![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| |||
| Tesettür Emrinin Neresindeyiz? Geçtiğimiz günlerde gazeteleri karıştırırken bir haber dikkatimi çekti. Haberde, beş yıldızlı bir otelde tesettürlü giyim üzerine yapılan defilenin çok ses getirdiği ifâde ediliyordu. Pahalı mankenlerin makyajlı, -güya- tesettürlü(!) boy boy fotoğrafları haberi tamamlıyordu. Fotoğraflara acı acı baktım. Çünkü resimler hiçbir şekliyle İslam ölçülerine göre tesettürlü bir hanımı tarif etmiyordu. Fakat bu resimler, moda rüzgârı sayesinde tesettür ismini siper ederek nicelerini bir yaprak gibi peşinde koşturuyordu. Bu garâbet ne kadar üzücüydü. İşte bir yansıma: Geçenlerde çocuklarımı evimin yakınındaki parkta dolaştırıyordum. Genç bir kız dikkatimi çekti. Altında oldukça dar uzun bir etek, üzerinde uzun kollu dar bir penye ve uçları ensesine sıkıca bağlanmış başörtülü genç bir kızdı bu. Gazetelerden taklit ettiği -güya- tesettürü(!) ile elinde sigarası, yanındaki şımarık gence lâubali ve gevrek kahkahalar atarak bir şeyler anlatıyordu. Cemiyetimizde hassas ruhlu insanları üzen bu gibi hadiselere, günümüzde -maalesef- daha nicelerini eklemek mümkündür. Tesettürün bu kadar yıpratılması, dejenere edilmesi ve basitleştirilmesi ve rûhânî vasfının iptal edilmesi, belki de toplumumuza bu konuyu tam ve doğru bir şekilde anlatamayışımızın neticesidir. Tesettür ki, "bir müslümanın, dinimizce örtülmesi gereken yerleri yine dinin belirlediği şekilde örtmesi" demektir. Ve tesettür, İslam'ın en mühim emirlerinden biridir. O, müslüman hanımın iffetini, ve daha önemlisi şahsiyet ve vakârını korumayı amaçlar. Bu sebeple bedenin tesettürünü, rûhun ve kalbin tesettüründen ayrı düşünenler çok büyük bir hatâya düşerler. Öncelikle şunu iyi bilmelidir ki: Tesettür, Allâh'ın Emridir. Tesettürün, Rabbimiz ve Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- katında ne kadar önemli bir emir olduğunu âyetler ve hadîs-i şerifler ışığında hatırlamanın faydalı olacağını düşünüyorum: "Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır." (el-A'raf, 26) Bu âyet-i kerîmenin de dikkat çektiği üzere giysi, takvâ ile meczolunmalıdır. "Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnâdır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar… Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler! Hepiniz Allâh'a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız." (en-Nûr, 31) Kadınların ev dışında veya yabancı erkeklerin yanında, normal ev içi elbisesinin üstüne bir dış elbise daha giymeleri gerekir. Bu husustaki âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp, kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allâh çok bağışlayıcı ve çok esirgeyicidir." (el-Ahzâb, 59) Allâh Rasûlü'nün Îkazları Örtünme ile ilgili bu âyetler inzâl oldukça, Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- de en yakınlarından başlayarak bu âyetlerde kastedilen örtünmenin şeklini tarif ve tebliğ etmiş; kendi hanımlarını, kızlarını ve bütün müminlerin hanımlarını Allâh'ın murâdına uygun örtünme hususunda yetiştirmiştir. Bu hususta pek çok fiilî örnek bulunmakla beraber, biz burada birkaç tanesiyle yetinmek istiyoruz. Hazret-i Âişe'nin rivâyetine göre, birgün Hazret-i Ebû Bekir'in kızı (Hazret-i Âişe'nin kızkardeşi) Esmâ, ince bir elbise ile Allâh Rasûlü'nün huzuruna girmişti. Rasûlullâh (s.a.s) yüzünü başka tarafa çevirdi ve şöyle buyurdu: "-Ey Esmâ! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hazret-i Peygamber bunu söylerken, yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti." (Ebu Davûd, Libâs, 31) Temimoğulları kabilesinden birtakım kadınlar, Hazret-i Âişe'yi ziyarete gelmişlerdi. Üstlerinde ince giysiler vardı. Hazret-i Âişe, onlara ikaz mâhiyetinde şöyle dedi: "-Eğer sizler mü'minler iseniz, bunlar inanmış hanımların giysileri değildir. Eğer mü'min değilseniz o zaman durum değişir." Yine bir gün onun huzuruna, ince başörtülü bir gelin getirilmişti. Bunun üzerine O şöyle dedi: "-Nûr Sûresine inanan bir kadın böyle örtünmez." (El-Kurtubî, El-Cami', XIV, 157) * * * Peygamberimiz, ashâb-ı kirâmdan birine Mısır'da dokunmuş keten bir kumaş vermiş ve yarısından kendine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise hanımının giysi yapmasını istemiştir. Ancak daha sonra şöyle buyurmuştur: "-Hanımına git ve söyle: Altına bir gömlek diksin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım." (El Kurtubî, El Cami', XIV,156) Hazret-i Peygamber, müslüman kadınların ibadetlerini îfâ ederken dikkat etmesi gereken bir hususa da: "Allâh Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez." (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151) buyurarak dikkat çekmişlerdir. Yine ümmetinin iffet, hayâ ve namusunu korumaya yönelik, Allâh Rasûlü'nün şu hadîs-i şerifleri, bilhassa bugünler çok ikaz edicidir: "Ümmetimin son dönemlerinde giyimli, fakat çıplak birtakım kadınlar olacaktır. Bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Ancak onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar." (Ebu Davud Libas 125, Cennet 52) "Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına uğrarsa, zinaya bir adım atmış olur." (Tirmizi, Edeb, 35; Nesâî, Zîne, 35) "Kadınlardan erkeklere benzeyenlerle; erkeklerden kadınlara benzeyenler bizden değildir." (Buhârî, Libas, 61) Âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler, gayet açık ve net bir şekilde Müslüman kadının giyim tarzını beyân etmektedir. Bu âyet ve hadislerin ışığı altında zihinlerimizde ve kalblerimizde tesettür şeklimizi tekrar muhasebe etmeliyiz. Biz, tesettür anlayışımız ile bu emirlerin neresinde bulunuyoruz? Acaba bilerek veya bilmeden hatâ mı işliyoruz? Rabbimizin ve Peygamber Efendimizin çizdiği sınırları zorluyor muyuz? Tesettürde Dikkat Edilecek Hususlar Sokaklarda bir çok müslüman hanım görüyor ve şaşırıyoruz. Bir çok giyim şeklinin sınırları zorladığına, hatta tesettür emrinin hikmetinin tam aksine, "dikkatleri üzerine çeken bir câzibe sebebi" olduğuna şâhid oluyoruz. Bu hususta yapılan yanlış uygulamaları ve hatalarımızı belli başlı maddeler hâlinde ele alarak, birbirimizi uyarmanın mühim bir vazifemiz olduğunu düşünüyorum. 1- Manto ve Pardesüler: Şeffaf, dar, bele doğru daralan, uzun yırtmaçlı, parlak deriden imal edilmiş, çok süslü ve desenli, önü açık veya düğmelenmeyen manto veya pardesüler... Örtünmenin amacı, vücut hatlarını belli etmemek ve cazibeyi gizlemek olduğu hâlde bu çeşit pardesü veya mantolar, bu gâyenin dışına çıkmakta ve tesettür emri ihlal edilmektedir. 2- Etek, gömlek ve tişörtler Yukarıdaki âyet ve hadislerin zıddı şekilde "dar, içini gösteren veya vücuda yapışan" tipte etek, gömlek veya tişörtler, özellikle ışık vurunca tesettürü mânasız kılmaktadır. Böylece bütün dikkatleri üzerine toplamaktadır. Uzun yırtmaçlı etekler, bazen diz kapağına kadar çıkabilmektedir. Hadislerde "sadece el ve yüz açık kalabilir" buyurulmakta iken; mahremleri dışındakilerin yanında kısa kollu, hatta cezb edici dantelli elbiseler giymek, İslâm'ın rûhuna zıttır. 