![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| ||||
| Kuleönülü Mustafa Hulusi Dînî ilimleri öğrenme kaynaklarının kuruduğu, âlim ve mürşitlerin bir şey öğretmeye çekindiği, yani bir milletin iman ve Kur’ân mevzuunda câhil kaldığı bir dönemde Kur’ân-ı Kerîm’den istihrâc ve istinbât edilen Risale-i Nurlar, bazı köylerimize kadar ulaşıp oralara birer Hızır çeşmesi ve irfan pınarı oldu. İşte kendini “Ben hiçbir Arabiyat görmeden, medresede beş on sene okumadığım hâlde, yalnız Risale-i Nurları yazıp ciddiyetle okudum.” diye tarif eden Kuleönü Köyü’nden Mustafa Hulûsi Sarıbıçak: “Kendimi yirmi sene medresede okumuş gibi tahayyül ediyorum. Sebebi ise, bu âcizin, bu fakirin, bu miskinin nezdine çok Arabiyat hocaları geliyor ve benim okuduğuma hayret ediyorlar. Evvelden mürşid-i kâmil terbiyesi görmüş insanlar geliyorlar, benden işittikleri kelimelere meftun oluyorlar. Çok hocalar, iki diz üzerine gelip ‘Risale okuyuver’ diyorlar.” diyor. İşte onun, Bediüzzaman Hazretleri’ne yazdığı mektuptan bir parça: “Ey benim muhterem Üstadım! Âciz talebenizin ruhu küre-i arz içerisinde bazen şarka, bazen garba, bezen şimâle, bazen semâya giderdi. ‘Acaba yardım ne taraftan erişecek?’ diye beklerdim. Ruhum bir mürşid-i ekmel arardı. Aramak üzere iken bana ilham olundu ki, ‘Mürşidi sen uzakta arıyorsun, pek yakınında bulunan Bediüzzaman vardır. O zâtın Risale-i Nur’u müceddid hükmündedir. Hem aktaptır, hem Zülkarneyn’dir, hem âhirzamanda gelecek İsâ Aleyhisselam’ın vekilidir; yani müjdecisidir.’ denildi. Bunun üzerine Üstad-ı Muhteremin nezdine vardım. Risaleleri yazmamız için bize emir verdi. Ben de on beş kadar Sözler’den yazdım ve okuyorum. İstidâdım kısa, fikrim müşevveş olduğundan, Risalelerden hakkıyla istifade ve istifâza edemiyordum. Bilâhare, Yirmi İkinci Mektubu verdiniz, yazdım. Bir iki defa arkadaşlarımla okudum. Âciz talebeniz maddî ve mânevî on beş yaşından beri, mâzide birikmiş olan küflü yaralarını tedâvî etti. Elhamdülillah. Bunun üzerine bir rüya gördüm. Rüya budur: ‘Menâmda (rüyada), kıbleye karşı bir vilâyete gittim. O vilâyette gezerken, iki büyük acîb fabrikaya rast geldim. Bu fabrikalar, dünyadaki fabrikalara benzemiyor ve hem de bu fabrikalar insanın sağ cenahına geliyor. İkisinin de sahipleri yok. İçerisine girdim; fabrikanın biri büyük, biri küçük. Bu küçük fabrikayı ben idare ederim, diye ona sahip oldum.’ Bunun üzerine bir rüya daha gördüm: ‘Kıbleye karşı uzun bir kışla ve kışlanın içinde büyük bir fırın var. Ben de o fırının dairesindeyim ve ayak üzereyim. Karşımda, gençlerden ehl-i takvâ Süleyman isminde bir genç vardı. Sağ tarafımda yine gençten, İsmail isminde birisi vardı. Buna binâen, tahmine göre yüz kadar genç, o fırının dairesinde sağımda ve solumda ayak üzere idiler. Hayret ettim. Bunun üzerine büyük bir zât geldi, gençlerin önüne ufacık bir mendil serdi. O mendil üzerinden, dört köşe haşhaşlı ekmeği gençlere birer birer dağıttı. Daha sonra, o mendilin içinden birer avuç da kuru üzüm dağıttı. Bakıyorum; o mendilden üzüm ve ekmek tükenmedi. Hayret ettim. Bana denildi ki, ‘Bu mübarek zât, Saîd Nursî’dir.’ Ben de ‘Bu hârika iş aktablarda bulunur.’ dedim, uyandım.” Kuleönülü Mustafa Hulûsi Bey, mektubunun sonunda, gördüğü rüyaları bir bilge gibi şöyle tâbir ediyor: “Biri büyük, biri küçük fabrikadan, büyük fabrika ise, Üstad-ı Muhteremindir. Fabrikanın içerisinde bulunan acîb ve garip bedi’ âletler ise, bu zamana kadar hiçbir imamın söylemediği kelimeleri ve iman telkinatlarını yapan Risale-i Nur eczalarıdır. O küçük fabrika ise Risale-i Nurları kim okuyup yazarsa, o dahi küçük fabrikaya benzeyecek. İçerisindeki bedi’ âletler ise, Risale-i Nur’un düsturları, hakikatleri ve imânî meselelerdir. Okuyan ve yazan