![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Blogs | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Duyuru |
| Kitap Özetleri Türkce Kitap Özetleri. Ödevlerinizde yardımcı olacaktır size. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti :Yemin, F.DÜRRENMATT KİTABIN KONUSU Bir kurumun davetlisi olarak cinayet romanı yazma sanatı sanatı üzerine konferans vermek için çağrılan bir yazarın, orada eski bir polis şefiyle tanışması ve ondan bizzat yaşadığı bir olayı ayrıntılarıyla dinlemesi. KİTABIN ÖZETİ Yazar Chur şehrinde konferansını tamamladıktan sonra o gece kalmak için kendisine ayrılmış otele gider ve bir bardak viski içmek için otelin barına iner.Orada vakit geçirirken Doktor ‘H’adında Zürih kantonu eski bir güvenlik şefi ile tanışır.Dr ‘H’ yazarı Zürih’e davet eder,yazar buraları iyi bilmediği ve yorgun olduğu için daveti kabul eder.Yolda giderlerken bir benzin istasyonunun önünde dururlar. Orada her yer berbat bir haldedir.İstasyonun önünde üstü pislik içinde, dünyadan bıkmış yaşlı bir adamın oturduğunu görürler ve ‘’Bekliyorum, bekliyorum;gelecek,gelecek’’ dediğini işitirler.Yazar gördüğü manzaralar karşısında çok şaşırır ve bunun üstüne eski komiser gördükleri o yaşlı adamın bir zamanlar onun en değerli komiserlerinden Matthaei oldoğunu söyler.Dr ‘H’ Matthaei’nin neden bu hale düştüğünü ,başından geçen olayları anlat maya başlar:Matthaei teşkilatın en güvenilir, gözü pek, kçötü alışkanlığı olmayan bir adamıdır.Matthaei yeni bir görev için Ürdün’e gitmeye hazırlanırken Zürih civarındaki Magendorf köyünde ormanın içinde Gritli Moser adında küçük bir kızın öldürüldüğü ihbarını alır veZürih’e gitmekyen vazgeçer.Yapılan araştırmada kızın cebinde diken şeklinde çikolatalar bulunur ve cinayetten önce kızın bunlardan yediği anlaşılır.Cinayet ihbarını, Von Gunten adında bir işportacı, cinayet yerinde satış yaparken vermiştir.Von Gunten daha önce sabıkalı olduğu için onu cinayetle suçlarlar ve tutuklarlar.Von Gunten soruşturmalara dayanamayarak suçu kabul edip ardından intihar eder.Herkes katilin Von Gunten olduğuna ve cezasını çektiğine inanır.Ancak Matthaei Von Gunten ile daha önce konuştuğu için onun öldürmediğini bilmektedir.Gritli öldükten hemen sonra annesi Matthaei’nin yakasını tutarak ‘’Kızımın katilini bulacaksın bana söz ver,’Yemin et’ tamam mı’’ der ve Matthaei’de katili bulacağına namusu üzerine yemin eder.Matthaei katili bulup yeminini tutmak için küçük bir kız çocuğu evlatlık edinir ve bir benzin istasyonunda çalışır.Matthaei katilin eninde sonunda bu istasyondan geçeceğini ve küçük kıza karşı olan hareketlerinden kendini belli edeceğini düşünür.Kızı, okula gelip giderken izler;ancak bir ip ucu bulamaz.Dr’H’ senelerden sonra, küçük kızları öldüren katilin bir kazaya uğrayıp öldüğünü öğrenir.Matthaei artık ihtiyarlamıştır,hiçbir söylenene kulak vermez, kimseyi dinlemez.O, katili bulacağım diye yemin ettiği için hatatının sonuna kadar istastonda katilin geçmesini bekler…. KİTABIN ANA FİKRİ Bir görevi üstlenmiş isek onu en iyi şekilde yerine getirmemiz gerekir.Bir işe başlamışsak sonuna kadar gitmeliyiz ve ettiğimiz yeminleri tutmalıyız. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Matthaei : Dürüst, sözünde duran,cesur, güvenilir,gözü pek bir kişidir.Görevini en iyi şekilde yerine getirir. Doktor ‘H’ : Akıllı, otoriter,işini seven, açık sözlü ve güçlü bir kişi. Von Gunten : İçine kapanık,kimseye zarar vermeyen,gururlu,çalışkan ve haksızlığa dayanamayan bir kişi Yazar : Kitaplarını olağan üstü beceri ile yazan, başarılı, çalışkan, uğraş veren cesur biri. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER Kitap çeviri olmasına rağmen orijinal bir şekilde işlenmiştir. Son derece akıcı ve etkileyicidir. Eserdeki olaylar günlük hayatta da yaşanabilir.Yazar sade,anlaşılır bir üslup kullanmıştır.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti Suç ve Ceza F.M. DOSTOYEVSKİ KİTABIN YAYIM MAKSADI Hayattaki Bazı Acı Ve Sıra Dışı Olayları İnsanlara Aktarmak YAZARI: 1822’ de Moskova’ da doğdu. Koyu katolik olan bir ailenin oğludur.Babası doktordu.Hasta bir annesi vardı.Evleri babasının çalıştığı hastanenin bitişiğindeydi.Ama babası onun dış dünyayla, özellikle hastahaneyle ilişki kurmasını yasaklamıştı.Dostoyevski bu yüzden içine kapanık bir çocuk olarak büyüdü. Annesi ölünce babası içkiye düştü, oğluyla da ilgilenmedi. On altı yaşına geldiği zaman Petersburg’ daki mühendis okuluna gönderildi. Okuldayken babasının bir cinayete kurban gittiğini öğrendi. Bir daha da onun adını ağzına almadı. Bu arada hayallerinin ürünlerini vermeye başladı. Yarım yaratılmış insanların hikayesi olan “ insancıklar “ adlı romanını yazdı. Bundan sonraki dönemlerde aydınlarla birlikte hareket etti. Çarı devirip yerine cumhuriyet yönetimini getirmek için yapılan hareketlere katıldı.En sonunda tevkif edildi. Önce ölüm cezasına çarptırıldı, kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgüne çevrildi. Çarın emriyle Sibirya’ ya kürek mahkumluğuna gönderildi. Omak kalesinde ayakları zincire bağlı olarak dört yıl kaldı. Bundan çok etkilendi, ruhunda silinmeyecek izler meydana geldi. Bunun sonucu olarak sara nöbetlerine tutuldu. 1859 yılında Petersburg’ a yeniden dönme izni çıktı. Geçimini sağlamak için durmadan yazdı.Eserlerinde güçlü psikolojik çözümlemeler vardır.İnsan ruhunu kendi hayat tecrübelerini de katarak ustaca yansıtmasını bilmiştir.Çocukluğundan beri rüyalarını dolduran yoksul, merhamata layık, garip insanların romanlarını yazmaktan büyük zevk duyuyordu. Ölü Bir Evden Hatıralar,Ev Sahibesi, Budala , Karamazof Kardeşler, kumarbaz önemli eserleridir. KİTABIN ÖZETİ: Dört aydır evin kirasını verememişti. Evin sahibi onu mahkemeye verecekti. Uzun süreden beri hasta olmasına rağmen yaşlı Teteri kadının evine gidebilirdi. Daha önceki yüksüğe 1.5 Ruble veren kadın yeni getirdiği saate baktı ve “1.5 Ruble” dedi. Raskonikov kabul etmek zorundaydı çünkü kata çıkana kadar kimseyle karşılaşmamıştı. Yaşlı kadın, kız kardeşi ile beraber kalıyordu evde. Çok zengin olmasına rağmen, kız kardeşi hiç miras bırakmayacaktı. Kız kardeşini çoğu zaman döver, onun her işini takip etmesi gerektiğini düşünürdü. Raskolnikov 1.5 Rubleyi aldı ve dışarı çıkıp bir meyhaneye gitti. Marmeladov yan masada oturuyor olmasına rağmen taşınıp sohbet etmekten kendini almamıştı. Marmeladov eşini çok seviyordu ve üç çocuğunu da; ama çok içyordu. O kadar ki ailenin geçimi için Sonya fahişelik yapmak zorunda kalmıştı. “Ne kadar fedakar bir kız bu Sonya” diye düşünmekten kendini almamıştı. Raskolnikov Marmeladov ‘un evine gittiklerinde eşi haykırışla onları yumruklamaya başladı. Hep içiyordu ve evdeki 20 Rubleyi götürüp içkiye vermişti. Marmeladov Raskolnikov cebindeki 50 Kapik’i oraya bırakarak uzaklaştı. Eve geldi, yorgundu. Nastasya bir mektup getirdi. Raskolnikov heyecanla okumaya başladı mektubu. Annesinden gelmişti mektup. Annesi kız kardeşi Dunya’dan bahsediyordu. Dunya, Luzhin adında çift memurluğu olan 45 yaşındaki biriyle evlenecekti. Hem Luzhin onların eşyalarıyla beraber Petersbur’ga gelmesi için yardım edecek, gelmelerini sağlayacaktı. Annesi, 60 mil ötedeki tren yoluna gitmek için bir araba ayarladığını, trende ise 3 ncü sınıfta güzel bir yolculuk yaptıktan sonra Petersburg’a gideceklerini ve onu çok özlediğini yazıyordu. Raskolnikov “Bu evlilik olmayacak” diye düşündü. Dışarı çıktı ve birkaç saat dolaştıktan sonra yorgun düşüp bir yerde uyukladı. Kötü bir rüya gördükten sonra uyandı. Eve gitti. Saat 7’ye yaklaşıyordu. Saat uygundu. Aşağıdaki baltayı alacak kimseye gözükmeden yaşlı tefeci kadının evine gitti. İçeri girerken onu kimse görmemişti. 