Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar

Duyurular

İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #1 (Daim)  
Alt 17.07.06, 11:22
Brifkanî Lawkêxizir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Kurdu
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Kâlû Belâ
Mesajlar: 503
Karizma Puanı: 141
Brifkanî Lawkêxizir has a spectacular aura aboutBrifkanî Lawkêxizir has a spectacular aura aboutBrifkanî Lawkêxizir has a spectacular aura about
Brifkanî Lawkêxizir - MSN üzeri Mesaj gönder Brifkanî Lawkêxizir - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Efendimizin Değerli Eşleri

Hz. HATICE (r.ah)
Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s)'in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanimlarinin ilki.
O, Araplarin en asil kavmi olan Kureys kavminden ve Kureys kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi. Babasi Huveylid, annesi Fâtima'dir (Ibn Ishak, es-Sîre, Nesr. Muhammed Hamidullah, s. 60).
Hz. Hatice'nin baba tarafindan soyu Kusay'da Peygamberimizin baba tarafindan soyu ile birlestigi gibi, annesi tarafindan da soyu yine Peygamberimizin baba tarafindan dedesi olan Lüey'de bilesmektedir (M. Asim köksal, Islâm Tarihi, Mekke Devri, 96).
Hz. Hatice, ticaretle ugrasan zengin, haysiyetli, serefli bir kadindi. Ücretle tuttugu adamlarla Sam'a ticaret kervanlari düzenlerdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dogru sözlü, güzel ahlâkli ve son derece kendisine güvenilen bir insan oldugunu ögrenince, O'na ticaret ortakligi önerdi. Hz. Muhammed (s.a.s) Hz. Hatice'nin bu teklifini kabul etti. Hz. Hatice O'nun baskanliginda bir ticaret kervanini Sam'a gönderdi. Ayni zamanda kölesi Meysere'yi de O'nunla beraber gönderdi. Meysere, yolculuk sirasinda Hz. Muhammed (s.a.s.)'de harikulade hallere sâhid oldu. Gittikleri yerde, Peygamberimiz (s.a.s.) satacaklarini satti ve alacaklarini da aldi. Ondan sonra geri döndüler. Hz. Hatice bu ticaret kervanindan çok memnun oldu. Daha önce gönderdigi ticaret kervanlarina nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkinda Meysere'yi de dinleyince, O'na olan itimadi ve sevgisi daha da artti. O'na anlastiklari ücretten fazlasini verdi ve Hz. Muhammed (s.a.s)'e evlenme teklifinde bulundu (Ibn Ishak, a.g.e., 59).
Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu amcasi Ebu Talib'e anlatti. Ebu Talib Hz. Hatice'yi Hz. Muhammed (s.a.s.) için istedi. Iki aile anlasti. Dügünleri o zamanin örf ve adetlerine göre, Hz. Hatice'nin evinde yapildi. dügünde Ebû Talib ve Hz. Hatice'nin amcasi Amr b. Esed birer konusma yaptilar. Ikisi de konusmalarinda hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkinda güzel seyler söylediler. Ondan sonra misafirlere ikram yapildi, yemekler yenildi. Ebû Talib nikâhlarini kiydi. Mehir olarak 500 dirhem altin tesbit edildi (Ibn, Sa'd Tabakat, VIII, 9).
O zaman, rivâyetlerin ekseriyetine göre, Hz. Muhammed (s.a.s.) 25 ve Hz. Hatice 40 yasinda idiler. Aralarinda 15 yas fark vardi (Ibn Hacer, el-Isâbe, 539). Bazi rivâyetlerde bu yas farkinin daha az oldugu kayitlidir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in evlendigi ilk kadin, Huveylid'in kizi Hatice'dir. Hz. Hatice ilk olarak Atik b. Aziz'le evlendi, ondan bir kizi oldu. Onun ölümünden sonra, Temim ogullarindan Ebû Hale ile evlendi. Ondan da bir oglu ve bir kizi oldu. Onun da ölümünde sonra, Rasûlullah (s.a.s.) ile evlendi (Ibn Ishak, a.g.e., 229).
Hz. Hatice'nin Rasûlullah (s.a.s.)'den Fâtima, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adinda dört kizi, Kâsim ve Abdullah adinda da iki oglu dünyaya geldi. Kelbî'nin rivâyet ettigine göre, önce Zeynep, sonra Kâsim, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtima, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi. Ali b. Aziz el-Cürcânî de, Kâsim'in Zeynep'ten daha önce dogdugunu nakletmistir (Ibn el-Esir, Usdü'l-Gâbe, I, 434).
Hz. Hatice(r.anha), Rasûlullah (s.a.s.)'e, Peygamberliginden evvel son derece saygi gösterip onu mutlu ettigi gibi, Peygamberligi döneminde de, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kilip ona ilk cemaat olan kisi vasfini kazandi. Daima Hz. Muhammed (s.a.s.)'e destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranis ve sözleri ile, onun basarilarina katkida bulunmaya çalisti.
Hz. Hatice, Rasûlullah (s.a.s.)'e (Allah kendisini Peygamberlikle sereflendirdigi zaman) teskin etmek için; "ey amca oglu, beni melek geldigi zaman haberdar edebilir misin?" diye sordu. Resûlullah (s.a.s.); "evet" cevabini verdi. Bir gün Hatice'nin yaninda iken, ona Cibril geldi ve; "Ey Hatice! Iste bu Cibril'dir, bana geldi" dedi. Hatice "Su anda onu görüyor musun?" diye sordu. "Evet" karsiligini verdi. Hatice bu kez sag tarafina oturmasini söyledi. Rasûlullah (s.a.s.) Hatice'nin sag tarafina oturdu. Hz. Hatice; "Simdi görüyor musun" sorusunu tekrarladi. Rasûlullah (s.a.s.) yine olumlu cevap verince, Hz. Hatice örtüsünü çikarip atti. O sirada Rasûlullah (s.a.s.)in hâlâ kucaginda oturuyordu. "Onu, simdi görüyor musun?" diye tekrar sordu. Rasûlullah (s.a.s.) bu kez "hayir" cevabini yerince, Hz. Hatice; "Bu seytan degil; bu kesinlikle melek, ey amca oglu! Sebat et, seni müjdelerim" dedi (Ibn Ishâk, a.g.e., 114).
Hz. Hatice(r.anha), Allah'in selâmina ve Rasûlullah (s.a.s.)'in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve serefli bir kadindi. O, imanda, sabirda, iffette, güzel ahlâkta, kisacasi her yönü ile örnek olan bir anneydi. Rasûlullah (s.a.s.); "hristiyan kadinlarinin en hayirlisi Imrân'in kizi Meryem, müslüman kadinlarinin en hayirlisi ise. Hüveylid'in kizi Hatice'dir" buyurdu. Bu konudaki diger bir hadisinin meali söyledir: " Dünya ve âhirette degerli dört kadin vardir. Imran'in kizi Meryem; Firavun'un karisi Asiye, Hüveylid'in kizi Hatice ve Muhammed (s.a.s.)'in kizi Fâtima" (Ibn Ishak, a.g.e. s. 228).
Bir gün Cebrâil (a.s.) Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek söyle buyurdu: "Hatice'ye Allah'in selâmlarini söyle." Rasûlullah (s.a.s.): "Ya Hatice, bu Cebrâil'dir, sana Allah'tan selam getirdi" deyince, Hz. Hatice, Allah'in selamini büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil'e de iadei selâmda bulundu (Ibn Hisâm, es-Sîre,, I, 257).
Allah'in rizasini, yuvasinin mutlulugunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düsünen bütün anneler için en güzel örnegi teskil eden Hz. Hatice (r.a.), nübüvvetin onuncu yilinda, Ramazan ayinda vefât etti ve Mekke'deki Hacun kabristanina defn edildi (M. Asim Köksal, a.g.e. s. 302).
Nureddin TURGAY
Not: Metin Enfal`den alinmistir ( [Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ] )
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:18
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Resulü Ekrem (s.a.v) Huzeyme kabilesinden Ebu Ümeyye kızı Ümmü Seleme Hind (r.a) ile evlendi. İslam tarihi bu hanımın bir çok kahramanlıklarını kaydediyor. Zira Uhud savaşında, mücahidlerin safları arkasında çalışmış ve çok faydalı işler yapmıştı. Çok akıllı ve rey'i dürüst bir hatun idi. Müslüman olduğu için çok zahmetler çekti. Bu zorluk ve sıkıntılar onu dininden caydıramadığı gibi bilakis imanını kuvvetlendirdi.

