![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| ||||
| Ey Rabbimiz! Bizi dalaletten, bidr17;atlardan, belalardan, kötülüğe sevk eden nefsin şerrinden koru. Bizi bir an olsun nefsimizle baş başa bırakma. Ey Rabbimiz! Bizi kabir azabından, kıyamet günü azabından, cehennem azabından ve kahrının azabından koru.
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |
| ||||
| İmamı Kurtubî Hazretleri şöyle buyurmuş: "Bir kimse, çok önemli bir işinin veya önemli bir dileğinin gerçekleşmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanın üzerinden çekilip gitmesi (kalkması) için "Salât-i Tefriciye"yi (4444) defa okuyup, bu mübarek Salâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç şüphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, okulunun istek ve muradının olması için hayırlı bir sebeb yaratır ve ona muradını verir." ![]() "Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek." "Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed'e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O'nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O'nun hürmetine elde edilir. O'nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah'ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et."
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |
| ||||
| esselamu aleyküm aziz can kardeşlerim,akşam ve sabah okuncak salavat aşağıdaki gibidir,inşALLAHu Rahman akşam ve sabhları siteye girdiğimizde salavat bu salavatı getiririz..... euzu billahimineyşeytanir recim bismiALLAHir Rahmanirrahim ***fealem ennehü lailahe ilALLAH*** 3 defa okunur ve en son okuyuşta ***muhammedün resulALLAH*** denir.. ***fealem ennehü lailahe illALLAH*** ***fealem ennehü lailahe illALLAH*** ***fealem ennehü lailahe illALLAH muhammedün resulALLAH*** ALINTIDIR
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |
| ||||
Musa TEKTAŞ Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v), korunmuş, zahirî ve batinî günahlardan, haram ve kötü işlerden beri kılınmıştı. O masumların masumu, günahsızların günahsızıydı. İsmet sıfatını taşıyan Peygamberler silsilesinin hakanıydı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Mirac'a götürüldüğü gecede şunları anlatmıştı: "Ben Kâ'be'nin avlusunda Hatîm kısmında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum. Uyku ile uyanıklık arasında idim. Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla (ve hikmetle) dolu, altından bir kab getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu…” O, Allah’ın seçtiği biriydi. O sevenlerin her zaman yâriydi. O, âşık gönüllerin bitmeyen şiiriydi. Kalbi, Peygamber (a.s.) aşkıyla dolu birçok üstad şair, onu medhetmekte âciz olduklarını bildikleri halde en müstesna beyitleri onun için kaleme aldı. Mustafâ redifli gazeller, Peygamber-i zişânın ismi şerifine hürmeten yazıldı. Güzellik Seninle Kemâle Erdi Zâtî (1471-1546), 16.yüzyılın ileri gelen şairlerindendi. Türk edebiyatında sayı olarak en çok gazeli o yazdı. Zâtî, bir na’tında onun güzel vasıflarını şöyle dile getirdi. (Bu âciz kölesine