2 nci katta boya yapan adamlarda onu yukarı çıkarken görmemişlerdi. Tefeci kadının evine girdi ve ona bir kültablası uzattı. Kadın kültablasına bakarken baltayı kafasına indirmişti. Kadının ölü bedeni yerde yatıyordu. İçeri daldı ve dolaptan sadece rehin verilmiş, birkaç parça altını cebine aldı. Yaşlı kadının kız kardeşiyle içeride karşılaştı. Kızın şaşkın bakışları altında baltayla onu da öldürdü. Doğrusu bir kişinin toplumdaki binlerce kişinin refahı ve mutluluğu için ölmesinin bir zararı yoktu. Üstelik bu tefeci kadın çok kötü biriydi. Kapıda birkaç kişi kapıyı vuruyorlardı. Hiç evden çıkmayan tefeci kadının, çıkacağı tutmuştu. Raskolnikov titriyor, dışarı çıkıp her şeyi itiraf etmek istiyordu ama yapmadı. Dışardakilerden biri kapının içeriden sürgülü olduğunu fark etti. Yaşlı kadına bir şey olduğunun farkına vardılar. İki kişi Kapıcıyı çağırmak için aşağı indi. Bu kaçmak için tam fırsattı, Raskolnikov kapıyı açtı, hızla merdivenlerden inmeye başladı, aşağıdan gürültü gelmeye başlayınca Raskolnikov boyacıların dairesinin kapısının arkasına saklandı ve kapıcı ile üç adam yukarı çıkınca o da dışarı çıkıp değişik bir yoldan eve gitti. Baltayı aldığı yere bıraktı. Çok korkmuştu ve titriyordu. Aldığı mücevherleri ve kıymetli takıları dışarıda bir yerde saklamayı ihmal etmedi. “2 gün geçti hala uyanmadı” diye düşünüyordu Üniversite arkadaşı Razumikin. Doktor Zozimov hastalığı atıp kendisine geleceğini söylüyordu. Ama Raskolnikov uyanınca arkadaşını ve doktoru isteksiz bir vaziyette evden kovdu ve dışarı gidip bir bara oturdu. Eski gazeteleri okurken yanına gelen bir polis memuru melenkolik ve deli bir ruh haliyle cinayetten bahsedip, üstü kapalı her şeyi anlattı. Korktuğunu, endişelendiğini hiç hissettirmedi. Ertesi gün eve geldiğinde annesi ve kız kardeşi Dünya’ nın kendisini beklediklerini gördü. Çocuğun halini gören anne şaşkınlıkla titriyordu. Onu ertesi gün bay Luzbinin geleceği görüşmeye çağırırken korkmuştu. Ertesi gün bay Luzbin onları ziyaret etttiğinde, Raskolnikov haklı çıkmanın gururu ile gülüyordu. Bay Luzbin kız kardeşi çok aşağılamış, onların fakir bir aile olduğunu değerlendirerek fazla istekte bulununca evden kovulmuştu. Hemen ardından Raskolnikov “elveda” diyerek evden ayrıldı. İnanamıyordum. Annesi oğlunun bu tavırla doğrusu ağlamaktan başka yapacak bir şeyleri yoktu. Raskolnikov melenkolik halde evi terkederken her nasılsa arkadaşı Ramuskin’e onları emanet etmeyi de ihmal etmemişti. Bay Marmeledov’un cenazesi için evine gittiğinde Sonya’da oradaydı Sonya’ya karşı inanılmaz bir his içindeydi. Ailesi için Sonya’nın yaptığı fedekarlık onun gözlerini büyülemişti. Birkaç gün boyunca Sonya’yı düşündü ve fırsat buldukça onunla konuşmaya çalışarak geçirdi vaktini. Polis memuru porifiri Raskolnikov’un (Mihailovis adında genç biri cinayeti işlediğini itiraf etmiş olmasına rağmen) cinayet işlediğini biliyor ve onun psikolojik durumunu bildiği için, itiraf etmesi için onu sıkıştırıyor ama tutuklamayacağını söylüyordu. Cinayeti işlediğini Sonya’ya itiraf etmişti. Sonya’da Raskolnikov’a “gidip teslim olmasını, yere kapanıp Allah’tan ve insanlardan özür dilemesini” istiyordu. Sonuç olarak Raskolnikov vicdanının verdiği acıya dayanamayıp suçunu polise itiraf etti. 1.5 yıldır Sibirya’daydı Raskolnikov. Petersburg’ a, Razumukin ve kardeşi Dunya evlenmişlerdi. Mahkeme Raskolnikov’un iyi hali, parayı kullanmadığı, daha önceki yaşamında verimli bir üniversite öğrenimi yaptığı, fedakar kişiliği ve kendi kendine teslim olmasından dolayı, çok az bir cezayla 8 yıl kürek mahkumiyetine çarptırıldı. Raskolnikov’u Sonya her gün ziyaret ediyordu. Sibirya da ailesi ile sürekli mektuplaşan Sonya, Ramuzkin ve Dunya’nın tek haber kaynağıydı. Raskolnikov,Sonya’nın sevgisi ile hayata bağlandı ve geleceğin planlarını beraber hayal etmeye başladılar. ESER HAKKINDA: Suç ve Ceza Dostoyevski’ nin en güzel eserlerinden biridir. Romandaki ana düşünce, başkalarına yapılan suçun cezası mutlaka çekilir esasına dayanmaktadır. Rusya’ nın büyük şehirlerinden birindeki yoksul halkın hayatı dile getirilmektedir. Bu romanını paraya duyduğu ihtiyaç nedeniyle yazdı. Eseri yazmaya başladığı zaman karısı ağır hastaydı.Karısının başucunda beklerken bu şaheserini yarattı. İlk kez, 1886 yılında yayımlandı. Romanın kahramanı Rodion Raskolnikov’ un Rus Faust’ u olduğunu söyleyenler var .Ortak yönleri ikiisnin de yoksul öğrenci ; gururlu ve ihtiraslı olmalarıdır. Her ikisi de üstün zekalarından ötürü duydukları gururla suç işlerler.Kendilerine bağlı bir kadının aşkı ile doğru yolu bulurlar. __________________
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : YILANLARIN ÖCÜ, FAKİR BAYKURT 1.KİTABIN KONUSU Kitap,yıllar önce bir köyde geçmiş toprak kavgasnı anlatır. Bu köyün yitik kahramanı Bayram ve onun haklı mücadelesi. 2.KİTABIN ÖZETİ Bayram,köyünün doğru sözlü, bileği kuvvetli delikanlısıdır. Yıllarca bu köyde yaşamış,ömrünü bu topraklarda çalışmaya adamıştır. Az miktardaki toprağıyla geçinmeye,ürününün mahsülünü almak için uğraşır. Fakat bir gün gelir köydeki arkadaşlarından birim olan Haceli,Bayram’ın evinin önündeki boş araziye ev yaptırmak ister. Bayram buna karşı çıkar. Köyün muhtarı bu boş arazinin satılmasına menfaati için,daha olaylar başlamadan önce karşı çıkmadığından,sürekli Haceli denilen o adama destek çıkmak zorunda kalır. İş öyle bir duruma varır ki muhtar Bayram’ı razı etmek için ayarladığı birkaç adamla dövdürtmek zorunda kalır. Buna rağmen Bayram hakkını savunur. Ve yanında her zaman ona destek çıkmış annesini bulur. Bu olaydan bir hafta sonra kaymakamın köye geleceği haberini duyan muhtar onu memnun etmek için bütün hazırlıkları yapar. Bayram’ın annesi haberi duyunca daha kaymakam gelmeden bir gün önce onun geleceği yolda,dövüldükten sonra sakat kalmış olan oğlunu da götürerek beklemeye başlar. Ve onu gördüğünde olup biten herşeyi anlatır. Kaymakam köye geldiğinde,köy muhtarı başta olmak üzere herkesi tersler. Bayram’ın evinin önüne ev yapılmaması için bir belge çıkartarak Bayram’a verir. Fakat,bu olayların şokunu üstümden atlatamayan Bayram’ın annesi delirir. 3.KİTABIN ANA FİKRİ İnsan sırlar içinde yaşar ve bunu fark edemez. Fakat,etrafındaki insanlara ilgi gösteren sosyal insanlar bunu keşfederler ve hayattan tat almaya başlarlar.ne şekilde olursa olsun insanların hakkını yememeliyiz. Çünkü eninde sonunda adalet yerini bulacaktır. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN,ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ BAYRAM: Delikanlı,mert,cesur,sözüne güvenebilir bir delikanlıdır. HACELİ: Pısırık,toplumun arkasına sığınan,bencil bir kişilik yapısına sahiptir. IRAZCA ANA:Evladının sürekli yanında olan otoriter bir kişilik yapısındadır. MUHTAR: Para düşkünü,sadece kendini düşünen bencil birisidir. Romanda geçen olaylar insanı etkileyen olaylardır. Muhtarın haksız olmasına karşın dayakla bir işi halledebileceğine inanması gerçekten toplum için derin bir yaradır. 5.KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER Kitap sade bir dille yazıldığı için anlaşılması kolay bir kitaptır.Olaylara yaklaşım tarzı diğer kitaplardan daha güzel ve daha farklıdır.Herkesin okumasını tavsiye ederim. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ Fakir Baykurt 1929 doğumludur. Babası 1938,annesi 1978’de ölmüştür. Baykurt,ilkokulu Akçaköy’de bitirmiş,sonra Isparta’daki Gönen Köy Enstitüsü’ne girmiştir. Buradan 1948’de öğretmen çıkmıştır. 1959’da ortaokul öğretmeniyken MEB kararıyla,Yılanların Öcü adlı romanı bahane edilerek,öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır. O,sanata şiirle başlamıştır. Yılanların Öcü adlı romanıyla da 1970’te TRT Roman Başarı Ödülü’nü,1971’de TDK Roman Armağanı’nı,Kara Ahmet Destanı ile 1978 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Sinemaya ve tiyatroya uyarlanan Yılanların Öcü,yabancı dillere de çevirilmiştir. Fakir Baykurt iki sene önce Almanya’da vefat etmiştir.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : ZEYTİN DAĞI, Fatih Rıfkı ATAY KİTABIN ÖZETİ :Kitabın ismi; Cemal Paşa’nın karargahının (4. Karargah) bulunduğu Kudüs’e yakın bir dağın isminden gelmektedir. Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktadır. Yazar bir görev sebebiyle Cemal Paşa’ın karargahına yani Zeytindağı’na gitmiştir. Burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylarını da içine alacak şekilde anlatmıştır. Birinci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olarak orduya alınır ve Cemal Paşa’nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile ilişkileri de burada gelişir. Kitabın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki’den söz edilmiştir. İttihat ve Terakki içerisinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardır. Cemal Paşa yenilikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa’lar ise muhafazakar bir kişilik sergilemektedir. Enver Paşa’nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkı, Enver Paşa’nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa’yı diktatör olarak nitelemektedir. Türkiye’nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmakla mümkün olduğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir yapı sergilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderin bir grubu vardır. Falih Rıfkı da Cemal Paşanın adamı damgasını taşımaktadır. Falih Rıfkı, İttihat ve Terakkinin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedir. Çünkü yaşanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buna rağmen bilinçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakkiyi kendi kendisiyle uğraşan bir duruma düşürmüştür. Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açık ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok olmaktadır. Yazar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz’da yaşamış oldukları bir devrin çöküşünü gözler önüne sermektedir. Falih Rıfkı Osmanlı’nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Örneğin şöyle bir olay anlatılmakta; “Mahmut Şevket Paşa’yı öldüren Kavaklı Mustafa, memleketten kaçmaya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlının Rus sancağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerine bir Osmanlı hükümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa’yı gemiden kaçırır ve boğdurur. Bu olayı haber alan Ruslar, Kavaklı Mustafa’yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundan böyle devlet hizmetinde kullanılmamasını isterler ve istedikleri de olur.” Osmanlı, ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı. “Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.” Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu. Osmanlı Emperyalizmi şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi. “ Türk milleti kendi başına devlet yapamaz! “ Osmanlı, Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar ediyordu. Çünkü, Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddi olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp sükuneti sağlıyor ve onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı onlar için bir kurtuluş gibiydi. Buna rağmen Osmanlının güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip hemen İngilizlerle, Fransızlarla anlaşmışlar ve Osmanlı’ yı arkadan vurmuşlardır. Osmanlı’ ya karşı görünüşte bağımlı olan Araplar her zaman kendi halifeliklerini istiyordu. Müslüman Araplar arasında Arap Halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı ve 1. Dünya savaşı çıktığında bu düşüncelerini gerçekleştirmek için ve İngilizlerin vereceklerini vaadettikleri imtiyazlardan dolayı Osmanlı’ ya ihanet etmişlerdi. Osmanlının Araplara vermiş olduğu haklar, onların küçük bir anlaşmazlıkta bile isyan etmelerini sağlıyordu. Cemal Paşa zamanında çıkmış olan bir kanun ile komutanlara eğer vatan müdafaası için zaruri görülürse idam hükümlerini yerine getirmesi yetkisi verilmişti. Yani isyanlar artık kanla bastırılıyordu. Cemal Paşanın bir amacı da Suriye’ yi Osmanlılaştırmaktır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için Suriye’ de modern okullar açtırmıştır. Bunun yanında bir de hicret eden Ermenileri, Suriye içlerine dağıtarak güçlenen Araplılığa karşı bir teminat olarak kullanıyordu. Hatta Ermenileri güçlendirmek için ev ve toprak bile verilmiştir. Falih Rıfkı Atay, Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Falih Rıfkı’ ya göre din sömürüsü bütün dinler için geçerlidir. “Medine dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarıdır. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur”. Araplar çok fakirdir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapların,yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir. Osmanlı Devletinin Almanlarla beraber savaşa girmesinin en büyük nedeni İttihat ve Terakki yöneticilerinden Enver Paşa’ nın Alman hayranı olmasından kaynaklanıyordu. Birinci Dünya harbi sonucunda Tuna yukarısındaki iki İmparatorluk, Akdeniz kıyısındaki bir İmparatorluk ve Tuna kenarındaki bir krallık devrilmek üzereydi. Suriye ve Filistin’ de Almanların durduramadığı İngiliz seli yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Halep aşağısında tutulmuştur. Mustafa Kemal’ in orada seçtiği savunma hattı, Milli Misak’ taki Türkiye sınırıdır. Cemal Paşa’ nın yerine, Suriye’ de silahlı kuvvetlerin başına geçen Alman Fon Falkenhein bozgunu durduramadı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti. Artık yalnız Anadolu ve İstanbul düşünülür. İmparatorluğa ve onun rüyalarına “Allahaısmarladık! “ denir. Artık Şam’ dan ayrılmak zamanı gelmiştir. Cemal Paşa İstanbul’ da istifa edecektir. Cemal Paşa harap Anadolu topraklarını gördükçe - “Keşke vazifem buralarda olsaydı, keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi. Anadolu hepimize hınç ve güvensizlikle bakıyordu. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik” diye düşünmektedir. Cemal Paşaya sorulan : - Paşam bu harbe niçin girdik? sorusuna cevap ilginçtir. - Aylık vermemek için! Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik. İlim, İhtisas ve tecrübe sahibi Mustafa Kemal, vatan ve istiklal düşüncesiyle milletin nesi var nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için vermesi gerektiği düşüncesindedir. Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... hepsi böyle ödenmiştir. Mustafa Kemal büyük harbe girmek karşıtı idi: çünkü O kafa ve sanat adamı idi. Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı : çünkü O vatan adamı idi. İşte bütün kitabın özü : İlim ve vatan adamı olunuz.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti EYLÜLÜN GOLGESİNDE BİR YAZDI FERİT EDGÜ 1.KİTABIN KONUSU: İstanbulun kıyı semtinde yaşayan alt tabaka insanlar. 2.KİTABIN ÖZETİ: Yazar Çakır’ın öyküsünü yazmaktaki sorunlarını dile getiriyor. Onun öyküsünü yazmak istiyor ama yazamıyor. Çünkü, kendisini yazar olarak yetersiz görüyor. Tanrı herkesi yazar olarak yaaratmıyor(kör, topal ve sakat yaratmadığı gibi). Ayrıca eleştiri almaktan da korkuyor. Çakır anasız babasız bir kamburdu. Yalnızlık, yoksulluk ve acı çekmeyi umursamıyordu. Çünkü kendine atlarıyla bir hayat kurmuştu. Ahırda yatıp kalkıyor. Çakırın öyküsünü onun hiç olmayan resimlerini tasvir ederek başlıyor ve otuz bir adet resmi böyle tasvir ediyor. Bu öyküyü ona vapurda kitap okurken bir yaşlı adam anlatıyor. Sonra ona Kıni’nin öykü anlatıyor. Daha sonra bir kahvede de karşılaşıyorlar. Esat ve Kıni dereden yürüyerek yukarıda bir eve gidiyorlar. Esat Kniden bir şey saklıyor ama söylwemiyor. Sadece gideceğini söylüyor. Esat Kıni’nin kızkardeşine aşık ve aralarında ilişki geçiyor. Kıni elinin ayasını kesiyor. Esat’da aynı şeyi yapıyor ve birbirlerinin kanlarını emerek kan kardeşi oluyorlar. İkisi Fethi Baba ile gizli işler yani esrar satıcılığı yapıyorlar. Fethi Baba acımasız biri. Esat kaçıyor ama açlıktanm ve yorgunluktan büyücü Canan’ın evine sığınıyor. İki gün onu ölümden döndürmekle uğraşıyor ve Zehra’yı bulmaya gidiyor. Zehra’yı getirdiğinde Esat’I kanlar içinde buluyor. Yanında da Fethi Baba’nın cesedi, Kıni kan kardeşi olan Esat’ın öcünü almış oluyor. Zehra olayın şokundan kurtulamıyor. Olay gazetelere “İt iti boğdu!!!” manşeti altında yansıyor. Polisler olayın ardına düşme ihtiyacını duymuyorlar. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: 1950’lerin başlarında, İstanbul’un bir kıyı semtinde, yaşam savaşı veren alt-tabaka insanlarının, birbiri içine girmiş yaşamlarının ve ölümlerinin öyküsü. 4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Kitapta geçen herşey olayları tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Esat’ın o çirkef yaşamdan ayrılıp gitme isteği onun durumunda olan birçokı kişide var ama o bir cesaret gösteriyor ve onun Zehra ile olan ilişkisi ve birbirlerine kavuşamamaları hayatımızdaki olağan şeyler. Çakır: Hayattaki bir çok zevkleri aşmış yalnız olamsına rağmen bunu atlarla gideren insanlardan uzak bir kişi. Onun böyle olmasını sağlayan etkenlerin başında kambur ve öksüz olması gelmektedir. Her ne kadar insanlkardan uzak yaşasa da içindeki insan sevgisi diğer insanlarınkinden daha yücedir. Esat: Kankardeşinin kızkardeşi ile olan ilişkisi ve kendisini bu aşktan bir türlü kurtaramaması onu çaresizlik içinde bırakıyor. Yaşadığı yaşamdan hiç bir zevk alamıyor. Romanda yazarın da betimlediği gibi Esat aslında temiz bir yaşamın hayallerini taşımaktadır. Kıni: Esat’ın bu ilişkisinden haberi olmasına rağmen aşka saygı duyuyor ve Esat’a karşı hiç bir soğuk davranışta bulunmuyor. Hatta onunla kankardeşi oluyor. İçnde bulunduğu düzene karşı bir insan portresi çiziyor. Fethi Baba: Çevresindeki genç insanları kullanarak pis işler çeviren alçak bir insandır. Başka insanları kullanması onu korkak birisi haline getiriyor. Canan: Herkes onu kötü bir büyücü olarak bilmektedir fakat o insanlara yardım etmek isteyen iyi birisidir. 5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Toplumun sadece magazin haberlerinde gördüğümüz üst düzey sosyetelerden oluşmadığını ve alt tabaka insanların acılarına da dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kitap sık sık yer yüzünde yaşayan bütün insanların eşit olduğunu vurgulamakta bunula da okuyucusuna mesajlar veriyor. Ayrıca yazar hiç olmayan bir kişinin olmayan resimlerini tasvir ederek alışılmadık bir roman sunuyor. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: 1936’da istanbul’da doğdu. İstanbul güzel sanatlar akademisi resim bölümünde başladığı eğitimini Pariste sürdürdü.(1959-1964). 1977’den beri ada yayınlarını yönetiyor. Şiiirler yazdı yayınladı(1952-1953). İlk öyküsü Yeni Ufuklar Dergisinde çıktı(ocak 1954). Öyküleri: Kaçkınlar, Bozgun, av, Bir Gemide, Çığlık, Binbir Hece, Doğu Öyküleri. Romanları: Kimse, O. Şiirleri: Ah Min-El Aşk. Denemeleri: Ders Notları, Yazmak Eylemi. Şimdi Saat Kaç, Seyir sözcükleri. 1970 yılında Türk Dil Kurumu deneme ödülü kazandı. O adlı romanı sinemaya uyarlandı. 33.Berlin Film Festivalin’de ve 2. Akdeniz Kültürleri Film Festivalinde ödüller aldı.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) KİTABIN ADI : DAVA FRANZ KAFKA KİTABIN ÖZETİ : DAVA Romanın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır. Bir bankada çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınır. Değişik işlerde çalışan insanların kıraladığı, kiralık bir evde oturur. Yemeklerini sakin yerlerde yer ve geceleri dokuza kadar çalışır. İçine kapanır, ruhsal bir boşlul içinde, yakın arkadaşları bulunmayan bir bekardır. Bir sabah, onun bu rutin hayatı parçalanır. İki kişi evine gelerek tevkif edildiğini söylerler. Aradan oldukça bir kaderinin gelişi guzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmakarışıktır, şaşkınlık vericidir. Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiç bir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder. Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir. Mahkeme işlemleri, belirli yerlerden uzaklarda, berbat yerlerde yürütülür. Yargılama sırasında, hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri mahkamede görülür. Hiç kimse de işin iç yüzünü anlayamaz. Yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez. Bir yıl boyunca temyize gitmek için elinden geleni yapar. Birincisi; yaşadığı binadaki bir daktilograftır. Kıza başına gelenleri anlatır; ama kız ilgilenmez. Ertesi pazar kendisinin mahkemeye gelmesi istenir, ama yargılama düzensiz ve karışıktır. Ertesi hafta tekrar mahkeme salonuna geldiğinde salonda kimse yoktur. Bu sırada salondaki hukuk kitaplarını gözden geçirir. Bu kitaplarda ise, çocukların çizdiği bayağı resimler vardır. Kendini davaya öylesine vermiştir ki, işini aksatır. Amcası bu tür davalarda şöhret kazanmış bir avukat bulur. Bu avukat kötürümdür. Fakat, bu işi ondan başka kimsenin yapamayacağını da bilirler. Gerçekte, kanunun sanıklara kendilerini savunma hakkını verdiği de kuşkuludur. K. iş hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adındaki bir ressamı görmek ister. Ressam berbat bir evde yaşamaktadır. Sarayın özel ressamı olan Titorelli hakimler arasında büyük etkisi olduğunu iddia eder. K.ye aleyhindeki davanın üç ihtimalini söyler: Kesinlikle beraat, ki buna imkan yoktur; şartlı beraat, ki herhangi bir anda tevkif edilebilir; süresiz erteleme, ki ne beraat demektir ne de mahkumiyet. K. ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır. Daha sonra, avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür. Huld’un Block adında bir müvekkilini görür. Huld bu adamın bir davasını yüklenmiş, kesinsonuca erdirmeden yıllarca sürdürmüştür. O da, avukatını ihmalinden şikayet eder ve gizlicve diger avukatlara danıştıgını söyler. K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde son görüşme yapılır. Kilise karanlık ve boştur. Birdenbire, mihraptaki kürsüden, K.’ye seslenir. Kürsüdeli kişi papazdır; kendisinin hapishana papazı ve bundan sonra da mahkemenin papazı oludğunu söyler. Durumun kötüye gittiğini, onun, makkemenin niteliğini anlamadığını, diğerlerinin, özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini söyler. Bu görüşme sonunda papaz, K.ye, içinde gerçek payı bulunan ve K.yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır. Bir adam hukukçu olmak için yalvarır. Kapıda bir bekçi vardır. Adama, o nada hukuk kapısından içeriye giremeyeceğini anlatır. Adam yıllarca kapıda bekler. Bekçiye rüşvet verir. Bekçi parayı alır, fakat kapıdan içeri sokmaz. Adam nihayet ölür. Ölüm döşeğinde bekçiye, hukukçu olmak isteyen pek çok kimse olmasına rağmen, bütün bu yıllar boyunca kimsenin başvuırmadığını sorar. Bekçi der ki: “Bu kapıdan sizden başkası geçemez. Çünkü bu kapı, sadece sizin icin yapılmıştır. Şimdi kapıyı kapatacağım.” K. papaza, adamı aldattıklarını anlatmaya çalışır. Fakat papaz, hikayeden kendince öyle yorumlar çıkarır ki, K. gerçek sorunun niteliğini ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisini anlayamaz. Kitabın son bölümü , birinci bölümünden bir yıl sonra, K.nin otuz bir yaşının öncesinde geçer. Redingotlu ve silindir şapkalı iki adam K.nin kapısına gelir. Hic direnmeyen K.yi götürürler. K. onların cellat olabileceklerini sanır. Fakat artık mücadele azmini tamamen kaybetmistir. Polis, kendisini kurtarabilse de, kimseden yardim istemez. Son anda, civardaki bir evin penceresinin açıldığını, belki kendisine sempati besledigini, belki de yardım etmek istediğini göstermek üzere, ellerini dışsarı uzatan birinin siluetini görür. K., bu hareketin neyi anlattığını anlayamaz.iki adamdan biri K.yi boğazından tutarken,diğeri elindeki bıçağı kalbine indirir.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : KUMARBAZ FYODOR DOSTOYEVSKİ 1.KİTABIN KONUSU : Genç,iyi eğitim gömüş,soylu birisi olan Aleksey İVANAVİÇ’in tek umudunu rulete bağlaması. 2.KİTABIN ÖZETİ : Aleksey İVANAVİÇ,25 yaşında özel öğretmendir.Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisidir.Çar ordusundan emekli bir generalin akrabasıdır. Aleksey İVANAVİÇ,General’in üvey kızı olan Polina’ya aşıktır. Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA,Generalin halasıdır.Büyükanne diye anılır.Çok zengindir.Beş parasız olan General onun ölmesini beklemektedir.Çünkü büyükanne Rusya’da ölüm döşşeğindedir.General,Çar ordusundan ayrılıken aldığı yediyüz rubleyi rulette kaybetmiştir.Olay Almanya’da bir kaplıca kenti olan Ruletenburg’ta geçmektedir. General,zengin bir Fransız soylusu olan Mlle. Blanche ile evlenmek istemektedir.Mlle. Blanche,göründüğü gibi zengin bir Fransız soylusu değildir.General’le büyükanneden gelecek miras için evlenmek istemektedir.Ama herşey beklenildiği gibi olmaz.Büyükanne iyileşir ve doktorun tavsiyesi üzerine Ruletenburg’e,Generalin yanına gelir.Ayrıca Generalin Büyükannenin ölümüyle ilgili olarak Rusya’ya çektiği tegraflardan haberi vardır. Büyükanne, Ruletenburg’e gelir gelmez rulet masasının başına geçer.Generale yaptıklarından dolayı çok kızgındır.Birkaç gün içinde parasının büyük bir bölümünü kumarda kaybeder.Generalin mirası alamayacağını anlayan Mlle. Blanche Ruletenburg’tan ayrılır.Mlle. Blanche ile birlikte bir Fransız markisi olan Degrieux’ta ayrılır. Degrieux da Polina’ya aşıktır.Polina’yı kendine bağlamak için Generale borç verdiği paranın büyük kısmını geri almaz. Parasız kalan büyükanne ,bir İngiliz genci olan Astley’den borç ister.Astley de Polina’yı sevmektedir. Astley,Polina’ya kendisiyle birlikte gelmeyi önerir.Polina onun bu teklifine şiddetle karşı çıkar. Aleksey İVANAVİÇ ,kumar tutkusunu yenmek istemektedir ama Polina’nın borçlarını ödemek için onun adına oynamaktadır.Tüm yaşanan kötü olaylardan sonra Polina da Aleksey İVANAVİÇ’eolan sevgisini belli eder. 3.KİTABIN ANA FİKRİ : Kumar insana zengin hayat tecrübesi kazandırırken biryandanda korkunç acılar çekmesini sağlar.Rulet iptilasından kaynaklanan acılardır bunlar.Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar ,nefretler,zaferlerkısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır. 4.ROMANDAKİ KARAKTERLER : Aleksey İVANAVİÇ :25 yaşında özel öğretmen.Generalin akrabası. Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisi. General’in üvey kızı olan Polina’ya aşık. General :Çar ordusundan albaylık rütbesiyle emekli olmuş birisi.Kumara olan tutkusu yüzünden beş parasız kalmıştır. Polina :Generalin üvey kızı. Aleksey İVANAVİÇ’I sevmektedir ama bu sevgisini saklamöaktadır.Akıllı ve ağır başlı bir kızdır.Siyah gözleri ince uzun saçları vardır. Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA : Generalin halasıdır. Tehlikeli bir hastalık geçirmiştir.Çok zengindir. Mlle.Blanche :Tanınmış bir Fransız ailesindendir.25yaşlarında çok güzel bir bayandır. Uzun boylu,geniş omuzludur.Esmer cildi ve siyah gözleri vardır.Kunaz,kuşkulu ve kustah bir kadındır. 5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kumar insana maddi dünya özgürlüğünün en yücesini verir. Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar ,nefretler,zaferler kısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.Dostoyevski’nin bizzat kendi yaşadığı bu tutkuları ‘Kumarbaz’da ustaca bir üslüpla dile getirmesi romana ayrı bir güzellik katmış. 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Yazdığı ilk romanın adı 'İnsancıklar'dır.