Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar

Duyurular

İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #41 (Daim)  
Alt 05.01.08, 12:23
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Sabah namazı vaktinde kılanamazsa nasıl kılınır?

Sabah namazı vaktinde kılanamazsa nasıl kılınır?



Hepinizin bildiği gibi, özellikle gecelerin kısaldığı yaz aylarında kalkmanın zorlaştığı sabah namazı, namazların en mühimidir. Efendimiz (sas) Hazretleri, vakitlerin en eşrefi olan şafak vaktinde kılınan namazın önemini çarpıcı bir ifadeyle şöyle dile getirmişlerdir:
- Fecir vaktinde kılınan iki rekat namaz, dünyadan da, dünyanın içindekinden de hayırlıdır!..
- Neden dünyadan da, içindekinden de hayırlı?
- Çünkü dünya da, içindeki mal, mülk de ebedi hayatta geçer akçe olmayacaktır... Ancak, kılınan iki rekat namaz, dünyanın vermediği faydayı verecek, sahibini cehennem azabından kurtarıp cennetin nimetlerine de kavuşturabilecektir...
Bu sebeple burada dünyanın servetine sahip olan nice ibadetsizler, orada yoksulluk içinde kıvranırken, ibadetinde ihmale düşmeyen yoksullar da sahip oldukları cennet nimetleriyle orada mutluluklarını sürdüreceklerdir. Dünyada kalan servetleri sahiplerini kurtarmayacak, ama iki rekat namazları sahiplerini kurtarabilecektir...
Öyle ise özellikle kısa yaz gecelerinde akşam erken yatmalı, sabah erken kalkmalı, imsakla güneş doğması arasındaki geniş vakitte dünyadan da kıymetli olan sabah namazını vaktinde kılmalıdır.
Bunu sağlamak için önceden kendini ikaz etmeli, sabah namazına mutlaka kalkacağım, diyerek uykudan önce kesin niyet etmelidir. Bu vicdani hazırlık onu namaza vaktinde kaldıracak, dünyadan da hayırlı olan şafak vakti ibadetini zamanında yaptıracak, sonunda vicdan azabı çektirmeyecektir.
Bununla beraber, insanlık halidir bu. Hiç arzu edilmediği halde kalkamaz da, namazı güneşten sonraya kaldığı da olursa durum ne olacak?..
Bu takdirde artık her şey mahvoldu, bitti, öyle ise artık battı balık yan gider diyerek işi boş vermişliğe dökmek fevkalade yanlıştır...
Bu defa da yapılacak ilk iş: güneşin doğmasıyla başlayan (kırk beş dakikalık) kerahet vakti çıktıktan sonra öğlenin kerahet vakti girinceye kadarki geniş zaman içinde sünnetiyle birlikte farzı hemen kaza etmektir.
Bu durumda ne olur? Hiç olmazsa namazı vaktinde kılmama günahına maruz kalan insan, tehiri sürdürme günahına son vermiş, hemen kaza ettiği namazının borcuyla kalmaktan kurtulmuş olur...
Bu gibi hiç de arzu edilmeyen ihmallerde mühim bir nokta da şudur:
-Namazını vaktinde kılamayan insan, bundan derin üzüntü duymalı, sırtında dağ gibi bir yük ağırlığı hissetmelidir. Bir an evvel namazı kaza ederek bu ağır yükten kurtulma gayreti içinde olmalıdır. Burada en endişe edilecek bir durum da şudur:
- Vaktinde yapamadığı ibadetinden dolayı üzüntü duymamak, vicdan azabı çekmemek, tabiri caizse kılı bile kıpırdamamak..
Bu duyarsızlık hayra alamet değildir. Çünkü üzüntü duyan insan, kendisini üzen şeyle tekrar yüz yüze gelmek istemez. İbadetlerini vaktinde yapma azmi içinde olur. Üzüntü duymazsa bu gayreti de duymaz. Günahını basite almaya başlar. Günahını basite alan adam için Efendimiz'in (sas) çarpıcı bir ikazı şöyledir:
- Mümin, günahını üzerine yıkılacak dağ gibi büyük görür, tedbir alır. Münafık ise burnu ucuna konmuş sinek gibi basite alır, kayıtsız kalır!.
Günahını büyük görme duygusu, tekrar etmeme tedbirine sevk ederken, küçük görme duygusu da tekrar etmekten çekinmeme laubaliliğine iter.. Halbuki, tekrar edilmeyen büyük günah küçülür, devam edilen küçük günah büyür, küçük yağmur damlalarının birleşmesinden sel felaketi haline gelip sahibini günah bataklığına sürükler.. Bu mühim noktalar hiç unutulmamalı, ibadetleri vaktinde yapma titizliği ömür boyu sürdürülmelidir..

__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #42 (Daim)  
Alt 06.01.08, 18:02
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb İslamda Kadın giyimi neden erkekten farklı?