de anladığı kadar açıklamak düştü): Mushaf-ı hüsnünde hatm olmuş letâfet Mustafâ Nitekim ol Fahr-i Âlemde nübüvvet Mustafâ (Ey, Muhammed Mustafâ, Kur’an senin güzel yüzünde toplanmıştır. Güzellik seninle kemâle erdiği için âlemin övüncü olarak nübüvvet mührü sana verildi, Peygamberlerin sonuncusu sen oldun.) Mahşer-i fürkatte dil yandı bi-hakkı Çâr Yâr Biz günehkâr ümmete eyle şefâat Mustafâ (Günahın bizi senden ayrı düşürdüğü mahşer gününde ateşlere yanan halimize “Dört Halife”nin hatırı için bak. Ogün bize şefaat et, bizi cehennemliklerin içinden seçip, cennet ehlinin içine kat.) Eşiğinde fikr-i ruhsarunla hâb almış gözüm Görürem olmuş mekânım bâğ-ı cennet Mustafâ (Ey sevgili, kapında yüzünü düşünmekten gözlerim uykuya varmış. Rüyamda yerimin cennet bağında olduğumu gördüm. Çok şükür öldüm dirildim görmeyince ölmedim Dediler ol kâmete gâyet kıyâmet Mustafâ (Seni ölümden sonra görmeyi bekleyemedim. Ölümü göze aldım. Ölüp dirilmiş gibi öbür dünyaya gidip geldim. Senin için öldüm, senin için dirildim. Nefsimi öldürdüm, sünnetinle hayat buldum. Seni görmek nasip oldu. Bana senin huzurunda yeniden can bulurken, sana ihtiram etmek ve ayağa kalmak emredildi ey seçkin Peygamber.) İç işigün taşına itün gibi başın koya Zâtî’nin ger var ise başında devlet Mustafâ (Ey Mustaf , eğer bu Zatî bahtlı bir kimse ise, senin eşiğine baş koyan, kapıda bekleyen bir köpeğin ola. Senin civarında sadık bir kelbin olarak kalayım. Civarından ayırlmayayım. O zaman kendimi en şanslı kişi kabul edeceğim.) İsmi Mehmed olan şiirde Muhyî (?-1611) mahlasını kullanan bir başka, yüreği Muhammed Mustafâ aşkıyla yanan şairin na’tında beyitler inci gibi dizildi. (Bu na’tın mısralarından da şu ifadeler sezildi): Arz et cemâlin göreyim ey mâh-ı tâbân Mustafâ Ref’ et nikâb-ı rûyunu şems-i dırahşân Mustafâ (Ey şekçin Peygamber! Karanlık zulmetle dolu gece gibi hayatıma arz et de parlak ayışığı gibi cemalinin güzelliğinin nurunu göreyim. Her taraf aydınlansın. Yüzündeki perdeyi kaldır da, dünyama ışık veren güneşim ol.) Hakk’ın sen oldun mazharı sensin kamunun rehberi Seni seven olur velî gevherlerle kân Mustafâ (Allah’ın sevgilisi oldun, O’nun katında en yüce nimetlere sen eriştin. İnsanların, cinlerin hatta peygamberlerin bile kılavuzu oldun. Seni sevenler hakiki cevher hazinelerini bulmuş olurlar. Çünkü cihanın incisi seçkin Peygamber sensin.) Eren sana erdi Hak’a aşk zencîrin boyna taka Tâ Hak cemâline baka ey nûr-ı sübhân Mustafâ (Sana kavuşanlar Allah’a vasıl oldular. Çünkü Rabbimiz “Rasule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur” buyuruyor. Seni gören Hakk’ı görmüş olur. Sen İlahî vuslatın kapısısın. Hakk’ın cemalini seyretmenin anahtarı, Allah’ın nurundan yaratılmış olan seçkin/Mustafâ senin elindedir.) Seninle oldu âfitâb gönderdi sana Hak kitâb Âşıklara feth oldu bâb ey derde dermân Mustafâ (Güneş güzelliğini senden aldı. İnsanları aydınlatan Kur’an-ı Kerim sana verildi. Âşıklara muhabbet kapısını açıp dertlerine derman olan, ızdıraplarını dindiren, yaralarına merhem süren sensin ey arınmış