İkinci romanı Beyaz Geceler ile ünlenir. Yazdığı diğer romanları :'Suç ve Ceza', 'Budala', 'Cinler', Kumarbaz' . Karamazov Kardeşler adlı romanıyla sanatının zirvesine çıkar.Dostoyevski 10 şubat 1881’de ölür.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : Fırtınaya Karşı Gaye HİÇYILMAZ 1. KİTABIN KONUSU: Ekonomik nedenlerden ve büyük kent özleminin başlattığı göçün getirdiği sıkıntıları, kentte düşülen açmazları ve uyumsuzlukları anlatmıştır. 2. KİTABIN ÖZETİ: Mehmet, Ankaraya taşınacaklarının acı haberini güzel bir bahar günü alır. Acı haber olması onun oradaki yaşam koşulları hakkında azda olsa bilgi sahibi olmasıdır. Bu karara Mehmet dışında herkes bu olay için sevinmekte ve hazırlıklarını yapmaya başlamaktadırlar. Babası başkente yerleşeceği için mutludur. Oradaki iş imkanlarının çok ve parasının fazla olduğunu aklından geçirmektedir. Fakat babasının tasarladığı gibi değildir ve bunu kendiside bilmektedir. Mehmet bu kararın değişmesi içinde elinden geleni yapmak ister fakat onu dinlemeyeceklerini de biliyordur. Oralara gitmemiş bir çocuğun oralar hakkında kötü yargılara sahip olması arkadaşı Hayri’nin mektupları sayesinde fikir edinir. Hayri onun ilkokul arkadaşıdır. Hayri sarışın, zeki ve yaramaz bir çocuktur. Hayri’nin çok zeki bir çocuk olduğuna inanan köy öğretmeni onun buralarda harap olacağına başkentte daha iyi okullarda okuması gerektiğini anne ve babasına söyler. Ailesi ise fakir olmalarına rağmen çocuklarının ileriki hayatı için Ankara’ya giderler. Yanlarında Korsan adlı köpeğini götüremeyeceği için en candan arkadaşı olan Mehmet’e teslim eder ve bir gün onu almaya geleceğini söyler. Hayri Mehmet’e Ankara’yı her zaman mektubunda anlatır ve mutsuz olduğunu ona her defasında yazar. Bunları anne ve babasına anlatmak istemiştir fakat onu dinlemeyeceğini bildiği için vazgeçer. Her yerin yemyeşil ve mis kokulu olduğu bir bahar gününde köyden her tarafın bina ve dumanla kaplı olduğu büyük şehire hareket ederler. Orada onları Yusuf Amcaları karşılar ve onun evinin üstündeki penceresiz sıvasız derme çatlma bir evde otururlar. Yusuf Amcaları Şen Tepe’nin zenginlerinden olmasından dolayı saygı gösterilen birisidir. Kendisinin bir terzi atölyesi vardır ve babası orada hammal olarak çalışır. Yusuf Amcalarının oğlu Hakan ile birlikte oraları tanımak ve birazda görmek için dolaşırlar. Mahallenin çocuklarına hemen ısınır. Bu arada hemen kaynaşmalarının bir nedenide çocukların Korsan’a yaklaşmak istemelerindendir. Aralarından bir kişi Mehmet’in dikkatini çeker. Bu kişi mahallenin en fakir kişisidir. Muhlis’in de kendine ait bir atı olması onları birbirine daha çok yakınlaştırır. Muhlis eski eşya alım satımı yaparak geçimini sağlamaktadır. Muhlis’in atını abisi Ramazan askere gitmeden önce kömürcüden almıştır. At cılız ve çelimsizdir. Fakat iyi beslenmesi sonucunda güçlü bir at olacağına inanmaktadırlar. Muhlis ve Mehmet, Yıldız’a zengin semtlerdeki evlerin bahçesinden ot yolarak iyi bir besin kaynağı bulurlar. Yıldız birkaç hafta sonra kendini toparlamaya başlar. Bu arada yaşlı bir hanım olan Zekiye Hanımla tanışırlar. Aralarında iyi bir dostluk kurulur. Mehmet, Korsan’I Hayri’ye vermek için oturdukları yere gider. Hayri anne ve babasını kaybettikten sonra sokaklarda yaşadığını söylerler. Mehmet Hayri’yi götürmek ister fakat kabul etmez. Korsan’a da ilgi göstermez. Korsan Mehmetle geri dönmeyerek Hayri’nin yanında kalır. Günler geçtikçe bitkin ve perişan düşen Hayri ve Korsan Mehmet’in evine giderler. Mehmet fakir bir ailenin çocuğu olduğu için onları kendi yanlarına alamazlar. Onları Zekiye Hanım’ın yanına yerleştirir. O günden sonra Hayri kendini toparlayarak eski haline döner. Mehmet bir minibüsçünün yanında muavin olarak işe başlar. İşinin karşılığı olarak iyi ücret almaktadır. Muhlis’in abisi Ramazan bir gün askerden gelerek sürpriz yapar. Ramazan uzun boylu yakışıklı birisidir. Bu izin süresinde Mehmet’in ablası Hatice ile yakınlaşmaya başlarlar. Aralarındaki bağı dahada kuvvetlendirmek amacıyla piknik düzenlerler. Piknik bitimi dönüşte belediye görevlileri Korsan’ı vururlar. Herkes şaşkına döner. Bu işin ucu yaramaz ve huysuz bir çocuk olan Hakan’a dayanır. Mehmet içindeki kin ve öfkeyi Hakan’ı döverek üzerinden atmaya çalışır. Fakat Mehmet için önemli olan bunu yakın dostu Hayri’ ye nasıl anlatacağıdır. Günler sonra Mehmet’le Muhlis Yıldıza binerek Zekiye Hanım’ın ziyaretine giderler. Hayri’ ye olayı baştan itibaren anlatırlar. Hayhri olay karşısında üzülmez. Buda Hatyri’nin olgun ve olaylara geniş bir yelpazeden baktığının bir göstergesidir. Mehmet Hayri’nin tepkisine karşı bir yandan Korsan için üzülürken, Hayri için sevinir. Yağmur nedeniyle yollar çamurlu ve kaygan olduğu için eve dönerken araba devrilir. Elektrik tellerinin yerde sarkık olmasıyla Muhlis ve Yıldız orada hayatını kaybeder. Mehmet üzüntüsünü gidermek için hayalindeki planları gerçekleştirmeye başlar. Mehmet iyi güzelce bir tay alarak köyünün yolunu tutar. 3. KİTABIN ANA FİKRİ İnsanların artık kalıplaşmış bilgi dağarcığından çıkıp olaylara geniş bir yelpazeden bakması gerekir. Toplumumuzda insanların yaşları ile değilde fikir ve davranışlarıyla değerlendirmemiz gerektiğini anlatmaktadır. 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Hayri, parlak, sarı saçlı yakışıklı bir çocuktur. Aynı zamanda çok ta zeki bir kişiliğe sahiptir. Mehmet, 12-13 yaşlarında bir çocuktur. Kısa boylu, sevimli ve her işin üstesinden gelmesini bilen birisidir. Ramazan, yakışıklı, uzun boylu, esmer bir delikanlıdır. Aynı zamanda çok azimli, tuttuğunu koparan, her işin üstesinden gelen bir yapısı vardır. Zekiye Hanım, yaşlı ve sevecen birisidir. İnsanlardan yardımını esirgemeyen, yumuşak kalpli, zengin bir ev hanımıdır. Muhlis, fakir bir aile çocuğudur. Zeki ve ileri görüşlüdür. Aynı zamanda resme karşı çok büyük bir ilgisi vardır. 5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER Bence bu kitap gayet akıcı bir dille yazılmıştır. Bu yüzden kitabın sıkıcı olma özelliği yoktur. Ben şahsen bu kitabı zevkle okudum ve hiç sıkılmadım. Olaylar gayet inandırıcı nitelikteki olaylardır. Gerçek hayattada böyle durumlara rastlama olasılığı gayet yüksek. Bu kitap sade bir dille yazıldığı için anlaşılır ve herkes tarafından okunabilecek bir kitaptır.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti : HAYVAN ÇİFTLİĞİ GEORGE ORWELL 1. KİTABIN KONUSU : Bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir gün bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla beraber yaşamları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücedelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entriakların döndüğü anlatılmaktadır. 2. KİTABIN ÖZETİ : Olaylar İngiltere’de bir çiftlikte cereyan eder. Hayvanlar, çiftlik sahibi zalim Bay Jones’un boyunduruğu altında köle gibi yaşamaktadırlar. Yaşlı domuz Koca Reis, buna karşı çıkmak için bir devrim planlar ve hayvanları gizli bir toplantıya çağırır. Toplantıda tüm hayvanlara artık köle gibi yaşamalarının sonunun gelmesi gerektiğinden ve gördüğü bir rüyadan bahseder. Üç gün sonra da öldürülür. Kendisinden geriye konuşma esnasında söylediği İngiltere Hayvanları adlı şiiri kalmıştır. Fakat konuşması da çoktan diğer hayvanlarda ufuklar açmaya başlamıştır. Sahipleri Bay Jones’un yem saatlerini unttuğu bir günde önceden planlanmış olmamasına karşın aniden ,syaan patlak verir ve bu devrim umduklarından da kısa bir süre iççerisinde tamamlanır. Çiftliğin sahibi Bay Jones çiftlikten uzaklaaştırılır. Artık en zeki olarak tanımlanan domuzlar diğerlerine önderlik yapmaya başlarlar. İlk iş çiftliğin adını değiştirmektir. İsim kolayca bulunur. Bu sahibi sadecde kendileri olan çifttliğin adı bundan sonra “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” dir. Süreç içerisinde iki domuz öne çıkar: Nopolyon ve Snowball. Napolyon iri yarı, iyi konuşamayan ancak otorite sahibi; Snowball ise etkili konuşan, parlak zekaya sahip biridir. İkisi birlikte koca Reis’in fikirlerinden yola çıkarak “animalizm” adında bir öğreti ortaya koyarlar. Ardından da kamçıları, gemleri, burun halkalarını, zincirleri yok ederler ve aynı gün “yedi Emir”i yazıp ahırın kapısına asarlar. Yedi Emir şöyledir: Bütün bu kuralar tüm hayvanlar tarafından benimsenmiş ve beklenen devrim gerçekleşmiştir. Ancak zamanla Napoleon ve Snowball birbirini çekememeye başlayıp, ikisi de yeni düzenin tek adamı olmak istememektedir. Snowball çiftlikte elektrik üretimi için bir yeldeğirmeni yapılması gerektiğini söylediğinde Napolyon’un köpekleri tarafından çiftlikten sürülür.Ama buna rağmen yeldeğirmeni çalışmalarına başlanır. Burada Napeleon başta savunmadığı bu düşünceyi sonraları ne yapıp edip kendisinin de bunu savunduğu ancak Snowball’u çiftlikten göndermek için böyle söylediğine inandırır. Devrimin amaçlarından da hızla uzaklaşılmaktadır; başlarda vaadedilen çalışma saatlerinin azalacağı yiyeceklerin artacağı yönündeki sözler gitmiş aksine çalışma saatleri artmış, verilen yiyecekler azalmıştır. Bu arada domuzlar da hızla şişmanlamaktadırlar. Hatta yatakta yatmakta, içki içmektedirler. Hayvanların eşitliği ilkesine uymauyan bu davranışlar zamanla duvardan değiştirilerek domuzlar tarafından kendilerine uygun hale getirilir. Örneğin domuzların yatakta yatmaları ve içki içmeleri konusunda "Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır" ilkesini hatırlayıp hayrete kapılıyorlar. Hep beraber duvarın yanına gidiyorlar, ancak duvarda: "Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır" yazısını görüyorlar, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüyor, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamıyorlar bile. Tüm hayvanların eşitliği ilkesi Koca Reisle birlikte toprağa gömülmüştür kısacası. Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösteriyor. Buğday azalıyor, patatesler soğuktan donuyor ve yenile-meycek hale geliyor. Açlıktan dolayı ölümler baş-gösteriyor. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alıyor, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söylüyor ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösteriyor... Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan ediyor, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtüyor... Bunun üzerine hayvanlar; "hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir" ilkesini hatırlıyorlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidiyorlar. Ancak duvarda: "Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir" yazıldığını görüyorlar, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünüyorlar!. Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: "liderimiz" ,"Hayvanlar babası" , "Koyunlar hâmisi" , "Yavru hayvanların dostu" gibi üstün sıfatlarla anılıyor ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyor; mesala: genellikle tavuklar, "liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım" , havuzdan su içen inekler: "liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş" diyorlar... Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar oluyor... Yabancı hayvanlar çiftliğe giriyor, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ediyorlar..çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanıyor, bazıları ölüyor... Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyuluyor. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: "Neden tüfek atılıyor" diye soruyor. Domuz: "Zaferimizi kutlamak için"cevabını veriyor. Yaralı hayvan; "Hangi zafer" diye hayret ediyor. Domuz; "Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı" diyor. "Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler" karşılığını veriyor...Domuz: "Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık" diyor...Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutluyor, tebrik ediyor...Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış oluyorlar... Bir gece çiftlikte bir gürültü oluyor, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşuyorlar... çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görüyorlar, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkediyorlar. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını farkediyorlar!?.. Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan ediyor. Hayvanlar, "Bütün hayvanlar eşittir" ilkesini hatırlayıp, "bu nasıl eşitlik" diye kendi kendilerine söylenmeye başlıyorlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidiyorlar, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark ediyorlar, duvardaki bütün yazılar silinmiş, sadece şöyle yazıyor: "Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.” 3. KİTABIN ANA FİKRİ : Aklını kullanmayan hiçbir varlık için özgürlüğün değeri yoktur. 4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ : Bay Jones (insan): Çiftliğin sahibi olan bay Jones hakkında hayvanlar arasında bir insan ve aynı zamanda hayvan çiftliğinin eski sahibi olması nedeniyle de pek sevilmeyen birisidir. Hayvanlar onun kendilerini sömürdüğünü düşünmektedirler. Koca Major (domuz): Saygın ve sözü dinlenen bir hayvandır. Romanın başında yaptığı konuşmasıyla hayvanların ayaklanmasını sağlamıştır. İyi niyetli bir kişiliğe sahiptir. Şişman ve yaşlıdır çok az ömrü kaldığını söyler. Napeleon (domuz): Koca Major Öldükten sonra bayrağı onun elinden almış Snowball’I da saf dışı etmeyi başarmıştır. Hain ve sinsidir. Diğer hayvanları kandırmayı çok iyi başarır. Kendisini düşünür ve her zaman iktidar için her türlü kötülüğü yapmaya hazırdır. Başka varlıkşların zaaflarından yararlanmayı da çok iyi bilir. Günümüzün, kendisi iyiliği için her türlü kötülüğü yapmaya hazır insanını sembolize eder. Snowball(domuz): Başlarda Napoleon’un sıkı dostu olan bu domuz şsonraşarı Napeleon’un düşüncelerine ters düşer; çünkü onun kişiliğinde olumlu düşünmek ve sadece kendisini değil yanında sorumlu olduğu tüm varlıkları da düşünür. İyi olan bir düşünceyi asla saklamaz ve iyi niyetlidir. Romanda sonraları çiftlikten kovulur ve çiftlikte bundan sonra gelişen her tüürlü kötü olayda Naapeleon tarafından onun bir parmağı olduğu dedikodusu yayılır. Boxer(araba beygiri): Çalışkan ve itaatkar bir hayvan olup hep çalışmayı seven ve başka hayvanlarında çalışması için kna etme yoluna gideer. Onun için iyiliğinde kötülüğün de kaynağı çalışmaktır. Nitekim iyi niyetlidir ve bu onun sonunun bir kasapta bitmesine neden olur. Benjamin(Eşek): Asık suratlı ve yaşlı olan bu eşek her şeye olumsuz bir gözle bakar onun için iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Her zaman her şey olumsuz ve yararsızdır. Kitapta bu kahramanların dışında Napeleon’un özzel olarak yetiştirdiği ve sonradan özel güç olarak kullandığı 9 tane köpek bunların yanında Jessie ve Pincer adında iki tane daha bu 9 köpeğin ailesi, sonraları bay Jones ile kaçacak olan Moses –ki bu karga diğer hayvanlar tarafından dedikoducu olduğu için hiç sevilmemektedir- vardır. 