İslamda Kadın giyimi neden erkekten farklı?İslam'da kadın rastgele yaratılmış bir varlık değildir ki mühimsenmesin de giyimine kuşamına koruyucu ölçüler getirilmesin, şurada burada birtakım kimselerin taciz ve tahrikine maruz kalmasına müsamaha ile bakılsın?
İslam, kadına yüce bir makam vermiş, maruz kalacağı her takdirsizliği dikkate değer görmüş, kuracağı yuvada erkeğinin yanında, ailesinin içinde itibarsızlığa maruz kalmaması için koruyucu kurallar koyarak onu hep korumaya almıştır. Bu koruma kuralları sayesinde kadın, itibarını her yerde kolayca muhafaza etmiş, ailesi içinde ve toplumda hep hürmete layık halde kalmasını sağlamıştır.
Bu sebeple kadının giyimi de erkekten farklı ölçülerle tespit edilmiştir.
Nitekim kadın gibi görüntü cazibesine sahip olmayan erkeğin bedeninde kapatması farz olan avret yeri; göbek ile diz kapağı arasından ibaret kalırken, tümüyle cazip vücut görüntüsüne sahip olan kadında durum elbette erkek gibi görülmemiş, kadının, (el-yüz-ayak) dışında tüm bedenini örtmesi farz olduğu kanaatine varılmıştır.
Böylece teşhirden uzak, tacizli bakışların baskısından mahfuz bir giyimin koruması içine alınan hanımın, şaibeli bakışların taciz ve tasallutundan korunması sağlanmıştır..
Kadının bu koruyucu giyiminin ayrıntıdaki özelliği de şöyle ifade edilmiştir:
- Teni gösterecek derecede ince olmamalı, vücut hatlarını belli edecek derecede de dar bulunmamalıdır. Çünkü altını gösterecek incelikte, beden hatlarını da belli edecek darlıkta bir giyim, tacizli, tahrikli bakışları önlememekte, aksine daha da baktırıcı cazibeye bürünmektedir. Bundan dolayı Efendimiz (sas) Hazretleri, beden hatlarını belli edecek darlıkta ve cildini gösterecek incelikte giyimden Rabb'imizin razı olmadığını hatırlattığı hadisinde buyurmuş ki:
- Giyindiği halde giyinmemiş görüntüsü içinde olanlar, giyinmemişlerden sayılırlar Allah yanında!..
Halbuki cinselliği öne çıkarmayacak bolluk ve kalınlıkta bir giyim içinde kadın kendini, daha güvende hisseder, yabancı bakışların taciz ve tecessüsünden daha emin şekilde korunabilir. Böylece hem emrine uygun giyindiği Allah'ın rahmetini, hem de inanmış kulların hürmetini kazanmış olur..
Ayrıca kadını koruyucu özelliğe sahip bu giyimin modası da tek değildir. Kadının takdirine bırakılmıştır. Dilediği renkte, modada, biçimde ve zevkte giyimi tercih edebilir. Yeter ki, bakınca "beden hatlarını belli etmeyecek bollukta, teni göstermeyecek kalınlıkta" olsun.
Bu tarif içinde baktığımızda, pantolonun hanımlara ait giysi vasfına sahip olması için ya beden hatlarını belli etmeyecek bollukta olması yahut bir üst giyimle kabaları kapatılmış durumda giyilmesi gereği anlaşılmaktadır.
Bu türlü giyimle kendini yabancı bakışlardan koruyan hanım, olanca cazibe ve çekiciliğiyle kendini yalnızca nikâhlısına saklar, beyinin beğenisine tahsis ve takdim eder. Böylece kadın beyinin dikkatini kendi üzerinde tutarak yuvasını korumayı hedef almakla kalmaz, yabancıların da dikkatini kendi üzerine çekmekten kaçınarak onların da aile bağını zayıflatan görüntü içinde olmaktan uzak durmuş olur...
Bundan dolayıdır ki, Efendimiz (sas) Hazretleri bir eline saf ipek kumaşı, diğer eline de altını alarak:
- Bu iki ziynet eşyası ümmetimin erkeklerine haram; ancak kadınlarına helal kılındı." buyurmuştur.
Kadına bunlar helal kılınmıştır. Çünkü her kadın ipek elbisesi, altın ziynetiyle beyinin dikkatini kendi üzerinde tutacak, kendisine ait ilgisini azaltacak bir bakımsızlık görüntüsü vermeyecektir ki, başkalarına göz kaymaları söz konusu olmasın da, toplumda her aile kendi nikâhlısıyla mutlu ve huzurlu yaşasın, başka ailelerin mutluluğuna gölge düşüren bir görüntü ve tecessüs içinde olmasınlar. İslam ailesi böylece çevresinden emin şekilde kendi mutluluğunu yaşama emniyetine kavuşmuş olsun... Tarih boyunca olduğu gibi...
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #43 (Daim)  
Alt 08.01.08, 12:43
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Gizli dini nikah yaptırmak doğru olur mu?

