![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| Köşe Yazıları Kendi fikrini kendisi üretenlerin bölümü. Makalelerinizi, denemelerinizi veya fikir yazılarınızı paylaşın, okurlarınızla ve yazarlarla faydalı diyaloglar kurun. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| ||||
| Hayat Üzerine Söylevler... Bugün konumuz hayat. Belki de hayatın konusu bizizdir.Her neyse işte. Yazımıza geçelim. Hayat; Adam yere tükürdü, Yer, adama! Arsızmış canım ne de, Tükürdü hayat ikisine de! Biz göz açışla başladı bizim hayatımız. Biz acıya hüzne,ayrılık ve ızdıraba açtık gözlerimizi. Doğumumuz annemizi ve babamızı sevindirdi ama gelecek kaygısı bu sevinci buruklaştırdı. Biz doğduk. Babamı hatırlıyorum da gülüyor muydu gülmüyor muydu. Belki de gülmek istiyordu. Ya annem bu dördüncünün derdi büsbütün çöktü üzerine. Fazlaca yıpranmıştı belki. E hayat. Bizi ak tüllerle örtülü kundağa koymadılar. Belki koyduklarını sandılar. Ama bizi koydukları yer sadece yeisin bataklığı oldu. Biz hayat ve yaşamak kaygısından ırak günlerimizi, günlerimizin arkasında kovalatıp yaşam denilen sürekliliğe katıldık. Günler günleri, aylarsa ayları kovalamaktan bıkmadı. Hepsi birbirleriyle yarışıyorlardı sanki. Belki güneşle ayın da kendi aralarında bize bildirmedikleri bir yarış vardı ama yine bu bizi ne kadar ilgilendirebilirdi ki. Bugün hükümet işçi çıkarımlarına başladı. Sendikalarımızın iri cüsseli başkanları ve işçi temsilcileri eylemde. Kulaklarımıza tekrar bu bombalı saldırılar ilişiyor. Yine kimliği meçhul katiller devrede. Sonra biz göğe bakmasının öğrendik. Nedensiz gülüşlerimizle daha gülmenin bile ne olduğunu bilmeden afakımızı kendimize hayran bırakıyorduk. “Ne tatlı şey, ne tatlı şey! ya elleri, elleri ne kadar küçük annesi!” Keşke anlayabilseydik bu söylenilenleri. Bu tatlı sözlerin bir gün yerini azarlamaya ve hırpalanmaya bırakacağını gördüğümüzde, eski günleri yad ederek avunurduk. "Babamızın iyi olduğu dönemlerde varmış,doğuştan kötü değildi ya" diyerek onun her zaman kötü olmadığına inandırmaya çalışırdık kendimizi. Ardından bakmasını öğrendik.İşte yine televizyonlarımızın başına kitlendik. Hayatımızda bir anlam olmayan ve bir anlam da veremediğimiz bu ibadeti, her gün yapıyorduk. Özellikle akşamları prime time kutsal global külte tapınma ve ayin vaktiydi. Teknolojinin çıldırmışlığında yada her ne hikmetse bizim öyle zannedip durmamızda mesafelerin kısalıp dünya köyünde birbirimizle iletişim sorunu kalmayınca kutsal kültün büyücüleri artık kendilerini sanal ortama aktarıp ayinlerini oradan yönlendirdiler. Bu garip bir dünyaydı. Ama bizden o kadar uzak ki… Belki biz özlemlerimizi gördük dev ekran plasma tvlerimizde. Her zaman denilir ya insanları eleştirmek için biz en ağır kelimeleri kullanıp, onları kati şekilde suçlarken onların durumunda olduğumuz zaman, bizim de tereddütsüz aynı şeyleri yapacağımızı kendimize bile itiraf etmeyiz. Bu vesveseli sesleri şeytana mal edip kurtuluşumuzu bekleriz. Biz kendimizin algısını bile karıştırır olduk. Medeniyet zihinlerimizi yeniden şekillendiriyor. Dil sorunu. Aslında konumuzdan çok uzak başka bir konu zannedile bilinecek bu kelime dizesi tamda sorunumuzun göbeğinde yer alması da biraz şaşırtıcı değimli. Dilimiz son yüzyıllar içinde o kadar süratle dejenerasyona girdi ki biz hep birlikte şunu anladık; eğer Darvin doğru söylemiş olsaydı, bizim dilimiz evrim süreci içersinde daha iyiye gitmesi gerekirken