Nebi.) Medh eylemek seni muhâl meddâhın oldu zülcelâl Muhyî kuluna kıl visâl ey hakka mihmân Mustafâ (Seni Allah övdüğü için insanların kelamıyla, şiirle, nesirle kitapla, yazıyla, medhetmek, anlatmak, tarif etmek imkansızdır. Hiçbir kul buna güç yetiremez. Ey Allah’ın arşında konuk ettiği, Mirac’a yükselttiği seçkin elçi! Muhyî kuluna ihsanda bulun da sana kavuşmayı nasip et.) Şânı Yüceltilmiş Seçkin Nebiye Salât ü Selâm Osmanlı şuarasından olan Abdülahad Nûrî (1594-1650) büyük bir aşkla şu beyitleri kaleme aldı. (Peygamberin ehl-i beytinin âciz kölesi de okuyup anlamaya çalıştı ![]() Ey habîb-i Hak kerîmü’ş-şân Muhammed Mustafâ Nâzenîn-i hazret-i Yezdân Muhammed Mustafâ (Ey Allah’ın sevgilisi, ismi, şerefi, şânı yüceltilmiş olan seçilmiş ve övülmüş elçi. Yarattıklarının içinde Hakk’ın en çok değer verdiği, isteğini reddetmediği, duasını kabul ettiği Peygambersin. Allah Teâlâ, Ahzâb Sûresi 56. âyette şöyle buyurudu: “Allah ve melekleri, Peygambere çok salât ederler. (Onun şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen gösterirler.) Ey müminler! Siz de O’na salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” Âyette de belirtildiği üzere Peygamber Efendimize çok salât ve selâmda bulunmak ilahî emirdir. Allah’ın salâtı, rahmet etmek ve kulunun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salâtı, Peygamber’in şânını yüceltmek, müminlere bağış dilemesidir. Müminlerin salâtı ise, duâ anlamındadır. Allah, bütün müminlere, peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini emretti ve ona saygı göstermelerini istedi. “Allâhümme salli alâ Muhammedin.” demek salât, “Esselâmü aleyke eyyühen-nebiyyu” demek selâmdır.) Ravza-i cennet gülüsün "lî-ma’Allah" bülbülü Canlara cânân cihâna cân Muhammed Mustafâ (Ya Hz. Muhammed (s.a.v) “Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki; oraya ne bir mukarreb melek ne de gönderilmiş bir nebi öyle bir yakınlığı elde edebilir.” buyurmuştun. Cennet bağının gülsün. En yüce sırları dillendiren muhabbet bülbülüsün. Canlara sevgili, dünyaya hayat veren seçilmiş, övülmüş Peygambersin.) Bûy-ı enfâsun mutayyeb etti nâsût ehlini Doldu âlem ravh ile reyhân Muhammed Mustafâ (Güzel nefesinden çıkan lahûti kokular bütün âlemi ve ölü gönüllere can verip etrafı gülistan etti. Bütün âlemi reyhan kokusuyla şereflendiren seçilmiş, arınmış övülmüş Rasulsün. Hz. Enes (r.a): “Rasulullah’ın mübarek vücutlarından çıkan güzel kokudan daha iyisine ne miskte ne de anberde kokladım.” buyurdu. Âlemlerin Efendisi hayatında vücudu güzel kokular yaydığı gibi vefatından sonra da sünneti ve mübarek kabirleri güzel kokular yaydı. Yine Hz. Enes: “Rasulullahın kabri cennet bahçelerinden bir bahçedir.” derken Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma Validemiz, babasının mübarek kabrine yüz sürerek söylediği mersiyede şöyle diyordu: “Hz. Muhammed(s.a.v)’in kabrinin toprağını koklayanın, kıyamete kadar başka bir şey koklamasına gerek yoktur.”) Zâtunı meddâh olan ol hazret-i Hak olıcak Nice bilsün kadrüni insan Muhammed Mustafâ (Allah’ın