Kocası Abdüselet oğlu Abdullah Ebu Seleme (r.a) hazretleriyle Habeşistan'a hicret ederek dini uğrunda öz memleketlerini terkettiler. Seve seve her türlü zahmetlere sıkıntılara katlandılar. Kocası Abdullah Ebu Selem, Resulullah'ın (s.a.v) halası oğlu olduğu gibi aynı zamanda süt kardeşi idi de... Bu kahraman insan çok meşakketler çektiği halde dininden zerrece soğumadı ve zillet göstermedi. Uhud savaşında büyük kahramanlıklar göstererek imtihanında muaffak oldu. Adeta ölüme aşık olanlar gibi çarpıştı, derin yaralar aldı. Harpten sonra iyileşti. İsyan eden Beni Eset kabilesiyle çarpışmak üzere bir ordu hazırladı. Bu orduya kumandan tayin olundu. Allah'ın (c.c) yolunda muharebe ede ede eski yaraları açıldı, elemi şiddetlendi. Savaş meydanını terke mecbur oldu. Sekerat halinde iken Resulullah (s.a.v) ziyaretine teşrif buyurdu. Yanına oturdu, gözlerini mübarek elleriyle kapattı, kendisine Cennetle dua etti. Bürre, Seleme, Ümre ve Dürre adında dört çocuğu vardı. Yetimlerin arkalarını okşardı, ailesi Ümmü Seleme'ye (r.a) başsağlığı diledi.

Ümmü Seleme (r.a) rivayet ediyor :

"Kocamın ölümünden çok önce Hz. Muhammed'den (s.a.v) işitmiştim, şöyle buyurmuştu :

"Müslümana bir musibet isabet eder de o da ' Biz Allah'ın (c.c) malıyız ondan geldik ve yine ona dönücüyüz.' (Bakara Suresi - 156) ayetiyle istirca'a ederse ve sonra da "Ey Allah'ım, bu musibetinden dolayı beni hayır sahibi yap ve kaybımdan daha hayırlısını nasib eyle." derse elbette Allah (c.c) ondan daha hayırlısını nasib eder."

"Kocam Ebu Seleme (r.a) vefat ettiği zaman, kocama çok bağlı olduğum için şöyle düşünmüştüm : Ebu Seleme'den daha hayırlı bir koca nerede bulunur? O, Resulullah'ın arkadaşlığını yapmış, bütün harplere iştirak etmiş bir mücahittir."

"Her ne ise, Resulullah'ın (s.a.v) daha evvelce söylemiş olduğu Hadis-i Şerifi tatbik ettim. Hakikaten, kocamdan daha hayırlı olan Allah'ın elçisi bana nasip oldu."

Ümmü Seleme (r.a) iddetini doldurduktan sonra Resulullah (s.a.v) şehid düşmüş süt kardeşinin bunca fedakarlıklarının karşılığını verebilmek için, ona bir elçi göndererek kendisine, yetim ve bikes kalmış çocuklarına bakmak üzere evlenmek teklifinde bulundu.

Ümmü Seleme (r.a) elçiye :

- "Mazur görsünler, ihtiyar bir kadınım. Dört yetimim var, hem de çok kıskancım." dedi.

Allah'ın (c.c) Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v) ona şöyle cevap gönderdi :

- "Yetimleri zaten yanıma almak isterim. Kıskançlığın için de Allah'a yalvaracağım ki onu kalbinden götürsün. İhtiyarlık ise, o bizi davamızdan geri bırakacak bir illet değildir."

Ümmü Seleme (r.a) muvafakat gösterdikten sonra evlenme işi tahakkuk etti. Resulü Ekrem (s.a.v) dört yetimin terbiyesine devam etti. Geniş kalbini onlara açtı, öyle ki çocuklar merhum babalarının ölmesini dahi hissetmediler. Çünkü babalarından çok daha merhametli ve daha hayırlı, insanların en hayırlısı bir baba vardı...

Ey gençler!.. Allah (c.c) için hilecilere, münafıklara söyleyiniz...Acaba bu evlenmeye ne derler? Altmışbeş yaşına yaklaşmış dul ve dört yetimin annesi ile altmış yaşını idrak etmiş ve başka zevceleri de bulunan bir Peygamber-i Zişan evleniyor. Acaba bu evlenmede ilahi hikmetler yoksa ne olabilir? Nefis duygusu var mıdır...Haşa bin defa haşa... Eğer bu evlenmelerde Peygamber-i Zişan'ın gayesi, lezzet ve nefis perestlik olsaydı önünde çok geniş imkanlar vardı. Dul ve dört yetimin annesiyle değil belki yeni yetişmiş bakire kızlardan bir tanesiyle evlenebilirdi.

Hayır ey münkir!.. Allah'dan (c.c) sonra merhametlilerin en merhametlisinin buradaki gayesi, ancak ve ancak fedakarlık, merhamet ve şefkat idi. Allah'ın (c.c) bütün salat ve selamı onun olsun. O bütün beşere, bütün aleme nümunedir. Rabbimiz bizi O'nun hidayetine ermişlerden eylesin. Validemiz Hazretleri Ümmü Seleme Hind'den (r.a) de Allah (c.c) razı olsun... AMiN...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:21
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Ümmü Habibe (r.a) Emevi kabilesinden Ebu Süfyan'ı n kızıdır. Hicretin altıncı veya yedinci senesinde Resulullah (s.a.v) Efendimizle evlenmişlerdir. Babası Ebu Süfyan ve kabilesi Abduşems, ilk zamanlarda, Resulullah'ın (s.a.v) kabilesi Beni Haşim'e İslam'a ve İslam'ın yüce Peygamberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) şiddetle düşman idiler. İslam'ı ve İslam'a daveti durdurmak ve İslam'ı yok etmek düşünce ve kararındaydılar. Ancak buna muaffak olamıyorlardı. Derin bir umutsuzluk ve hüsranla gerilemek mecbriyetinde kalıyorlardı. Mekke'nin erkek ve kadınları müslüman oluyorlardı. Hatta Ebu Süfyan'ın kızı Habibe de bunlar arasında bulunuyordu. Kocası Cahş oğlu Ubeydullah ile dinleri uğrunda, babasının yüzünü görmemek için Habeşistan'a kaçmıştı. Kocası da, kendisi de müslüman olarak Habeşistan'a hicret ettiler. Ne hazindir ki sonraları kocası, mübeccel ve muazzam dinini terkederek Hristiyan oldu. Bunun üzerine Ümmü Habibe (r.a) ondan uzaklaştı. Bir daha onu yanına asla yaklaştırmadı. Yüce İslam dini yolunda çok zahmetler çekti. Bir taraftan kocasından ayrılmış, yalnız, hamisiz ve bakımsız kalmıştı. Diğer taraftan da Kureyş'in baş kumandanı ve harp meydanlarının kahramanlarından olan babası Ebu Süfyan'ın ve annesi Hind'in, kendisine yapacakları kötülüklerden korkuyordu. Ümmü Habibe (r.a) bu korkulara raığmen dinini de muhafaza ediyordu. Ancak sabrı günden güne daralıp tükeniyordu. Kocası mürted olduğu halde Habeşistan'da öldü. Yalnız, kimsesiz ve garip olarak yaşamaya devam etti. Ne yapacağını bilmiyordu. Her işini Allah'a (c.c) havale etti :

"Kim ki Allah'a tevekkül ederse, Allah ona kafidir." (Talak Suresi - 3)

Hakikaten Allah (c.c) ona kafi geldi ve onun kefili oldu. Onu korudu. Şöyle ki : Resulullah (s.a.v) onun üzgün ve müteessir halini işitti. Büyük kalbi onun için üzüldü. Bu güne kadar çekmiş olduğu üzüntülerin karşılığını vermek istedi. Derhal Habeşistan İmparatoru Necaşi'ye bir mektup yazarak :

"Vekilim olarak Ümmü Habibe'yi bana al." dedi. Necaşi Resulullah 'ın (s.a.v) bu haberini Ümmü Habibe'ye (r.a) iletti. Ümmü Habibe (r.a) nerede ise sevincinden uçacaktı. Kalbi sürurla doldu, mesrur oldu. Ne kadar memnun kaldığını ancak Allah (c.c) bilir. Necaşi ona izzet ve ikramda bulundu. Resulullah'ın (s.a.v) yerine ona 400 dinar mihr-i müaccel ile birçok hediyeler verdi. Ona ikramda bulundu ve Hasna oğlu Serahbil ile Medine'ye yollandı. Medine'ye vardığı zaman Resulullah (s.a.v) ile akd-i nikah yapıldı. Nikahı, kendisine en yakın akrabası olan Hz. Osman (r.a) kıydı.