yada Hegel'in diyalektiğine göre karşıt yada farklı kültürlerle ilişki içinde olduğu zaman tez-anti tez=sentez mantığı gereğince daha iyi olması gerekirken, neden daha bir ilkel hal alıyor? Hani tarih ileri doğru yaşanırdı. Öyle zamanlar vardır ki ileri doğru akmakta zannedilen tarih tam da geriye doğru süratle hareket halindedir. Biz bizim en değerli mirasımız dilimizi kaybettik. Sonra düşüncelerimiz elden gitti. Şimdi hayatlarımız. Zannettik ki özgürlük elit bir baskı altından kurtulup her isteyenin her istediğini yapabilmesiydi. Evet özgürlük buydu. Bu kutsal global kültün özgürlük tanımıydı. Tamda kültün başkentlerinden Hollandanın yaşam stratejisinin bu olması bu tanımın aidiyetinde kültün olması gerektiği çıkarsamasına gidiyordu. Ama bizi kandırdılar. Bizi monarşik zulmetten kurtarıp ihtiraslarımızın bencilliğinde benlik zincirlerine vurdular. Bizi bize köle yaptılar. Sora buna bir ad vermek zamanı geldiğinde özgürlük dediler. Magna Karta yayınlandığı zaman Kunta Kinte'nin sevincini görmeliydin. Kölelik kurum öldü mü gerçekten? Hayır bilakis daha elim boyutlara vardı. Şimdi köleye köle olduğu sezdirilmeksizin onun iş gücü daha büyük bir istahla sömürülmekte. Ve buna özgürlük diyoruz. Durumumuzun farkına varamamak!.. Hürriyet ne güzel şey. Ama yine siyah derili zenci kardeşlerimiz bu özgürlüklerini isteyebilen kategorilere bile sokulmadılar. Eugenie dendi, onları kutsal global kültünün sakatları saydılar. Ve etnik temizlik. Yada günlük dilde vahşet. Haçlılardın Kudus'ü aldıkları vakit yaptıklarını övünçle anlatan rahibin insanlığında şüphe ederim. İnsanlar hiçbir vakit adaleti gözetmediler. KGK(kutsalglobalkültü) hiçbir zaman adalet kavramını anlamak istemedi yada ondan anladıkları çarpık anlamlardı. Kadim doğu medeniyeti, güç adalete dayandığı adaletli olanın aynı bata güçlü olduğu anlayışının hakimiyetinde padişah ulu kağan Fatih Sultan Mehmet hanı mutasarrıfı altındaki bir şehir kadısı yargılarken, ari batı kültü güçlü olanın aynı zamanda adil olduğu inancını benimseyerek, güce giden yolları kapatıp adaleti de abasının altına aldığında, bunun mazlumlar için ne gibi bir felaket olduğunu kimseye sezdirmediler. Güçlü olan adildi. Adalet güçlüden yanaydı. İşte bugünün global kültünün ilahı kapitalizm. Serbest piyasa ekonomisinde rekabet ön planda tutulur. Bir alanda ki iki şirket birbiriyle o alanı ele geçirmek için rekabet ederler. Fiyatlar kırılır. Reklamlar teşvik edilir. Kalite artar vs vs. hakikatte buların hiç birisi olmaz. Büyük sinek, küçük sinekleri yemeğinin yanına asla yaklaştırmaz. Rekabet mi. Vahşette ancak bu söylem tam anlamıyla hükmünü sürdürür. Doğal seleksiyon. Bilimsel adımızı da unutmayalım. Hakikat güneşi evrim nirvanaya erişen ve bu fanilik çemberinden kurtulup kendini ışığa dönüştüren Darvin'i peygamber seçti. Ben söylemimde insanları alaya almıyorum. Ama bu saçmalığa inanmış insanların olabilme ihtimaline kahrediyorum. Sıra dizisi halinde aritmetik olarak ilerlemek alışkanlığını edinen dünya savaşları ve bizim bölgesel savaş zannettiğimiz halbuki dünya arenasının kudretli gladyatörlerinin güç gösterilerine dönüşen ama aslında bin insan trajedisinden ileri gitmeyen etnik temizlik harekatı. Etnik temizlik diyorum çünkü böyle savaşlarda bir taraf mutlaka temizlenir. Kutsal global kültü, kirli saymış oldukları pislikleri toplumlardan elimine etmek görevini üstlenirken, bu konuda, her ne kadar uygulama alanı farklı