etmiyorum... 16 Ocak 2006 tarihinde çıkan 'Kafası karışık olmak' başyazısı dünyanın değişik köşelerinde hazırlanan 'komplocu internet siteleri' için ilginç bir malzemeye dönüştü. O yazısında, Türkiye'yi kasıp kavurma istidadı gösteren 'kuş gribi' illetinin bir 'komplo' olabileceğini ileri sürüyordu Oktay Bey. Orada da kalmıyor, 11 Eylül sonrası Amerikalı politikacılara gönderilen 'şarbonlu zarflara' değiniyor, ardından yeni milleniuma (2000'li yıllara) girilirken ortaya atılan 'Y2K' paniğine sözü getirip o olayda da 'bit yeniği' arıyordu. Okuyalım mı: “Anımsar mısınız? Bir iki yıl önce Amerika'da bir Antrax korkusu yayılmıştı. Birkaç zarftan Antrax denen hastalığı yayan toz çıktı diye kıyamet kopmuştu. Çünkü yetkililer 'Antrax' mikrobunun biyolojik savaş silahı olarak ABD'ye gönderildiği iddiasındaydı. Ama sonra bir şey çıkmadı. Kimse de 'Ne oldu Antrax' diye sormadı. “Aklımıza bir de 2000'e gireceğimiz aylardaki 'Y2K' paniği geliyor: / O zaman, 'Bilgisayarlarımız yılları dört sayı ile (2000 gibi) gösterecek şekilde değil iki sayıyı (1999 yerine 99 gibi) gösterecek şekilde programlanmıştır. O yüzden herkes bilgisayar sistemini yenilesin, yoksa bankalardaki hesaplar karışacak, uçak tarifeleri birbirine girecek. Dünya ekonomisi müthiş bir keşmekeş yaşayacak' dendi. / O yüzden bilmiyoruz kaç yüz milyar dolar para harcandı. / Sonunda yanılmıyorsak, bir kuruş harcamayanların işlerinde de hiçbir karışıklık olmadı. / Hani şeytan ister istemez dürtüyor... Bir komplo var mı?” Mehmet Ali Ağca'nın bir gün âniden cezaevinden salıverilmesiyle ilgili yazısı da (22 Ocak 2006) 'derin kuşkular' ile dolu hoş bir 'komplocu' yaklaşımdı. Onu da okuyalım: “Sadece Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi, Abdi İpekçi cinayetine karışmış Oral Çelik, Yalçın Özbey, Mehmet Şener gibi isimlerin yakalansalar bile tuhaf bir şekilde serbest bırakılmaları, Yalçın Özbey'in ifadesini yurtdışında alan Milli İstihbarat Teşkilatı'nın daha sonra mahkemeye 'Bu ses kayıtları imha edilmiştir' yanıtını vermesi... Bu kadar önemli bir ifade bandı gerçekten imha edildiyse sorumlu ve yetkililerin kimseye hesap vermemiş olması... İnsanın aklına ister istemez, 'bunların gerisinde ne var?' sorusunu getiriyor.” Benim yardımıma ihtiyacı yok Hürriyet'in; 'komploculuk' konusunda kendi başlarının çaresine bakabilirler. |