![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Sosyal Gruplar | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Konusuz Konular Hiç bir sınıfa sokamadığınız ama yine de paylaşmakta fayda gördüğünüz konuların bölümü. Kalemlerin özgürce işlediği yoğun bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| |||
| Severken terk etmek Güler misin, ağlar mısın? Yeni öğrendim ki, savcılık NTV'den 301. maddeyi tartıştığımız bizim Neden programının bandını istetmiş. Programdaki konuşmalarda 301. maddeden dava açılabilecek suç unsurları olup olmadığını incelemek istemiş. Programın konuşmacılarından biri Hrant Dink'ti. Bence soruşturma sürdürülmeli ve bu ülkede ölümün bile kurtuluş olmadığı cemi cümleye iyice belletilmelidir. *** Hrant, hakkında birbiri peşi sıra açılan davalar üzerine demişti ki: "Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim." Geç kaldı. Dink'in katlini planlayan Yasin Hayal'in "Orhan Pamuk akıllı olsun, akıllı" tehdidinin ardından Pamuk da gitti. Yaşar Kemal'le bir cenazede buluştuk geçen hafta... Taziyelerden sonra koluma girip "Hadi çıkalım şuradan" dedi, "Bu millet ölü sever oldu. Diriden esirgediği sevgiyi ölüye veriyor." Gidip bir yerde baş başa yemek yedik. Edebiyattan çok, ölümden konuştuk. Yazıdan çok silahlanmaktan, son romanından çok yurtdışına gidip gitmeme kararından... *** Amaç da bu zaten; hayatı değil, ölümü konuşmamızı sağlamak... Karamsarlık, umutsuzluk, korku yaymak... Severken terke zorlamak... Ve ülkeyi, beyni dışarı akmış bir mevtaya dönüştürmek... Son haftalarda tribünlerden ırkçı sloganlar haykıran o öfkeli kalabalıklara, 1930'lar Almanya'sındaki Yahudi bilim adamlarının anılarını okumak isterdim.. Onlardan Ernst Hirsch ("Anılarım", TÜBİTAK, 1997), Almanya'yı hangi koşullarda terk ettiğini hicranla yazmıştır: "Ülke içi politik durum her geçen gün daha da kötüleştiği halde yasaların güvencesi altında olduğumuza inanıyorduk. Zarar görebileceğimizi tasavvur edemiyorduk." Bir yargıç olan Hirsch, gamalı haç pazıbentli genç ayaktakımının tehditlerine muhatap olmuştu. O tehditler, zamanla azınlıklara yönelik silahlı bir saldırganlığa dönüştü. Arkadaşları "Ülkeyi terk et" demeye başlamıştı. Hirsch anılarında şöyle yazdı: "Polis, Yahudilere saldırılmasına, onların aşağılanmasına seyirci kaldı. Halk da bütün bu zorbalıkları, bir film izler gibi kılını kıpırdatmadan seyretti. Sonunda yurtdışına çıkmaya karar verdim." *** Benzer durumlar, değil mi? Sonra ne olduğunu hatırlıyor musunuz peki? Göç eden aydınlarla Almanya "beynini kaybetti" ve faşizmin kucağına düştü. Kafası koparılmış bir tavuk gibi kan saçarak etrafa saldıran Nazilerden kurtulmak, hem Almanya'ya hem dünyaya çok pahalıya mal oldu. Yahudi bilim adamları mı? Belki tribündeki ırkçılar bilmezler; onların bir kısmı Almanya'dan kaçıp Atatürk'ün Türkiye'sine sığındı. Hirsch onlardan biriydi. İstanbul ve Ankara hukuk fakültelerinde, "çok iyi koşullarda" 20 yıl çalıştı. Anılarında şöyle yazdı: "Kendi vatanında aşağılanıp terke zorlanan ben, dünyanın bir ucundaki Türkiye'de saygıdeğer bir profesör olarak yaşadım." *** Peki ne oldu bu ülkeye? Ne oldu da zulümden kaçan aydınlara sığınak olan ülke, bugün kendi aydınlarının sığınak aradığı bir korku diyarı haline geldi. "Beynini, yüreğini, vicdanını yitiren" ülkelere ne olduğu, tarih kitaplarında yazıyor. Buna geçit vermemeliyiz. |
| |||