3- Pantolon Son yıllarda müslüman hanımlar arasında yaygınlaşan pantolon, "erkeğe benzemek" yönüyle, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- tarafından reddedilmiştir. Bazen yarım pardesü, bazen gömlek veya bluz altına giyilen pantolon, vücut hatlarını belli ederek ve erkek kıyâfeti olması sebebiyle tesettürün ruhunu zedelemektedir. Çocuklarımızı nasıl küçük yaşlardan itibaren namaza alıştırıyorsak, tesettür hassâsiyetine de alıştırmalıyız. 4- Başörtüsü *Aşırı süslü, şeffaf, göz alıcı renkte ve yaldızlı başörtüsü: Örtünmenin hedefi "dikkat çekmemek" olduğu halde, bu tür başörtüler dikkatleri üzerine toplamaktadır. Şeffaf olanlar, içini göstererek hadislere açık bir muhalefet teşkil etmektedir. *Boynu ve -baştan arkaya kayarak- saçı tam örtmeyen başörtüsü: Yalnız çene altından veya enseden bir düğüm atılınca, boyun açık kalmakta ve âyette geçen "başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar." emri terk edilmektedir. Altına tülbent takılmayan ve sağlam bağlanmayan başörtüleri de saçın bir bölümünü açıkta bırakmakta ve Rabbimizin emri ihlâl edilmiş olmaktadır. *Pardesü ve elbisenin içinde bırakılmak veya ense üzerinde düğümlenerek sıktırılmak suretiyle, saçın şeklini ortaya çıkaran başörtüsü: Hadislerde geçen "deve hörgücü" tabirine benzeyen bu şekiller, dikkat çekici olarak örtünmenin amacını tehlikeye düşürmektedir. 5. Çoraplar İnce, dantelli, desenli veya şeffaf çoraplar, pardesünün altında kalan kısımları tesettür ölçüsünün dışında bırakmaktadır. Tesettür, tenin görünmemesini amaçlarken ince çorap tesettür sağlamamakta ve Rabbimizin emrine uyulmamış olunmaktadır. 6- Bazı aksesuar ve teferruat hataları Nakışlı eşarp altı alın süsleri, Aşırı süslü, dikkat çekici, uzun topuklu ve yüksek tabanlı ayakkabılar. Parlak renkli gösterişli çantalar, Tıbbî zorunluluğu olmayan süslü güneş gözlükleri, Aşırı parfüm ve cazibeli makyaj, Sandalet tipi dikkat çekici ayakkabılar, Gurur ve kibre sebep olacak markalı giysiler... * * * Günümüz insanı bir çok dış tesirin hücumu altındadır. Medya, çevre ve nefsinin taarruzları karşısında, sağlam bir kalb yapısı bulunmayan müslümanın, inandığı değerlerinin yara alması kaçınılmazdır. Kalbde başlayan bu hastalıklar daha sonra dışına da tesir ederek "ne yapalım, zaman bunu gerektiriyor, Allah affeder" aldatmacasına insanları sığındırmakta ve İslâm'ın emirlerini ihlal ettirmektedir. Her geçen yıl tesettür husûsunda zaafların arttığına şahit olmaktayız. Yıllar önce hiç rastlamadığımız veya bu bir tesettür şekli diyemeyeceğimiz elbiseler, şimdilerde bizlere gayet normal gelmektedir. Yarım pardesüler, ince çoraplar, boyundan bağlanmış sıkı başörtüler, önü açık pardesüler…vb. her sene yeni icatlar karşımıza çıkmaktadır. Bunlarda en büyük mes'uliyet, defileler düzenleyerek tesettür giyimine ticârî noktadan yaklaşan bazı büyük mağazalar ve bunları giyerek emsâl olan hanımlardır. Diğer tarafta bütün bunlara bakarak, İslam'ın tesettür emrini, yalnızca şekil ve renkten ibaret olarak anlayıp uygulamak da yanlıştır. Zira İslâm genel ölçüleri belirlemekle birlikte, bunun tatbikâtını o genel ölçüleri ihmal etmemek şartıyla, iklim, kültür ve insanların tercihlerine bırakmıştır. Bu sebeple tarih boyunca değişen çeşitli makul kültürlerin ve coğrafî şartların o toplumların kıyafetlerine yansıması çok tabiîdir. Farklı model ve renkler ve soğuk-sıcak iklimlere göre muhtelif tercihler insanlar tarafından seçilebilir. Ancak, bütün bunlarda asıl olan, daha önce de belirttiğimiz gibi, Rabbimizin sınırlarının titizlikle korunmasıdır. Bu hususta, Rabbimizin hudutlarına gereken dikkat gösterildikten sonra, pek çok farklı renk ve şekilde tesettür tarzı tercih edilebilir. Şu da unutulmamalıdır ki, insanın güzelliği dışından ziyâde, ruh