Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar

Duyurular

İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #1 (Daim)  
Alt 28.11.07, 12:00
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Islam Nuh'un Gemisidir, Gemiye Binen Kurtulur

İSLAM NUH'UN GEMİSİDİR, GEMİYE BİNEN KURTULUR

Peygamber Efendimiz (S.A.V), buyuruyor: “İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Gemi’ye binen kurtulur.”
Acaba Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in bu hadîs-i şerifle bize vermek istediği mesaj nedir?
Allahû Tealâ Şura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde buyuruyor:


42/ ŞURA-13: “Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmud dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allahu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).” “Dîni ikame edin ve fırkalara ayrılmayın.” diye dîn olarak Nuh’a vasiyet ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi, sizin için de (Allah) şeriat kıldı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin şey (Allah’a davet) ağır geldi. Allah kimi dilerse onu Kendisine seçer ve Kendisine yöneleni O’na (Kendisine) ulaştırır.

Öyleyse hanif dîninin şeriatinin muhtevası aynı, değişmiyor. Allah sadece insanların eliyle zaman içinde bunun yozlaştırılması sebebiyle yeniden aynı şeriati Huzur Namazı’nın İmamı’nın lisanıyla insanlara aktarıyor.
İşte Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in de şeriati, Nuh Aleyhisselâm’ın şeriatidir. Ve “İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Gemi’ye binen kurtulur.” Bu ezelî ve ebedî şeriat muhtevasının içinde yer alan insanlar, mutlaka kurtulacaklardır.
Acaba bu şeriat gemisine binebilmenin ön şartı nedir? Allah bu sualin cevabını da Hud Suresinin 29. âyet-i kerimesinde veriyor. Nuh (A.S) kavmine sesleniyor: 11/HUD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenu, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne). Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki; onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar. Ve lâkin ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

Hayatta iken insan ruhunun Allah’a ulaşma dileği, gemiye binmenin olmazsa olmaz şartıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin bu gemide yer alması söz konusu değildir.
Yunus Suresinde Allahû Tealâ evrensel mesajı şöyle veriyor:


10/ YUNUS-7: “İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).”
Muhakkak ki; onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/ YUNUS-8: “Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).”
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

İşte muhterem okuyucular, bilin ki Allah’ın şu dünya üzerinde yarattığı kadın-erkek hangi insan olursa olsun, hanif fıtratıyla üç vücut, serbest irade ve aklın sahibi olarak dünyaya gelir. Kulvara bütün insanlar eşit şartlarda başlarlar. Hiç kimsenin bir diğerinden farklı tarafı yoktur.
Allah herkese ruh veriyor:


32/ SECDE-9: “Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(ef’ideten), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).” Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem’i (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Allah herkesi bir nefsle dizayn ediyor:


91/ ŞEMS-7: “Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.” Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede).

Allah herkesi bir fizik bedenle halk ediyor:


15/ HİCR-26: “Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(in).”
andolsun ki Biz insanı şekillenebilen, kuru bir balçıktan yarattık.

Ve Allahû Tealâ herkese serbest irade veriyor. “Aklı olmayanın dîni yoktur.” Evrensel mesajı, herkes için geçerlidir. Yani beyin özürlü olan hiç kimse, teklifle sorumlu değildir. Akıl bütün varlıklarda eşittir. Ama varlıkları birbirinden farklı kılan, aklı kullanabilme kapasitesidir. Bunun en üst seviyede tezahür ettiği mahlûk insandır. Allahû Tealâ’nın insana bahşettiği akıl, beyin vasıtasıyla vücudun bütün organlarına kumanda edebilmektedir.
İşte muhterem okuyucular, insan ve Allah. Allahû Tealâ, insan olarak yarattığı herkesi, birinci basamakta eşit şartlar içerisinde dünya hayatına gönderiyor.
İkinci basamakta Allah’ın seçtikleri ve seçmedikleri var. Allah’ın evrensel kanunları mucibince birtakım insanlar azabı haketmişlerdir. Allahû Tealâ onları seçmez.
1- Seçilmeyen 1. grup, Al-i İmran Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Yüce Rabbimizin ifade buyurduğu; kalbinde zeyg bulunan insanlardır.
Kalbinde zeyg olanlar, Allah’ın müteşabih âyet-i kerimelerini yetkili olmadıkları, Allah’tan bir delilin, bir sultanın sahibi olmadıkları halde yanlış yorumlayarak insanları Allah’ın yolundan ayırmaktadırlar. Bu fiilleri gereğince azabı hakederler.