Gizli dini nikah yaptırmak doğru olur mu?Zaman zaman kapıldığı öfkelerle pişman olacağı şeyler yapan bir adam Efendimize gelerek sormuştu:
? Beni Cennete götürecek bir iş haber ver ki onu yapayım da Cennete gideyim!
Efendimizin cevabı çok kısa ve net oldu.:
? Öfkeni yen, öfkene uyma, sana yeter!
Evet, öfke basite alınacak bir hal değildir. Nitekim öfkesini yenemeyen adam, tetiğe basar; bir insanı gözünü kırpmadan öldürüverir. Bundan sonrası ise ömür boyu pişmanlıktır...
Öfkenin bu türlü sonucundan dolayıdır ki Efendimiz sık sık ikazlarda bulunur:
? Öfkene uyma, öfkeni yen, öfkeni yut, öfkeye götüren tahrikten uzak dur, şayet cennete götürecek bir amel sahibi olmak istiyorsan!. diyerek çevresine uyarılarda bulunmuştur.
Sonucu mutlaka pişmanlık olan öfke konusunda bilinmesi gereken en mühim nokta, öfkenin tek çeşit olmamasıdır.
Bazıları öfkeyi sadece sinirsel bir şiddetten ibaret zannederler.
Halbuki öfkenin bir de cinsel tahrik sonucu duyulanı vardır ki, bu türlü cinsel öfke, tetiği çekip de gözünü kırpmadan adam öldürten sinirsel öfkeden daha korkunç sonuçludur.
Hatta cinsel öfkenin sinirsel öfkeden çok daha korkunç sonuçlar vereceğinden dolayıdır ki Efendimiz bu öfkeye sebep olacak tahrikçi görüntü ve çevrelerden uzak durmayı, mahremiyet sınırlarını aşmamayı, taşmamayı tenbih buyurmuş, bu konudaki ikazlarından birinde de şöyle çarpıcı bir uyarıda bulunmuştur:
? Cinsel duyguları ayaklanan insan, aklının ya tümünü ya da üçte ikisini yitirmiş insan gibidir. Yani her türlü riski göze alacak hale gelir, cinsel duyguları kabarıp isyana yönelen insan..
Evet tek ve tenha yerlerde iki yabancının göz göze, yüz yüze gelmesi, cinsel öfkenin yavaş yavaş kabarmasına zemin teşkil etmesi demektir. Önce masumca sohbetler, sonra el tutuşup tokalaşmalar, derken bir zaman gelir ki cinsel öfkenin kabarmış dalgaları tarafları sürükleyip götürmeye başlar. Olmayacak şeyleri olur hale getirmeye bile yönelirler. Tıpkı telefondaki kızcağızın çare arayışları gibi.
Bir kızcağız telefonun öbür ucundan soruyordu:
? Okuldaki arkadaşımla gizli dini nikah yapmak istiyoruz, ne dersiniz?.
Tepkili cevabım sert oldu herhalde.
? Ben, dedim, intiharın her türlüsüne karşıyım. Hayatının baharında bir genç kızın ailesinden habersiz gizli nikahla hayatını baştan riske sokması, büyük ihtimalle bir intihar gibidir. Erkek için aynı derecede olmasa da kız için sonuç bundan başkası değildir.
? Çaresi yok mu bunun? diye üsteledi kızcağız.
? Var, dedim. Hem de çok kolay.
Heyecanlandı:
? Lütfen onu söyleyin hemen.
? Resmi nikahla evlenmek. Böylece kendini ve aileni büyük bir yıkıma uğramaktan kurtarmak.
? Ama şu anda buna imkan yoktur. Ne ailem buna razı olur, ne de bizim okul ve yaş durumumuz buna müsaittir.
? Demek hem yaş, hem okul, hem de aile durumu müsait olmadığı halde, siz yine de gizlice dini nikahla evlenmeye cesaret edebiliyorsunuz. Bu acelenin sebebi ne ola ki?
? Uzun zamandır birlikte arkadaşlık etmekteyiz. Birbirimize çok alıştık. Önümüzdeki bu manileri düşünemez hale geldik sanki. Dini nikah yaptırmayı göze alıyoruz artık.
Evet cinsel öfkeye girecek kadar mahremiyet sınırlarını aşıp da yabancıyla yüz yüze göz göze yaşamaktan kaçınmamak, işte böyle sonucu düşünemez hale getirir tarafları. Ömür boyu pişmanlık duyacakları hatayı göze aldırır. Sadece kendilerini değil ailelerini de perişan hale sokarlar.
Kaldı ki, Şafiiye göre, velinin izni olmadan dini nikah yapılamaz. Hanefi?de de, taraflar denk değilse velinin itiraz edip ayırma hakkı vardır Bunlardan başka resmi nikahtan önce dini nikah yapmak da kanunen yasaktır artık.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #44 (Daim)  
Alt 09.01.08, 11:38
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Mekke’de doğanla İslam’dan habersiz olan aynı mıdır?

Mekke’de doğanla İslam’dan habersiz olan aynı mıdır?
Mekke'de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan başka bir çocuk, dini sorumluluk yönünden bir tutulabilir mi?
Mehmed PAKSU'nun yazısı...
Hocam, Mekke'de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan başka bir çocuk, dini sorumluluk yönünden bir tutulabilir mi? Her ikisinin aynı şekilde sorumlu olması Allah'ın adaletine uygun mudur?

Allah'ın isimlerinden birisi de "Adl"dir. Cenab-ı Hak, her işinde adaletle hareket eder. Adalet ise, her şeye layık olduğu hakkı vermek, her şeyi en uygun yere ve mertebeye koymak demektir. Adaletin zıddı ise başkasının hak ve hukukuna tecavüz etmek şeklinde tarif edilen "zulüm"dür. Cenab-ı Hak, ilmin zıddı olan cehaletten, kudretin zıddı olan âcizlikten münezzeh olduğu gibi, adaletin zıddı olan zulümden de uzaktır. O'nun hakkında zulmetme ihtimali düşünülemez. Zira Allah'ın bütün tasarrufu ve iradesi, kendi mülkü ve yaratıkları üzerinde câridir.

* * *

Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf yapma hakkına sahiptir. Hayat verir veya öldürür; zengin eder veya fakir kılar; imtihan için musibet verir veya mesut eder. Bütün bunlar, Allah'ın kulları üzerinde geçerli olan iradesine işarettir.

Yine bu hikmetten dolayıdır ki, kimisini erkek yaratır, kimisini kız; kimisini siyah yaratır, kimisini beyaz; kimisini soğuğun en şiddetli olduğu Sibirya'da, kimisini de güneşin kavurucu ikliminin hâkim olduğu Ekvator bölgesinde yaratır. İnsanın, bu şıklardan birisini tercih etmede hiçbir hakkı yoktur, fikri de alınmamıştır. İnsanın, bu İlâhî tasarrufa karşı ne itiraza hakkı vardır, ne de şikâyete etmeye. Kulun vazifesi sadece nimete şükretmektir ve hakkına razı olmaktır. Çünkü o bilir ki, kendisini kendisinden daha çok düşünen, fayda ve zararını kendisinden daha fazla hesap eden bir Rabbi vardır. Ona itimat eder, tevekkül eder.

