
29.04.07, 10:12
|
 | ~~KAPTAN BABA~~ | | Üyelik Tarihi: 10.01.07 Şehir: Antalya
Mesajlar: 1,945
Karizma Puanı: 286 | |
| Borç Alıp Verme Durumlarında Hassas Konular Kur’ân-ı Azimuşşanın en uzun âyet-i celilesi borçtan, borçlanmadan bahseder. Borç vermenin, borçlanmanın dinimizdeki yerini ve önemini muhakkak öğrenmek lâzımdır. Zira, her müslümanın içinde bulunduğu meselelerle ilgili dinî hükümleri yani fıkhî kuralları öğrenmesi farzdır. İslâm, bu hususta yapılacak tembelliği ve ihmali hoş görmez ve bu ihmal insan için asla mazeret olarak kabul edilmez. Rasûli Zişan efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin de bu hususta pek çok hadîsleri vardır. Bunlardan biri şöyledir. "Üç adam vardır ki, Allah'a duâ ederler. Fakat duâları kabul edilmez: Nikâhı altındaki fena kadını boşamayan. Alacağına ve vereceğine (borç aldığı veya borç verdiği zaman) şahit tutmayan, Sefih adama malını veren." Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm'de şöyle buyurur: "Mallarınızı sefihlere vermeyiniz!" Görülüyor ki, borç alıp veya verirken alınana ve verilene şahit tutmak icabediyor. Buna uyulmadığında da, duâların kabul edilmemesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Nitekim, Allah Teâlâ da Bakara sûresinin 282'nci âyet-i Kerîmelerinde bu hususa işaret buyurarak: "Ey iman edenler! Muayyen bir vade ile birbirinize borçlandığınız zaman, onu yazın. (Senet yapın) Aranızdan biri de doğrulukla (hiyle ve yalan yoluna kaçmadan) yazsın. Erkeklerinizden 2 kişiyi de (bu borçlanmaya) şahit tutun. 2 erkek bulamazsanız, doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle 2 kadını şahit tutun. Yapacağınız senede borç vadesini de yazın. Ancak hemen aranızda devredeceğiniz (peşin) alış verişlerde (ticarette) bunu yapmamanızda bir mahzur yoktur. Alış veriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Şâyet seferde olur da yazıcı bulamazsanız, o takdirde borçludan alacağınız rehineler kâfidir." Görüyoruz ki, İslâm hayatın her safhasında olduğu gibi borçlanma konusunda da hükmü kıyamete kadar yürürlükte kalacak, uyulması mecburi hükümler getirmiştir. Müslüman olarak bizlere düşen en önemli görev bu hükümleri -ve bilhassa içinde bulunduğumuz durumlarla yakından ilgili hususları- öğrenmektir. Bunları öğrendiğimiz ve öğrendiklerimizi uyguladığımız zaman Allah'a ve Rasûlüne karşı mes'ul duruma düşmekten korunmuş oluruz. Aksi halde, kendimizi tehlikenin içine atmak durumu ile karşı karşıya kalırız!Muhakkak ki İslâm, her şeyden önce sevgi, birlik-beraberlik, dayanışma, kardeşlik ve yardımlaşma dinidir. Tarih boyunca bu hususlara önem veren müslüman toplumlar daima refah, huzur ve selâmet içinde kalmış ve başka milletlerin saygınlığını kazanmışlardır. O toplumlar birbirlerine karşı merhametli olmuşlar, bunun içindir ki, Allah'u Azimüşşan da onlardan Rahmet ve Merhametini esirgememiş ve yardımcıları olmuştur. Zaten yardımcı olarak bir insana Allah kâfidir. Yardımcısı Allah olana hiç kimse zarar veremez! İslâm, mü'minleri daima yardımlaşmaya teşvik etmiştir. Bir hadîs-i şerif ile buna örnek verelim: "Bir kimse borcunu ödeyemeyecek durumdaki birine yardımcı olur veya bir ganimeti ihya ederek ona bir zarar verilmesine engel olacak bir şefaatte (yardımda) bulunursa; ayakların kaydığı ahiret gününde Allah celle celâlüh o kimsenin ayaklarını sırat üzerinde sabit tutar, kaydırmaz" Bir başka hadîste ise: "Bir kimseye Allah'ın kendisinin musîbetini defetmesi, dileğini vermesi ve kıyamette Arş-ı Alâ'nın gölgesinde gölgelendirmesi memnun ediyorsa, dardaki adamın borcunun gününü (alacağın vadesini) uzatsın, yahut da alacağını o borçluya bağışlayarak, almaktan vazgeçsin." Muhakkak ki, alacağının vadesini uzatan insan, uzattığı vadenin her günü için alacağı miktarı sadaka vermiş gibi sevap kazanır. Mümkün olduğu kadar ve çok zaruri bir durum olmadıkça borçlanmaktan kaçmak gerek. Mecbur kalınınca da yeteri kadar ve ödemek niyeti ile borçlanalım. Ödemek niyeti ile ve mecbur kaldığı için borçlanan insana Allah yardım eder. Ama mecburiyet yokken, ödememek niyetiyle borçlanan insan, Allah'ın huzuruna hırsız olarak çıkar! Kıyamette, alacaklının alacağına karşılık, borçlunun sevabından alınır ve alacaklıya verilir. Borçlunun sevabı yoksa, borcuna karşılık miktarı alacaklının günahından alınır ve borçluya yükletilir. Borçla ilgili Hadîs-i şeriflerle sözlerimizi noktalayalım. Rabbim cümlemizi İslâmı gerçek manada anlayan ve gerçek manada yaşama azim ve gayreti içinde olanlardan eylesin. Amin. "Borç kelepçedir. Ağır bir bağdır. Kulun boynuna yükletilir. Bununla insan mes'ud da bedbaht da olur. Borç, insanı üzer, gece-gündüz hüzünlendirir ve böylece bu çekilen üzüntü ve sıkıntı sevap kazandırır; ahiret için saadet vesilesi olur. Bir de var ki, borçlu olmaya önem verilmez, ve böylece bu hal üzerine ölünür. Bu da insan için ahirette bedbahtlık vesilesi olur!" "Allah celle celâlühü nazarında, Allah'ın nehyettiği (yasakladığı) büyük günahlardan sonra gelen günahların en büyüğü, karşılık bırakmadan borçlu ölmüş olmaktır! |