güzelliği iledir. Neticede dış güzellik, birgün yok olacak; ama hayâ, imân ve takvâ güzelliği ebediyyen bizimle kalacaktır. Bu yüzden sadece dış güzelliğe ihtimam göstererek, iç güzelliğimizi ihmal etmememiz lazımdır. Evlenirken bile Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, "Kadın dört şeyi için nikahlanır: Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindar olanını tercih et..." buyurarak, bize asıl güzelliğimizin merkezini işaret etmişlerdir. Rabbimiz de yarın kıyâmette bizlere dış güzelliğimizden değil, dinimizi ne ölçüde yaşayıp yaşayamadığımız hususunda, hesaba çekecektir. Tabii ki, temiz ve uyumlu şekilde giyinmek şiârımız olacaktır. Bu, zaten dinimizin de emridir. Ama bir Müslüman, bir çok işinde olması gerektiği gibi orta yolu kaybetmemelidir. Dinimizin emirlerini çiğnemek pahasına "gösterişli" giyinerek, dikkat çekme yanlışlığına düşmemelidir. Bizi gören insanlar, bizde İslam'ı görmeli ve takdir etmelidirler. Kur'ân-ı Kerîm'de Allâh'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden kadınların, âhirette daha güzeliyle mükafatlandırılacağı ifade edilmektedir. Âyetlerde mümin kadına birer nîmet ve mükafat olarak, cennette atlastan işlenmiş elbiseler, ipekler, inci, altın ve gümüş ziynetlerden bahsedilmektedir. Rabbimiz cennetteki bu nimetleri, sâliha mümin kadınlara vâat etmektedir. Kadınlarla İlgili Birkaç Mesele Bunların yanında aslında daha tafsîlatlı bir şekilde ele alınması gereken birkaç önemli hususa da temas etmek faydalı olacaktır: İslam'ın rûhuna ters bazı fiiller, bizim âhiretimizi ziyana uğratmaktadır. Mesela: * Tesettürlü bir hanımın "erkekler arasında" sekreter vb. olarak, İslam'a uygun olmayan işlerde çalışması, * Yanında mahremi bulunmayan bir hanımın, yalnız başına uzun seyahatlere çıkması, * Mahremi olmayan müslüman âilelerin aynı masada beraberce yemek yemeleri, aynı odada sohbet etmeleri, * Dindar genç evlilerin, sokaklarda, ancak ev ortamında dolaşılabilecek görünümde gezmeleri, * Tesettürlü bir hanımın toplum içinde sigara içmesi, Rabbimiz hepimizi emrine itaat eden, üç günlük dünyanın fânî zevklerine aldanmayan, bu âlemdeki fânîlerin iltifatlarına kanmayıp, rızasını kazanan ve ebedî olarak cennet elbiseleri ile mükafatlanan kullarından eylesin. Âmin… Tuba Öztürk |
| ||||
| Ce: Tesettür güzel bir konu paylaşmışsın kardeş eline sağlık. fakat gerek hayatımızda gereksede okullarımızda bu çok saçma olan karşı çıkmayı bir türlü anlayamıyorum ve bir Müslüman olarak çok üzülüyorum. güya %99 u müslüman bir ülkeyiz ama maalesef o %1 in sözü geçiyor. Allah herkese doğruyu bulanlardan ve yaşayanlardan eylesin inşallah
__________________ ![]() E renlerin dergahına girilmez mi hiç? R ahmet kapısından geçilmez mi hiç? E sir olmak iblise korkutmaz mı hiç? N e güzeldir hak yolu yürünmez mi hiç? |
| |||
| Tesettür Farzdir TESETTÜR FARZDIR Ve aleyna aleykümüsselam... Muhterem kardeşim, sayfamıza ilk soruyu siz sormuş oldunuz... Ve bu sorunuzda tesettürle ilgili olmuştur... Ben bu konuda bu konuda mütehassıs bir hocaefendinin "Fıkhi Meseleler adlı eseri ile Emanet ve Ehliyet-İslam İlmihali" adlı eserlerinden önemine binaen sizlere naklediyorum... CEVAP: Tarih boyunca; hevalarını ilah edinen zalimler, mü'min kadınların kıyafetlerine hakaret etmişlerdir. Siret-i İbn-i Hişam'da yer alan bir hadise, bunun güzel bir delilidir. Hadise şudur: Mü'min bir kadın; malını satmak için Ben-i Kaynuka çarşısına gider. Alışverişini yapar. Bu esnada yorgun düştüğü için, bir kuyumcu dükkanının önüne oturur. Orada bulunan Yahudiler, mü'min kadına tesettürünü açmasını emrederler. Kuyumcu