Bütün bu hususlarda itiraza hakkının olmadığı anlaşılınca, bir insanın İslam'ın beşiği olan Mekke'de veya başka bir ülkede doğmuş olması da aynıdır. Bir insanın Mekke'de doğmuş olması, onun İslamiyeti kabul edeceği anlamına gelmez. Tarih, Mekke'de doğduğu halde Allah'a inanmayan, hatta inananlara düşmanlık eden birçok insan kaydetmiştir. Mesela; Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi müşrikler, Mekke'de doğdukları, hatta Peygamberimizi (a.s.m.) gördükleri, onun mucizelerine şahid oldukları halde iman etmemişlerdir. Yine, babası peygamber olduğu halde, Hz. Nuh'un (a.s.) oğlunun tufanda helâk olduğunu; kocası peygamber olduğu halde Hz. Lut'un (a.s.) hanımının kâfir kaldığını da unutmamak gerekir.

* * *

Diğer taraftan, Rusya'da veya Çin'de doğduğu halde Müslüman olan ve inancı uğrunda her türlü işkenceye tahammül etmiş olan Müslümanlar yok mudur?

Demek ki, Rabbini arayan bir kul, Firavun'un sarayında bile olsa iman nuruna kavuşur. Firavun'un hanımı Hz. Âsile gibi... Hakk'a karşı gözünü kapatmış olan bir insan da peygamber oğlu, peygamber hanımı veya peygamber babası olsa da iman nimetine erişemez. Ayrıca, iman bir hidayet meselesi ve Cenab-ı Hakk'ın bir nimetidir. Cenab-ı Hak, zenginliği dilediğine verdiği gibi, hidayeti de dilediği kimselere nasip eder. Bununla birlikte, Allah, kullarının küfre girmelerine razı olmaz.

Bunun içindir ki, peygamber göndererek kullarını kendisine iman etmeye davet etmiş; küfrün ve günahın neticesinin cehennem olduğunu; imanın ve itaatin neticesinin ise cennet olduğunu bildirmiştir. Peygamberler zaten bunun için gönderilmiştir. Özellikle şu dönemde, iletişim araçlarının en ileri boyuta ulaştığı zamanımızda, neredeyse artık her şeyin ayan-beyan görüldüğü bir ortamda, bir insan Yaratıcısını arama merakına girmişse, O'nu bulmaması, O'na ulaşamaması mümkün değildir.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #45 (Daim)  
Alt 10.01.08, 13:11
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Müt'a Nikahi Yaparak Evlenmek Caiz Midir?

MÜT'A NİKAHI YAPARAK EVLENMEK CAİZ MİDİR?Önce müt'a nikahından neyi kastettiğimizi ifade edelim. Müt'a nikahı, bir miktar para vererek razı ettiği kadınla belli bir müddet evlilik hayatı yaşamak şartıyla yapılan nikahtır. Şu kadar para vereceğim, şu kadar müddet birlikte aile hayatı yaşayabilir miyiz? teklifine evet! cevabı veren kadınla yapılan bu nikah, müt'a nikahı demektir, Ömür boyu değil de belli müddeti şart koştuğu için ehl-i sünnet bu nikahı caiz görmez, meşru bulmaz.
Şayet böyle para karşılığı belli bir müddet içinde evlilik yapıp nikahla aile hayatı yaşamak caiz olsa; nikahsız yapılan gayri-meşrulukların hepsi de müddetli nikah yoluyla meşruluk kılıfıyla yapılır. Ahlakî sefaletin sonucu dine mal edilebilir. Aile çöker, toplum yeni ahlak sefaletiyle burun buruna gelir. Kimin kimlerle nasıl yakınlıklar kurduğu bilinmez hale gelir.
Belki de böylesine korkunç sonuçlarından dolayıdır ki, dört mezhebin dördü de müddeti belli edilmiş paralı nikaha cevaz vermemiş, meşru bulmamıştır.
Nitekim Resûlullah Efendimiz, Mekke'nin fethi sırasında o güne kadar sürdürülen bu türlü nikahı şu sözleriyle yasaklamış, haram kılındığını ilan buyurmuştur ki, ehli sünnetin delillerinden biridir bu hadis:
- Ey insanlar! Sizin kadınlardan müt'a nikahı ile faydalanmanıza izin vermiştim. Biliniz ki, Allahü Teala bunu kıyamet gününe kadar artık haram kılmıştır. Kimin yanında böyle bir kadın varsa bıraksın, onlara verdiği paradan da hiçbir kısmını geri almasın. (Müslim, nikah bahsi)
Müt'a nikahını (İslam'da Kadın ve Aile) kitabında etraflıca izah eden Prof. Dr. Hayreddin Karaman Hocaefendi konuyu şöyle sonuca bağlamaktadır:
- Sonuç olarak Sünni fıkıh mezhepleri, ittifakla müt'a nikahının caiz olmadığı, neshedildiği hükmünü benimsemişlerdir. Bu mezhebe mensup bulunan müftü, müt'a nikahının cevazına, durumu ne olursa olsun fetva veremez. Ancak samimi olarak, içtihat veya taklit yoluyla farklı görüşte olanlara da fasık diyemez.
Büyük Kadın İlmihalinde İsmail Hakkı Uca ise, konuyu aynen şöyle ifade etmektedir:
- Müt'a, geçici bir nikahtır. Ücret karşılığında belli bir vakit kadınla nikahlanarak evlenmektir. Buna halk dilinde acem nikahı da denir. Bu nikahın müddetinin az veya çok olması arasında hiçbir fark yoktur. Allah'ın Resûlü kesin olarak bunu yasaklamıştır. Ashabdan, tabiinden ve müctehitlerden bu türlü nikahı kabul eden kimse yoktur. Böyle bir akit (nikah) ne kadını helal kılar, ne boşama hükmüne kapı açar, ne zıhar, ne de mirastan yararlanma hakkını verir. Dört mezhebe göre, böyle bir akit (nikah ) yapmak batıldır. Yani geçerliliği yoktur. Şiiler ve Rafiziler hariç bütün İslam alimleri bu nikahın haram olduğunu kabul etmişlerdir. (sayfa 563) Nisa suresinde: -Faydalandığınız kadına farz olan ücretini ödeyin! şeklindeki emir, ömür boyu yaşamak niyetiyle yapılan sahih nikahtan sonra ödenecek mehir içindir. Belli müddet için razı edeceğiniz kadına ücretini; verin, demek değildir. Bu ayetten müt'a nikahına izin çıkarmak mümkün değildir. Ayetin öncesi, sonrası da bunu göstermektedir.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #46 (Daim)  
Alt 11.01.08, 15:02
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Tatilde hayırlı insan ve hayırlı hane nasıl olur?