olsa da çamaşır deterjanı markası arielle gerçek bir rekabet halinde olduğundan bu görevi kutsal sayarak ikame etmişti. Bir Boşnak bebeğin çığlığını hiçbir hassas yürek duymadı. Çünkü o an biz pop kültürünün sayılı ilahelerinden Hülya Avşar’ın ve yahut da başkaca putların günlük yaşantıda gösterdikleri harkuladelikleri bir sofu dikkati ile gözden geçirirken, bir Boşnak kızının bizden yardım isteyen naçiz çığlıklarını duyamazdık. Hoş ya ayinlerimizi yüksek frekans takip etmemizden ötürü biz bizim gibi merhamet edilmesi gereken kullarını rahmete çağıran ve Allah'ın mazlumlar üzerinde ki yardımına sebep teşkil ederek hem onların hem kendilerimizin kurtuluşuna vesile olmamızı isteyen ezan seslerini duyamadıydık. Bir yabancıydık. Biz Poulo Coelho'nun simyacısındaki çoban kadar yabancıydık kendi kültümüze. İmamın boğuk sesiyle söylemiş olduğu şarkıyı daha önce yüz binlerce kez dinlediydik ya şimdi biraz değişik takınmanın tam zamanı. Şimdi biraz Tarkan ve Heavy-Metal dinleyelim de kulaklarımızın pası silinsin. Biz yabancıya da yabancıydık, kendimize de. Biz John Lenon'un sözlerinde ki anlamı hiç bilmedik. “Elhamdülillah Müslümanız hepimiz” dedikten sonra "Farz et ki Allah yok" mealindeki ayet-i sefiliye' lerini birbirimizin suratına haykırdık. Biz ne kendini anlatabilen, ne de başkaları tarafından anlamlandırıla bilinen Nietchze'yi en iyi anlayanlardandık. Biz bir hiçliğe iman ettik ve bu hiçlikte varlığımızı beka eyledik. Arar ara akan gözyaşlarımızın çenesini büsbütün kapatabildik. Mutlu yaşamın sırları ile ilgili kitapları en önce ve en çok okuyan yine bizlerdik. İnsan kendini anlayamadı, bir kitap yazdı. Allah insanları anlıyordu, bir kitap gönderdi. Sonra biz Allah'ın kitabını anlayamadık. Ve buna hiç şaşırmadık. 1400 küsür sene önce gönderilen bir kitabı günümüz insanının medeniyetine elbet aykırı düşecekti. Biz ne bedevi Araplara benzerdik nede şaman Türklere. Biz artık batılılaşmış kültün kabulünü almış laik bir milletiz. Biz sokaklarda "Kahrolsun Şeriat" diyerek laik devleti koruyabileceğimizi zanneden ama onu yine kendi ellerimizle yıkan bir tür, ne yedüğü belirsiz bir milletiz. Biz solculuğu Ateizm olarak algılayan yada sadece onun bu yönünü ele alan bir milletiz. Biz bir millet miyiz? Bugün sabah, sabah haberleri adlı seansta dünyamızın yeni yıla girişini kutlayan insanlara baktım. Baktım diyorum çünkü orada insan ve insanlık namına bir şey göremeyeceğimi bildiğim için, görmek zahmetine girmedim. Her zaman en iyi yapabildiğim gibi sadece her hangi bir trene bakar gibi baktım. Dört,üç,iki,biiir -Oleyyyy!,hurraaaaa!,aaaaa!,bbbbbb! vs,vs. Bu nedir Allah aşkına. Tamam hadi hep birlikte sevinelim. Neye peki. Anlamak istiyorum bütün kalbimle. Bunca insanın birleştiği ne kutlaması. -Yeni yıl. -Yeni mi yıl. A evet sadece öncül kelimesi yeni olan eski bir yıl. Ne değişecek ki senelerin sayısının bir artması yada milyon eksilmesi. Tansu çillerin yapmak istediği gibi paramızdan altı yada daha çok sıfır silmemizle enflasyon mu düşecek paramız daha mı bi değer kazanacak. Aynı tas aynı hamam. Bu totem kültüründen bir gün birşeyler anlayacağız ama anladığımıza lanet okuyacağız. Biz sadece uyumak ve uykuda tatlı düşler görmek istiyoruz. Bunu kimin yaptkığınıda önemsemiyoruz. Nefsin zindanlarında kölelik zincirlerini kırmak için, elbet bir ses kulakları çınlatacaktır. Bir çığlık bir çığ doğuracaktır. Hak batılın beynine inen bir kılıç olacaktır.