dükkanının sahibi olan Yahudi, kadının tesettürünü zorla açar ve gülüşmeye başlarlar. Hadiseye şahit olan bir sahabe, Yahudi'nin üzerine yürür ve onu öldürür. Orada bulunan diğer Yahudiler de kılıçlarını çekerler ve Müslüman'ı şehid ederler. Rasul-i Ekrem (sav) mü'min kadına yapılan bu hakareti, savaş sebebi saymıştır. (1) Yakın tarihimizden de bir misal verelim. Maraş'lı Sütçü İmam (Rh.a); mü'min bir kadının tesettürüne el uzatan, iki Fransız askerini öldürmüştür. Kendisi de bu mücadele esnasında şehid olmuştur. Son yıllarda yaşanan hadiseler ile tarih boyunca yaşanmış olan hadiseler arasında mahiyet farkı yoktur. Hevalarını ilah edinen zalimler; İslam fıkhına karşı duydukları kini gösterebilmek için, mü'min kadınların tesettürlerine hakaret etmektedirler. Bu kısa girişten sonra "Kadınların tesettürü ile ilgili ayetler muhkem midir?" Sualine geçebiliriz. Asr-ı saadet'ten itibaren mü'min kadınların tesettürü konusunda hiçbir ihtilaf olmamıştır. Zira herhangi bir farzın tartışılması mümkün değildir. İslam alimleri: "Mükellefin (kadın ve erkek) avret mahallini örtecek, soğuktan ve sıcaktan gelebilecek her türlü zararı önleyebilecek şekilde giyinmesi farzdır" (2) hükmünde ittifak etmişlerdir. Farz olan kıyafette, iki unsur sözkonusudur. Birincisi: Avret mahallinin örtülmesidir. İkincisi: İklim şartlarına uygun şekilde giyinmektir. Mü'min kadınların; farz olan kıyafetlerinin tesbitinde, "hamr" kelimesine takılıp kalmanın bir manası yoktur. Zira Kur'an-ı Kerim'de: "Ey Peygamber!.. Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle; (ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) cilbablarını üstlerine örtsünler. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah Gafurdur, rahimdir" (Ahzab Suresi: 59) hükmü beyan buyurulmuştur. Sahabe-i kiram, cilbab'ın mahiyetini ve şeklini, bizzat Rasul-i Ekrem (sav)'den öğrenmiş ve tatbik etmiştir. Hz. Aişe (R.anha) ve Hz. Ümm-i Seleme'den (R.anha) gelen rivayetler, cilbabın şekli ile ilgilidir. (3) İbn-i Kesir; "Cilbab, başörtüsünün üzerine giyilen ve bütün bedeni kaplayan bir kıyafettir" (4) demiş ve şeklini izah etmiştir. Yine kadınların tesettürü ile ilgili olarak, Kur'an-ı Kerim'de: "Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesnadır..." (En Nur Suresi: 31) hükmü beyan buyurulmuştur. Maliki ve Hanefi fukahası; bu ayet-i kerime'de geçen "bunlardan görünen kısım müstesnadır" hükmünü esas alarak, "kadının elleri ve yüzü avret değildir" demişlerdir. Bu hususta Hz. Aişe (R. Anha), Hz. Said b. Cübeyr (rh.a) ve İbn-i Dahhak'dan gelen hadislere dayanmışlardır. Şafi ve Hanbeli fukahası: "Kadının bütün vücudu avrettir. Zinetlerini açmasınlar emri; fıtri zinetleri de içine alır. İhtiyarları dışında (rüzgar vs.. sebebiyle); kendi kendine açılanlar istisna edilmiştir" demektedirler. (5) Onlar da Hz. Abbas (ra) ve Hz. Ali (ra)'den gelen rivayetleri esas almışlardır. Tesettür ile ilgili ayetlerin tamamı muhkemdir..... Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim. (1) Siret-i İbn-i Hişam (İslam Tarihi)-İst.: 1985 C: 3 Sh: 66. (2) İmam-ı Mavsili-El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar-İst.: 1979 C: 4 Sh: 177, Ayrıca Şerhu Damad-İst.: 1316 C: 2 Sh: 531. (3) Mecmuatu't Tefasir-İst.: 1979 C: 5 Sh: 138-139. (4) İbn-i Kesir-Tefsiru'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1969 C: 3 Sh: 518. (5) Geniş bilgi için/M.Ali Sabuni-Ahkam Tefsiri-İst.: 1984 C:2 Sh: 169-173 1648 ERKEKLERİN "KADIN"; KADINLARIN DA "ERKEK" ELBİSESİ GİYMESİ, CAİZ DEĞİLDİR: Şurası muhakkaktır ki; her iki cinsin (kadın ve erkeğin) kendine mahsus özellikleri ve buna uygun kıyafetleri vardır. Karşı cinse özenen insanda; ahlâki meseleler ve ruhi rahatsızlıklar mevcuttur. Bu sebeble, bu tür insanların tedavi edilmesi gerekir. Resûl-i Ekrem (sav) erkeğin kadın, kadınların da erkek elbisesi giymesini men etmiştir. (61) Ayrıca İbn-i Abbas (ra)'dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Resûlullah (sav) erkeklerden kadınlaşanlara, kadınlardan da erkekleşenlere lanet etmiş ve "Bu makûle kimseleri evinizden kovunuz" buyurmuştur.(62) Giyim hususunda her beldenin örf ve adeti farklıdır. 1649 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Cehennemliklerden iki sınıf vardır ki, ben onları (dünyada) görmedim. Birincisi; yanlarında bulunan sığır kuyruğu gibi kırbaçlarla insanları kamçılayan kimseler. İkincisi: Giyinmiş çıplak, kalçasını oynatan, salınarak yürüyen, başları Horasan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi, birtakım kadınlar!.. Bunlar cennete giremezler, onun kokusunu da alamazlar. Halbuki cennetin kokusu mesâfelerin ötesinden alınır" (63) buyurduğu bilinmektedir. Giyindiği halde; elbiselerinin dar ve ince olması sebebiyle, bütün vücut hatları belli olan kadınlar "giyinik çıplaklar" hükmündedirler. 2. GİYİM HUSUSUNDA DİKKAT EDİLECEK HÜKÜMLER 1634 Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey Ademoğulları!.. Size çirkin (avret mahallinizi) örtecek bir elbise; bir de giyinip, süsleneceğiniz (ziynet) elbisesi indirdik!.. Takva elbisesi (libası) ise; o hepsinden daha hayırlıdır. Bu (elbiselerin indirilmesi) Allah'ın ayetlerindendir. Tâ ki (insanlar) iyice düşünsünler" (41) hükmü beyan buyurulmuştur. 1635 Yine diğer bir Âyet-i Kerîme'de: "Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaydı. Dağlardan size yuvalar, siperler yaptı. Harâretten (sıcak ve soğuktan) sizi koruyacak elbiseler, cihadda sizi darbelerden muhafaza edecek (demirden) giyimler (zırhlar) yaptı. İşte Allah bu sûrette üzerinizdeki nimetleri tamamlıyor. Ta ki; (O'na) teslimiyetle itaat edesiniz" (42) buyurulmuştur. 1636 Hanefi fûkahası; "Mükellefin (erkek ve kadının) avret mahallini örtecek, sıcak ve soğuktan gelebilecek her türlü zararı ortadan kaldırabilecek şekilde giyinmesi farzdır"(43) hükmünde müttefiktir. Dikkat edilirse farz olan kıyafette; avret yerlerinin örtülmesi (mükellefin) sıcak ve soğuktan gelebilecek tehlikelerden korunması esastır. Dolayısıyla; bütün mü'minler avret yerlerinin örtülmesi hususunda aynı teklife muhatabtırlar. Ancak sıcak ve soğuktan korunmak; içinde yaşadığı coğrafya ile yakından alakalıdır. Suudi Arabistan'da yaşıyan bir müslümanla, kuzey kutbunda yaşıyan bir müslümanın, (sıcak ve soğuk açısından) aynı kıyafette olması mümkün değildir. 1637 GÜZEL GİYİNMEK MÜSTEHABTIR: Hanefi fûkahası; "güzel giyinmek (zinet) ve Allahû Teâla (cc)'nın ni'metini üzerinde göstermek müstehabtır"(44) hükmünde müttefiktir. İmam-ı Azam (rha) talebelerine; güzel elbiseler giymelerini ve çirkin giyinmekten sakınmalarını tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse cennete giremez" buyurması üzerine Sahabe-i Kiram'dan bir zat: "İnsan elbisesinin güzel, ayakkabısının güzel olmasını arzu ediyor" deyince Resûlullah (sav): "Şüphesiz ki Allah güzeldir; güzelliği sever. Kibir hakkı inkâr etmek ve insanları (halkı) küçük görmektir"(45) buyurmuştur. Yine; çok kalitesiz, dağınık ve pejmurde bir kıyafet içerisinde Resûl-i Ekrem (sav)'in yanına gelen bir kimseye: "Malın var mı?" diye sormuş o kimse: "Allah bana her çeşit maldan verdi" cevabını verince Resûlullah (sav): "Madem ki Allahû Teâla (cc) sana her çeşit maldan verdi. Şu halde (Allah) nimet ve ikramının izini üzerinde görsün" (46) diyerek, güzel giyinmesini tavsiye etmiştir. 