Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar

Duyurular

İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #1 (Daim)  
Alt 26.03.07, 03:41
Hızır
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cennete Kim Girecek ?

Cennete Kim Girecek?

Bir süredir ülkemizde, Kur'an'daki bazı ayetlerden yola çıkılarak, "Hıristiyanların ve Yahudilerin de İslam'ı ve Hz. Muhammed (s.a)'nın peygamberliğini kabul etmeseler bile cennete gireceği" görüşü savunuluyor.
Ahmed Hamdi Akseki merhumun yazdıklarına bakılırsa, bu görüşler yeni değil. Akseki "İSLAM" isimli eserinde "Kuran'da Sabie ve Mecus" başlığı ile söz konuşu yorumlara mesnet teşkil ettiği öne sürülen ayetleri tahlil etmiş. Akseki, bu yorumun kesinlikle yanlış olduğunu. Hz. Muhammed (s.a)'nın peygamberliğini kabul etmeden, hiç kimsenin gerçekten iman etmiş olamayacağını, gene bu ayetlere ve Kur'an bütünlüğüne bakarak bildiriyor. Bunun yanında Akseki Hocanın ilgi çekici bir tespiti daha var. O da bu yorumun aslında Fransızların "Sömürge politikası"nın Müsteşriklerle işbirliğinin bir uzantısı olması. Meğer Fransız Müsteşrikler kendi sömürge yönetimlerinin Cezayir'de "Müsamaha" ile karşılanması için böyle bir yorum saptırmasına başvurmuşlar.
Akseki Hocanın değerlendirmelerini birlikte okuyalım:
KUR'AN'DA SABÎE VE MECUS
Kur'an-ı Kerim'ni üç sûresinde Sabieden bahis olunmuştur:
1. İkinci sûrenin 62. ayetinde,
2. Beşinci sûrenin 70. ayetinde,
3. Yirmi ikinci sürenin 17. ayetinde. Mecus yalnız yirmi ikinci sûrede zikrolunmuştur.
Şimdi bu ayetleri sıra ile gözden geçirelim".
"Şüphe yok ki iman edenler ve Yahudiler, Nasranîler, Sabitler;
bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe hakikaten (ve tereddütsüz) iman eder ve Salih bir amel işlerse elbette bunların Rablan yanında ecirleri vardır; bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun olacak değillerdir." (l)
"Şüphe yok ki iman edenler ve Yahudiler, Sabiîler. Nasranîler;bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve Salih amel işlerse artık bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun olacak değillerdir." (2)
"Onlar ki iman ettiler, onlar ki Yahudi kaldılar, Sabiîler, Nasara, Mecus ve müşrikler; şüphe yok ki Allah kıyamet günü bunların arasını (hak ve batılı ayırmakla) fasledecektir; şurası da muhakkak ki Allah her şeye şahittir ve her şeyi bilir." (3)
Görülüyor ki: şu üç ayette Sabîeden bahisolunuyor. Hem de birinci ve ikinci ayetlerde müminler, Yahudiler ve Nasranilerle birlikte zikir olunarak bu dört din erbabı hükümde birleşmiş gibi görülüyor. Acaba böyle midir?

Birinci ve ikinci ayette isimleri geçen din erbabına ait uhrevî hüküm bir midir? Bunlar, müşterek ve aynı din sahipleri mi sayılacaklardır?