Tatilde hayırlı insan ve hayırlı hane nasıl olur?Yazımıza başlık olarak aldığımız soruyu, Kur'an kurslarının hizmete başladığı şu tatil devresinde size de sormayı düşünüyorum. Ne dersiniz sorayım mı? Sor, diyorsanız önce 'hayırlı insan'ı, sonra da 'hayırlı hane'yi sorayım izin verirseniz. Söyler misiniz lütfen:
- Hayırlı insan kimdir, nasıl olur?
- Kime göre hayırlı insan? diyorsanız hemen onu da arz edeyim.
- Hem Allah yanında hem de Resulüllah'ın yanında hayırlı insanı soruyorum!
- Güzel ahlak ve amel sahibi kimseleri hayırlı insan olarak sayabilirsiniz. Bu doğru da olabilir. Ama benim dikkate vermek istediğim hayırlı insan bunlar değildir.
Ben, Efendimiz'in (sas) ) yaptığı hayırlı insan tarifine dikkatinizi çekmek istiyorum. Hadiste tek cümle içinde hayırlı insan nasıl tarifini buluyor bakın:
- Hayırlı insan, Kur'an'ı öğrenen ve öğreten insandır!
Evet, tartışılmayan bir hayırlı insan tarifidir bu.. Kur'an'ı önce öğrenen sonra da isteyene öğreten insan... Elbette öğrendiğinin içeriğiyle de amel eden insan...
Bu tarife göre hayırlı insan olmak hiç de zor değildir. Hiç bir maliyeti yoktur çünkü... Sadece gönülde duyulacak aşk ve şevke ihtiyaç vardır. Hepsi o kadar. Bu tatil devresi ise, bu aşkı şevki duymak için bulunmaz bir fırsattır. Hemen herkesin üstesinden geleceği bir başarıdır bu. Yeter ki bu iradeyi gösterin, şimdiye kadar ihmal ettiğiniz Kur'an'ı okumayı öğrenin ya da ilerletin...
Bu takdirde ne olur biliyor musunuz? Bakın ne olur...
- Siz hayırlı insan olduğunuz gibi evinizi de hayırlı hane haline getirmiş olursunuz.
İsterseniz hadislerden bir de hayırlı hane tarifini okuyalım. Bakalım evlerimiz nasıl hayırlı hane haline gelirmiş görelim. Efendimiz (sas) Hazretleri buyuruyor ki:
- Hayırlı hane, içinde Kur'an okunan hanedir! Melekler içinde Kur'an okunan haneye hayırlı misafirler olarak üşüşürler, şeytanlar da o haneden şerli işgalciler olarak kaçışırlar!'
Evet, içinde Kur'an okunan hayırlı haneye melekler üşüşürler, şeytanlar da kaçışırlar... Çünkü, meleklerin üşüştüğü evde hep hayır olur, bereket olur, huzur olur...
Hatta böyle hayırlı hanede Kur'an'ı yanlışsız okuyanlarla yanlışlı okuyanlar da birlikte bulunabilirler. Yanlışsız okuyanlara her harf başına onar sevap verilirken, yanlışsız okumak için emek verip gayret gösteren öğrencilere de daha fazlasıyla sevap verilir. Yanlışsız okumak için verdikleri emek, çektikleri zahmet, sevabın artmasına sebep olur. Kur'an'ı yanlışsız okumak için çaba gösterenlere verilen bu sevap fazlalığı unutulmamalıdır!
Siyerde Kur'an okunan eve meleklerin semadan üşüştüklerine dair olaylar nakledilmektedir. Bunlardan birini özetleyerek arz edeyim...
Büyük sahabi Üseyd bin Hudayr, Medine'deki evinde gece Kur'an okumaya başlar. Bu sırada dışarıda bağlı duran atı da bir şeyler görmüş de ürkmüş gibi kişnemeye başlar. Üseyd okumayı kesince atın da sesini kestiğini anlar, tekrar okumaya başlar. At tekrar kişnemeye başlayınca: 'Bu ata neler oluyor?' diye okumayı keserek dışarı çıkıp da baktığında, evin avlusunda kanatlarını kısmış sakince dinleyen ışıktan kuşların birden göklere yukarı uçuşup gözlerden kaybolduğunu görür. Sabah erkenden mescide giderek gördüklerini Efendimiz (sas) Hazretleri'ne aynen anlatır. Aleyhissalat-ü ve's-selam Efendimiz şöyle buyurur:
- Biliyor musun o göklere doğru uçuşup giden nurdan kuşların neler olduğunu?
- Bilmiyorum ya Resulellah!
- Onlar evinde okuduğun Kur'an'ı dinlemek için gelen meleklerdi. İçinde Kur'an okunan eve melekler dinleyici olarak gelirler. Eğer okumayı bırakmayıp da sabaha kadar sürdürseydin, onlar da sabaha kadar dinlemeye devam edeceklerdi.
İşte bu olaydan da anlıyoruz ki, Kur'an okuyan kimse hayırlı insan, Kur'an okunan ev de hayırlı hane olma vasfını kazanır. Çünkü melekler hem hayırlı insana hem de hayırlı haneye gelirler.
- Şimdi sıra geldi bizim hayırlı insan, hanemizin de hayırlı hane olması meselesine.
- Ne dersiniz, hissemiz ne kadardır bu hayırlı insan ve hayırlı hane tarifinden? Kur'an okuma azim ve gayretimizle kendimizi hayırlı insan haline getiriyor, evimizi de meleklerin Kur'an dinlemek üzere gelecekleri hayırlı hane durumuna kavuşturuyor muyuz? Ne dersiniz bu soruya?
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #47 (Daim)  
Alt 12.01.08, 12:04
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Muskadan ve büyüden nasıl korunulur?