övdüğü, değer verdiği, ‘habibim’ dediği zatının esas değerini insanlar ne bilsin. Senin fazilet ve kemâlinin hududu yoktur. Seni medhedenler ancak ölü ruhlarını canlandırırlar. Yine de seni hakkıyla medhedemediklerini bilirler. Çünkü senin üstünlüğün sonsuzdur. Ümmetin seni medhettikçe kendi acziyetini daha iyi fark eder. İnsanoğlu senin gerçek değerini bilmekten ve anlamaktan âcizdir ey Mustafâ.) Ümmet üzre ulu minnetdir vücûdun ni'metdir Cümle halka rahmet-i Rahmân Muhammed Mustafâ (Ümmetinin üzerine rahmet ve merhamet peygamberi olarak gönderilmen, dünyayı şereflendirmen en büyük nimettir. Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de, seni insanlara örnek göstermiştir. Kalem Sûresi’nin, 4. âyetinde “Ve sen elbette yüce bir ahlâka sahipsin.” buyurmuştur. Senin âlemlere rahmet olarak gönderildiğin de bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de, Enbiyâ Sûresi, 107. âyetinde: “(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” diye zikretmiştir. Hz. Muhammed Mustafâ rahmet peygamberidir... Suçlu suçsuz herkes O’ndan medet isteyecek ve kıyamet gününde, O’nun rahmet kanatların altında bir yer bulmaya çalışacaktır. Şanlı Peygamberin dünyaya gelişi, insanlık için bir rahmettir. Esirgeyen Rabbizimin kullarına bir ihsanıdır.) Âlüne ashâbuna, ezvâcuna etbâuna Hâzır olsun ravza-ı rıdvân Muhammed Mustafâ (Senin aile fertlerine, silsile yoluyla kan bağıyla sana mensup olanlara, etrafında toplanıp sohbetine katılanlara, nikahın altına aldığın zevce-i tahirtına ve yolundan giden sana uyan ümmetine cennet hazır olsun. Cennetin Rıdvan kapısı senin razı olduğun, bu sayılanlar için giriş noktası olacaktır. Sana bu dünyada iken uyanlar ve yakın olanlar gerçek âlemde senin ihsanına uğrayacaklardır seçilmiş Peygamber.) Nûri miskîni unutma Rabb-ı izzet hakkıçün Ey nebîler hizbine sultân Muhammed Mustafâ (Bu Nurî isimli fakir ümmetini de bu dünyada ve mahşer gününde, sana olan muhabbetindin dolayı hatırlayıp şefaat et. Nebiler güruhunun sultanı olan önder vasıflı kişi. Bütün peygamberler, Hz. Muhammed Mustafâ’nın irfan deryası karşısında bir avuç su gibidir. O’nun ilmi yanında bir nokta gibidirler. O’nun resullere layık hikmeti yanında bir hareke gibi kalır.Bu sebeplerden anlaşıldığı gibi Peygamberler topluluğunun sultanı Hz. Muhammed Mustafâ’dır.) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya Neccarzâde Şeyh Rızâ (1679-1760)Peygamberimizin Mirac mucizesini, onun seçkinliğini bir na’tının şu beyitlerinde dillendirdi. Bize de yine anladığımız kadarıyla açıklamak düştü: Leyletü’l-esrâ haremden eyleyip geşt ü güzâr Zulmet-efrûz-ı dücâ oldu Cenâb-ı Mustafâ “Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammed’i, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı yücedir, bütün eksikliklerden uzaktır. Gerçekten, herşeyi işiten, her şeyi gören O’dur.”