__________________ Varlikla yokluk arası bir dengede seyyâl olur hikâyet-i ömrümüz, kâh meşgâlemiz bir kuru kavga kâh bir hikmete râmî olur gönül, an gelir zümrüd-ü anka ile söyleşir, devrân değişir bir bûm ile hem-hâl olur gönül, ne şekvâ berkarâr eyler bizi ne iltifâta tabîyiz, bir meygedenin azm-i râhına revân olmuş hayrân-ı didebâniyiz, eyyâm keder-ü mihnetle zâyi olsa ne çıkar, tek bir itâb-ı müjgân-ı yâr ile sâcid-i bî-ihtiyariyiz, kâniyiz naçâr derde düşmüşüz, bâdî bâde elde bende-yi bermurâdiyiz, ârâyiş-i rûzigâra aldanmadık, aşk ile meşhûd-i hüsn-i yâra derkenâriyiz, ne bir söyleyen olur râz-ı derûnumuzdan, ne dinleyen olur zahirâ malayâniyiz, boş geçme müslüman bir nazar et, gûya ki gülistân-ı zamânenin mehtâb-ı gerher-feşâniyiz, yârdan geçtik, serden geçtik, cândan geçtik, terk-i terk ile olduk âgâh, meskun-u makâm-ı fenâfillâh-ı âlîyiz... ...Nahçıvan, hasretinle alevlenen bir çerâğ Seninle firarını unutuyor Karabağ. Göğsünde kıskandığım bir rüyadır kırmızı Nerdesin ey masallar ülkesinin son kızı... |
| ||||
| Ce: Hayat Üzerine Söylevler... Felsefe...İnan bana uzaktık kardeşim. Buna düşünce diyelim.(O da uzak ya) Felsefe'yi Gazaliyi okuduktan sonra bıraktım. Yeterince kat'i bir manada bitirmiştir aklı ve akıl ürünlerini. Öğrenilecek çok şey var hayatta. Bu sonsuzluğa adanmış bir hülyadır. İnsan ruhunun sonsuzluğunda bu dünya meşgalesi neyin ne olduğunu anlamak için bir duraktır. Çok karmaşık ve grifttir fikirler, oysa duygular o derece berrak ki. Nefretin açıklaması yoktur nedenini sorgulamaz gideceği yeri planlamazsınız. Hoyratlıktır, çırılçıplak sokaklarda dolaşmaktır duygular. İnsan bu yüzden düşünmekten çok hissetmeye aç bir yaratık. Düşünce aklın vesvesesi, duygu ise kalbin kesinliği. Duygular her zaman düşünceye galip gelmişlerdir. Kalb bir mecaz mana düşüncede öyle, ikiside ruha iliştirilmiş bir mekanizma. İkiside bir yarış içinde. Kim daha üstün orası belli değil. İtidal üzre değil. Dengeyi sağlayıp sağlamama durumudur belki. Felsefe işi gücü olmayan delilerin dünyayı karıştırmak için uydurdukları hayal okulu... Bizse bir uçurumun kenarımda kendi dünyamıza işeyen müzbinler topluluğunun bir bireyiyiz...
__________________ Varlikla yokluk arası bir dengede seyyâl olur hikâyet-i ömrümüz, kâh meşgâlemiz bir kuru kavga kâh bir hikmete râmî olur gönül, an gelir zümrüd-ü anka ile söyleşir, devrân değişir bir bûm ile hem-hâl olur gönül, ne şekvâ berkarâr eyler bizi ne iltifâta tabîyiz, bir meygedenin azm-i râhına revân olmuş hayrân-ı didebâniyiz, eyyâm keder-ü mihnetle zâyi olsa ne çıkar, tek bir itâb-ı müjgân-ı yâr ile sâcid-i bî-ihtiyariyiz, kâniyiz naçâr derde düşmüşüz, bâdî bâde elde bende-yi bermurâdiyiz, ârâyiş-i rûzigâra aldanmadık, aşk ile meşhûd-i hüsn-i yâra derkenâriyiz, ne bir söyleyen olur râz-ı derûnumuzdan, ne dinleyen olur zahirâ malayâniyiz, boş geçme müslüman bir nazar et, gûya ki gülistân-ı zamânenin mehtâb-ı gerher-feşâniyiz, yârdan geçtik, serden geçtik, cândan geçtik, terk-i terk ile olduk âgâh, meskun-u makâm-ı fenâfillâh-ı âlîyiz... ...Nahçıvan, hasretinle alevlenen bir çerâğ Seninle firarını unutuyor Karabağ. Göğsünde kıskandığım bir rüyadır kırmızı Nerdesin ey masallar ülkesinin son kızı... |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| kadınlar üzerine.... | LaViNia | Payidar.net Kadınlar Kulübü (Genel) | 0 | 18.11.06 09:21 |
| Hayat ve söyleyemediklerimiz üzerine... | apocalypse_ | Söylemek Istediklerim | 11 | 06.09.06 15:46 |
| sevgi üzerine?!!? | skorpion | Konusuz Konular | 2 | 23.08.06 16:10 |
| dostluk üzerine... | [ €m€l ] | Hikayeler, Olaylar ve Yazılar | 2 | 21.07.06 09:30 |