Muskadan ve büyüden nasıl korunulur? 02/11/2007 Sayın Hocam, adım Sabur, ailenin 2. büyük çocuğuyum. Benim ailemde muska büyüsü sorunu var. Hiç huzur bulamıyoruz, hepimiz birbirimize kızgınız, eve gitmek istemiyoruz, evden uzaklaşınca birbirimizi özlüyoruz.

Rivayete göre, bu büyüyü bilerek veya bilmeyerek annem yapmış. Bir de inkâr ediyor. Okunması bile tehlikeli olan muskalar evde bulundu, annem babamın evlenmemesi için bu muskaları yapmış. Dedem bizi görmek istemiyor. Elimizi nereye atsak orası bozuluyor. Ne yapsak bilemiyoruz. Sizden bu büyünün nasıl ve ne şekilde bozulacağını öğrenmek istiyoruz.

İçinde bulunduğunuz durum, gerçekten hem üzücü, hem de çok anlamlı görülüyor. Aslına bakılırsa, bir yerde siz kendi elinizle kendinizi sıkıntıya sokmuşsunuz. Bir defa bir çıkmaz içine girmişsiniz. Olayla annenizi suçluyorsunuz ve her şeyin onun başının altından çıktığını söylüyorsunuz. Anneniz böyle bir şey yapmadığını söylediği, reddettiği halde, "inkar ediyor" diyerek ona inanmıyorsunuz.

Öncelikle bir annenin böyle bir yapması mümkün mü? Bir anne kendi çocuklarına, kendi ailesine niçin böyle tehlikeli bir şey yapsın? Yaptığını düşünsek bile, bundan haliyle kendisi de zarar görmeyecek mi? İnsan kendi çocuklarının başına bir şey gelirse ondan üzüntü duymaz mı? Bunun için olayın şeklini kafanızdan silmeye çalışın. Annenizi üzmeyin, kalbini kırmayın, onu bir suç makinesi gibi görmeyin, başınıza gelen birtakım olumsuz olayları annenizin üzerine atmayın. Çünkü insan, Allah'ı razı etmekle mükellef olduğu gibi, anne babasının da rızasını kazanmak ve onların duasına almakla sorumludur.

* * *

İkinci olarak, sağdan soldan muska çıktı diye neden moralinizi bozuyorsunuz, birbirinizi neden suçluyorsunuz, başınıza gelen her olumsuz olayı bu muskalara bağlıyorsunuz? Burada ciddi bir psikolojik sorun var. Önce bu sorunu halletmeye çalışın.

Tamam, diyelim ki size birisi muska yazmış ve büyü yapmış olsun; her şeyi bunun üzerine bina edeceğinize, birbirinize sahip çıksanız, sevginizi, bağlılığınızı ve yakınlığınızı arttırsanız daha iyi olmaz mı?

Olur ya, Allah korusun, başınıza bir kaza gelebilir, bir yangın çıkabilir; böyle durumlarda birbirinize daha çok sarılır, elbirliğiyle yaralarınızı sarmaya, çare aramaya mı çalışırsınız, yoksa birbirinizi suçlayarak kavgayı mı büyütürsünüz? Bunun için şeytanın sizin için kurduğu bu tuzağına düşmeyin. Çünkü şeytanın hoşuna giden en büyük işlerden birisi de, aile içine fitne atmak, akrabaları birbirine düşürmek ve aralarını açarak aileyi sarsmaktır. Gelin şeytanı sevindirmeyin, düşmanlarınızı kendinize güldürmeyin. Aklınızı ve sevgi gücünü kullanarak bir an önce zedelenen dirlik ve düzeninizi koruyun. Böylece şeytanı çatlatın.