| Seven terketmez Giden mi terk etmiştir, kalan mı terk edilmiştir. Aslolan gidenin giderken yanında götürdüklerimidir, yoksa kalanın kaybettikleri midir? Aklımda bu sorular çapışa dursun, bir tarafta yitirilen aydın insanlar (Uğur Mumcular), diğer tarafta canından çok sevdiği memleketini terk etmek zorunda kalan vatan ve hürriyet şairleri ( Nazımlar...) gözümün önüne geldi birden bire. En kolaycı yaklaşım herhalde; biz toplum olarak aptal olduğumuzdan bunları hakediyoruz, lafıdır. Oysa önemli olan kalıp mücadele edebilmek ateş hattında... Yani bulunduğu yerde bizim tarafta durabilmek. Bizim taraf bu ülkenin insanının tarafıdır çünkü. Bizim taraf ağustos sıcağında sırtında elli kiloluk un çuvalını taşıyan değirmenci yusuf emminin tarafıdır çünkü. Bizim taraf tarlada ırgat osman' ın, fabrkada meydancı hasan abinin tarafıdır çünkü. Yani bizim taraf üretenin emek verenin, göz nuru dökenin, kalem kuşanıp doğruyu yazanın, haksızı yerenin tarafıdır. Bizim insanımız aldatılmış yıllardır, kandırılmış, kanmak da istemiş belki... Ama "kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama, kabahatın çoğu sende canım kardeşim" dememek elimden gelmiyor. Bir fısıltı bile olamayıp haksızlıklara karşı öylece bakakalmak çoğumuzun yaptığı. Öylesine kanıksamışız ki haksızlığı, adaletli bir dünyanın hayal, eşitliğin ise rüya olduğuna inandırmışız kendimizi. Oysa hiç biri hayal ya da rüya değil. Yeter ki gönlümüz gibi zengin düşüncülerimizi gerçeklere açmasını bilelim. Görmeyi bilen gözlere bir damla ışık bile görmesi için yeter. Bir gün elbette açacaktır gözlerini görmesini bilen yurdum insanı. Ebette verecektir kendini aldatanların cezasını. Ülkemin en krorkunç yanı; ırkçılığın adının miliyetçiliğe dönüşmüş olması. Irkçıların ise kendini gerçekten de milliyetçi sanmaları. Hiçbir ideoloji olmayan beyinleri yıkanan yurdum insanın milliyetçiliği; her futbol maçından sonra,sanki düşmana karşı zafer kazanmışçasına eline türk bayrağını alıp sallamak sanması. Bayrağımız o kadar ucuz mu? Tabi ki değil, o bayrak ki uğrunda nice canlar verildi seve seve. Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardır, destânımızda yalnız onların mâceraları vardır. Onlar ki uyup hainin iğvâsına sancaklarını elden yere düşürürler ve düşmanı meydanda koyup kaçarlar evlerine ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler ve yeşil bir ağaç gibi gülen ve merasimsiz ağlayan ve ana avrat küfreden ki onlardır, destânımızda yalnız onların mâceraları vardır. Demir, kömür ve şeker ve kırmızı bakır ve mensucat ve sevda ve zulüm ve hayat ve bilcümle sanayi kollarının ve gökyüzü ve sahra ve mavi okyanus ve kederli nehir yollarının, sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı bir şafak vakti değişmiş olur, bir şafak vakti karanlığın kenarından onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman. En bilgin aynalara en renkli şekilleri aksettiren onlardır. Asırda onlar yendi, onlar yenildi. Çok sözler edildi onlara dair ve onlar için : zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur, denildi. Onlar zincirlerini kaybedip çıktılar bu yola. Ama niçin? Sonradan gelen nesillerin bizim gibi ve bizim kadar vurdumduymaz, algılamaz, kör ve dejenere olabilmesini sağlamak için mi? Hiç biri değil tabiki... Aydın olmak zordur, sorumluluk ister, güçlüklere göğüs germek ister. Seven insan terk etmez kalır. Hem de "ya sev, ya terk et diyenlere inat", sevginin ne demek olduğunu göstermek adına bile olsa klır. |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| sizi terk ederse? | byewre | Aşıklar Diyarı | 43 | 15.07.07 11:58 |
| Terk edilen namazlar | LaViNia | İslami Bilgi Ve Kaynaklar | 8 | 07.12.06 12:46 |
| kavuşmak için terk et... | ikra | İslami Bilgi Ve Kaynaklar | 0 | 05.12.06 23:48 |
| Severken Vazgeçmek Cinayettir..! | CaDiSey | Yazılar ve Hikayeler | 0 | 24.09.06 17:50 |
| Aşk! Ve Terk ^e Dair... | GüL | Yazılar ve Hikayeler | 1 | 05.09.06 13:51 |