3/ AL-İ İMRAN-7: “Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtu), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ılmi yekûlune âmennâ bihî, kullun min ındi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).” O (Allah) ki; kitabı sana O indirdi. Onda bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar (Levh-i Mahfuz’daki)Ümmülkitap’ta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (kitabın) müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez, ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASIHUN (rusuh sahipleri) ise derler ki; “Ona îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez, ancak ulûl’elbab tezekkür edebilir.

Allahû Tealâ Kehf-105, 106 da da bu azabı hakedenlerden söz ediyor:

18/KEHF-105: “Ulâikellezîne keferû biâyâti rabbihim ve likâihî fehabitat a’mâluhum felâ nukîmu lehum yevmelkıyâmeti veznâ(n).” Onlar ki Rab’lerinin âyetlerini ve O’na (Allah’a) mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhunu Allah’a ulaştırmayı) örttüler (inkâr ettiler) ve o zaman amelleri boşa gitti. O kişiler için kıyâmet günü mizan tutulmaz.

18/KEHF-106: “Zâlike cezâuhum cehennemu bimâ keferû vettehazû âyâtî ve rusulî huzuvâ(n).”
Onların cezaları cehennemdedir ki onlar Allah’ın âyetlerini küfretmişler (örtmüşler, bilerek gizlemişler) ve Allah’ın âyetleriyle ve resûlleriyle alay etmişlerdir.

2- Yüce Rabbimiz 2. grup olarak, kalbinde hastalık bulunanları seçmez.
Bunların üzerinde de azap sözü hak olmuştur. Bunlar münafıklardır. Dünya hayatını talep edenlerdir, tâbiiyet sırasında Allah’a ve yevm’il âhire îmân ettim deyip de, Allah ve Resûl’ünü aldatmak isteyen insanlardır.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:


5/ Maİde-61: “Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum kad haracû bih(bihî), vallâhu a’lemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne).”
(Onlar) size geldikleri zaman: “İmân ettik.” dediler Oysa onlar, küfürle girip, küfürle çıkmışlardır. Ve Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.

2/BAKARA-159: “İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu linnâsi fil kitâbi ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâınûn(e).”
İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaştırılmasını) kitapta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler (var ya); onlara, hem Allah lânet eder, hem de lânet ediciler lânet eder.


3- Allah, Allah’a isyan edenleri seçmez.
Yüce Rabbimiz hanif fıtratıyla yarattığı bütün insanların ruhlarından misak, fizik bedenlerinden ahd ve nefslerden yemin almıştır. Misakin yerine getirilmesini Allahû Tealâ, tam 12 kere, ahdin yerine getirilmesini 3, yeminin yerine getirilmesini de 3 kere farz kılmıştır. Allah’ın üzerimize farz kıldığı bu misaki, ahdi, yemini yerine getirmeyenleri Allah’a isyan etmeleri sebebiyle Allah seçmez. Bunların üzerine de azap sözü hak olmuştur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

13/RAD-25: “Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhî ve yaktaûne mâ emerallahu bihî en yûsale ve yufsidûne filardı ulâike lehumulla’netu ve lehum sûuddâr(i).”
Onlar misaklerini yerine getirdikten sonra (ruhlarını Allah’a ulaştırdıktan sonra) Allah’ın ahdini (yemin, misak ve ahdlerini) bozarlar, ve Allah’ın O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi (vuslattan sonra ruhlarının Allah ile bağlantılarını) keserler (fıska düşerler) ve (böylece) yeryüzünde fesat çıkarırlar. (Başka insanların Allah’a verdikleri 3 yeminlerini yerine getirmelerine mâni olurlar ve böylece Allah’ın emirlerine karşı çıktıkları için fesat çıkarırlar). Lânet onların üzerinedir. Onlar için ne kötü bir yurt var (cehennem).

3/ AL-İ İMRAN-77: “İnnellezîne yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâike lâ halaka lehum fil âhırati ve lâ yukellimuhumullâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim ve lehum azâbun elîm(elîmun).” Hiç şüphesiz o kimseler ki, Allah ile olan ahdlerini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyâmet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak)tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar Allah’a verdikleri yemini yerine getiremeyecek, yani nefsleri tezkiye olmayacaktır). Onlar için elîm bir azap vardır.

4-Allah, insanlara zulmederek yeryüzünde fesat çıkaran, insanları Allah’ın yolundan ayıran insanları seçmez.
Yüce Rabbimiz Nisa Suresinin 167,168,169. âyet-i kerimelerinde bu gerçeği ifade ediyor:


4/ NİSA-167: “İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).”
Onlar ki küfür üzeredirler ve Allah’ın yolundan saptırırlar (kendileri de Allah’ın yolunda değillerdir). andolsun ki onlar uzak bir dalâlet içindedirler (mürşidlerine ulaşmamış ve yola girmemiş oldukları için).