* * *

Üçüncü olarak, İslam büyüyü reddetmiyor, ama Allah dilemezse kimsenin kimseye de bir zarar veremeyeceğini bildiriyor. İlahi takdirde böyle bir şey varsa bile, "Allah dilemedikçe kimse bana zarar veremez. Rabbim de benim zararıma olan bir şeyi yaratmaz" diyerek inancınızı sağlam tutun.

Önlem ve çare olarak da, Kur'ân'ın öğrettiği ve Peygamberimizin (a.s.m.) tavsiye ettiği gibi, zararlı şeylerin ve zarar vermeye çalışanların şerrinden Allah'a sığının, Ona yalvarın, Ona dua edin, Ona olan yakınlığımızı arttırın, Onu her yerde hâzır ve nâzır olarak görerek, Onun huzurunda olduğunuzu fark edin.

Ve Peygamberimizin (a.s.m.) uyguladığı ve tavsiye ettiği gibi, Felak ve Nâs Sureleriyle birlikte, ¬yetü'l-Kürsî gibi duaları manevi bir siper ve koruyucu olarak sürekli okuyun. Bunlar birer duadır, Allah'ın yardımını istemektir, huzuru ve çareyi Ondan beklemektir. İslam âlimlerinin ve Allah dostlarının tavsiyeleri de bu şekildedir. Peygamberimiz de büyüye karşı bunlardan başka bir şey yapmamış ve tavsiye etmemiştir. Bunun için Peygamberimizin yeterli olarak gördüğü şeyler bize yeterli gelmelidir.

__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #48 (Daim)  
Alt 13.01.08, 19:03
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb İslamda ya hep,ya hiç'cilik yoktur!

İslamda ya hep,ya hiç'cilik yoktur!Hayatını, inandığı İslam'a uygun şekilde yaşamak isteyenlere ümitsizlik veren anlayışlardan biri de:
- Ya hep ya hiç'çiliktir!..

Evet, bazıları 'ya hep ya da hiç' diyorlar. Hepsini de yapamayınca hepsini de terk etmeye kendilerini mecbur sanıyorlar, bu defa hepsinden de mahrum kalma gibi bir çıkmaza giriyorlar...
Ya hep ya da hiç'çilik bir ifrattır. Her ifrat gibi o da sahibine hayır getirmez, sonunda ya ifratta bırakır ya da tefrite düşürür, bir uçtan öteki uca uçurur. Hepsini birden yapmak isterken hiçbirini de yapamaz hale getirebilir.
İslam'ın koyduğu ifrat tefritten koruyan itidalli kaidelerden biri şöyle ifade edilir:
- Tamamı yapılamayan bir hayrın tamamının da terk edilmesi gerekmez!..
- Ma la yüdrekü küllühu, la yütrekü küllühu.. kaidesi bunu ifade eder...
Öyle ise dini mükellefiyetlerinizi hayalinizde zorlaştırıp da hakkından gelinemez görevler olarak düşünmeyiniz...
Siz önce yapabildiklerinizden başlayın. Sonra yapamadıklarınızı da yapma azim ve kararında olun. Göreceksiniz ki, zamanla hayalinizde zorlaşan konular yavaş yavaş kolaylaşacak hem de çok zevkli ve lezzetli şekilde yerine getirip huzur ve saadetinize vesile olacaktır.
Zaten peygamberler müstesna hiçbir kişi, baştan en mükemmel şekilde başlamış değildir dini hayatına. Bizim gibi sıradan insanların hemen hepsinin dini hayatı, baştan eksikli ve noksanlıdır. Yapamadıklarımız olmuş, zaman zaman hata ve kusurlarımızdan feryat da etmişiz. Ancak bir şey kurtarmıştır bizi... Bugün yapamıyorsam yarın mutlaka yapacak, o görevimi de yerine getirmeye muvaffak olacağım, azim ve kararı...
Bu niyet ve azim hepimizi, hatta herkesi kurtaracak güçte ve kutsiyette bir can simidi olmuştur. Mesela:
- Şikayetçi olduğunuz kötü alışkanlıklarınız mı var?
Korkmayın, önce bir iyi niyete girin, kurtulmak için lazım gelen irade gücünü gösterin, hemen olmasa bile zamanla alışkanlığınızın baskısı azalacak, sonra da tümüyle kurtulacaksınız...
Zira Allah samimi olarak kendine yönelenlere sebepler halk eder.
- Bana doğru bir adım atana ben on adımla yaklaşırım, buyuran Rabbimiz'dir.
- Tesettürde eksiğiniz mi var? Ümidinizi yitirmeyin, niyetinizi bozmayın, samimi olun. Göreceksiniz ki Rabbimiz, sizi engelleyen şartları kaldıracak, huzur bulacağınız giyime karşı sevgi ile dolacak, uygulamada kolaylıklara kavuşacaksınız... Hatta gerçek huzuru da Yaratan'ın emrine uygun şekilde giyinmekte bulacaksınız...
- İbadetlerinizde kusurlarınız, ihmalleriniz mi var? Vicdan azabı mı çekiyorsunuz?
Azminizi azaltmayın. Bu eksiklerinizi de tamamlayacak, beğeneceğiniz ibadetli mümin haline geleceksiniz. Yeter ki, ya hep ya da hiç'çilik gibi bir ifrat ve tefritin peşine düşmekten kendinizi koruyun, istikbalinize ümitle bakın... Şunu da unutmayın ki:
- Servetini kaybeden yine kazanabilir. Savaşı kaybeden yine zafer elde edebilir. Ama ümidini kaybeden her şeyini kaybeder. Çünkü, bunları kazanmak ümitle olur. Ümidini yitirmiş insan başlama azmini ve iradesini bulamaz ki, kaybettiğini yeniden kazanmaya yönelebilsin.
Ayet-i kerime, bunun için ikazını net şekilde yapmaktadır:
- Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!
Bunlara ilave edilecek mühim bir nokta da (çevre) meselesi...
Evet, çevreye dikkat etmeli, bu konularda örnek olarak yaşayanlarla yakınlık kurmalı, yalnız kalmamalıdır.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #49 (Daim)  
Alt 14.01.08, 11:17
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Kuran öğretiminde özel hal engelini aşmak mümkün mü?