(İsra, 1.) İsra (Mirac) hadisesinde Hz. Peygamber (s.a.s) "Burak’a bindim, Beytü’l-Makdis’e vardım" buyurmuştu. Efendimiz oradan göğe yükseltildi; nebiler ve meleklerle görüştü. Cennet ve cehennemi, daha başka işaretleri gördü. Nihayet beş vakit namaz emri ile aynı gece döndü. Karanlık geceyi vakarlı bir zaman dilimi yaptı seçilmiş elçi.) Verdi mişkat-i risâlet Mescid-i Aksâ’ya fer Muktedâ-yı enbiyâ oldu Cenâb-ı Mustafâ (Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü'l-Makdis'e getirildi. Oraya manevî ışıklar saçtı, her tarafı risaletin nuru kandil kandil aydınlattı. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı. Şekçin Peygamber (s.a.v) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı.) Eyledi çeşmin mücellâ Kuhl-i “mâzâga’l-basar” “Len-terânî”den rehâ oldu Cenâb-ı Mustafâ (Allah’ın cemâlini görmesi gözünün parlaklığın artırdı. Mâzâğa’l-basar: “Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.” (Necm, 17) Müfessirler bu ayeti şöyle tefsir ettiler; Göz şaşmadı - onu gören Resûlullah (s.a.s)’ın gözü kaymadı, şaşıp da sağa sola bir eğri bakmadı ve aşmadı - görmek haddini tecavüz edip de yanlış bir görüş de görmedi - akılların şaşacağı, gözlerin kamaşacağı hayretengiz şeyler görmekle beraber ne şaştı, ne de aştı; kemal-i dikkat ve sıhhat ile tesbit edip müşahede etti. Birincisi edebini, ikincisi kuvvetini beyandır. Razî dedi ki: Hz. Musa (a.s)’ya olduğu gibi olmadı, zira onda cebel düpedüz olmuş; Hz. Musa (a.s), saika ile yıkılmış ve binaenaleyh nazarı kesmiş bayılmış idi. Lâkin Hz. Muhammed (s.a.s) sarsılmadı. Len terânî: “Musa tayin ettiğimiz vakitte gelip de Rabbi ona hitab edince: "Ya Rabbi" dedi. "Göster bana zatını, bakayım Sana!" Allah Teala şöyle cevap verdi: "Sen Beni göremezsin. Ama şimdi şu dağa bak, eğer yerinde durursa sen de Beni görürsün!" Derken Rabbi dağa tecelli eder etmez onu un ufak ediverdi. Musa da düşüp bayıldı. Kendine gelince dedi ki: "Sübhansın ya Rabbî, her noksanlıktan münezzeh olduğun gibi, dünyada Seni görmemizden de münezzehsin. Bu talebimden ötürü tövbe ettim. Ben ümmetim içinde Seni görmeden iman edenlerin ilkiyim!” (A’raf, 143.) Hz. Musa (a.s)’da, Allah’ın kelamını işitince onun şevk ve neşesi içinde, Rabbini görme iştiyakı uyandı. Allah Teala dünya gözü ile zatını göremeyeceğini bildirdi. Cennetliklerin Allah’ı görmek şerefine erecekleri ayet ve hadislerle sabittir. A’râf Sûresi, 143. âyetinde Hz. Musa’ya hitaben: “Beni kat’iyyen göremezsin.” Mealinde belirtildiği gibi, olmadı, Hz. Muhammed Mustafâ perdeleri aşıp Allahu Teâlâ ile görüştü. ) Ve bu yazının sonuna, iki Peygamber âşığının aşk dolu mısralarından iki örnek almak artık bize vazife oldu. Yanar kalbe devâsın sen bulunmaz bir şifâsın sen Muazzam bir sehâsın sen dilersen rûnümâsın sen Habîb-i Kibriyâsın sen Muhammed Mustafâsın sen Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah Yaman Dede (1887-1962) Derdmendim yâ Resûlallah, devâ ol derdime, Destgîr ol, yâ Habîballah, bu âsî mücrime!.. Sen şefâat kânı varken, yalvarayım ben kime? Ben Resûl-i Kibriyâ’nın bülbül-i nâlânıyım, Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım!.. Ali Ulvi Kurucu (1920-2002) Getirelim Muhammed Mustafâ’ya salavât: “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.”