4/ NİSA-168: “İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).”
Muhakkak ki onlar küfür üzeredirler ve zalimdirler (başkalarını da mürşide ulaşmaktan menedip saptırdıkları için). Allah onlara asla mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allah’a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm’e) ulaştırmaz.

4/ NİSA-169: “İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ(yesîren).”
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu Allah için kolaydır.

5- Allah kübera ve sâdatları seçmez.
Dîni öğretmekle görevli büyükler ve dîn görevlilerinin Allah’ın âyetlerini yalanlamaları, Allah’ın âyetlerinden gâfil olmaları sebebiyle gidecekleri yer cehennem olup Nuh’un Gemisi’nde yer alamayacaklardır. Allahû Tealâ buyuruyor:


7/ A’RAF-146: “Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakk(hakkı), ve in yerev kulle âyetin lâ yu'minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlâ(sebîlen) ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).”
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler onu yol edinirler. Bu onların âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

33/AHZAB-66: “Yevme tukallebu vucûhuhum fînnâri yekûlûne yâ leytenâ eta’nallâhe ve eta’ner resûlâ.”
O gün fizik vücutları ateş içinde çevrilirken: “Vah biz de, keşke Allah’a ve resûlüne itaat etseydik!” derler.

33/AHZAB-67: “Ve kâlû rabbenâ innâ eta’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ feedallûnes sebîlâ.”
Cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, biz devrin sâdatlarına (dînde ileri gidenlerine) ve küberasına (büyüklerine) itaat ettik. Senin yolundan (Sıratı Mustakîm’inden) saptık.”

33/AHZAB-68: “Rabbenâ âtihim dı’feyni minelazâbi velanhum la’nen kebîrâ(en).”
Senin azabından onlara iki kat ver. Onları en büyük lânetinle lânetle.


Hiç unutmayalım ki; her devirde ve kavimde insanların arasında Allah’ın resûlleri vardır. O resûllere bağlı velî mürşidler vardır ve her devirde Zamanın İmamı vardır. İnsanlara mutlaka Allah’ın âyetlerini, Allah’ın emrettiği biçimde tilâvet ederler, açıklarlar, anlatırlar. Ama Nuh’un Gemisi’nde yer alamayacak olanlar, Allah’ın âyetlerini yalanlamış olup Allah’ın âyetlerinden gâfildirler. Onlar dünya hayatını tercih ederler.
Bu kübera ve sâdatlara milyar sene Allah’ın âyetlerini söyleseniz, onların artık Allah’a ulaşmayı dilemeleri söz konusu değildir.
Her zaman aleyhlerine işliyor ve kaybediyorlar, kaybediyorlar. Ne oluyor kaybedince? Öyle bir seviyeye geliyorlar ki, kalp hasta oluyor. Kalbi hasta olan o kişinin artık şifaya kavuşması mümkün olmuyor. Azabı hakediyor. Kalbinde zeyg oluşuyor. Onun da artık Allah’ın yoluna girmesi mümkün değil. Kalp kasitun oluyor. Aynı dizayn içerisinde ve kalbi sertleşiyor ve kararıyor. O da artık kalbi iyileşemeycek bir safhadadır.
Yani muhterem okuyucular, Allah kalplerinde hayır gördüklerini seçiyor. Ama kalplerinde hayır olmayanları, tedavi olmak istemeyenleri Allah seçmiyor. Kalplerin tedavi olabilme veya olamama durumu kişinin iç dünyasındaki talebine bağlıdır.
Nuh’un Gemisi’nde yer alamayacaklar, kesinlikle hiçbir zaman müktesebatları gereğince Allah’a ulaşmayı dilemeyecek olanlardır. Ama Allah’ın seçtiklerininse belli bir imtihandan sonra bunlardan bir kısmı Allah’a ulaşmayı dileyeceklerdir. Diğer kısmı ise yine imtihanı kaybedip elenecektir. Öyleyse birinci imtihan, Allah’ın seçiminde oluşur.
İşte muhterem okuyucular, Bakara Suresinin 156. âyet-i kerimesinde, etraflarında Allah’ın özel olarak vücuda getirdiği bu imtihanı başarıyla geçenlerin söylevleri şu:


2/ BAKARA-156: “Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).”
Onlar ki; kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’nun için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.