1638 TEKEBBÜR İÇİN GÜZEL GİYİNMEK MEKRUHTUR: Hanefi fûkahası, Resûl-i Ekrem (sav)'in; Hz. Mikdat b. Madi'ye hitaben: "Tekebbür ve çalım satma (gösteriş) olmadığı halde (bunlardan uzak kalarak) ye, iç ve giy" hadisini esas alarak, tekebbür için giyinmek mekruhtur"(47) hükmünü beyan etmiştir. Dolayısıyla Allahû Teâla (cc)'nın nimetini izhar için güzel giyinmek müstehab, tekebbür için güzel giyinmek ise, mekruhtur. Buradaki ince fark; kalble ilgili bir olaydır. 1639 ÇIPLAKLIĞI ŞEYTAN TAVSİYE EDER: Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ey Ademoğulları!.. Şeytan ana ve babanızı, avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sakın size de bir fitne (tuzak) kurmasın!.. Çünkü o da; kabilesinden olanlar da sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerlerden muhakkak görürler. Biz şeytanları iman etmeyeceklerin velileri yaptık" (48) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler; "Şeytanın; Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'ya, nasıl bir tuzak kurduğu ve onları elbiselerinden soyduğu, bu ayette izah edilmiştir. Aynı zamanda bütün insanlara; şeytanın kuracağı bu tuzaklar karşısında, hassas olunmasının tavsiye olunduğu muhakkaktır. Şeytan ve onun görünmeyen yardımcıları, daima işbaşındadır."(49) demek sûretiyle; avret yerlerini açmanın, şeytanın vesvesesi ile alakalı olduğunu beyan etmişlerdir. Günümüzde; şeytanı kendine "velî" edinen siyasi otoriteler, kadınların tesettüre riâyet etmelerine bile, müdahale edecek derecede çılgınlaşmışlardır. Ayrıca "Güzellik yarışmaları" adı altında; kadınların soyunmalarını teşvik etmektedirler. Bu şeytanın askerlerine karşı direnen müslümanlar ise; hakârete uğramakta ve hapishanelerde ömür tüketmektedirler!.. Gördükleri işkence ise, kelimelerle anlatılabilecek cinsten değildir. Kafirlerin iktidarda olduğu ve küfür ahkamının uygulandığı bütün memleketlerde, durum aynıdır. 1640 Yine diğer bir Âyet-i Kerîme'de: "Onlar ( o iman etmeyenler) bir hayasızlık yaptıkları zaman "Biz atalarımızı da bunun üzerinde bulduk. Allah da bize bunu (fahişeliği) emretti, (fahşa ile amel ederiz)" derler!.. O iman etmeyenlere söyle: "Allah hiçbir zaman fahşayı (kötülüğü) emretmez. Bilmeyeceğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi (atıp, iftira ederek) söylüyorsunuz?"(50) buyurulmuştur. Fahşa lafzı; şirki, küfrün diğer çeşitlerini ve (her türlü) kötülüğü içine alır.(51) Müşrikler "Günah işlediğimiz elbiselerle, ibâdet edemeyiz" diyerek Kâbe-i Muazzamayı (anadan doğma) çıplak bir şekilde tavaf ediyorlardı. Ayrıca "Atalarımızdan bu şekilde gördük, Allah böyle emretmeseydi onlar yapar mıydı?" diyerek, çıplaklığı müdafaa peşindeydiler.(52) Dikkat edilirse "müşriklerin; her türlü kötülüğü atalarına maletmeleri", bizzat beyan buyurulmuştur. Çünkü hayasızlığın ve şirkin savunulabilecek herhangi bir tarafı yoktur. Müşrikler de bunun farkındadırlar. Tek sloganları: Atamızın izindeyiz!.." (Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler- Emanet ve Ehliyet-İslam İlmihali) Allahü Teala (cc)'ya emanet olunuz... Abdullah AZİZ |
| ||||
| Ce: Tesettür Farzdir Es Selamu Aleyküm eline saglık kardesım
__________________ by_zarib Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler maide54 Melâmetin girdiği yerde aşk vardır, sevgi vardır, Hazret-i Peygamberin tecellîsi, zuhûrâtı vardır, güzel ahlâk vardır. H. Sabri SOYYİĞİT efendi hz ![]() |
| ||||
| Transparan Giyimle Tesettür Olur Mu? Önce bir temel hususa işaret etmek istiyorum. Sonra konunun ayrıntısına geçeceğim. Şöyle ki: Böyle olursa durumunu çok daha kötüye gitmekten kurtarmış olur. Yanlışı savunma yerine doğruyu itiraf etmek gibi bir faziletin sahibi olur. İnancını kurtarır. Şayet “ben yanlışı yaşıyorum, Öyle ise yaşadığım yanlışı savunayım, doğruyu inkâra yöneleyim” derse, bu defa durum çok kötü olur. Yanlışı yaşayan günahkâr, doğruya inanan mümin olmaktan çıkar; yanlışı savunan, doğruya karşı çıkan inkarcı sıfatıyla baş başa kalabilir. İşte tehlike de buradan doğar. Demek ki insan yaşadığı yanlışı savunmamalı, tatbik edemediği doğruyu da inkar etmemeli. Aksine, bir gün gelecek, ben de o doğruyu tatbik edeceğim diyerek doğruyu itiraf ve kabul etmelidir ki, hiç olmazsa günahkâr bir mü’min olarak kalsın, küfre meyleden bir inkarcı durumuna düşmesin. Zaten şu anda doğruların tümünü de nefsinde tatbik edenimizin sayısı çok değildir. Hepimizin eksik ve kusurlarımız vardır ve biz bunun itirafı içinde Rabb’imizden af niyaz ediyor, bir gün eksiklerimizi de telafi etme niyet ve azmimizi koruyoruz. Bu anlayış içinde hanımlar olarak giyim kuşamımıza şöyle bir göz attığımızda bir hadisin iki kelimesi bizi düşündürmektedir. Efendimiz İlahi rahmetten mahrum bırakacak giyim kuşamdan haber verirken, bu iki kelimeyi kullanmıştır: Kâsiyâtün, âriyâtün!. Giyinmişler; ama çıplaktırlar. Yani, çıplak gibi tahrik ve teşhirleri söz konusu. Bu nasıl olabilir? Ya giyindikleri tümüyle şeffaftır, yani transparandır, altını aynen göstermektedir. Ya da iyice dardır. Bedene yapışmış, vücut hatlarını cinselliği çağıştırarak tümüyle hissettirmektedir. Bunun doğrusu nasıl olabilir? Giyilen şey içini göstermez, örttüğü bedenin hatlarını bakanın dikkat ve tecessüsüne sunar hale gelmez; geniş, yani bol ve uzun olur. Ancak uçları yerlerde sürünecek kadar da uzun olmaz. Çünkü uçları yerlerde sürünecek kadar uzun olan pardösü ve giyimlerde hem kibir işareti vardır, hem de yerdeki pislikleri silip süpürüp götürürken bakanların tiksinti ve nefretine de sebep olmak söz konusudur. Güzel bir giyimi böyle sevimsiz göstermek ise, sevaplı olmasa gerektir. Burada biz kimsenin giyim kuşamına karışıyor değiliz. Ancak soran okuyucularımızın sorularını da cevapsız bırakmaya hakkımız yoktur. Baştan da ifade ettiğimiz gibi doğruyu bilelim, tatbik etmesek de taraftar olalım. Bir gün yaşayabiliriz diyerek de hakkı kabul etme faziletini gösterelim. İnkâr eden durumuna düşmeyelim. Çünkü yanlışı itirafta bir fazilet vardır. Ama doğruyu inkârda fazilet yoktur. İnkârda küfür kokusu söz konusudur. Hiç olmazsa iman kurtulmalı, günahkâr da olsa kişi inancını korumalıdır. Bence giyim kuşam konusunda sözü uzatmaya hiç gerek yoktur. Efendimiz (sav), az ve öz söylemiştir bu konuda: Kâsiyâtün, âriyâtün! Hanımlar giyindikleri halde giyinmemiş gibi olmamalıdır. Yani transparan giysiler içinde tahrikçi, teşhirci görüntüler sergilemekten kaçınmalıdırlar. Vicdanlara huzur veren giyim, bakanların dikkat ve tahriklerine sebep olmayacak uzunluk ve bolluktaki giyimdir. Talip olanlara arz edeceğimiz ölçü budur. Talip olmayanlar ise elbette dilediklerini tercih edeceklerdir. Şüphesiz ki, cennet de cehennem de haktır. Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
__________________ ![]() Elimde şehadet karanfillerim Yıllardır umutla bekler gözlerim Ecelim sararken güvercin kanat Alnıma yazılır ölümsüz ayet Kalbimde başlarken bir yeni hayat Rüzgarlar fısıldar şehit, şehâdet... (Pençelerim imzam olacak biiznillah) birgün ey (zulüm!!!) BEKLE BİZİ EY ZULÜM BEKLEMEDİĞİN HERYERDE... |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|