Dünyanın en akıllı şahsiyetleri bile bu büyük siyaset karşısında aciz kalır. Eğer Alah'ın (c.c) nusreti olmasaydı Hz. Muhammed (s.a.v) de bu siyasette muaffak olabilirmiydi? Resulullah (s.a.v) bu evlenme ile kendine karşı olan Emevilerin düşmanlığını biraz da olsa hafifletti. Rivayet ediliyor ki:

İslam düşmanı Ebu Süfyan bu haberi işittiğinde Resulullah'ı (s.a.v) şu sözleriyle övdü :

"O baş kumandandır, emirdir. Onun kolunu bükebilen var mıdır?" Böylece eniştesi Hz. Muhammed (s.a.v) ile iftihar etti.

Bu evlilikle Resulü Ekrem (s.a.v), O sabırlı mücahideyi büyük bir darlıktan kurtardı. Şerefli ve büyük kabul edilen bir ailenin kızı olduğu için onu kendine küfüv olarak seçti. Çünkü küfüv olmayan birisiyle evlenmiş olsaydı Emeviler bir fitne kaparacaklar : "Bizim şerefimiz payimal oldu." yaygarasını çıkartarak kavimlerini, yardımcılarını ve bütün Arab alemini henüz pek kuvvetli olmayan Müslümanların aleyhine kışkırtacaklardı.

Resulullah (s.a.v) Efendimiz bu hanımla evlendiğinde Ümmü Habibe (r.a) 55 yaşındaydı. Durum bundan ibaret iken iftiracıların ; "Bu kadar çok evlenmeler nefisperestliktir." sözlerinin ne kıymeti kalır? Ey inatçı müfteriler!.. Dikkat ediniz, bütün bu evlenmeler Hz. Muhammed (s.a.v) elli-altmış yaşları arasında iken olmuştur. Hz. Aişe (r.a) hariç diğer zevcelerin hepsi de dul ve yaşları da ellibeşten aşağı değildi. Bazılarının da birkaç tane yetimi vardı. Bu yaşta , bu şartlar altında yapılan evlenmeyi eğer şehvetperestlikten başka bir sebeb hamletmezseniz sizin asla insafınız yoktur ve artık yok olsun!...

Resulullah (s.a.v) birden fazla evlenmesinde birçok yüce hikmet ve insani gayeler vardır. Öyle ki, eğer bu dine ve onun saliklerine hased edenler o hikmetleri bilmiş olsalar, derhal bu dinin azametinin ve kudsiyetinin önünde secdeye kapanırlar ve aciz olduklarını itiraf ederlerdi. Gerçeğin şu ilahi emirde açıklanmış bulunduğunu kabul ederlerdi :

"Allah katında din, şüphesiz İslamiyettir." (Ali İmran Suresi - 19)

Ümmü Habibe (r.a.) Validemizden sadır olan bir hadiseye temas etmeden geçemiyeceğim. şöyle ki : Bir gün, o vakitte, küfrün direği olan Ebu Süfyan, kızı Ümmü Habibe'yi dininden caydırmak için evine geldi. Orada bulunan yatağın üzerine oturmak istedi. Ümmü Habibe (r.a) hemen yatağı kaldırdı. Ebu Süfyan :

- "Kızım, yatağı mı bana layık görmüyorsun, yoksa beni mi yatağa layık görmedin?" dedi.

Ümmü Habibe :

- "Senin o yatağa oturmanı layık görmüyorum. Çünkü o yatak Resulullah'ın (s.a.v) oturdugu yataktır. Sen oraya oturamazsın, zira müşrik ve necissin!.." dedi.

Ebu Süfyan öfkelendi ve :

- "Benden ayrıldıktan sonra sana şer isabet etmiş dedi."

Ümmü Habibe :

- "Hayır ... Bana şer değil hayır isabet etmiştir." diye cevap verdi.

İslam tarihi bu büyük olayı kaydeder. Bu hadise, iman nuru ile dolu olan nefislerin kuvvet ve aksiyonunu gösterir. Öyle aksiyon ki, insanın gönlündeki davası uğrunda, gözünde olan her şeyi terkettiğini gösterir. Hatta babasını, evladını ve ecdadını dahi...

Ümmü Habibe (r.a.) Validemiz bu sözlerle babasına büyük bir ders vermişti. Öyle bir ders ki, o zamanın küfür reisi olan Ebu Süfyan'ın (r.a) kuvve-i maneviyesini sarstı ve temelinden tahrip etti. Onu umduğundan mahrum olarak geri çevirdi. Artık kızına bile sözü ve tahdidi geçmiyordu. Mü'minler bu hadiseyi duyunca Ümmü Habibe'nin (r.a) şanı daha da yüceldi. Herkes ona daha çok izzet ve ikram etmeye başladı. O'nun şahsında İslamın kahraman ruhu ta'zim ve tebcil edildi.

Daha sonra babası Ebu Süfyan, İslam nuru ile müşerref oldu. Müslümanlığı da ciddileşti. O, Resulullah 'tan (s.a.v) çok iyilikler görmüştü. Mekke'nin fetih gününde Hz. Muhammed (s.a.v) onu taltif etti. Şöyle ilan ettirdi :

- "Mescid-i Haram'a ve Ebu Süfyan'ın evine sığınanın hayatı garanti edilmiştir.

İşte yüce İslam dini böyledir. Daima kötülükleri affeder ve iyilikle mukabelede bulunur. Herkese müstahak olduğu derece ve mertebeyi verir. Mümkün olduğu kadar müsamaha eder.

Ümmü Habibe (r.a) ile Resulü Ekrem'in (s.a.v) evlenmesi, Efendimizin büyüklüğüne, çok derin basiret sahibi bir kişi olduğuna ve dürüst bir rey'e malik bulunduğuna en açık delildir. Mü'minler için O ne derece merhametliydi. Allah (c.c) bütün müslümanlardan ve anneleri Ümmü Habibe Remle'den razı olsun!.. Amin...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:23
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Ebu'l Hakik oğlu Kenane'den dul kalmıştır. Safiye'nin (r.a) babası Huyey, Beni Nadir'in önderi ve reisi idi. Ailesi o kabilenin en şerefli ailesiydi. Safiyye (r.a) Hayber savaşında esir edilmişti. Müslümanlardan Dahiyye adında bir zatın payına düşmüştü. Bir kısım Ashab-ş Kiram biraraya gelere, aralarında müşavere ettiler ve şu karara vardılar : "Safiyye, Nadir ve Kureyza kabileleri reisinin kızıdır. O ancak Resulullah'a (s.a.v) layıktır." dediler. Resulullah (s.a.v) bu kararı kabul ederek Safiyye'yi azad etti ve onunla evlendi. Bu evlenmeyle, Resulullah'ın (s.a.v) amansız düşmanı olan Nadir Kabilesi biraz da olsa düşmanlıklarını azaltmış oldu. Resulullah (s.a.v) bu kadına ikram ve iltifat etti. Hatta onu ehlinden ve aşiretinden üstün tuttu. Varittir ki, Resulullah (s.a.v) onu azadettiği zaman kendisine : "İstersen kavmine git, istersen bende kal, muhayyersin." buyurdular. O da Allah'ı (c.c) ve Resulünü (s.a.v) seçti. Müslümanlığını ilan etti ve eskiden beri İslamiyeti sevmediğini de açıkladı. Ehlini, kavmini ve aşiretini terkederek, kendisi için, bu emin Peygamberin yanında kalmanın daha hayırlı olduğunu anladı.