insanlar, öyle kuvvetli ve sarsılmaz îmanları bulacaklardır. Fabrika hareketleri ise, Risaleleri okuyup yazan adamların kemâl-i şevk ve heyecanla çalışmalarıdır. Görmüş olduğum vilayet ise, velâyet-i kübra yollarını gösteren Risale-i Nur’dur. Bu rüyayı takviye için, bir rüya daha söyleyeceğim: “Rüyamda, İstanbul’a yaya olarak iki defa gittim. İstanbul’a vardığımda, dükkânları hep açıktır, içinde sahipleri yoktur. Dükkânların içinde –sandıklarda- büyük büyük mıhlar gördüm ve başka demir parçaları da vardı. Bunun üzerine mânevî rahmet yağarken, İstanbul’dan yaya olarak avdet ettim. Allahu a’lem, bunun tâbiri de, dünyada İstanbul büyük ve güzel memleket olduğu gibi, öyle de Risaleler ve Mektubatü’n-Nur velâyet-i kübrâ yollarını gösterir. Demir gibi kuvvetli, elmas mıhlar gibi hakikatin burhanlarını, satışa çıkaran ve her Risale bir dükkân hükmüne gelen bir meşher-i nurânidir. O sergide, îmanî nurlar teşhir ediliyor. Ve velâyet-i kübrâ yollarını gösterdiğini, iki kere iki dört eder derecesinde kanaatim gelmiştir. İkinci gördüğüm rüyanın tabiri, Allahu a’lem şöyle olsa gerektir: Kıbleye karşı kışla ise, Allah’a mânevî asker olan gençlerin Isparta Vilâyeti’ndeki geniş dershanelerine işarettir. Ekmeği dağıtan zât ise, Üstad-ı Muhterem Said Nursî’dir. Ekmek pişiren fırın ise, Üstadımın hususî medresesidir. Fırının ekmeğinin müşterileri ise, Risaleleri okuyup, lezzetini anlayan -benim gibi ve arkadaşlarım gibi- “Hel min mezîd?” (Daha var mı?) diyenlerdir. Evet Üstad-ı Muhterem, insanlara mânevî ekmek dağıtıcıdır. Bu fırında çok işaretler vardır. Aklım bu kadar yetişiyor. Gençlerin ayakta olması ise, gençlerin îmanî Risaleleri okuyup imanları kuvvetleneceğine işarettir. O tatlı ve yedikçe noksan olmayan üzüm ve ekmek ise, her şeyden daha tatlı i’caz-ı Kur’ân esrarına ve imanın envârına işarettir ki, onları Risale-i Nur dağıtıyor. Âciz talebeniz ise, gençlerin başında ve sağ tarafta bulunmamın sebebi ise, gençlere ihsan-ı İlâhî, ikrâm-ı İlâhî ve Üstad-ı Muhteremin himmetiyle o gençlere vesile olacağıma işarettir inşaallah. Benim aklım bu kadar eriyor, bu kadar tabir edebildim. Rüyalarımın ıslâh ve tâbirini rica ederim. Yirmi gün zarfında bir rüya daha gördüm: Eğirdir Gölü’nün kenarında, yani çakıllığında bulunuyormuşum. Bu denizin kenarında büyük bir beyaz çadır kurulmuş. Çadırın içinde, büyük bir direğin dibinde Üstadım Said (ra) bulunuyor. Bu esnada eline büyük kırmızı kaplı bir kitap alıp, çadırın direğine dayanarak o kitabı okudu. Bilâhare hâriçten, kıble tarafından Mahmud isminde gençten, yeşil elbiseli birisi gelip Üstadımın elinden o kitabı -yani okuduğu hutbeyi- istedi ve aldı. Çadırdan Mahmud ismindeki genç dışarıya çıktı, kıbleye karşı, ayak üzere halklara, “Bu âna gelinceye kadar böyle bir hutbeyi hiç bir imam okumamıştır.” diyerek, o kitâbeyi alıp kıbleye karşı götürdü. O anda uyandım, Allah hayretsin. Bu rüyayı da bildiğim kadar tâbir edeceğim: O deniz ise, Şeriat-ı Muhammediye’dir (sas). O çadır ise Isparta Vilâyeti’dir. O hutbe ise, Risaletü’n-Nur ve Mektubâtü’n-Nur’dur. Hutbeyi götüren yeşil elbiseli genç Mahmud ise, ya Şeyh-i Geylânî, ya İmam-ı Rabbânî’dir. Risaleler Makam-ı Mahmud yolunu tarif ediyorlar. Üstadımın hutbesi olan Risale-i Nur, bu zamanın bir mehdisi ve müceddididir.
__________________ Türkiye İmparatorluğu - |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mustafa Kocak | kocak | Amatör Sanatçılar, Gruplar ve Demolar | 3 | 19.04.08 15:40 |
| ÖrtüLen GerçekLer - Ahmet HuLusi | zhr93 | İslami Bilgi Ve Kaynaklar | 0 | 16.07.07 22:00 |
| Kendini Tanı - Ahmed HuLusi | zhr93 | İslami Bilgi Ve Kaynaklar | 0 | 16.07.07 21:57 |
| Kiziroğlu Mustafa | djkartal | Biyografi ve Otobiyografi | 0 | 08.02.07 18:58 |