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Yaptığım araştırmalarda gördüm ki aslında kitap Türk okurlarıyla ilk kez Halide Edip Adıvar’ın çevirisiyle buluşmuş. Dünya Edebiyatının aykırı ve sert fikirleri ile sarsan İngiliz yazar George Orwell’ın , Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ünlü bir yapıtıdır. Bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir.Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır. Orwell aynı zamanda toplum idealinin masalsı yanına da dikkat çekmiştir. Romanın bütününe yayılan komik unsur, basit bir güldürüyü değil, çok kapsamlı bir hicvi amaçlar. Halk masallarında, La Fontaine’de, fabllar ve folklorda benzer temalara rastlayabiliriz. Orwell’in hikayesinde yer alan hayvanlar ve çiftlik de benzer bir anlayışın ürünü. Orwell romanda kişilik tasvirleri de yapıyor, yaşanan her sıkıntıyı kendinden bilen ve daha çok çalışması gerektiğine inanan bir atı, sahibinin taktığı kurdelayı ve onun avucundan yediği şekerleri özleyip komşu çiftliğe kaçan başka bir atı, liderin söylediklerini çiftlik sakinlerine iletmekle görevli güvercinleri, lideri korumakla görevli dokuz adet köpeği, ve işi iyice yüzsüzlüğe vurup, yaptığı düzinelerce çocuğuyla çiftliği mülkü gibi kullanan, komşu çiftliklerin sahipleriyle kumar partileri düzenleyen lider domuz Napoleon’un şahsında baskıcı yöneticilerin gerçek yüzlerini okuyucunun zihnine kazıyor. 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: Kitabın yazarı George Orwell, 1903 yılında İngiltere’de doğmuştu. Zorlukla geçirdiği eğitiminin ardından 1921’de Burma’ya giderek beş yıl Britanya hükümeti adına polislik yapmış, ancak kendi ülkesinin sömürgeci yönetimine tahammül edemeyip Londra’ya geri dönmüştü. Bir ara Paris’te de yaşayan Orwell’in bu yıllardaki hayatı maddi sıkıntılarla doludur. 1933’e kadar yazdığı ilk iki kitabı “Burma Yılları” ve “Paris ve Londra’daki Sefalet Yılları”, bütünüyle yazarın yaşam hikayesini canlandırır. 1933’ten sonra gazeteci olarak İspanya İç Savaşı’na giden ve bir süre sonra Cumhuriyetçi saflara katılıp yaralanan Orwell, bu savaşta edindiği izlenimlerle “Katalonya’ya Selam” anı kitabını yazmış, kitapta yer alan Stalin ve reel sosyalizm eleştirilerini ise -1945’den sonra tamamladığı- “1984” ve “Hayvan Çiftliği” kitaplarında romanlaştırmıştı. II.Dünya savaşında ciğerlerinden hasta olduğu için geri hizmetlerde çalışan Orwell, 1950’de öldüğünde yeterince tanınan bir yazar değildi belki, ama 1984 yılında “1984” adlı kara ütopyasının hatırlanması ile birlikte, kısa zamanda yüzyılın önemli yazarlarından birisi haline geldi.
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
| ||||
| Ce: A'dan Z'ye roman özetleri :) Roman Özeti Davud Gerald MESSADİE 1. KİTABIN KONUSU: Yıllar önce İsrail’de yaşayan ve peygamber olan Davud’un halkın sevgisini kazanıp, birlik ve beraberliği sağlaması anlatılıyor. Günümüzde hala devam etmekte olan İsrail-Filistin savaşlarının tarihinin ne kadar eskilere dayandığı belirtiliyor. 2. KİTABIN ÖZETİ: Davud İsrail’de babasının sürülerini güden bir çobandır. Vahşi hayvanlara karşı giriştiği dövüşlerdeki başarısı ve gözü pekliğiyle tanınmıştır. İsrail’de İbraniler’in ilk kralı olarak tanınan Saul, Filistinliler’le savaşmaktadır. Filistî ordusunda Golyat adında bir canavar vardır. Bu canavar İbraniler’e dehşet saçmakta, Saul’un ordusunu perişan etmektedir. Davud bu olaydan haberdar olur ve çok ustaca bir yöntemle kimsenin yanına bile yaklaşamadığı Golyat’ı öldürür. Böylece Saul’un ordusunun ve tüm halkın sevgisini kazanır. Ayrıca Saul’un oğlu Yonatan’la kardeş olur ve onun kardeşi, Saul’un kızı Prens Mikail’le evlenir. Halkın Davud’u çok sevmesi, Saul’a karşı eski ilginin azalması Saul’un Davud’u kıskanmasına neden olur. Birgün İsrail halkı tarafından her dediği emir olarak nitelendirilen kahin Samuel, Davud’u tüm kavimlerin yeni kralı olarak seçer. Halk onu kral olarak tanır. Saul’la uzun mücadelelerden sonra Davud tahta çıkar. Saul ise krallığının hala devam ettiğini öne sürmektedir. Davud kısa sürede kendisini sevenlerden bir ordu oluşturur. Saul’a karşı savaşır ve onu yener. Daha sonra İsrail’de ayrı olarak yaşayan kavimleri toplar, İsrail’i birleştirir. Kudüs’ü alarak halkının başkenti yapar. Kutsal olarak bilinen Ahit Sandığı’nı Kudüs’e getirtir. Böylece yüz yıllardır sağlanamayan birlik ve beraberlik, bu üstün insan sayesinde sağlanmış olur. 3. KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanlar ancak doğru ve dürüst davrandıkları zaman hak ettikleri yerlere gelebilirler. Başarılı kişileri kıskanıp onları engellemek yerine onların nasıl başarılı olduklarını öğrenip, bizde bu yolla başarılı olmaya çalışmalıyız. 4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: 1.DAVUD: Hem masum hem de kurnaz bir insandır. Amansız bir savaşçı, çekici bir erkektir. Birçok özellik mükemmel denilecek seviyede kendisinde toplanmıştır. Çok çalışkan ve zeki birisidir. 2.PRENS MİKAİL: Davud’a deli gibi aşıktır. Çok güzel, çekici, erkekler tarafından hayranlıkla izlenen bir kadındır. Davud’a iki tane çocuk vermiştir. 3.KRAL SAUL: Kıskanç, kendinden başka herkesi küçük gören birisidir. Halkından çok kendini düşünmekte, saltanat korkusuyla önüne geleni idam ettirmektedir.Genç yaşında kral olmak onu bencil yapmıştır. 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSî GÖRÜŞLER: Davud, hem tarihi konuları hem de savaşları içeren akıcı bir roman. İsrail ve Filistin savaşlarının tarihini merak edenler için okunması gereken bir kitap. Çok sade bir dille yazılmış. 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: GERARD MESSADİE: 1931’de Kahire’de doğdu. Bir Cizvit mektebinde öğrenim gördü. Katolik ve Ortodoks Rumların, Sünnî ve Şiî Müslümanların, Kıptîlerin, Ermenilerin birlikte yaşadığı, dünyanın en kozmopolit coğrafyasında büyüdü. Paris’e yerleştikten sonra 1955’te ilk romanını yayımladı. L’Homme qui devient dieu(1988) adlı incelemesi büyük yankı uyandırdı. Yazarın Musa adlı iki ciltlik romanı vardır
__________________ Nedir ßu DeLiLiK NeDiR ßu CıLgınLıK İÇiM İÇiMe SıĞMıYoR ßeNLiĞiMDe TaRiFSiZ TaŞıDığIM DuYGuLaR CANIM SENİ İSTİYOR.. ![]() /|\ ./\. |
![]() |
|