Cafer oğlu İbrahim babasından, o da babasından, şöyle rivayet ediyor :

"Safiyye Resulullah'ın (s.a.v) huzuruna girdiği zaman, Resulullah :

- "Senin pederin daima aleyhimde çalışarak düşmanlık yaptı, ta ki düşmanlık onu öldürdü." buyurdu.

Safiyye de :

- "Ey Allah'ın (c.c) elçisi Cenab-ı Allah : "Hiç kimse, kimsenin yükünü kaldırmaz." buyuruyor, dedi...

Resulullah (s.a.v) :

- "Ya Safiyye!.. Eğer İslamiyeti kabul edersen seninle evlenmeye hazırım. Eğer yahudiliği seçersen, seni kavmine geri göndereyim." buyurdu.

Safiyye :

- "Ey Allah'ın Resulü!.. İslamı sevdim seni tasdik ederim. Huzuruna beni henüz çağırmadan evvel, baksana ben kendiliğimden geldim. Yahudilikle benim hiç bir ilgim kalmamış ve ona artık ihtiyacım da yoktur. Ne oğlum ne de kardeşim vardir. Sen beni küfürle iman arasında muhayyer kıldın. Allah ile Resulü benim için daha hayırlıdır. Azad olmak ve kavmime geri gitmekten vazgeçtim. Senin yanında kalacağım." dedi.

O zaman Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz :

- "Bu halde seni kendime seçtim." buyurdular.

Bu konuşma onun çok zeki bir kadın ve iyi yetişmiş bir insan olduğunu gösterir. Aynı zamanda bu hadise, İslamın yüceliğine delalet eder. Artık İslamiyet kalplerde yerleşmiştir. Eğer muvakkat bir zaman için batıl hakkı örtbas ederse de er-geç hak galip gelecektir. Bu konuda Kuran-i Kerim'de şöyle buyrulmuştur :

"Habibim söyle... Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl yok olmağa mahkumdur." (Isra Suresi - 81)

Ehl-i insaf acaba bu evlenmeye ne derler. Burada büyük bir hikmet yok mudur?. Resulullah (s.a.v) kendine kötülük yapan yahudiye iyilik yaptı, bir de İslam ve imani seçmiş olan bu hanıma ne güzel mükafat vermiş oldu...

Babasının Resulullah'a (s.a.v) karşı olan husümetine yine devam etmesi, Yahudi milletinin kötü kalbi ve yaradılış icabı olduğıuna bir delildir. Zira yahudilerin yaratılışı şer, hile, buğz, istememezlik, münafıklık, müslümanlığın ve Resulullah'ın düşmanlığıdır. Kur'an-ı Kerim, yahudilerin tehlikesine nazar-i dikkatimizi çekiyor, yaradılışlarında fesat mevcut olduğunu bildiriyor. Yaradılışın değiştirilmesi ise mümkün değildir.

Resulullah'ın (s.a.v) , Safiyye (r.a) ile evlenmesinde büyük hikmetler vardır. Bunu ancak akıllı olanlar anlayabilirler. O günkü yahudiler de tabii ki bu günkü yahudiler gibiydiler. Bununla beraber Resulullah (s.a.v) iyilik ve hayırdan ayrılması mümkün değildi, onlara arasıra yine de iyilik yapar, sonra habaset ve bedbahtlıklarıyla başbaşa bırakırdı. Onlar ise içlerindeki hasedle kıvranırlardı. İslam'a ve müslümanlara zarar vermek için çaba sarfederlerdi. Allah (c.c) bizi, dalalete sapmış bu taifenin şerrinden kurtarsın. Amin!.. Ondört asırdan beri bizi bu fasid güruhun şerrinden sakındıran İslam nuruna, Allah (c.c) onları da hidayet etsin...

Bu gün biz müslümanlar, Kur'an-i Kerim'in yapıcı vasiyetlerini tutamadığımızdan, dinimizin emirlerinden gafil olduğumuz için ve mal ve evlerimizin bizi meşgul etmesinden dolayı, bu kurnaz güruhun, aptal yahudi'nin oyuncağı olduk. Allah (c.c) onları ıslah etsin. Amin!...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:26
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Resulullah (s.a.v) sevgili eşi Hz. Aişe'den (r.a) sonra Hattab oğlu Ömer'in kızı Hafsa (r.a) ile evlendi...

Hafsa validemiz Ensarlı Huzafe oğlu Hanis'den dul kalmıştı. Hz. Aişe ile olan evlilikte rol aynayan illet ve hikmetler Hz. Hafsa ile olan evlilikte de aynen gösterilebilir.

Hz. Hafsa (r.a) Arap kahramanı, müslümanların adil sultanı, Resulullah (s.a.v) emin halifesi ve bahadır kumandanı Hz. Ömer'in (r.a) kızıdır. Ömer (r.a) öyle bahadırdı ki, Resulullah (s.a.v) onun için : "Rüyamda Ömer'den daha bahadır ve çalışkan görmedim." buyurmuşlardır.

Hz. Ömer (r.a) öyle bir bahadır idi ki Allah (c.c) onun lisanı ve eliyle beraber idi. Onunla İslam aziz ve galip kılındı. Öyle bir kumandan idi ki, o konuştuğu zaman bütün dünya yerinden oynar ve mahlukat titrerdi. Nasıl böyle olmasın?.. O parlak bir nur idi. Bu ümmet onunla nurlandı. O Cennetliklerin lambasıdır. O' nun müslüman olmasıyla bütün melekler birbirini müjdelemişlerdi. Bu konuda İbn-i Abbas (r.a) Hz. Peygamber'den (s.a.v) şöyle bir hadis rivayet eder :

"Allah'ın (c.c) rahmeti Ömer'e olsun. Ömer müslüman olduğu zaman Cebrail (a.s) bana geldi ve dedi ki : Melekler Ömer'in müslüman olmasıyla birbirlerini müjdelediler, Ömer ehl-i cennetin lambasıdır."

Resulullah (s.a.v) bu büyük bahadırla akrabalık kurmakla ona daha çok yaklaştı. Bu yakınlaşma ile bahadır kumandana, ikinci halifeye güzel bir mükafat verdi. Kurulan bu akrabalık, birinci vezir Ebu Bekir ile onu müsavi kıldı. Ebu Bekir'le Ömer, Resulullah'ın (s.a.v) kulağı ve gözü mesabesinde idiler.

Beyhaki rivayet ediyor ki : Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur :

"Allah (c.c) gök ehlinden Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s) yer ehlinden de Ebu Bekir (r.a) ve Ömer (r.a) ile beni takviye etti."

Yine aynı kaynakta : "Ebu Bekir ile Ömer gelirlerdi. Resulullah (s.a.v) onları görünce :"Bunların, ikisi kulağım ve gözüm musabesindedir." buyururdu.

Hz. Ömer (r.a) şöyle buyurmuştur : "Resulullah (s.a.v) camiye girdi. Sağında Ebu Bekir (r.a) vardı, ben de solunda idim. Buyurdular ki : "Kıyamet gününde de böyle haşre gideceğiz."

Fahri Kainat (s.a.v) Efendimiz böyle iki büyük arkadaşıyla, vezirlerin büyükleriyle, sadık dostlarının başlarıyla, İslam yolunda tam bir akrabalık kurmuş oluyordu. O reisler ki, dinin bayrağını omuzlarında taşımış, cihada canu gönülden atılmış, Hz. Peygamber'den (s.a.v) sonra İslam çağrısını yürütmüş ve bütün müslümanlara O'nun zamanındaki muameleleri yapmışlardır. Çünkü Yüce Resul (s.a.v) onları tam olarak yetiştirmiş, kendinden sonra da ağır yükü kaldıracak merhaleye getirmiştir. Onlar Resulullah'ın (s.a.v) yüksek mektebinden mezun olmuş, nübüvvet mührü ile mühürlenmiş olan diplomalarını almışlardı. Resulullah (s.a.v) onları Allah'ın (c.c) hikmetleriyle terbiye ederek, Allah'a (c.c) yaklaştırdı. Eski dostlarla iktifa etmeyerek, Ebu Bekir (r.a) ile olan bağı Aişe (r.a) ile evlenmekle, Ömer (r.a) ile arasındaki bağı da Hafsa'yı (r.a) zevce seçmekle kuvvetlendirdi. Sevgili kızı Hz. Fatıma'yı (r.a) amzacadesi, müslümanların kahramanı Hz. Ali'ye (r.a) verdi. Çünkü akrabalık bağı belki kafi değildi. Bunun daha kuvvetli olması gerekiyordu. Üçüncü Halife Hz. Osman'ı (r.a) iki kızı [önce Rukiye (r.a) onun ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm (r.a) ] ile evlendirdi.

"Eğer üçüncüsü olsaydı onu da Seninle evlendirirdim ya Osman" diye buyurdular. Çünkü Hz. Osman'ın (r.a) Kadri Resulullah'ın (s.a.v) nazarında büyüktü. Osman (r.a.) bu dinin yolunda çok büyük kurbanlar vermişti.

Resul-i Zişan'ın (s.a.v) her evlenmesinde bir hikmet vardı. Kim ki evlenmelerin nedenini, insaf gözüyle tetkik ederse, o evlenmelerdeki yüce gayeleri kolayca anlayacaktı.

Hz. Hafsa (r.a) Validemizin izdivacındaki hikmetlerden bazılarını beyan edelim .

Hz. Hafsa (r.a) evli idi. Muhterem kocası Resulullah 'ın (s.a.v) en kuvvetli yardımcılarından biriydi. Hidayetin zirvesine çıkmışlardandı. Allah (c.c) yolunda çarpıştı, belalara göğsünü gerdi. Davasında ilerledi, en son Allah'ın (c.c) Rahmetine kavuştu. Harpte çarpışarak şehid düştü. O Resulullah'ın (s.a.v) kahraman askerlerindendi. İslam tarihinde şerefli sahifeler açmıştır. Her aldığı yarayı sarar, tekrar harp meydanlarına dalardı. Bu hal derisi delikdeşik oluncaya kadar devam etti. Kuvvetten düşerek yere serildi. Ölümü ile çok müteessir olan eşi muharebe meydanında idi. Yara alanların yaralarını sarar, onlara su verirdi. Çok sevdiği mücahid kocasının da yarasını sardı ve su içirdi.

Hafsa'nın (r.a) kalbinde, imanlı bir hanımın kocasına karşı bulunması gereken sevgi vardı. Hafsa o mücahid ve şehit kocasını elleriyle gömdü. Arkasından çok gözyaşları döktü. Çok acılar çekti, günlerce yas tuttu. Hatta hastalandı da... Resulullah (s.a.v) bu duruma muttali olunca çok üzüldü. Sıkıntı ve acılarına son vermek için onunla evlendi. Şehit kocasının ve kendinin, İslam yolunda çektiği bunca zahmet ve meşakkatlerin karşılığı bu idi. Şerefli babası Hz. Ömer de böylece müfakatlandırılmış oluyordu. Hz. Ömer (r.a) Hafsa (r.a) ve şehit kocası için, bu mükafattan daha üstün bir şey düşünülemezdi. İşte Allah'ın (c.c) Resulü (s.a.v) bu derece kadir bilir bir insanüstü varlıktı.

Hz. Hafsa (r.a) zayıf ve üzgün olmakla beraber, genç, bakire ve yeni yetişmiş birisi de değildi. Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz(s.a.v) bu cefakar ve vefakar hanımı, haşa sümme haşa, şehvet duygusu ile hayat arkadaşı edinmiş olamazdş. Hafsa (r.a) Validemiz o zaman belki ömrünün sonuna gelmiş dul bir kadındı ve Efendimiz de ellibeş yaşlarında bulunuyordu. Resulullah'ın (s.a.v) bu dul, yaşlı ve hasta hanımla evlenmesi, dünyayı terkettiğinin delillerinden birisi olduğu gibi, din hizmetinde çalışmasının ve güzel siyasetinin delillerinden, birisidir de....

Ey insanlar!... İnsaf ile düşünülürse, bu evlenmede şehvet duygusu var mıdır? Buna ihtimal verilemez, zira bu evlenme sırf siyasi şefkat ve merhamet duygusunun bir ifadesi değil midir? Hz. Muhammed 'in (s.a.v) derin bir görüşe, keskin bir fikre sahip olduğunu bildirmez mi? Yüce bir fazilet ve ahlak örneği olmaz mı? Bu davranış sana garip görünmesin,zira Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin ahlakıdır. Ne büyük ahlak, ne ulvi adaletlerdir bunlar... Allah'ın (c.c) salat ve selamı sana ve rızası zevcelerine olsun ya Ulu Muhammed (s.a.v)...!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:29
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Zevcelerinden başka bir de Resulullah'ın (s.a.v) "Mariye" isimli bir cariyesi vardır ki oğlu İbrahim'in annesidir.

Resulullah (s.a.v) Padişahlarla melikleri, İslam'a davet etmek için mektuplar yazdığı zaman, Mısır ve İskenderiye meliki Mukavkıs'e da bir mektup yazdırmış ve bu mektubu Ebu Beltea oğlu Hatib'le göndermişti. Mukavkıs mektubu okuduktan sonra Hatib'e bazı sorular sormuş, aldığı cevaplar karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Sonra kendi kendine :

"Terki lazım geleni emretmiyor, yapılması lazım olanı yapmayın demiyor. Şair değil, kahin değıildir. Bir de her işini müşavere ile hallediyormuş. Bu kişi hakkında düşüneceğim."

Resulullah'ın (s.a.v) mektubunu katladı, fil kemiğinden yapılmış bir kutuya koydu ve ağzını mühürledi. Hizmetçilerine teslim etti. Sonra arabça bilen bir katibini çağırdı, şu mektubu yazdırdı :

" Abdullah oğlu Muhammed'e ;

Kıptilerin reisi Mukavkıs'ten selam sana. Mektubunu aldım, okudum. İstediğini anladım. Bir peygamberin geleceğini bilirdim, fakat Şam'da çıkacağını sanırdım. Senin elçine hürmet ettim. Sana iki cariye gönderiyorum. Burada çok kıymetlidirler. Bir de bir kürk ile binmek için bir katır gönderiyorum. Selam... Mukavkıs... "
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:32
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Hz. Muhammed (s.a.v), Hafsa (r.a) Validemizden sonra Huzeyme kizi Zeynep (r.a) ile evlendi.

Zeynep (r.a) Validemiz imanlı, saliha, mücahide ve zorluklara tahammül edebilen bir hanım idi. Kocası Bedir kahraman ve şehitlerinden, Abdülmüttalib'in torunu ve Haris'in oğlu Ubeyde Hazretleri idi. Yani Resulullah 'ın (s.a.v) amcazadesiydi. O, tarihin bize azamatlerini, cihatların ve Allah (c.c) yolunda kendilerini nasıl feda ettiklerini gösteren Bedir Kahramalarındandır. O mücahidler ki canlarını Allah (c.c) ve din yolunda verdiler. Can ise Allah'ın (c.c) insana verdiği en kıymetli bir varlıktır.

Rivayet ediliyor ki : Bedir savaşında, müşriklerden Utbe, Seybe ve Velid gibi meşhur kafirler meydana atıldılar. İslam ordusuna meydan okuyarak : "Bizimle savaşmak isteyen var mı?" diye bağırdılar.
Ensar'dan üç mücahid meydana çıktılar, hasımlarıyla mübareze ve savaş etmek istediler. Müşrikler hanımlarının kim olduklarını sordular. Ensar'dan olduklarını öğrenince :
"Hayır, sizinle muharebemiz yoktur, çünkü emsalimiz değilsiniz, gidiniz, amcazadeleriniz gelsinler." dediler.
Bu savasçılar geriye geldiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) :
"Ey Hamza, Ali ve Ubeyd!.. Kalkınız, Allah'ın (c.c) amansız düşmanlarıyla çarpışınız." buyurdular.

Ebu Talib'in oğlu Ali (r.a) ile Utbe oğlu Velid ,
Abdülmuttalib'in oğlu Hamza (r.a) ile Rebi oğlu Şeybe ,
Haris oğlu Ubeyd (r.a) ile Rabia oğlu Utbe , birbirlerine hücum ettiler.

Hz. Ali (r.a) rakibini birinci darbede yere serdi. Hz. Ali (r.a) diyor ki : "Velid yere düştükten sonra baktım ki, parmaklarında zifaf kınası vardı. O zaman çok müteessir oldum."

İslam şehidi, büyük mücahid Abdülmuttalib'in oğlu Hz. Hamza (r.a) da Şeybe'nin lâinini tepeledi. Haris oğlu Hz. Ubeyd (r.a) ile rakibi Rabia oğlu Utbe arasındaki mücadele çok şiddetlendi. Birbirlerine darbeler indirdiler, her ikisi de yaralı olarak yere düştüler. Hamza (r.a) ile Ali (r.a) Utbe'nin canını Cehenneme yolladılar. Yaralanmış olan Ubeyd'i (r.a) alarak Resulullah'ın (s.a.v) karargahına getirdiler. Mübarek yüzünü Resulullah'ın (s.a.v) dizine koydu. Resulullah'a (s.a.v) veda etmek için gözlerini kaldırdı. Son nefesinde ne ehlinden, ne kavminden, ne yarasından ve acısından, ne de dünyanın herhangi bir şeyinden sormadı. Allah'ın (c.c) sevgilisi Hz. Peygamber' den şunu sordu : "Ey Allah'ın Hak Resulü!.. Ben şehitmiyim?"

Daima hakikat olan şeyi konuşan Hz. Muhammed (s.a.v) ona şu müjdeyi verdi :

"Ben Allah (c.c) için şahidlik ederim ki sen şehidsin."

İşte Hz. Zeynep (r.a) bu kahraman şehidin zevcesi idi. Bu savaşa O asıl kadın da katılmıştı. Yaralıların yaralarını sarıp tedavi ediyor, onlara hizmette bulunuyordu. Kocasının şehid olması onu bu mukaddes hizmetten alıkoymadı, sonuna kadar devam etti. Cenab-ı Hakkın o muharebeyi müminler lehine tecelli ettirinceye kadar...

Resulullah (s.a.v) efendimiz, onun bu halinden, sabrından ve fedakarlığından haberdar olduğu zaman baktı ve gördü ki nafakasını temin edecek kimsesi yoktur. Bu nedenle onu himayesine almak istedi. İmanına, İslamiyetine, sabır ve cihadına ve maruz kaldığı müşkül durumuna karşılık onu mükafatlandırdı, onunla evlendi. Umutsuz ve kırık kalbini hoş ve kocasının ruhunu şadetti...

Hz. Zeynep (r.a) sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ile evlendiği zaman 60 yaşında ihtiyar bir hatun idi. İki sene sonra vefat etti.

Acaba, İslam ve Muhammed (s.a.v) düşmanları bu evlenmeye de "nefsi duygusu ile yapılmış evlenmedir." diyebilirler mi? Bu birleşmenin mübarek gayesini nasıl görürler?.. Burada da bir iftiraya, insaf ve vicdansızlığa yer verebilecek bir durum görülebilir mi?.. Alemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.v) bu kadar yüce Peygamber ulvi ve insani şefkat ve merhametini kabul etmek gerekir. Yoksa hakikatler karşısında körü körüne inat ve insafsızlık, aklı başında olan insan karı değildir.

Kindar, insafsız ve vicdansız İslam düşmanı olan misyoner kılıklılar Allah'dan (c.c) korksunlar. İlmin gerektirdiği şekilde hareket etsinler. Hasis emelleri için tarihe hıyanet etmesinler. Acaba, şarka gereken İslam kültürünün, İslami ve Hz. Muhammed'i (s.a.v) kötülemek için mi bu bilgileri öğrendiler? Yazıklar olsun onlara ki yarın kıyamet gününde yüzleri kara çıkacak...

Ey müşrikler!... Biliniz ki attığınız O şerefsiz ve insafsız oklar hedefe isabet etmedi, etmeyecektirde... Hasis emelleriniz ve umduklarınız boşunadır. Zira Hz. Muhammed (s.a.v) münezzeh ve müberradır. Sizin söyledikleriniz hep yalan, riya ve zandan ibarettir. Zan hiçbir şeyi halletmez. Allah (c.c) hakkı söyler ve hakka hidayet eder.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:35
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Hilal Kabilesindendir. Hicretin yedinci senesi sonunda Resulullah'la (s.a.v) evlenmişlerdir. Resulullah'ın (s.a.v) en son evlendiği hanımdır.

O zahide ve abide idi. Hz. Aişe (r.a.) 'den şöyle rivayet olunmuştur : "Meymune hepimizden daha müttaki idi, sıla-ı rahmi daha çok yapardı."

Hz. Meymune (r.a) Validemiz Tebuk harbinde yaralıların arasında geziyor, yaralıların yarasını tedavi ediyor, ve Hak yolunda çarpışıyordu. Rivayet edilir ki, İslam Tarihinde ilk defa, muhariplere yardım etmek gayesiyle, kadınlardan bir fırka meydana getiren kadın, bu Validemizdir. Keramet ve şeref yolunda çarpışanların yaralarını tedavi ve ihtiyaçlarını temin ediyordu. Hatta o anda kendisine düşman oklarından biri isabet etti, yaralandı. Eğer Allah'ın (c.c) yardımı olmasaydı hemen can verecekti. Çünkü yarası çok derindi.

Hz. Meymune (r.a) Hz. Abbas'ın (r.a) ailesi Lübabetü'l-Kübra 'nın kızkardeşidir. Üstad Seyyid Muhammed Reşid Rıza diyor ki :

"Hz. Abbas (r.a) Hz. Muhammed'e (s.a.v) Meymune ile evlenmesini teşvik ediyordu. Çünkü Meymune'nin vekili olarak Hz. Abbas onun nikahını kıydı."

Eğer bu mutlu evlenmede büyük maslahatlar olmasaydı Hz. Abbas (r.a.) , yalnız zevcesinin hatırı için bu kadar gayret etmezdi. Daha sonra bu evlenme bilfiil meyvesini verdi.Meymune'nin (r.a) kavmi Resulullah'ın (s.a.v) tarafını tuttu ve cemaat cemaat gelip müslüman oldular. Onların Resulullah'a (s.a.v) yardımı İslam ordusunu kuvvetlendirdi. Hz. Meymune (r.a) bu şerefe nail olduğu zaman ömrünün sonunu yaşıyordu.

Ey insaflı ve değerli okuyucu!... Acaba bu evlenmede siyasi mülahazalardan başka, şehvet duygusu gibi bir şey düşünülebilir mi? Haşa bin defa haşa!... Bu evlenme ancak fazilet, mürüvvet ve siyasetle İslam'a hizmet düşüncesinden başka bir şey değildir. Bu nedenle hepsi bir araya gelerek Resulullah'ı (s.a.v) bu evlenmeye sevketti. Bu evlenme Hz. Muhammed 'in (s.a.v) derin bir görüşe sahip olduğunun açık delillerindendir. Eğer gaye bu olmasaydı, bu ihtiyar ve dul kadınların yerine, gerek Kureyşlilerden gerekse diğer kabilelerden binlerce genç, güzel , bakire kızlarla evlenebilirdi. Çünkü O Zat-i Kibriya'nın akrabası olmak için binlerce can atanlar vardı. O, her doğru kalbin dostu ve bütün kainatin muhterem bir Peygamberi idi. Emin idi. Bütün kemal sıfatları kendisinde toplanmıştı. O nefsine tabi olarak evlenmekten müfsitlerin dediğinden çok uzaktır. Çünkü Kamil Resul ve masum Peygamberdir. Artık Peygamberlik O ' nunla sonuçlanıyordu. Peygamberlerin sonuncusu nasıl olur da eksik sıfatlarla tavsif olunur? Onun en yüce bir varlık olduğuna delil şu ayet-i celiledir :

"Şüphesiz sen en güzel ahlak üzere yaratılmışsın." (Kalem Suresi - 4)

"Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, O Allah'ın (c.c) elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur..." (Ahzab Suresi - 40)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9 (Daim)  
Alt 28.07.06, 03:40
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.07.06
Şehir: Fani Dünya
Mesajlar: 370
Karizma Puanı: 128
HürremSultan will become famous soon enough
Ce: Efendimizin Değerli Eşleri

[Sadece kayıtlı Üyelerimiz Linkleri görebilir. ]

Cahş kızı Zeynep (r.a) Esdiye kabilesinden, Resulullah'ın (s.a.v) halası, Abdülmuttalib'in kızı Emine'nin kızıdır. Zeynep anamız Resulullah 'ın (s.a.v) evlatlığı ve azadlısı Serahbil oğlu Haris oğlu Zeyd 'den (r.a) boşanmıştır.

Zeynep'in (r.a) daha evvelce Zeyd (r.a) ile evlenmesinde büyük hikmetler vardı. Şöyle ki : İslam dini bu evlenme ile hür insanlarla köleleri eşit olduklarını ilan etti. Artık köle, ben köleyim diye üzülmüyordu. Kölelere karşı olan, kibir ve böbürlenmek, kökünden sökülüp atılmıştı. İslamdan evvel araplar köleleri küçük görüyorlar, onlara karşı böbürleniyorlardı. Başka kabile veya millete mensup olan da kölelik sıfatı ile kendilerine katılmış bir kimseye kız vermezler ve kızlarını da almazlardı. Zeynep (r.a) ile evlendiği zaman bu kötü ve gayri insani kaide kökünden sarsıldı ve ortadan kaldırılmış oldu.

Zeyd'in (r.a) Zeyneb'i (r.a) boşamasından sonra Resulullah'ın (s.a.v) Zeyneb ile evlenmesi, O zaman cari olan gayri meşru kaideyi de bozdu. Şöyleki :

O zaman kişi kendine bir evlatlık seçerse ona öz evladın bütün hakları tanınırdı. Babalığın ölümünden sonra öz evlatla malı paylaşırdı. Eğer babalığından evvel ölürse, babalığı onun ailesiyle evlenemezdi. Yüce İslam dini bu çürük adeti Resulullah'ın (s.a.v) Zeyneb'le (r.a) evlenmesiyle ortadan kaldırdı.

Hz. Muhammed (s.a.v) kölesi Zeyd'i (r.a) arabların en soylusu Beni Haşim kabilesinden ve öz halasının kızı olan Zeynep (r.a) ile evlendirmişti. Bu evlenmede hiçbir beis görmemiştir. Çünkü her ikisi de din nazarında eşittiler. Resulullah (s.a.v) bu hükmü bir misalle gerçekleştirdi ve bu muamele ile bütün dünyaya İslam'ın adaleti, hürriyet ve müsavatını göstermiş oldu.

Gerçek olan şudur ki : Resulullah (s.a.v) halazade Zeyneb 'e (r.a) "Zeyd ile seni evlendireceğim." teklifinde bulunduğu zaman Zeynep bu evlenmeye rıza göstermemiş ve "Benim nesebim kimdir? Zeyd Kimdir?" demişti. Orada bulunan Abdullah da kızkardeşi Zeyneb'i (r.a) haklı görmüştü. Bu konuşmalardan sonra Allah'ın (c.c) hükmü ilahisi indi. Allah'ın (c.c) hükmünü geri çevirmeye bir kuvvet zaten yoktur. Hüküm şu idi :

"Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygambere isyan eden şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur. (Ahzab Suresi - 36)

Bu ayet-i Celile nail olduktan sonra Zeynep (r.a) Peygamber Efendimize (s.a.v) :
"Sana mutîyim, dilediğin kimseye beni verebilirsin." dedi.Resulullah (s.a.v) onu Zeyd'le (r.a) evlendirdi. Zeyd (r.a) ferah ve surürla gerdeğe girdi.

Evlendikten bir müddet sonra Zeyd (r.a) Zeyneb'den (r.a) zahmet çekmeye başladı. Zeynep (r.a) onunla sert sert konuşur, ona serkeşlik yapardı. "Benim nasibime ve şerefime layık değilsin." derdi. Öyleki Zeyd (r.a) Zeyneb'ten (r.a) artık bıkmış, usanmış, adeta nefret eder olmuştu.

- Zeyd (r.a) Resulullah'a (s.a.v) geldi. Zeyneb-i şikayet etti ve ondan boşanması için izin istedi. Resulullah (s.a.v) ise "Allah'tan (c.c) kork, aileni boşama." buyurdular.

Resulullah (s.a.v) Zeyd'i (r.a) evlat edinmiş, halasınşn kızş Zeyneb'le evlendirmişti. Ancak bu evlilik mezkur nedenlerle son buldu. Allah (c.c) bir takım cahiliyye inançlarının kalkıp onun yerine İslami hükümlerin yerleşmesi için Peygamberine (s.a.v) Zeyneb'le evlenmesini emretti.

Burada biraz da Resulullah'ın (s.a.v) Zeyd'i (r.a) evlatlığa nasıl seçtiğini açıklamada fayda mülahaza ediyorum.

İbni Abbas (r.a) rivayet ediyor :

- "Zeyd (r.a) daha küçük çocuk iken dayıları Beni Muan kabilesinin yanında bulunuyordu. Herhangi bir sebepten dolayı oradan kaçırıldı. Ukaz denilen panayıra getirilerek satışa çıkarıldı. Mekke'lilerden Hüveylid'in torunu Huzamin oğlu Hakim, yani Hz. Hatice'nin (r.a) yeğeni, ukaz panayırına ticaret için gidiyordu. Hz. Hatice (r.a) ona : "Eger Arabça bilen ve genç bir köle bulursan bana satın al." demişti. Hakim, Ukaz panayırına gelince Zeyd'in mezada getirilmiş olduğunu ve satıldığını gördü. Zeyd'in zarifliği, terbiyeli duruşu hoşuna gitti ve satın alarak Mekke'ye getirdi.

Hakim, halası Hz. Hatice'ye (r.a) :"Eğer beğenirsen al, yoksa bana bırak. " dedi. Hz. Hatice (r.a) Zeyd'in edebli bir köle olduğunu görünce hoşuna gitti ve yanında alıkoydu.

Hz. Hatice (r.a) Validemiz Resulullah (s.a.v) Efendimizle evlendiği zaman Zeyd daha onun yanındaydı. Onun edebi, zerafeti ve kibarlığı Efendimizin hoşuna gitti. Efendimiz onu Hatice'den istedi. Hatice Validemiz (r.a) : "Bir şartla veririm. Azad ettiğim zaman benim azadlım sayılsın." dedi. Resulullah (s.a.v) bu şartı kabul edemiyeceğini beyan etti. Bir müddet sonra Hz Hatice (r.a) : "Zeyd'i sana hibe ediyorum, istersen azad et, istersen köle olarak yanında kalsın." dedi. ve Resulullah 'a (s.a.v) hibe etti.

Zeyd (r.a) Allah'ın (c.c) sevgili Resulü yanında yetişti. Yıllarca O'nun hizmetinde bulundu. Bir ara Ebu Talib'in ticaret kervanında Şam'a gitti. Kendi aşiretinin memleketinden geçerken amcası onu tanıdı ve babası, amcası ve kardeşiyle birlikte Mekke'ye geldiler.Resulullah (s.a.v) Efendimiz'den Zeyd'i istediler. Efendimiz (s.a.v) : "Zeyd'i çağıralım kimi isterse onunla beraber olsun." dedi. Zeyd (r.a), Efendimiz'i seçti.

Resulullah (s.a.v) Efendimiz, Zeyd'in kendilerine bu derece bağlı olduğunu görünce buyurdular ki :

- Sizler Allah (c.c) için Şahid olunuz. Ben Zeyd'i azad ettim. O benim, ben de onun varisiyim," dedi. Babası ve amcası bu sözden pek çok memnun oldular. Çünkü Zeyd'in Resulullah (s.a.v) nezdinde ne derece kıymetli olduğunu anladılar.. Zeyd'i kendi halinde bırakarak döndüler.

Zeyd (r.a) Resulullah (s.a.v) yanında büyümeye devam etti. Herkes ona Hz. Muhammed'in (s.a.v) oğlu diye hitab ediyordu. Bu hal, "Herkesi öz babasıyla çağırınız." ayeti Celilesi nazil oluncaya kadar devam etti. Bundan sonra Haris'in oğlu Zeyd diye çağrıldı.

Buhari, Müslim ve diğer Hadis kitapları, Ibn-i Ömer'den (r.a) rivayet ediyorlar :

"Resulullah 'ın (s.a.v) azadlısı Haris oğlu Zeyd'i daima Muhammed'in oglu Zeyd diye çağırıyordu. Taki Kur'an : "Herkesi öz babası ile çağırınız." emri verdi. O vakit Resulullah (s.a.v) Zeyd'e (r.a) : "Sen Haris'in oğlu Zeyd'sin."dedi. Zeyd'in emirle kalbi muzdarip olmuştu. Ilahi emri kabul etmekle beraber kendini garip telakki etmeye başladı. Çünkü bundan evvel insanların en şereflisi olan Hz. Muhammed' e (s.a.v) ve Arabların en saygılı olan Kureyş'e mensuptu. Birden bu şerefli kabile ile ilişkisi kesilmişti. Eski nesebine dönünce kendine zor geldi."

Bu durumda ilahi bir takım sebepler var : Gerçek olan şudur ki ; Resulullah'ın (s.a.v) hayatta hiçbir erkek çocuğu yoktu. Öyleyse Resulullah'ın (s.a.v) ölümünden sonra da : "Ben, Hz. Muhammed'in oğluyum, saltanat benimdir." demeye hiç kimsenin yetkili olmaması icabediyordu. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v) Allah'ın (c.c) son peygamberi ve kendinden sonra gelen bütün ümmeti için de musavi idi.

Şevkat ve merhamet kaynağı olan Hz. Muhammed (s.a.v) çok sevdiği ve emin bulduğu kölesi Zeyd'in (r.a) bu haleti ruhiyesini anlamakta gecikmemişti. Ona iltifat ederek, halasının kızı Zeyneb'le evlendirdi. Onun kırılmış kalbini böylece tamir etmek istedi. Aşağılık duygusuna kapılmasın diye en şerefli kimselerle eşit tuttu. Böylece şu ayet-i celilenin manası tahakkuk etmiş oluyordu .

"Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekte en çok sakınanınızdır." (Hucurat Suresi - 13)

İslam kardeşliği rabıtası her bağdan üstündür. Hürler ile köleler birleştirilir, kumandanla nefheri bir tutar. Resulullah (s.a.v) Zeyneb'le Zeyd'in evlenmesini ancak Allah'ın (c.c) fermanıyla yapmıştı. Daha sonra Zeyd'in Zeyneb'i bırakacağını da Allah (c.c) Resulune haber verdi. Boşanma işinden sonra ; Evlatlığın zevcesi ile evlenmeme bidatını yıkmak için "Zeyneb'le seni evlendireceğim." dedi. Lakin Resulullah (s.a.v) münafiklarla yahudilerin şayia ve iftiralarından korkmuştur. Şöyle diyeceklerdi : "Muhammed oğlunun karısı ile evlendi. Halbuki evladın zevcesiyle evlenilmez. Bunun hükmünü daha önce kendisi vermişti." diyeceklerdi, ve nitekim öyle de dediler. Allah (c.c) Resulü'nün bu mahcubiyetinden dolayı kınadı :

"Helal bir iş yapılmasında münafıkların ve Yahudilerin iftiralarına kulak verme." dedi ve ayet-i celileyi inzal buyurdu :

"Ey Muhammed!.. Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye : "Eşini bırakma, Allah dan sakın" diyor, Allah 'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun, oysa Allah'dan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın (c.c) buyruğu yerine gelecektir. (Ahzab Suresi - 37)

Allah'in (c.c) "Onu seninle evlendirdik." cümlesi kesinlikle ifade ediyor ki, bu evlenme Allah'ın (c.c) emriyle olmuştur. Hikmeti ve illeti anlattığımız gibidir. Yoksa - bin defa haşa - Resulullah'ın (s.a.v) isteğiyle ve kalbinin meyliyle değildir. Nasıl ki bu konuyu müfsidler böylece ağızlarında geveliyorlar. Kuran'ın bu ayeti Resulullah'ın (s.a.v) Zeynep (r.a) ile evlenmesinin açıkca illet ve hikmetini gösterir. Yani "... Onu seninle evlendirmek ki, evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinden onlarla evlenmek konusunda mü'minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin..."

Hz. Muhammed (s.a.v) ,Zeynep (r.a) ile evlendiğinde münafıklar; "Muhammed oğlunun zevcesiyle evlendi." dediler. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu.

"Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil O Allah'ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur..." (Ahzab Suresi - 40)

İslamın amansız düşmanları Yahudiler, münafıklar ve misyonerler bu meseleyi ağızlarında sakız gibi çiğnerler. İslama ve İslam peygamberine insafsızca hücumlarda ve iftiralarda bulunurlar. Yüce İslam Peygamberini nefis perestlikle itham ederler. Bu şerli iftiralardan Allah'ın (c.c) adaletine sığınıyoruz. Bu en büyük bir iftiradır. Bu en büyük Peygambere yapılan asılsız bir yalan ve ancak utanılacak bir yüz karasıdır.

Resulullah'ın (s.a.v) O mübarek nefsi, müfsitlerin iftiralarından münezzehtir, paktır. O'nun hayatı gerek milleti ve gerekse düşmanlarınca bilinmektedir. Herkes O'na "Sadık" ,"Emin" , "Tahir" , "Pak" demişlerdir. O'nu bütün kötülüklerden münezzeh görmüşler ve öylece kabul etmişlerdir.

Cenab-ı Hak (c.c) Kuran'da şöyle buyurmaktadır :

"Şüphesiz sen en güzel ahlak üzerine yaratılmışsın." (Kalem Suresi - 4)

Allah'ın (c.c) bu açık beyandan ve bildirisinden sonra, zerre kadar imanı olan bir kimse inkarcı durumuna düşer mi? Her akl-ı selim sahibi insan bu müfsidlerin yalanlarını ancak iftira olarak kabul eder ve bu tutarsız yalanları, küfür ve yalanla kapkara olmuş kalplerine iade eder.

Ey gafiller!... Siz bu iftiralarla iyi bir iş yaptığınızı mı zannediyorsunuz?.. Resulullah'ın (s.a.v) şerefine leke sürebileceğinizi mi sanıyorsunuz?..

Bu evlenme şerefli ve hikmetli bir nedeni olan birçok hükümleri açıklamıştır. Bu evlenme göklerde kesinleşmiş, hakkında ayetler nazil olmuş bir evlenmedir.

Hz. Zeynep (r.a) Validemiz, Resulullah'ın (s.a.v) diğer zevcelerine karşı şöyle derdi :

"Benim nikahımı, yedi kat göklerin üstünde Allah (c.c) kıydı."

Buhari Hazretleri şöyle der : Zeynep Validemiz Resulün (s.a.v) diğer zevcelerine, sizi ehliniz evlendirdi. Beni ise Allah (c.c) yedi kat göğün üstünde nikahımı akdetti." derdi.

Ne mutlu sana, ne mutlusun sen ey mü'minlerin annesi Zeyneb!... Allah'ın (c.c) salat ve selamı kocan Hz. Muhammed (s.a.v) ile sana olsun...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #10 (Daim)  
Alt 28.07.06, 04:00
HürremSultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
</