Kuran öğretiminde özel hal engelini aşmak mümkün mü?

Tatil döneminde kız çocuklarına Kur'an öğreten hanım öğretmen karşılaştığı zorluğu anlatarak sorusunu şöyle sormuştu:- Yaz döneminde Kur'an öğretme devremiz uzun değildir.
İki aydan da kısa bir zaman dilimi içinde ne öğretebilirsek onu fırsat biliyoruz. Ancak bazen öğretmenin, bazen de yetişkin kız öğrencilerin özel halleri oluyor bu kısa devrede. Bu yüzden öğretme ve öğrenmeye ara vermek zorunda kalıyoruz. Bu kısa devreyi de tam olarak değerlendirememenin azabını yaşıyoruz. Buna bir çare bulmak için tanıdığımız zatlara, "Özel hale giren öğretmen ve öğrencinin Kur'an öğretme ve öğrenmesine izin veren bir görüş yok mu?" diye sorular sorduk. Bazıları, Hanefilerde ve diğer iki mezhepte yoktur; ama Maliki'de izin vardır, dediler. Bazıları buna da sıcak bakmadılar. Özel halde iken Kur'an öğretilemez de, öğrenilmez de diyerek öğretme ve öğrenme yolunu tümüyle kapadılar. Burada sorumuz şudur:
- Siz nasıl bakıyorsunuz bu özel hal engelimize? Şu kısa devredeki Kur'an öğrenimine ara vermemek için hak mezheplerden birinin olur görüşüyle amel etme imkanımız olamaz mı? Özellikle Diyanet'in hazırladığı ilmihalde olumsuz görüşler bildirildikten sonra olumlu görüşün de şu şekilde ifade edildiğini görmekte, bununla amel etmeyi faydalı bulmaktayız. 213. sayfada deniyor ki:
-... Malikiler ve İbn-i Hazm dahil bir grup İslam bilgini, özel halin irade dışında! oluşundan hareketle, hayız hali başlayan kadının lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Malikiler kadınların Kur'an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir!.." Diyanet İlmihali (İsam)
Bu durumda biz de şu kısa Kur'an öğretme ve öğrenme devresinde bu ruhsattan istifade ile Maliki görüşüyle amel edemez miyiz? Nitekim seferilikte yola mahremsiz gitmek zorunda kalan Hanefi hanımların Şafii'nin görüşüyle amel ederek çare buldukları gibi, özel halde iken de Kur'an öğretme, öğrenmek için Maliki mezhebinin ruhsatıyla amel ederek biz de çare bulamaz mıyız?"
********
Cevap: Peygamberimizin; "Ümmetimin ihtilafında (farklı görüşünde) rahmet vardır." buyurduğunu biliyoruz. Bu hadisi yorumlayan alimler, "Bir mezhebin görüşünde zorluk bulunursa diğer hak mezhebin kolaylık sağlayan farklı görüşüyle (mecbur kalınan durumlarda) amel edilmesinde rahmet olur." demişlerdir. Mecbur kalınan zaruri hallerde uygulanacak bir çaredir bu. Nitekim hayatın mecbur kalınan diğer safhalarında bu tercihler yapılmakta, ifade edildiği gibi, hacca mahremsiz gidemeyen Hanefi hanımlar Şafii görüşüyle hareket ederken, tavafta abdestini korumak isteyen Şafiiler de Hanefi görüşüyle amel ederek çıkış yolu bulmaktalar. İmam-ı Şafii Hazretleri'nin Bağdat'ta Hanefi görüşüne göre kıldırdığı bir sabah namazında Kunut duasını okumaması üzerine yaptığı açıklamada; "Ben Bağdat'ta Hz. İmam'ın misafiri durumundayım. Ona hürmetimi ifade etmek için onun mezhebiyle amel ettim." diyerek gerektiğinde başka hak mezhebin görüşüyle amel edilebileceğine işarette bulunmuştur.
Şu kısa yaz devresinde Kur'an kurslarında öğretme ve öğrenme fırsatı bir zarurettir.
Bu zarurete dayanarak Maliki'nin kolaylık sağlayan görüşüyle amel edilmesine gerekçe vardır gibi geliyor bana... Yani, kurslarda Maliki görüşüyle amel edilerek okutma ve okumaya ara verilmemesi daha uygun olur diye düşünmek mümkündür. Kaldı ki, Hanefi ilmihallerde de özel halde olanlar, birer kelime atlayarak Kur'an okuyup öğretebilirler, diye bir çare de gösterilmektedir. Bundan da faydalanarak öğrenime ara vermemek mümkündür.
Elbette bu çareyi zayıf bulanlar, kendi mezheplerinin görüşleriyle amel etmede ısrar ederler. Onlara yanlış yapıyorlar, denmez; Kur'an öğrenimine ara vermeye razı oluyorlar başka hak mezhebin kolaylık sağlayan görüşüyle amel etmeye razı olmuyorlar, demekle yetinilir, bir tartışmaya girme gereği duyulmaz. Duyulmamalıdır
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #50 (Daim)  
Alt 15.01.08, 10:27
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute