![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Blogs | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Duyuru |
| Kitap Özetleri Türkce Kitap Özetleri. Ödevlerinizde yardımcı olacaktır size. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti Güneydoğu’dan Öyküler III Geride Kalanlar Hakan EVRENSEL 1-KİTABIN KONUSU Genç bir kız olan Yeliz’in Güneydoğu Anadolu bölgesinde düzenlenen geziye katılması ve bu gezide yaşadığı olaylar. Bu geziyle öğrendiği, bilmediği gerçekler. 2-KİTABIN ÖZETİ GEZİ 2013 Yeliz 2013 düzenlenen bir geziye katılmıştır. Yıllardır annesi bu tip geziler katılmasına izin vermezken bu kez onu göndermesine çok şaşırmaktadır. Aslında Yeliz Güneydoğulu olmasına rağmen yıllardır tatillerini Batı sahillerinde geçirmeyi tercih etmektedir. Fakat Güneydoğuya gelir gelmez ne kadar hata yaptığını anlamıştır. Güneydoğu Anadolu bölgesinde düzenlenen, Yelizin de katılmış olduğu, bu geziler ücretsiz olup insanlara Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan güzellikleri, tanıtmak ve geçmişte bu bölgede yaşananlar hakkında bilgi sahibi yapmak amacıyla düzenlenmektedir. Otobüs küçük tepeleri aşarak ağır ağır yol almaktadır. Yeliz yıllardır Türkiye’nin bu bölgesine gelmemiş olmanın üzüntüsü içerisinde bin bir güzellikteki doğaya otobüsün camından bakmaktadır. Az ileride otobüs Orman Müdürlüğüne ait bir tesiste mola vermiştir. İnsanlar, Yeliz’i ve otobüste bulunanları misafirperver bir şekilde karşılamış, onlara ikramlarda bulunmuşlardır. Yeliz bu eşsiz güzellikteki çevrede doğayla iç içe yaşamanın mutluluğu içerisinde rehberin bölge hakkında geziye katılanlara verdiği bilgileri dinlemektedir. Bu güzellikler içerisinde aklına gene babası gelmiştir. Yıllardır özlemini duyduğu fakat hiç bir zaman sahip olamadığı babası. Yeliz babasının da bu bin bir güzellikteki doğaya bakarken nöbet tutuğu aklına gelince hüzünlenmiştir. Evet babası askerlik görevini icra ederken şehit olmuştur. Onun hakkında annesinin anlattığından daha fazla bilgiye sahip değildir. Yeliz bu düşüncelere daldığı sırada rehberin ‘Mola sona erdi.’ sesiyle tekrar irkilmiştir. Otobüse tekrar yola koyulmuştur. Otobüs yüksek rakımlı bir tepeye doğru ağır ağır yol alırken rehber de tepe hakkında bilgi vermeye başlamıştır. Bu tepe bölgenin en hakim tepesidir. Bu tepeye hakim olan bölgeye hakim demektir. Bu nedenle bu tepeye 1989 yılında bir karakol kurulmuştur. 1994 yılında bu tepeye teröristler tarafından bir saldırıda bulunulmuştur. Bu saldırı sırasında büyük kahramanlıklar göstererek şehit olan Onb. Serhan Uygur’un adı verilmiştir. Bu yüzden bu tepeye Serhan Tepe denilmektedir. Rehber anlatmaya devam etmektedir, fakat Yeliz artık hiçbir şey duymuyordur. Bilmemektedir. Babasının büyük kahramanlıklar göstererek şehit olduğunu bilmemektedir. Annesinin neden yıllardan beri onu bu geziye göndermediğini şimdi anlamıştır. Ağlamak istemektedir. Ama ağlamamaya dimdik ayakta durmaya karar vermiştir. Otobüs Serhan Tepenin zirvesinde bulunan tesislere varmıştır. Yeliz büyük duygu karmaşası içerisinde tesise girer. Her yer el dokuması halılarla motiflerle kaplıdır. Rehber açıklamasına devam ettiği sırada içeriye bir general girer. General gelmesinin sebebinin özel olduğunu hiç bir şekilde yanlış anlaşılmaması gerektiğini söyler. Yeliz tesislere Generalin kendisi için geldiğini anlamıştır. Yıllardan beri böyle duygu yüklü olaylardan kaçmıştır. Hiç bir zaman şehit anma törenine gitmemiştir. Ama yıllardır kaçtığı olay şimdi başına gelmektedir. Komutan Yeliz’in elinden tutar ve Yeliz’i geziye katılanlara tanıtır. Yeliz’in kahramanlık göstererek Serhan Uygur’un kızı olduğundan bahseder. Ona sarılır ve gözleri dolu dolu olarak salondan ayrılır. General Serhan Uygur’un şehit olduğu sırada karakolun Bölük komutanıdır. Yeliz’in geziye katıldığını duyunca hemen gelmiştir. Yeliz şok içerisindedir. Geziye katılanlar birer birer gelip Yeliz’e sarılırlar ve gözleri dolu dolu olarak oradan uzaklaşırlar. Yeliz sadece şehit olduğunu bildiği babası hakkında bir geziyle pek çok şey öğrenmiştir. Babasının arkadaşları uğruna kendini siper ettiğini duyunca daha da duygulanmıştır. Yeliz yıllar boyunca uzak olduğu ve olacağı babasıyla tanışmış onu tanıdıkça bu ülkenin neler pahasına savunulduğunu daha iyi anlamıştır. Babasının arkadaşları uğruna kendini siper ettiğini öğrenince daha da duygulanmıştır. 3-KİTABIN ANA FİKRİ İnsanlar her zaman acı gerçeklerden kaçarlar. Fakat bilmezler ki gerçek acı gerçeklerin altındadır. 4-KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Rehber : 40 yaşındadır. Bir ayağını Güneydoğuda teröristlerle mücadele ederken kaybetmiştir. Şu anda Güneydoğuda rehberlik etmektedir. Onlara geçmişte o bölgede yaşananlar hakkında bilgi vermektedir. Yeliz : Diplomatlık sınavını kazanmış genç bir kızdır.Babasını Güneydoğu’daki bir çatışmada kaybetmiştir. Yıllar boyunca babasının özlemiyle büyüdükten sonra babası hakkındaki gerçekleri öğrenince şok olmuştur. Bu gezi sayesinde babasını tanıma imkanı bulduğu için çok mutludur. Yeliz’in Annesi : Yıllar boyunca Yeliz’e hem annelik hem babalık yapmıştır. Güneydoğu bölgesinde düzenlenen bu geziye kızının katılmasına ilk başlarda izin vermezken sonrada yeterince olgunlaştığını düşününce izin vermiştir. General : O bölgede bulunan Kolordu’nun Komutanıdır. Yıllar önce o bölgedeki karakola baskın yapıldığında, baskın yapılan karakolun Bölük Komutanıymış. Yeliz’in acısını biraz olsun hafifletmek amacıyla onu ziyarete gelmiştir. Yeliz’in Babası : Yıllar önce askerlik yaptığı karakola yapılan saldırıyla şehit olmuştur. Kahramanlıklar göstererek arkadaşlarının ölmesine engel olmuştur. 5-KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER Yazar hikayelerini çok güzel bir şekilde, ince bir oyayı işler gibi, işliyor ve okuyucuyu bulunduğu mekandan alıp olayların yaşandığı yere götürüyor. Hikayelerde yer vermiş olduğu tasvirler hikayeleri daha ilgi çekici hale getiriyor. Satırlarda kendinizi buluyorsunuz ve satırlarda yaşadığınızı hissediyorsunuz. 6-KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISACA BİLGİ 1967’DE Ankara’da doğdu. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara, “Asker olacağım” dedi. Oldu. “Ozaman en iyisi!” diye; zor ne varsa onu yapmaya çalıştı. Güneydoğuya gitti. Bu kez “Bir yerlerde bir yanlış var. Ama nerede?” diye sormaya başladı. Yanlışın ne olduğunu, ordu içinde bulamayacağını anlayınca, çok sevdiği askerlik mesleğinden kendi isteği ile ayrıldı. Gazetecilik yapmaya başladı. Doğruyu ararken, “Güneydoğudan Öyküler” ortaya çıktı. Eserleri : Güneydoğudan Öyküler I,II,III.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : SUNA’NIN SERÇELERİ Gülten DAYIOĞLU Suna çok yaramaz bir kızdı. Mahallenin erkek çocuklarının toplarını çalmayı çok severdi.Çünkü onlar onu ayaktopuna almazlardı.Gene bir gün onların topunu aldı ve onlardan kaçtı.En sonunda yoruldu.onlara top karşılığı bir söz vermelerini istedi onu da alacaklardı oyuna.Çocuklar zar zor kabul etti.Bir gün top oynarlarken top bahçeye kaçtı.Bahçe sahibi sinirli bir kadındı ama evde yoktu.Suna gitti topu aldı fakat top elinden kaçtı.Suna’nın önünde işçiler kireç kuyusunda kireç söndürüyorlardı.Suna dengesini kaybedip kuyuya düştü.Her yeri yandı.Bir yıl okula gidemeyecekti.Suna hiç konuşmuyordu.Aylarca evdeki koltuğunda oturmaktan sıkılıyordu.Bir gün her yeri kar kaplamıştı.Pencereye bir serçe kondu. Annesi onu içeri aldı ve karnını doyurdular.Sonra saldılar. Suna salmak istememişti. Çünkü onu çok sevmişti. Serçe onu mutlu etmişti.Annesi gene gelir bu karda kışta başka nereye gidecek dedi.Ertesi gün birkaç arkadaşı ile geldi.Daha sonra 17 oldu. Suna çok mutluydu. Her gün annesine babasına onları anlatıyordu. Serçeleri ayırt etmek için ayaklarına rengarenk halkalar bağladı.Sonunda bahar geldi. Serçelerin biri Suna biz artık gidiyoruz buraya gelmeyeceğiz kırlarda daha çok yiyecek var ama her hafta birimiz gelip sana hikaye anlatacağız dedi.Her hafta biri gelip Suna sabırsızlıkla bekliyor gelen serçeler hikaye anlatıp gidiyordu.Bu süre içinde pembe serçe yavrulamıştı. Suna yavaş yavaş iyileşiyordu, artık yürümeye başlamıştı bile. Bir gün pembe serçe geldi. Yanında yavruları vardı. Öyküsünü anlattı gitti.Annesi Suna’ya bir şey söylemek istiyordu.Suna buna izin vermiyordu.Ertesi hafta yavrular geldi. Suna’ya kendi öyküsünü anlattı ama sonu değişikti.Sonunda Suna kendi uydurduğu öykülerini kendi anlatıyor annesine babasına bunları serçeler anlattı diyordu.Suna serçelerin sözünü kesti ben bunun sonunu biliyorum dedi. Serçeler gitti. Annesi Suna’ya Kızım ben bu hikayeleri kendinin uydurduğunu biliyorum.Ama yürüyünce bunların sona ereceğini de biliyorum dedi.Suna Evet anne bugün sondu dedi.Annesine ilk serçenin pencerede belirdiğini gösterdi.Annesi ile onu izlediler. Serçe gitti.Arkasında el salladılar. Suna ve annesi birbirini öptü ve sarıldılar
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) KİTABIN ADI : Güneydoğu’dan Öyküler 1 Hakan EVRENSEL KİTABIN YAYIM MAKSADI : “Güneydoğu’dan Öyküler” Türkiye’nin en büyük sorunun bir yönünü bizzat yaşamış yüzbinlerce insanın yüzbinlerce anılarından sadece bir kaçını içermektedir. Büyük çoğun- luğu hala devlet memuru statüsünde otuzdan fazla güvenlik görevlisiyle yapılan söyleşlirde, anı sahiplerinin isteği üzerine, olaylarda geçen kişilerin kimlikleri ve olayların geçtiği yerler belirtirmemiştir. Anılar, sıkıntılı anların yaşandığı söyleşilerin ardından, anı sahiplerinin onayı ile, bir yılı yakın süren bir çalışma sonunda öyküleştirilmiştir. Olayların asıllarına sadık kalınmıştır. KİTABIN KONUSU: 1983 yılından beri, Türk Ordusu’nun terör örgütü PKK ile yaptığı mücadele anlatılmaktadır. KİTABIN ANAFİKRİ: Vatan toprağı uğruna gerekirse seve seve can verilebileceği fikri aşılanmaya çalışılmaktadır. ESERDEKİ ŞAHISLAR: Eserde birbirinr bağımlı bir çok öyküden bahsedilmiştir. Bu eserde yazar yaşadıklarını birebir okuyucuya sunmuştur. Ayrıca çoğu güvenlik görevlisinin ismleri, kendi istekleriyle gizli tutulmuştur. Bu yüzden tam bir karakter tahlili yapılamaz. Ama genel olarak kahramanları, Mehmetçik ve hain terör örgütü PKK diye adlandırabiliriz. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ: Kitapta Güneydoğu’nun en ücra köşeleri bile, çok iyi bir şekilde tasvir edilmiştir. 19 senedir yapılan mücadele gözler önüne çok güzel serilmiştir. Bizlerde, ileride subay olarak Güneydoğu’ya gideceğimiz için, aynı hatalara düşmemek ve savaş ortamını daha iyi anlamak için bu eserden bilgi ve ders almalıyız. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Hakan Evrensel Ankara’da doğdu. Kara Harp Okulu’nu bitirdikten sonra çok istediği subaylık mesleğine kavuştu. Çeşitli birliklerde tim, takım, bölük ve tabur komutanlıkları yaptı. Bir yerlerde bir yanlışın olduğunu düşündü ama, o yanlışı ordunun içinde bulamayınca çok sevdiği askerlik mesleğini kendi isteğiyle bıraktı. Şu an da gazetecilik yapmaktadır. KİTABIN ÖZETİ : GÜNEYDOĞU Kitabın bu bölümünde Güneydoğu Anadolu bölgesinde görev yapan bir subayla yapılan söyleşi anlatılmaktadır. Bu söyleşide ismi geçmeyen subay anılarını anlatırken belkide bütün söyleşi boyunca anlatılmak isteneni bir cümle ile özetlemektedir. Cümlesinde, “ÇATIŞMA BİR ADAMIN BAŞININ ÜSTÜNDEN MERMİ GEÇMESİ DEMEKTİR” sözü ile çatışmanın ehemmiyetini; diğer bir cümlesinde ise, “BELKİ ANLATABİLİRİM AMA TAHAYYÜL EDEMEZSİNİZ. BUNDA SİZİN YA DA BENİM SUÇUM YOK. YAŞAMAYAN BİLMEZ.” sözleri ile de oradaki çalışma kurallarını, moral durumunu bütün bunları da içine alan askerlik sanatının gerçeklerini özetlemektedir. Mülakat bölümünün devamında Güneydoğuda teröristlerle yapılan mücadelede bilinen klasik savaş metotlarının veya hayal ürünü sinema senaryolarının dışında, birçoğu taktik kalıba sığmayan metotlarla mücadele edilmektedir. Askeri birlik her tarafta, teröristlerin ise her hangi bir yerde olması durumunun ne kadar zor olduğunu özetlemektedir. Bu bölümde anılarını anlatan subaya; subay, astsubay, erbaş ve er aile yapıları sorulur. Subay ve astsubaylar orduda eskisine oranla daha bilgili ve kültürlü yetiştirilmekte olduğunu, eski bir komutanın onlarla diyalog kurmakta zorlandığını, zamanla onları tanımak içim uğraş vererek onlara verilen emirlerin neden ve niçinler hakkında bilgilendirerek eğitildiğini, aynı zamanda yeni gelen genç personelinde taze bilgilerinden istifade edildiği anlatılmaktadır. Erlerin mutlaka eğitildiğini, belli bir eğitimden sonra operasyonlara katılmalarına müsaade ettiklerini anlatmaktadır. Bazı basının ve aydın görünen bazı cahillerin Güneydoğudaki PKK olaylarını bilmeyerek veya kasıtlı olarak yanlış yaklaşması sonucu 1992’de iyice zayıflayan PKK örgütünün ele başısının yaşadığı yere kadar gidilerek röportaj yapılmasının hatta mecliste dahi PKK’yı öven şekilde konuşmalar yapılmasının devlete ve millete büyük zarar verdiği belirtilmiştir. Nitekim o tarihlerde birlikler basının bu demeçleri yüzünden rehavete kapıldığını ve bunun sonucunda 33 askerin Bingöl-Elazığ yolunda şehit edildiği belirtilmiştir. Birliklerin psikolojik durumu ve Güneydoğu sendromu sorulduğunda sendrom kelimesi Amerika’nın Vietnam’a operasyon ve savaş için asker göndermesi ile doğmuştur. Burada her Amerikan askeri için halk devlet aleyhine ayaklanmış hatta savaştan dönen askerlerin psikolojik durumları bozulduğundan onlara iyi davranmayıp aralarına almamışlardır. Oysa Güneydoğuda olay farklıdır. Bir takım güçler T.C. devletini zayıflatarak topraklarını parçalamak ve bu parçalanan topraklarda başka bir devlet kurmak çabasındadırlar. Bu yüzden asker, öncelikle vatanın bölünmezliğini sağlamak için bu bölgede yaşayan insanların can güvenliğini teminat altına almıştır. Bu bölgede görev yapılırken ölenler Şehit, yaralanıp sakat kalanlar ise Gazi olarak Türk halkı tarafından sevilip sayılmaktadırlar. Yazara askerler hakkında neler söyleyebileceği sorulduğunda şunları söylemektedir. “Her halde dünyanın hiçbir ordusunda askere giden adamı düğüne gider gibi davul ve zurna ile uğurlamazlar. Bakın; bize gelen çocukların çoğunun elleri kınalıdır. Bunun sebebi ise şudur; Anadoluda kına üç şeye yakılır; Allah’a kurban olsun diye koyuna, kocasına kurban olsun diye geline ve vatana kurbana olsun diye askere giden gençlere...” ÇİFT ÇORAP Bu bölümde Güneydoğu’da görev yapan askeri birliklerden her hangi birinde bir timin yanında bulunan herkesin sevdiği, tim içerisinde maskot haline gelen bir köpeğin yaptıkları anlatılmaktadır. Köpek dört ayağının patilerinin beyazlığı yüzünden çift çorap adını almıştır. Köpek, herhangi bir eğitim almamasına rağmen birlikle beraber operasyona gider, operasyonlarda bir ciddiyet içerisinde askerlerin en önünde ve sessizce hareket ederdi. Bir dereden geçmek gerektiğinde önce çift çorap geçer o kısa bir araştırmadan sonra en sığ yerini bulur, timler de onun geçtiği yerden giderdi. Gece baskınlarına karşı nöbetçileri uyarır, yaptığı hareketlerle sanki tehlikenin yakınında olduğunu haber verirdi. YAĞMUR Bu bölümde askeri birliklerin doğa şartlarında her türlü zorluğa rağmen vatanı uğruna nasıl mücadele ettikleri anlatılmaktadır. Tim komutanı bu bölgede gece sağanak yağmur altında ve gecenin zifiri karanlığında birbirlerini kaybetmemek için sırt çantalarını tutarak patika yollardan nasıl ilerlediklerini, ayrıca ayağındaki bottan üzerindeki elbiseye, yağmur geçiren yağmurluğa, uzun süre taşındığında onlarca kilo gelen sırt çantasına ve G3 piyade tüfeğine rağmen vazifenin kutsallığını beyninde tasarlayıp ayaklarına uygulayarak görevlerini yerine getirmeleri anlatılmaktadır. TIRMANMA Bu bölümde bir tim komutanının yağan sağanak yağmura rağmen zifiri karanlıkta verilen emir gereği yapmış olduğu görevi anlatmaktadır. Tim komutanı 5-6 saatlik mesafedeki bir tepede bulunan birliğe telsiz jeneratörlerini çalıştırabilmek için mazot ve orada bulunan personele erzak götürmekle görevlidir. Birliğin önünde yürürken köy korucusu mazot tenekesini taşıyan eşek, erzak taşıyan katırlar bulunmaktadır. Birliğini birerli kol halinde ve birbiri arkasından el yardımı ile ve sırt çantalarından tutunarak intikal ettirmeye çalışmaktadır. İntikal esnasında eşek 20-30 m.lik bir yardan aşağı yuvarlanır, eşek orada ölür. Eşeğin taşıdığı mazot tenekelerini yardan yukarı orada hazır bulunan korucu ve erler tarafından sırtlanarak yukarı çıkartılması ve görev yerine götürülmesi anlatılmaktadır. ANIT Kitapta hiçbir birliğin, karakolun, köyün, mezranın, kişilerin isim ve sıfatı verilmemektedir. Bahse konu olan karakolda baskın esnasında bir er karakolun önünde bir kaya parçası üzerinde şehit olmuştur. Birlik personeli o taşı oradan alarak altına başka taşlarla doldurup bir anıt haline getirmişler, üzerine kırmızı boyalarla Türk bayrağı şeklinde resim yapmışlardır. Anıtı yapanda Erzurumlu dadaş bir askerdir. Anıtı yaparken hiç konuşmamış, hep bir şeyler mırıldanmıştır. Personelin moral ve motivasyonunu düzeltmek için anıt bir merasim töreniyle açılmıştır. Açılış gününü takip eden birkaç gün içinde anıtı yapan, yaparken de hiç gülmeyen dadaşın bu anıtın yanında şehit düştüğü ve birlik komutanının bir daha hiç anıt yaptırmadığı anlatılmaktadır. GÖREV Bu bölümde bir tim komutanının timini göreve hazırlarken nelere dikkat ettiği anlatılmaktadır. Birlik komutanı birliğini motive edebilmek için en önde ve tüm zorluklara rağmen yağmur çamur, sıcak soğuk, gece gündüz demeden teçhizatını kuşanarak PKK’ya ve doğa şartlarına karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır. Birliğini hazırlarken personelin üzerindeki mataraların plastikten ses yapmayan malzemeden olmasına, personel üzerindeki künye, kimlik vb. malzemelerin teröristlerin eline geçtiğinde aleyhimize kullanabileceği her hangi bir belgenin dahi olmaması gerektiğine dikkat ederek birliğe görev emrini verir ve ilk adımını attığında kaç kişiyle göreve çıkıp kaç kişiyle geri dönebileceğini düşünmekten kendisini alamadığı anlatılmaktadır. AYAKLAR Bu bölümde bir askerin en önemli organının ayakları olduğu anlatılmaktadır. Bütün operasyonlarda insanları taşıyan tek organdır. Onlar için silahtan bile önemlidir. Çünkü ayaklar olmasa hiçbir yere intikal edilemez, hiçbir intikalden de geri dönülemez. Bu bölümde istihkak olarak dağıtılan askeri botların nedenli sorun yarattığı ince bir mizahla anlatılmaktadır. Yabancı ülkelerde üretilen bazı botların nedenli sağlam oldukları, anti personel mayınlardan bile ayakları koruyabildiği, kendilerinde de bu vb. teçhizatın olmasının faydalı olacağı anlatılmaktadır. MAYIN Bu bölümde anlatılan, operasyon esnasında Kuzey Irak sınırındaki yamaç üzerinde birlik hareket halinde iken bir erin anti personel mayınına basarak ayağından yaralanması anlatılmaktadır. Ayrıca yaralı askeri almaya gelen helikopter pilotunun yoğun ateşe maruz kalmasına rağmen bir kaya parçasının üzerine inmeye çalışması birlik komutanına yaralıyı almadan oradan havalanmayacağını, tim komutanı ve askerlerin yoğun ateşe karşı yaralı askeri helikoptere taşımaları , helikopterin mayınlı bölgede inecek yeri olmadığı için askeri kollarından sallayarak helikopterin içine atmaları ve yaralı askerin ayak parmaklarındaki tarak kemiğinden yaralanmasına rağmen damarlarında oluşan hava baloncuğunun kalbine ulaşması sonucu Şehit olması anlatılmaktadır. ÇATIŞMA Bu bölümde yeri ve bölgesi belirtilmeyen bir yerde PKK’lı teröristler ile girilen bir çatışma anı anlatılmaktadır. Bir tepede teröristlerle sıcak temas sağlanmış, teröristler birliklerin üzerine RPG-7 roketatar ve kalaşnikof tüfekleriyle ateş ettiği, Mehmetçikte ellerinde bulunan G-3 piyade tüfeği ile gelen ateşe karşılık verdiği, bu esnada F-16 uçakları ve COBRA helikopterlerinin bölgeye ulaştıklarının görüldüğü, F-16 uçakların attığı bombalar sıcak temasta çok yakında bulunan birliği de ses ve blanst etkisiyle etkilediği, hatta atılan bombadan sonra oluşan toz bulutunun mantar şeklini aldığını ve toz bulutunun dağılmasının yarım saat sürdüğünü bunun da teröristleri gözden kaçırmaya sebep olduğunu, bu esnada mevzide bulunan iki erin Kanas silahı ile ağır yaralandığını, bunları gören iki er onları geriye çekebilmek için sürünerek yaralı askerlerin bulunduğu tepeye ulaşmak istediği, teröristler tekrar Kanasla ateş ederek bu iki eri de vurduğu anlatılmaktadır. Ayrıca genç bir subay memleketine izine gider. İzninin ikinci gününde eşiyle birlikte Ankara Kızılay meydanında dolaşan genç subay bir anda patlama sesiyle yere atlar. Yattığı yerden bu sesin havan mı roket mi, havanın ve roketin ilk patlama anımı yoksa düştüğü anımı diye düşünürken baş ucunda dizleri üzerine çökük omuzundan kendisini şefkatle ve göz yaşları içinde kaldırmaya çalışan eşini görür ve o an patlamanın bir araba egzosunun sesi olduğunu anlar. TÖREN Bir Tabur Komutanı’nın şehit olan bir askerinin cenazesini memleketine götürüp ailesine teslim etmesi için genç bir subaya emir vermesi ve bu subay’ın bu zor görevi kendisine vermemesi için tabur komutanını ikna etmeye çalışması, kendisini en ağır görevlere hatta tek başına operasyona bile gitmeye razı olduğunu söyler. Ancak emri alır ve şehit er’in cenazesini alarak yola çıkar. Bu görevin zor da olsa yerine getirildiği anlatılmaktadır. .__.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : Tek Çarık Yüzbaşı Hakkı Kamil Beşe 1.Kitabın konusu: Vatanını çok seven ve orduya tam kırk beş yıl hizmet ettikten sonra ,yüzbaşı olarak emekli olan bir adamın öyküsüdür. 2.Kitabın özeti: Türk ordusunda uzun uzun yılların yıpratmadan,örselemeden bize kadar getirdiği taptaze bir gelenek var:İyi,çok,büyük şeyler yapmak,fakat yaptıkları ile asla öğünmemek! Bu sanki mukaddes bir töredir.Sanki asker ocağıda her Mehmetçiğe,her subay adayına ebcet ve fatiha(ilk ve son bilgi)olarak şu vecize öğretilir: “Feda edilebilecek şeylerin sonuncusu hayattır;fakat,ey Türk askeri,şunu bil ki vatan uğrunda fedâ edebileceğin ilk değersiz şey hayatındır.” Tek çarık yüzbaşı ; doksana merdiven dayayan,asker ocağına nefer olarak girip,yüzbaşı olarak çıkan ve orduya tam kırk beş yıl hizmet verdikten sonra emekli olna Geleyli yüzbaşı süleymen Karaca dır.Emekli olduktan sonra köyünde oturup,torunlarını yetiştirir.Yüzbaşı gücü yettiği kadar köylüyüde yetiştirir.Başı sıkışan akıl danışmak için ona koşar.Yedi,sekiz köyün akıl hocasıdır.Bu köylerden hiçbirinin okulu yokken o,kapı kapı dükkan dükkan dolaşmış,para toplamış,malzeme toplamış,işçi toplamış ve Geley’in okulunu yaptırmıştır. Bir gün yüzbaşıyı görmeye memurlar gelir bunlar arasında,Kastamonu fidanlık müdürü Şevki Akalın,yüksek su mühendisi İbrahim Derin,Yüksek orman mühendisi Sait kantarel bulunur,bucak müdürü Nuri Tunçbilek ve bir de Celal Davut Arıbal vardır.Yüzbaşı kazaya gelen memurları birer ikişer evlendirerek kazaya bağlar.Yüzbaşı bu memurları ayak üstü türkü toplayan toy gençlere benzetir.Çünkü ne söyleseler halkı samimiyetlerine inandıramazlar bu memurlar ve bundan da çok şikayetçi olurlar yüzbaşıya.Yüzbaşı ise bu olaylar üstüne onlara bu benzetmeyi yapar ve bunu onların yüzlerine karşı söyler. Köylülerin böyle davranmalarının sebebi ise köylünün söze değil yapılan işlere baktığıdır.yüzbaşı bunların kuru sözlerden ziyade onlardan somut icraatlar beklemektedir ve ancak o zaman köylünün güveni oluşacaktır.Bir gün hep birlikte köy odasında otururlarken yüzbaşı bazı delikanlıların öleceği besbelli olna bir öküzü sapasağlam diye bir yuttaşa satıldığını öğrenir ve bu olaya gerçekten çok üzülür.Bu sırada delikanlılarda köy odasında oturmaktadırlar ve kendi aralarında birşeyler fısıldamaktadırlar. Bu arada falsoları ortaya çıkınca oradan savuşmak isterler. Bu en az, onların kabahatleri yüzlerine vurulduğu zaman utanç duyacak bir ahlak seviyesinde olduklarını, vicdanlarının henüz korkulacak derecede kararmadığını gösterir. Sonra delikanlıların çok üzüldüğünü ve vicdanlarının azap içinde olduğunu fark eden yüzbaşı onlara ve bir nevi herkese bir ders olsun diye onlara Fatih devrindeki ecdadımızın nefis bir menkıbesini anlatır.menkıbe şöyledir:bundan dört yüz doksan iki yıl önce İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet , fethin ertesi günü Bizans hapishane ve zindanlarında bulunanların salıverilmesini emreder.Emri yerine getiren memurlar saray bahçesinde yeraltı zindanında saçı sakalı birbirine karışmış,yaşlı başlı iki adama rastlarlar. bunlar hiçte suç işlemişe benzemezler.memurlar bunların ne zaman,niçin ve kim tarafından zindana atıldıklarını sorarlar.adamlardan biride kendilerinin bir zamanlar padişahın nedimlerinden olduklarını,memleketin gidişatını ve halini beğenmediklerini ve bu halin böyle devam etmesi durumunda devletin inkıraz bulacağını imparatora söylediklerini anlatır.İmparatorunda bunlardan bıkmış olup ve gazaba gelerek kendilerini zindana attırdığını söyler.Şimdi ise imparatoru görüp sözlerinin doğru çıktığını kanıtlamak isterler.Filozofların bu sözleri ta Fatih’in kulağına kadar gider.Fatih bu adamalrı yanına çağırtır ve görmek ister,adamlar Fatihe de aynı cevabı verirler.Bunun üzerine Fatihin emriyle filozoflar hamama götürülür,temizce yıkanıp,giydirilip tekrar padişahın huzuruna çıkarılırlar.Fatih bunlara:” madem bir devletin inkıraz alametlerini görüyorsunuz;gidin,benim memleketimi baştan başa gezin.Onda da inkıraz alametleri görüp görmediğinizi gelip bana söyleyin” der ve onlara bir kese altın uzatır filozofların bütün bu olanların üzerine derin bir şaşkınlıkla bursanın yolunu tutarlar. “Anasının öldüğü gün vazifeye gelmeyen hakim” Adamlar Bursa’da halkın namus ve doğrulukla işlerine, güçlerine devam ettiklerini , ibadet zamanlarında da camilerin dolup taşdığını görüp memnun kaldılar. Ardından da bir de mahkemeleri görelim derler. Hakimin huzurunda iki kişi vardır. Davacı diyordu ki: Hakim efendi, ben bu adamdan bin kuruşa bir at satın aldım. At özürlü çıktı,çevirdim. Geri alma teklifini kabul etmediğini bildirdi. Bu defa hakim davacıya dönerek: Peki madem bu adam atı geriye almadı; niçin hakime başvurup hayvanın gerş verilmesine hükmetmesini hemen istemedin dedi. Davacı ise;hakimin makamına geldiğini, ancak onu bulamadığını söyler. Hatta hakimin muhzırınında buna şahit olduğunu da söyler. Hakim davacıya hak verir. Hakim ogün validesinin öldüğünü ve ona karşı son vazifesini yerine getirmek için cenazesiyle mezarına kadar gittiği için makamında olmadığını söyler ve cebinden kesesini çıkartarak: “Şu halde bu bin kuruşu ödemek bana düşüyor” diyerek parayı davacıya öder ve filozoflar bunun gibi bir kaç olaya da şahit olduktan sonra Fatih’in huzuruna çıkarak: Padişahım dediler:”halkınızda bu ruh temizliği ve asalet, mahkemelerinizde bu adalet oldukça, korkmayınız,memleketiniz inkıraz bulmak şöyle dursun genişleyecek ve yükselecektir.”Yüzbaşı bunları anlattıktan sonra Fatih’in İstanbul’u fethettiğinde yirmiki yaşında bir delikanlı olduğunu tekrar hatırlatır ve bu menkıbelerden herkesin kıssadan hisse çıkarmasını ister.Herkesin çocukları ne yapıp ne edip okula göndemelerini orda onlara yalnızca çeşitli bilgi verilmeyeceğini ve aynı zamanda da iyi ve sağlam bir ahlak kazanacaklarını söyler.Bu olay sonundada delikanlılar alacakları dersin hepsini zaten alırlar ve yaptıklarından da pişmanlık duyarlar.bunlardan sonra memurlara gelince yüzbaşının da iknalarıyla hep birlikte köyü kalkındırmak için çare ararlar, ama köyün en büyük sorunu su sorunudur.Hayvanların dahi dili damağı su hasretiyle kuruyup kavrulan bu köylülerin bulanık su bile içlerini bulandıramaz.içleri kinsiz, şiddetsiz, hassetsiz ve tertemizdir.köylünün dizinde takati kalmamıştır, ama yüreğindeki güç ve umut olduğu gibi duruyordur.bunu en güzel örneği ise üç ay içinde kısıtlı imkanlara rağmen yapılan okuldur.Bucak müdürü yapacaklarını programlaştırıp ve bunları imece usulü ile yaptıkları takdirde köyün dört beş yıl içinde kalkınabileceğine inanmaktadır.Daha sonra bir dernek kurmaya karar verirler ve böylece köyün kalkınması daha kolay olacaktır.Derneğe bir de isim bulamak lazım gelir.ilk önce derneğe “Araç köylerinin kalkınmasına yardım derneği”diyelim derler.Fakat yüzbaşı bu ismin biraz uzun olduğunu söyler ve en iyisinin her kelimesinden birer ikişer harf almak suretiylekısa bir ad bulur.”AKKAYA Derneği” artık bu derneğin yeni adıdır.bundan sonrada hep beraber Akkayanın yolunu tutarlar. 3.Kitabın ana konusu: Emekli olan bir yüzbaşı ve çevresine topladığı bir kaç memurla köylerini kalıkndırmak istemeleri ve bu uğurda sarfettikleri çabaları ve azimleriyle neler başardıklarını anlatmaktadır. 4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi: Kastamonu fidan müdürü ,Şevki Akalın,Yüksek su mühendisi İbrahim derin yüzbaşı buna sucu ibrahim de der.Sucu İbrahim araçtan evlidir.Yüksek orman mühendisi Sait kantarel…işletmeci sait diye de bilinir.yüzbaşı onun gelmesiyle kazaya bet bereket geldiğini,fakir fukaranın ve tüccarın hem cebinin hemde yüzünün gülmeye başladığını ve Belediye kasalarının da para görmeye başladığını söyler.Celal Davut Arıbal ise su döver bal çıkarır.Birde Bucak müdürü Nuri Tunçbilek vardır.yüzbaşı onu tam bir yüzbaşıya benzetir.Bölüğünün başında dimdik duran,karayağız,umut dolu,kartal yüzbaşıya… 5.Kitap hakkında şahsi görüşler: Gerek konu bakımından, gerekse de yörenin ağzının kitap ta vurgulanışı bakımından sürükleyici bir kitap.içinde küçük hikayelerinde bulunması anlatımı iyice süsleyip,okuyucuya kitabı okurken büyük bir haz vermektedir.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti KEŞANLI ALİ DESTANI HALDUN TANER 1. KİTABIN KONUSU: İşlemediği bir suç yüzünden hapishaneye atılan bir delikanlının başından geçen olaylardır. 2. ESERİN ÖZETİ : Ali, Sineklidağ’da oturan bir gençtir. Zilha isminde bir kızı çok sever. Bir gün Zilha’nın amcası öldürülür ve suçu Ali’nin üzerine atarlar. Zilha’nın amcası da mahallenin belalılarından biridir. Herkesten haraç toplar ve kimse tarafından sevilmez. Ali bir türlü suçsuzluğunu ispat edemez. Mahallenin en sevilmeyen adamını öldürdü diye herkes tarafından sevilir ve mahallede ünlenir. Hapishaneden çıkınca muhteşem bir karşılama töreni hazırlanır.Herkes ona sevgi gösterir.Ali mahallesine gelir gelmez, mahallenin muhtarlığına adaylığını koyar. Ali seçimleri kazanır ve muhtar olur. Mahallede kısa sürede çok şey değiştirir. Haraç olayını kaldırır ve mahalleyi bir düzene koyar. Zilha amcasını öldürdü diye Ali’ye yüz vermez. Ali kıskançlığından çatlamaktadır. Bu arada, Ali’yi sevmeyen kişiler yavaş yavaş ortaya çıkmakta ve arkasından sessizce kuyusunu kazmaktadırlar. Bülent Bey adıyla anılan zengin birisi mahalleye gelir. Mahallede bir işi vardır. Mahallede gezerken Zilha’yı görür. Zilha’yı görünce çok şaşırır.Çünkü eski eşi Nevvare’ye çok benzemektedir. Nevvare kızını ve Bülent Bey’i terketip, başkasına kaçmıştır. Kızıda Zilha’ya inanılmaz bir yakınlık duymuştur. O yüzden, Bülent Bey Zilha’yı evinde çalışması için ikna eder. Zilha’yı evine götürür. Ali bunu duyunca çok sinirlenir ve Zilha’yı Bülent Bey’in evinden almaya gider. Bu arada Bülent Bey’in eski eşi Nevvare, evini çok özlemiş ve evine dönmüştür. Ali, kapıyı çaldığında , kapıya Nevvare çıkmıştır ve Zilha diye yanlışlıkla Nevvare’yi kaçırır. Sonunda onun Zilha olmadığını anlar, fakat iş işten geçmiştir. Bu arada, Zilha’nın amcasının gerçek katili ortaya çıkmıştır. İsmi de Cafer’dir. Cafer’den Ali’yi öldürmesini isterler. Çünkü Ali gerçektençok şeyler başardığı için bunu çekemezler.Durumu geç de olsa anlayan Zilha ,Ali’nin yanına döner ve barışırlar. Beraber mutlu bir hayat sürceklerini zannederler, fakat Cafer Ali’yi öldürmekte kararlıdır. Cafer evin önüne gelir ve Ali’den evden çıkmasını ister. Ali tam evden çıkarken Cafer ateş ederve Ali vurulur. O acıyla Ali silahı tuttuğu gibi Cafer’i öldürür. Bu sefer Ali gerçekten katil olur. Böylece Ali tekrar hapishaneye döner, ama Keşanlı Ali Destanı ömür boyu sürecektir. 