“Ben Allah içinim.” diyen kişi, doğru karar verebilen, Allah’a ulaşmayı dileyen kişidir. Ama bu musîbet ulaşmasına rağmen ders alamayan, azap sözü üzerine hak olanlar da var. Başlangıçta küfürde, dalâlette ve fıskta olup henüz azap sözü üzerlerine hak olmamış, ben Allah’ın varlığına, birliğine ve dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasına inanıyorum diyen imtihanı geçen kişiler de var. İmtihanı geçtikleri zaman sadıklardan olurlar.


29/ ANKEBUT-2 “Ehasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne).”
İnsanlar (sadece) “İmân ettik” diyerek, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?

29/ ANKEBUT-3: “Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennallâhullezîne sadakû ve le ya’lemennel kâzibîn(kâzibîne).” andolsun ki; Biz onlardan evvelkileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da, kâzipleri de bilir.

29/ ANKEBUT-4: “Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(e).”
Yoksa seyyiat (kötülükleri) işleyenler, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hüküm (karar) veriyorlar.

Gerçekten cennete gidebilmek basit bir talebe bağlıdır. Bu talep kalpte oluşmadıkça, Allah’ın katında bir değeri yoktur.
Onun için Allahû Tealâ, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in başka bir hadîs-i şerifinde:
“Allah sizin malınıza, ırkınıza, şeklinize bakmıyor. Allah daima kalbinize bakıyor. O, sadırlarda olanı en iyi bilendir.”
Yine Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in, “Niyet amelden üstündür.” hadîs-i şerifi buna dayalıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek niyettir. Henüz kişinin hiç ameli yok. Hiçbir amel işlememesine rağmen, ömür sermayesi vefa etmezse, o kişi kalben Allah’a ulaşmayı dilemişse gideceği yer cennettir.
Ama hayatı boyunca cennetlik amel işlemiş, fakat dileği yok, niyeti de yoksa o kişinin gideceği yer cehennemdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, bu sebeple: “Öyle insanlar vardır ki; cennetlik amel işlerler (50 sene namaz kılarlar, oruç tutar, zekât verir, cennetlik amel işlerler), ama gidecekleri yer cehennemdir.” buyuruyor.
O halde kıyâmet gününde cehennemliklere, cehennemin kapılarında cehennemin bekçileri bir sual soruyor:


67/ MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ elem ye’tikum nezîr(nezîrun).” (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Herbir grup cehenneme ulaştığında, cehennem bekçileri (vazifelileri) onlara, “Size nezir (ikaz edici, uyarıcı) gelmedi mi?” derler.

67/ MULK-9: “Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fekezzebnâ ve kulnâ ma nezzelallâhu min şey’(şey’in), entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).” (Cehenneme atılanlar) derler ki: “Evet, andolsun ki bize nezir geldi. Ama biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir.” dedik ve “Siz büyük bir sapıklık içindesiniz.” dedik.

Allah’ın kanunları var. O kanunlara uymak, Allah’ın söylediklerine teslim olmak lâzımdır.
Bu teslimiyet, bizi Nuh’un Gemisi’ne bindirir. Nuh’un Gemisi’ne binmek mutlaka dünya hayatını yaşarken, Allah’a ulaşmayı dilemekten geçer. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler asla mürşidine ulaşamayacaklardır.
Muhterem okuyucular görüyorsunuz ki, Nuh’un Gemisi’nde yer almak harikulade bir olaydır ve İslâm, Nuh’un Gemisi’dir, Gemi’ye binen kurtulur.
Hepinizin bu Nuh’un Gemisi’nde, dünya hayatındayken yer almanızı, Efendimiz’in himmetiyle Rabbimizden dileyerek İnşaallahû Tealâ sözlerimi burada tamamlıyorum.
islami ilimler.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Yazar Forum Cevaplar Son Mesaj
FERRARİ ye Binen hacı dede... maskeli_yabanci Resimlerin Dili 19 27.08.07 13:22
CE-HE-PE Nasıl Kurtulur? captain60 Siyasi Serbest Kürsü 7 16.06.07 14:55
Dİl Susar, İnsan Kurtulur *ALEYNA* İslami Bilgi Ve Kaynaklar 0 16.11.06 13:47
Aynı bisiklete binen 3 çocuk şarampole uçtu! Juventus|F.C Türkiye Gündemi 1 29.08.06 18:21
Ilimli Islâm-çağdaş Islâm Neco İbretli Hadiseler 8 09.08.06 14:58


Tüm Zaman GMT +2 Olarak ayarlı. Saat: 01:00.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Beta 4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0