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |
| ||||
| Bilindiği üzere Efendimiz (sas) Hazretleri’nin adı anıldığında duyan her Müslüman’ın salavat getirmesi ihmal edilmez bir görevi, unutulmaz bir vefa borcudur. O kadar ki, O’nun irşadıyla var oluş hikmetini anlayan her Müslüman’ın üzerine bu salavatın ömründe bir keresi farz, sonrakileri vacip, tekrarlarda ise sünnet olduğu bildirilmiş, salavatın terki ise şefaatten mahrumiyete sebeptir, denmiştir. İyilik gördüğü kimselere iyilik etme minnettarlığı duyan, hatta bir kahvenin kırk yıl hatırını sayan insanlar, ebedi hayatını kurtarmaya vesile olan Resulüllah’a da (sas) elbette minnettarlık duyacak, adını duyunca büyük bir hürmet ve sevgiyle salavat getirecek, böylece gösterdiği bu bağlılıkla da şefaatine nail olacaktır. Nitekim Ahzab Suresi ayet 56’da Rabbimiz de salavat getirmeyi emretmektedir: –Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!. Bu ayetin emri gereği olarak ömürde bir defa salavat getirmek farz, sonraları her ilk duyuşta vacip, aynı yerde tekrarlanmalarda ise sünnet olduğu ifade edilmiştir. Anlaşılan odur ki, getirilen salat–ü selamdan hem Rabbimiz, hem de melekleri razı olmakta, ayrıca melekler salavat getirenlere de dua etmekteler. Hadis kitaplarında görüyoruz ki, Efendimizin (sas) Cennet’teki makamının yükselmesine sebep olan salavatı okuyan insana melekler, “Allah da senin makamını yükseltsin!” diye dua etmekte, öteki melekler de bu duaya amin demekteler. Salavat getiremeyene ise, “Allah da senin makamını yükseltmesin!” diye tepki göstermekte, öteki melekler de bu tepkiye amin diyerek iştirak etmekteler. Demek ki, Efendimizin (sas) adını duyunca salavat getirenler meleklerin hayır duasını alır, getirmeyenler ise bedduasına maruz kalırlar. Ayrıca, Peygamberimiz (sas) de, adını duyduğu halde salavat getirmeyen vefasız ümmetine kırılmakta, bunu da “burnu sürtülsün!” sitemiyle dile getirmektedir. Salavatın çeşidi sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en meşhurları da namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz, “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” ile “Sallallahü aleyhi vesellem” salavatlarıdır. Manaları şöyle özetlenebilir: –Rabbimizin rahmeti, meleklerinin istiğfarı ve bizim de selamımız Efendimiz Hazreti Muhammed ve ailesi üzerine olsun. Bu gibi salavatlar Efendimize has bir dua olduğundan O’na mahsus duayı Rabbimiz reddetmez. Bu niyetle bizler de özel dualarımıza redde uğramayan salavatla başlar, salavatla bitirirsek iki makbul dua arasına aldığımız duamızın kabul olacağını ümit ederiz. Okuma ve yazmalarda ise Efendimizin (sas) adı geçince açıkça: –“Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” yahut da “Sallallahü aleyhi ve sellem” demek en güzeli olduğu gibi, yazanların salavatın baş harfleriyle (asm) yahut da (sas) şeklinde işaretlemeleri de salavatı hatırlatmak demektir. Ancak yazıda bu gibi salavat getirme işaretleri çoğalınca okuyanlar bazen zorlanmakta ve maksadının aksine, hürmet için konan işaretler bazen hürmet zedelenmesine de sebep olmaktadır. Böyle bir hürmet eksilmesine sebep olmaktansa işaretleri azaltıp okuyanın irfanına bırakmakta isabet olsa gerektir. Efendimize getirilen salavat, günahının affına sebep denemez. Çünkü O’nun böyle bir durumu söz konusu değildir. Makamının yükselmesine vesiledir. O yüzden Efendimizin makamını kimse tahmin ve tespit edememektedir. Çünkü her saniye, iyiliğine sebep olduğu ümmetinden nehirler gibi salavat duaları akmakta, böylece yükselmenin hiç durmayıp kıyamete kadar da devam edeceği anlaşılmaktadır. Tarihi bir saygı örneği: Sultan Mahmud Gaznevi, Muhammed adındaki hizmetçisine her defasında çok sevdiği bu Muhammed adıyla hitap ettiği halde bir defa da babasının ismiyle hitap eder. Buna üzülen hizmetçi, neden çok sevdiği güzel ismiyle değil de babasının ismiyle çağırdığını sorunca Sultan’dan şu cevabı alır: –Ben her defa abdestli bulunuyor, o yüce ismi abdestle söylüyordum. Bu defa abdestim yok! O mübarek ismi abdestsiz ağzıma almaktan utandım! Mübarek ismi duyduğu halde gönlü kıpırdamayan salavat tembellerine ithaf olunur. Ahmet Şahin
__________________ "Allah'ı dost edineni dost edineceğime, Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah'a söz verdim." |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|