Filhakika bu iki ayetin manası üzerinde durmak istemeyen ve bunları incelemek kudretinden mahrum bulunan bazı kimseler şöyle demek istiyorlar: Bu iki ayette müminler, Yahudiler, Nasraniler, Sabiîler bir arada zikir olunmuş ve bu dört sınıftan her kim Allah'a ve ahırete iman eder ve amel-i salih yaparsa selameti bulmuş olduğu beyan olunmuştur.
Binaenaleyh bu dört sınıf müşterek bir dine sahip ve hepsi de felah ve saadeti bulmuştur; bunlardan hiç biri için ahirette korku ve keder yoktur."
Yukarıdaki birinci ve ikinci ayetten ilk bakışta öyle bir mana anlaşılıyorsa da hakikat hiç de zannedildiği gibi değildir.
Çünkü bu iki ayetteki müminlerden maksat, yalnız dilleri ile Allah'ı ve peygamberi ikrar eden ve bundan ötürü Müslüman sayılan, haklarında ahkamı İslamiye cari olan fakat kalplerine iman girmemiş bulunan kimseler demektir. Şu halde hakikaten mümin olmadığı halde yalandan iman ettim diyen imanın zahiri sahipleri Yehud, Sabie ve Nasranilerle akran tutulmuş ve hepsinin hakiki selameti kamil iman ve Salih amel ile meşrut gösterilmiştir. Bu ayetlerin siyak ve sibaklarından bu mana çok açık ve zahirdir. Binaenaleyh, yalnız dili ile Müslüman oldum deyip Kelime-i şahadet getiren (Allah'ın birliğine ve Hazreti Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğuna inandım diyen) ve fakat kalb ile iman etmemiş olan Müslümanlarla, alelıtlak bunların haricinde bulunan Yahudiler, Nasranîler, Sabiîler ve diğer din erbabı Kuran'ın tahrifatı dahilinde Allah'a ve ahiret gününe seksiz, şüphesiz iman edip de bu imanlarını sözleri ve güzel işleri ile izhar etmedikçe kendileri için ahirette felah ve necat yoktur. Ne zahiri Müslümanlık, ne Yahudilik, ne Nasranî ve Sabiîlik insanı kurtaramaz.

İşte ayetlerin ifade ettiği hakikat budur. Bununla beraber ahirete imanın sahih olabilmesi de bazı şartlarla meşruttur. Çünkü birinci ayetin bulunduğu Bakara sûresinin baş tarafında felah ve saadete mazhar olacakları müjdelenen bahtiyarlar zümresi, başta Hazreti Muhammed (Aleyhisselam) olduğu halde bütün peygamberlere ve onlara Allah tarafından inzal olunan kitaplara iman edenler olduğu tasrih edildikten sonra ahirete sahih ve yakînî bir imanın da ancak bu suretle tahakkuk edebileceği tebliğ kılınmıştır.

Binaenaleyh bu ayetlerde "Allah'a ve ahıret gününe iman edip Salih amel yapanlar" diye beyan buyurulan iman, bu esaslara hakiki iman ile tahakkuk eder. Resulü Ekrem'in bi'setinden sonra ahırete iman işte bununla sahih olur. Böyle bir imana sahip olanlar ise hakiki mümin ve müslimdir, onlar görünüşte ne olurlarsa olsunlar, hakikatte başka bir şey ile tavsif olunamazlar. Demek ki bu iki ayette Allah yanında ebedî nimet ve saadete kavuşacakları haber verilenler bunlardır. Bunun haricinde kalanlar; "ahirette kendileri için korku ve hüzün yoktur" hükmünün şümulü dahilinde değildir. Hakikaten mümin ve Müslüman denebilmek için Bakara sûresinin baş tarafında beyan olunan hakiki iman bulunması şarttır.

Ayetteki müminlerden maksat, Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in nübüvvetini tasdik edip onun etrafından olanlar denildiği takdirde de yine ayetlerin manası aşağı yukarı bu demektir. Yani o zaman da mana şöyledir: "İslam dininde bulunan müminler olsun, ondan evvel geçen diğer milletler olsun hepsi (mesela: nesih ve tebdilden evvel Tevrat ile amil olan Yahudiler, yine nesih ve tebdilden evvel İncil ile amil olan Nasara, Hazreti İbrahim'e tabi olan Sabie) için felah ve saadet, ahirette korku ve hüsrandan selamet bir şeye mütevakkıftır: Allah'a ve ahiret gününe, hakiki bir surette iman ederek amel-i salih yapmak. Bunu yapanlar Allah'ın her türlü nimetlerini hakketmiş olurlar. Her kim kendi zamanında (yani mensup olduğu dinin hükmü cari olduğu zamanda) mebde ve meadı tasdik ederek ahkamı ile amel etmekle mükellef tutuldukları şeriatla amel ederse felah ve selameti bulmuştur. Benî İsrail'in zannettikleri gibi felah ve saadet yalnız Yahudilere mahsus değildir. (4)

Fakat Hazreti Muhammed (aleyhissellam)ın bi'setinden sonra ona ve onun tebliğ ettiklerine iman edilmedikçe Allah'a ve ahiret gününe hakiki iman tahakkuk etmez. Allah ve ahirete iman etmiş sayılmaz. Bu mana da, netice itibariyle, evvelkinin aynı demektir ve her iki ayetin manası da birdir.

İkinci ve daha mühim bir nokta şudur: Bakara ve maide Sürelerinde bahis mevzuu olan Sabieyi Kuran'ın Fransızca tercümesinde Kazîmireski başka başka tercüme ederek birindeki "Sabiîn"i mutaassıp Hıristiyanlar, diğerindekini yıldızlara tapanlar demiştir. (5)
Halbuki her iki ayetteki Sabie arasında fark yoktur. Binaenaleyh tercüme yanlıştır.


"Kazımireski'nin yapmış olduğu hatadan daha büyük bir iftira var ki o da Fransızca "Kur'an analize = Tahlil edilmiş Kur'an" adındaki eserde müsteşrikler tarafından bu ayetlere ilave edilen not!

"Bu eserde Kuran'ın Kazimireski tercümesi esas ittihaz edilerek süreler ve ayetler muhtelif mevzulara göre tahlil ve taksim olunmuş ve altlarına ara sıra müsteşrikler tarafından bir takım notlar da konulmuştur. Mukaddimesinden anlaşıldığına göre eser, Müslümanlar üzerine memur olacak Fransızların Kuran'ın münderecatını öğrenmeleri ve bu suretle Müslümanları kendi kitapları ile kandırabilmeleri maksadıyla yazılmıştır. Bilhassa Cezayir Müslümanları üzerinde Fransız siyasetine bir hizmet etmek gayesi takip olunduğu da tasrih kılınmıştır. Bu kitapta Bakara ve maide sûresinde sabiden bahseden iki ayet Tolerans, yani müsamaha mevzuu altında toplanmıştır.

*Ahmed Hamdı Akseki, İslam, s 235-238, 1966, İstanbul İrfan Yayınevi
Dipnotlar: 1. Bakara sûresi, ayet 62 2. maide sûresi, ayet 70. 3. Hac sûresi, ayet: 17 4. Benî israil : "Biz peygamber evladıyız, her tavırda, her zaman ehli necatız felah ve saadet, cennet ve nimet bizim içindir, başkalarının nasibi yoktur" diyorlardı Bu nazmı celil ise onların düşüncelerini red ederek felah ve necatın sadece bir kavme mahsus olmayıp ancak Allah'a ve ahirete sahih bir surette iman ederek ameli Salih yapanlara müyesser olacağını ve bunda şu veya bu kavım bahis mevzuu olmadığım beyan ve İsrailoğullarının gururlarım reddediyor 5. M Hamdı Yazır- Hak Dini Kur'an Dili, Cıld2 s. 1741-1748 bak.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Yazar Forum Cevaplar Son Mesaj
Kafirin cennete girmesi عاكف ار Tefsir 18 06.10.07 00:39
Cennete ilk girecek kadın...! onur78 İbretli Hadiseler 1 15.01.07 11:57
Bidat ehli Cennete girecek mi? barkan İslami Bilgi Ve Kaynaklar 2 14.10.06 23:26
cennete giriş >> M£®T << Resimlerin Dili 7 07.10.06 12:14
Koç Ailesi en zengin 100'ler listesine girecek eXes Türkiye Gündemi 1 09.08.06 19:24


Tüm Zaman GMT +2 Olarak ayarlı. Saat: 14:00.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Beta 3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0