3. ANAFİKRİ: Kitap bize, kendi kişiliğimizin dışında başka bir kişiliğe bürünmememizi ve daima dürüst, namuslu olmamızı anlatmak istiyor. 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: Ali, cesur, genç ve iyi niyetli bir delikanlıdır. Olayların akışını değiştirecek güce sahiptir. Zilha, gururlu aynı zamanda çok asabi, fakat Ali’yi peşinden sürükliyecek kadar güzel bir kız. Cafer ise kötü niyetli, başkaların isteği ile adam öldürecek kadar kötü birisi. Mahalledeki diğer insanlar ise iyi niyetlidirler. 5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Epik tiyatronun en güzel örneklerinden biri sayılan bu oyunda, eski tiyatro geleneğinin birçok özelliğini çağdaş bir yorumla seyirciye sunmaktadır. Yarattığı tipler öylesine gerçek, öylesine canlıdır ki, hemen her toplumun sosyal ve ekonomik açıdan benzerlik gösteren kesimlerinde karşımıza çıkıverirler. Keşanlı Ali Destanı yazarı kadar ünlü bir oyundur. Üstelik ünü sınırları aşmıştır. Avrupanın pek çok ülkesinde, Amerika’da, Lübnan’da oynamış bir oyundur. Dilden dile çevrilen, oynadığı her ülkede, oyuncusuyla, seyircisiyle bütünleşen mükemmel bir oyundur. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Galatasaray Lisesi’ ni bitirdi (1935). Almanya’ ya gitti, Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ nde okudu, yurda dönünce (1938) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ nü bitirdi (1950). Edebiyat Fakültesi’ nde tiyatro tarihi dersleri verdi. Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları, fıkralar yazmış (1955-1960), bir ara gazetenin baş yazarı olmuştu (1960). Bu fıkralarından bir kısmını genel başlıklarıyla kitap halinde de topladı. (Devekuşuna Mektuplar, 1960, 1977). Pazar sohbetlerini Milliyet gazetesinde sürdürdü ( Mart 1974-Mayıs 1986 ). İlk hilkayesi Töhmet, Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün dergisinde (1946) çıkan Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikayeleriyle tanındı.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti :ŞİŞHANEYE YAĞMUR YAĞIYORDU HALDUN TANER 1.KİTABIN KONUSU:Kitap sadece yazarın hayatta yaşamış olduğu bazı tecrübelere dayanarak yazmış olduğu denemeleri sunuyor. Hayatta neyin ne anlama geldiğini bazı yazılarında anlatmıştır. 2.KİTABI ÖZETİ: ŞİŞHANEYE YAĞMUR YAĞIYORDU Bir Amerikalı fotoğrafçı,makinesinin objektifini çıkarıp yerine bir at gözlüğü takmak suretiyle, çeşitli resimler çekmiş. Bu resimlerden , eşya ve insanlar, at retinasına,gerçekte olduklarından yarım misli daha iri aksediyorlarmış. Fotoğrafçını denemeyi nasıl bir gözü ile yaptığını bilmiyoruz. KONÇİNALAR İskambil destesindeki kağıtların özellikleri: The jolly jocker yazılı kağıt, delişmen, uçarı,biraz cambaz, biraz sihirbaz,biraz düzenbaz,ama neşe dolu, hayat ve hareket dolu, kanı sıcak delikanlı. Aslarda bir kral havası, bir padişah cakası vardır. Karamaça beyinde meşhum bir şeyler sezilir. İspati beyini bizans prensine benzetirim. Kupa beyi herhalde osmanlı hanedanına mensup olmalı. Kupa kızı ,etine dolgun, duru-beyaz, hanım-hanımcık bir tazedir. Kupa papazı , pek babacan pek yakın bir adamdır. İspati kızına gelince , ondan her türlü sinsilik umulur. Karolar , onlar kişizade, görmüş geçirmiş bir ailedir. Maçalar , bir ermeni ailesidir. ABLAM Fındıklı’da bir konakta başlayıp oradan Nice’e , Cezayir’e, Paris’e , oradanda New York tarikiyle Massechusett’e kadar uzana macera dolu bir hayat. ATATÜRK GALATASARAY’DA Yazar sekizde ya da dokuzda iken Atatürk’ün galatasaray mektebini ziyaretini anlatıyor. FRAULEİN HAUBOLD’UN KEDİSİ Frau Keller’in pansiyonunda Fraulein Haubold’un kedisi ile geçirdiği olaylar. Dropsi, Michael Georgiyef adındaki kişilerin bu kediye karşı olan tutumu. ECZANENİN AKŞAM MÜŞTERİLERİ Eczanenin akşam müşterileri, hep kelli felli,efendiden görmüş geçirmiş insanlar. Bunlar bir eski başvekil,bir eski meclis reisi, eski bir sefiri kebir, bir emekli erkan-I harp miralayı, tanınmış söz sanatları birde ünlü fenni sünnetçi. Bu semtin bu kadar değerli insanları sadece bu eczanede tplanmıştır. FASARYALAR Feyzullah adındaki bir kahvehane işleten adama takılan lakap. Bu adama fasaryalık akardı diye görüldüğünden takılmıştır. Fasarya lakaplı adam öylesine fasarya ki , semt takımında bile yer almaz, her zaman yedek dururmuş. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: Kitap denemelerden oluştuğu için herhangi bir bilgi verici bir unsur yoktur. Sadece yazarın bazı tecrübelerinden yararlanılabilir. 4.KİTABIN ŞAHIŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitap sadece bir bölüm olmadığı için sadece yazarın belirmiş olduğu bazı kişiler vardır. Bunlar Atatürk, Fezullah,Fraulein Haubold vb.. 5.KİTABIN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap tecrübelerden oluştuğu için tavsiye verici bir özelliktedir. Yani okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim. KİTABIN YAZARI HAKKINDAKİ BİLGİLER: Haldun Taner hem yazar hem de tiyatro yazarıdır. Eserleri kızıl saçlı amazon, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu,Onikiye Bir Var,Yalıda Sabah,Çok Güzelsin Gitme Dur, Berlin Mektupları,Koyma Akıl Oyma Akıl, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, Keşanlı Ali Destanı .__.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti AŞK-I MEMNU HALİD ZİYA UŞAKLIGİL 1) KİTABIN KONUSU: Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır. 2) KİTABIN ÖZETİ: Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz. Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar. Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir. Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır. 3) KİTABIN ANA FİKRİ: Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller. 4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin beslemektedir. Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur. Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir. Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir. 5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitaptaki olaylar belirli ve düzgün bir sıra izlediği için okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor. Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın dilinde düzeltme olması itibariyle yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla yabancı kelimelere yer verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile ilişkilerini aynen yansıtmaktadır. 5) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: HALİD ZİYA UŞAKLIGİL Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, 1866 yılında İstanbul’da doğmuştu. Bir süre Fatih Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1896 yılında döndüğü İstanbul’da -dönemin etkin edebiyat hareketi olan- Servet-i Fünun topluluğuna katıldı. Meşrutiyet’in ilanından sonra bir süre Darülfünün’da Batı edebiyatı dersleri veren Uşaklıgil, hükümet tarafından yurtdışı hizmetlere gönderildi. Halit Ziya, 1945 yılında yine İstanbul’da öldü. Çoğu edebiyat incelemecisi tarafından Türk romanının - gerçek anlamda- miladı kabul edilir Halit Ziya. Onun başyapıtı “Aşk-ı Memnu” ise bugün bile roman tekniği açısından aşılmış değildir. Halit Ziya, 150’den fazla hikaye ile altı romana imza atmış, tiyatro, şiir, hatıra, makale ve çevirileriyle arkasında altmış kadar kitap bırakmıştır. Başlıca eserleri: Mai ve Siyah, Aşka Dair, Bir Ölünün Defteri, Aşk-ı Memnu, Ferdi ve Şürekası ve Hepsinden Acı.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti ATEŞTEN GÖMLEK HALİDE EDİP ADIVAR 1) KİTABIN KONUSU: İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor. 2) KİTABIN ÖZETİ: İzmir’in işgalinde Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta bakıcı Peyami ise çeviricidir. Ayşe kendisini seven ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı kurşunla hastahanede ölür. Peyami’nin ölümünden sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark etmişlerdir. 3) KİTABIN ANA FİKRİ: Vatanın bağımsızlığı için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele etmesidir. 4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Peyami: İzmir’in işgali sırasında cephede çevirici olarak görev yapar. dışişleri memurudur. Ayşe’yi çok sever. Aynı zamanda çok duygusal bir kişiliğe sahiptir. Ayşe: Savaş zamanında cephede hasta bakıcılık yapar. İzmir’in işgalinde milli mücadele ruhu içinde halkı bilinçlendirmeye çalışır. Çok hırslı, çekici ve hoş bir bayandır. İhsan: Bir subaydır. Sakarya savaşında şehit düşmüştür. Ayşe’yi çok sever ve onunla evlenmek ister. 5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap dil bakımından yalındır. Yabancı kelimelere fazla yer verilmemiştir, akıcı bir dille yazılmıştır. Bu romanda hem tarih hem de aşk konuları ustalıkla ele alınmıştır. Esrarengizliklerle dolu her an diğer sayfasında ne olacakmış düşüncesiyle okunacak bir kitap. Sonunda da yine okuyucuya yorum imkanı bırakarak bu özelliğini göstermiştir. 6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: Meşrutiyet ve cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. Kitap okumaya küçük yaşta başlayan Halide Edip ilk önce Tanin gazetesinde yazmaya başlamış ve daha sonraları birçok gazetede roman, makale, sohbet ve hikaye türlerinde eserler vermiştir. İlk romanlarında ferdi aşk temasını işlemiş, daha sonra belgeseldi ve sosyal romanlara önem vermiştir. Başlıca romanları: Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Handan ve Ateşten Gömlektir. Başlıca hikayeleri: Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya, Harap Mabetler. Hatıra, tiyatro, çeviri ve fikir eserleri de vardır.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti DAĞA ÇIKAN KURT Halide Edip ADIVAR 1.KİTABIN KONUSU Topluca alınan kararlara uymanın gerekliliği ve alınan bu kararlara uymamanın getireceği zararlara dikkat edilmesi gerektiğidir. 2.KİTABIN ÖZETİ Olay bir şairin yazar bir Fransız kurt masalını anlatması ile başlar.Şair yazara söz vermesine rağmen kurt hakkındaki şiirini bir türlü yazara gönderemez. Yazar beklemekten bıkar ve kendini kurt hülyaları içinde bulur. Karacaaahmet mezarlığı civarında fakir ve yoksul olan küçük bir evin çocuğudur.Babasını savaşta kaybetmiştir. Annesi her akşam eve geşmesini beklemekte ve getireceği ekmeği yiyerek karnını doyurur.Fakat o akşam annesi biraz gecikir. Sonunda annesi karşıda görünür.Fakat elinde ekmek yoktur.Aç kalacağını anlar. Vakit artık geç olmuştur ve yatarlar.Çocuk yatakta annesi ise yarı tahta yarı hasır bir yatakta yatmaktadır.Gece çocuk yatağının üstünde bir şeylerin kıpırdadığını hisseder fakat bunun annesine anlatmaz.Hafifçe gözlerini açar.Karşısında savaştan çıktığı her halinden belli olan, her yanı yara bere içinde ve ağzından kan damlayan bir kurt durmaktadır.Bu durum babasının anlattığı bir kurtmasalını anımsatır. Bir gün ormanda bütün hayvanlar birbirine girer.Bozulmadık yuva,ezilmedik çalı, çiğnenmedik ot kalmaz.Kısacası taş taş üstünde kalmaz. Uzun süre bu böyle devam eder. Hayvanlar birbiri ile konuşmazlar ve birbirine düşmanca hareket etmeye devam ederler.Bunun böyle gitmeyeceğini anlayan ormanın en yaşlısı olan fil bir toplantı yapmak ister ve bütün hayvanların bir araya gelmesini ister. Toplantı yapılır ve toplantıda artık düşmanca tavırların bırakılacağıve dostluk içinde yaşanması gerektiği kararına varılır.Bu kararda şu sonuç çıkıyordu.Her hayvan kendi bölgesindehür ve serbest olarak gezebilecekti.Etçil hayvanlar bu duruma pek rıza göstermedi ama yine de boyun eğdiler.Otçul hayvanlar bu duruma çoktan razı idiler.Yine de hayvanlar arasında bir takım huzursuzluk olduğu meydandaydı.Sonunda bu huzursuzluğunun sebebinin kurt oldduğu ortaya çıktı.Topluca kurt diyarına saldırdılar.Yıkılmadık yer bırakmadılar.Kurt bu bozgun karşısında öcünü almak için dağa çıktı. 3.KİTABIN ANA FİKRİ Genel olarak kitapta, toplumsal olaylara ne kadar ilgisiz kaldığımız ve olayların karşısında bu ilgisizliğin bizlere nelere mal olduğunu anlatmaya çalışıyor. 4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARINDEĞERLENDİRİLMESİ Kitap birçok hikâyeden oluştuğu için belli bir şahıs yoktur.Onun için şahıs değerlendirmesi yapmak mümkün değildir. 5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER Kitap okuyucuyu sıkmayan, akıcı bir üslûpla yazılmıştır.Okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim güzel bir kitap. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ Halide Edip ADIVAR Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. Öğretmenlik ve müfettişlik yapmıştır.Amerika, Hindistan’da birçok konferanslar vermiştir.1950-1954 yılları arasında İzmir miiletvekilliği yapmıştır.İlk eserlerinde modern tipler ön plânda iken daha sonraları Anadolu insanlarını tanıyarak eserlerine konu eder.Birçok gazete ve dergide yazıları yayımlanmıştır.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : HANDAN HALİDE EDİP ADIVAR 1.KİTABIN KONUSU: Kitaptaki olaylar,Abdülhamit’in istibdad döneminde geçmektedir.Bu bağlamda kitabın konusu bize o güne ait bilgiler vermektedir.Kitap,bir aşk hikayesi etrafında o günün sosyal yaşamı,kültürel yapısı ve istibdad dönemindeki Türk aydınlarının başlattığı yeni sosyal akımlardan bahsetmektedir. 2.KİTABIN ÖZETİ: Refik Cemal evlenmek üzeredir.İstediği kızı yaşadığı mahallenin o döneme göre aykırı gözüken fertlerinden olan dört kız kardeşten biridir.Daha doğrusu Refik Cemal’in evleneceği kız diğerlerinin kuzenidir.Refik Cemal biraz heyecanlı ve çekingen olarak bu işe kalkışmış ve babasını Neriman’ı istetmeye yollamış.Neriman onun fotoğrafını görünce hemen evlenmeyi kabul etmiştir.Refik Cemal bir akşam Neriman’la tanışmak için yemeğine gitmiş.Refik Cemal Neriman’I görünce ona vurulmuş işte hayatımın kadını bu diye düşünmüştür.Yemekte Cemal bey ile koyu sohbete dalmışlardı.Fakat maada boş bir sandalye Refik Cemal’in dikkatini çekmiştir.Tam soracağı sırada Neriman çok kutsal birinden bahsedermiş gibi keşke Handan’da burada olsa diye iç geçirmişti.Cemal beyde Handan’dan bahsetmeye başladı.Handan’ın çok zeki,öğrenmek için çok azimli,çok kültürlü ve çok güzel olduğundan bahsetmişti.Refik Cemal Handan’ın çok özel bir yeri olduğunu anlamıştı. Refik Cemal bir an önce düğün hazırlıklarına başlamak istediğini bildirince Cemal bey bunu hemen kabul etmiş ve düğün hazırlıklarına başlanmıştır.Tüm bu işler devam ederken Neriman Avrupa’da bulunan Handan’a danışmaktadır.Bu durum Refik Cemal’i biraz kızdırıyor olsa da pek sesini çıkarmamıştır.Çünkü Handan’ın beğendiği ev eşyaları,Neriman’a beğendiği kıyafetler gerçekten onun da hoşuna gitmişti.Nihayet düğün günü gelir çatar.Refik Cemal rüyalarını süsleyen meleği Neriman’a kavuşur.Aradan bir yıl geçer.Neriman hamile kalır.Fakat tam bu sırada Abdülhamit’in hafiyeleri Refik Cemal’in peşine takılır.Çünkü Refik Cemal kendini geliştirmiş gerçek bir Türk aydınıdır ve istibdad dönemi bunu kabul etmemektedir.Refik Cemal sürgüne gitmektense kendi isteğiyle Londra’ya tayinini ister ve yaptırır.tam bunu eşine söyleyeceği zaman Refik Cemal ve Server’in ortak arkadaşı olan ve Abdülhamit’in hiç sevmediği ateşli bir Türk aydını olan Nazım'ın amcası köşke gelmiştir.Bu arada Nazım bir süre önce tutuklanmış ve hapishanede intihar etmiştir.O akşam Neriman’da bir tuhaflık vardır.ağlamaktan gözleri şişmiştir.Refik Cemal sorduğunda Nazım için ağladığını söylemiştir.kıskançlık Refik Cemal’I farklı şeyler düşünmeye itmiş ve ilk defa Neriman’a kötü davranarak onu konuşturmaya çalışmıştır.Neriman kendisinin Nazım ile bir ilişkisinin olmadığını söylemiş fakat bu konuyu şimdi anlatamayacağını söylemiştir.Bu olaydan sonra Refik Cemal,Handan ve Nazımla ilgili konuyu hiç açmamıştır.Refik Cemal Londra’ya giderek işe başlar.Neriman’da Handan ile Nazım’ın ilişkisini anlatmaya karar verir ve Handan’ın tüm mektuplarını Refik Cemal’e göndermeye başlar.Bu arada Refik Cemal bir kilisede Handan ile karşılaşır ve Handan onu otele davet eder.Handan onu çok iyi karşılar fakat eşi Hüsnü Paşa aynı şekilde davranmaz.Zaten Hüsnü Paşa çok ters bir insandır. Gelelim Handanla Nazım’ın hikayesine.Handan 13-14 yaşlarında iken kendini çok geliştirmiş ve artık yaşlı insanlarla muhatap olacak düzeydedir.Nazım’ın amcası da bunlardan biridir ve Nazım’ın Handan’a ters vermesini ister.Bir süre sonra Nazım ders vermeye başlar.Bu dönemde birbirlerine iyice aşık olurlar.Fakat Nazım Handan’a aşkını direkt söyleyemez ve ona sen bana ideallerime ulaşırken yardımcı olacak bir eşsin diye ona aşkını anlatmaya başlar.Handan buna çok sinirlenir ve Nazım’ın evlenme teklifini reddeder.Bu olaydan kısa bir süre sonrada Handan Hüsnü Paşa diye biriyle evlenir.Bu acı olaya dayanamayan Nazım Handan’a bir mektup yazar ve intihar eder.REFİK cemal bunları Neriman ve Handan’ın mektuplarından öğrenir.Bu yüzden Handan’dan hoşlanmamaktadır.Ama Handanla sohbet etmekten çok hoşlanmaktadır.Refik Cemal Londra’ya gittikten sonra eşini de yanına alır.Handan’da sık sık onlara gitmeye başlar.Bu arada Hüsnü Paşayla Handan ayrılmış ve Handan bunalıma girerek hafızasını kaybetmiştir. Refik Cemal Handan’ın bakımını üstlenir ve beraber Sicilya’ya giderler.Orada birbirlerine aşık olurlar.Bir ay sonra Handan iyileşir.Fakat Handan Neriman’a ihanet ettiği için çok üzülmektedir.Bu üzüntüden dolayı tekrar hastalanır ve vefat eder.Refik Cemalle aralarındaki aşk dedikodu olarak kalır.Kimileri Handan’a kızar ve ölümüne sevinir,kimileride onun çektiği acılardan dolayı ona acırlar. 3.KİTABIN ANA FİKRİ :Kitabın ana fikrini şu atasözüyle açıklayabiliriz.’Ne oldum dememeli ne olacağım demeli’.Çünkü herkes Handan’I iyi bir yaşamı olacağını beklerken tam tersi bir yaşam onun olmuştur. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: HANDAN:Kızıl saçlara sahip çok çekici bir insandır.Ruhi olarak ta cesur ve atılımcıdır. REFİK CEMAL:Esmer,uzun boylu yakışıklı biridir.Ruhi olarak da kendini geliştirmeyi seven ve kültürel ortamlardan hoşlanan biridir. NAZIM arı,uzun saçlıdır.Duygulu ve biraz alaycı güleç yüzlü bir insandır.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap etkili bir anlatıma sahip ve insanlara gerçekten yararlı olabilecek ve hayatın içinden konulara yer veren güzel bir romandır. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Halide Edip ADIVAR 1882’de İstanbul’da doğmuştur.Amerikan kolejini bitiren ilk Türk kızıdır.İlk romanları daha çok ferdi aşk hikayeleri daha sonraları belgesel türündedir.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |