Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Dini Konular > İslami Bilgi Ve Kaynaklar

Duyurular

İslami Bilgi Ve Kaynaklar Başlı başına bir kültürel birikim gerektiren güzel dinimizin müstesna incelikleri, hayat görüşü ve yaşanışı üzerine sayfalar dolusu bilgi, doküman ve paylaşımın yeraldığı gönül ferahlatan bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #21 (Daim)  
Alt 08.12.07, 12:56
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Ce: Soru ve Cevaplarla Temel Dini Bilgiler

1. Müslümanmısın?
Elhamdülillah Müslümanım.

2. Müslümanım demenin manası nedir?
Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.

3. Ne zamandan beri Müslümansın?
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.

4. "Bela" zamanı neye derler?
Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu. Onlar da "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.

5. Rabbin kimdir?
Allah

6. Seni kim yarattı?
Allah

7. Sen kimin kulusun ?
Allah'ın kuluyum.

8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
Allah birdir derim.

9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir?
Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.

10. Bunun manası nedir?
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir, demektir.

11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir?
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.

12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.

13. İman-ı yeis nedir?
Firavun gibi ölürken iman etmektir.

14. Bu iman muteber midir?
Değildir.

15. Tevbei yeis nedir?
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.

16. Bu tevbe muteber midir?
Muteberdir.

17. Dinin hangi dindir?
İslam dinidir.

18. Kitabın hangi kitaptır?
Kur'an'dır.

19. Kıblen neresidir?
Kabe-i Muazzamadır.

20. Kimin zürriyetindensin?
Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.

21. Kimin milletindensin?
İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.

22. Kimin ümmetindensin?
Muhammed Aleyhisselamın.

23. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.

24. Peygamberimizin kaç adı vardır?
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.

25. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.

26. Peygamberimizin babasının adı nedir?
Abdullah'tır.

27. Annesinin adı nedir?
Amine'dir.

28. Süt annesinin adı nedir?
Halîme Hatun'dur.

29. Dedesinin adı nedir?
Abdülmüttaliptir.

30. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?
40 yaşında.

31. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
23 sene peygamberlik yaptı.

32. Fani hayatı kaç yaşında sona erdi?
63 yaşında sona erdi.

33. Peygamberimizin kaç kızı vardı?
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir.

34. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.

35. Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.

36. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.

37. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
Hz. Aişe (r.a)'dır.

38. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.

39. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?
İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.

40. Bunlar kimin çocuklarıdır?
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.

41. Peygamber kime denir?
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.

42. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.

43. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Yirmisekiz.

44. İsimlerini sayarmısınız?
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.

45. Peygamberimiz kaç tarihinde doğdu ve kaç tarihinde vefat etti?
Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi; Fil Vak’asından elli veya elli beş gece sonra. Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi doğdu. Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü. Milâdî 8 Haziran 632 vefat etti.

46. Melek nedir?
Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.

47. Dört büyük melek hangileridir?
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)

48. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.

49. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.

50. Mezhep kaçtır?
İkidir.

51. Nelerdir?
İtikatta mezhep, amelde mezhep.

52. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.

53. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.

54. İtikatta mezhebin nedir?
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.

55. Amelde mezhebin nedir?
Hanefi mezhebidir.

56. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.

57. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.

58. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?
Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.

59. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?
Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.

60. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.

61. Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
Beş tane kandil vardır.


Mevlid Kandili :Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelikhayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #22 (Daim)  
Alt 10.12.07, 10:51
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Din Yönünden Temiz Sayılan Şeyler

Aslen bütün yeryüzü, bütün madenler, bütün sular, bütün otlar, ağaçlar, çiçekler ve meyvalar, domuzdan başka hayvanların üzerlerinde pislik olmamak şartı ile bedenlerinin dışı temizdir. Bunların dokunması ile elbiseler pislenmiş olmaz. Domuzun sadece kılları, zaruret dolayısıyle badana yapmak ve ayakkabı dikmek için kullanılabilir. Bunlarla yapılan badana ve dikilen ayakkabı pis sayılmaz.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."


Konu adnan_18 tarafından (10.12.07 Saat 10:57 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23 (Daim)  
Alt 11.12.07, 17:01
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Asgari Ücretliye Kurban Düşer mi?

Soru: Eşim ve ben asgari ücretle çalışıyoruz ve tek kurban kesiyoruz. Biz bu durumda zengin sayılır mıyız? İki kurban kesmeye imkânımız yok ki? Ayrıca altın 80 gramı geçerse zekât vermek gerekiyormuş. Bizim geçmiyor ama altını para olarak hesaplamalı mıyım?
Cevap: Sizin kurban bayramı günlerinde, borcunuz harcınız dışında, elinizdeki para miktarı 85 gram altının tutarını geçiyorsa kurban kesersiniz. Geçmiyorsa size iki değil bir kurban da düşmez. Seksen beş (85) gramın altındaki altına da zekât düşmez. Bu mikdarı geçerse kırkta bir oranında zekâtı vardır. (2)
Kaynak: 2) Kurban Hakkında Akla Gelen Her Soruya Cevap, Prof.Dr.Raşit Küçük, Haber 7
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #24 (Daim)  
Alt 14.12.07, 22:46
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Allah'dan başkasını sevmek caiz midir?

Evet insanların içine bu sevgiyi koyan Allahtır. Ancak her duygunun nerede ve nasıl kullanılacağını da bize bildirmiştir.

Bu duyguları asıl sahibi olan Allaha verdikten sonra o zaman Allah adına Onun mahlukatını sevmek de ibadet olur. Bize verilen duyguları yanlış yerde kullanmak doğru değildir. Ancak bazen mahlukata aşık olanların, zamanla gerçek aşkı bulup Allah'a ulaştıkları sonra da her şeyi Allah adına sevdikleri olmuştur.

Aşk, fart-ı muhabbet demektir. Muhabbet, bilmenin ve tanımanın veyahut mutlak kemale muttali olmanın; karşı tarafta da kemal, cemal -mecazi aşk açısından- melahet, müşakele gibi hususların bulunmasıyla bazen meydana gelen insandaki fıtrî bir haldir.

İnsan, tanımadığını ve bilmediğini sevmez; sevebileceğini tanıyıp bilirse sever. Kafirlerin Allah’ı sevmemesi ve Rasulü Ekrem’e karşı saygısız olmaları tanımama ve bilmemeden kaynaklanmaktadır.

Muhabbetin ifrat derecesine aşk denir. Normal muhabbette olmasa da aşkta bazen muvazenesizce tavırlar görülebilir. Bir diğer manada aşk, mahbubundaki kusurları görmemezlik, gözüne ondan başka hayalin girmemesi ve onu her şeyin ve herkesin üstünde kabul etme halidir. Mesela kişinin, güneşin güzelliğini mahbubunun güzelliği yanında sönük görmesi, “Mahbubum benim yanımda olursa cennetin hurilerini istemem” demesi veya “Cennet başkalarının olsun. Bana mahbubum yeter..” gibi iddialar, aşık mırıltıları ve mecazi aşk açısından da akıl ve mantıkla telif edilemeyecek pervâsızca iddialardır. İşte bu aşktır ki, Mecnun’u sahraya salmış ve Ferhat’ı da koca dağı delme macerasına itmiştir.

Allah’tan başkasına -ne olursa olsun- gönül vermek, onu sevmek, aşık ve müptela olmak mecazi aşktır. Mesela Mecnun’un, Ferhat’ın ve Zeliha’nın muhabbeti, birer mecazi muhabbettir. Bir de fart-ı muhabbetin fıtri garazsız, ivazsız olanı vardır ki, buna da anne ve babada bulunan şefkati misal verebiliriz. Esasen şefkat, Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinden gelmektedir. Allah’ın insanlara ve mahlukata karşı olan mukaddes ve münezzeh sevgisinin, değişik malûl yanlarıyla insanlarda olanına şefkat denir.

Evet, Mabud-u Mutlak’tan gayrıya gönlün kaptırılması, sevilip aşk u alaka gösterilmesi mecazi aşktır. Hakiki aşk ise gönlün Allah’a verilmesi ve Allah’ın deli gibi sevilmesidir. Burada hemen şunu da ifade etmeliyim ki, Allah’ı sevmek, bir pâye meselesidir. Müminler, Rasulü Ekrem’i severlerse, müminlik mertebesinde, daha doğrusu müminlikteki muhabbet mertebesinde önemli bir noktaya ulaşmışlar demektir. Fakat bu, en kamil mertebe değildir. Mesela Rasulü Ekrem’i andığınız zaman kararınız kalmayabilir; ama bu zirvenin ötesinde bir de şâhika vardır. Rasulü Ekrem’i, O’na ait hatıraları ve Ashab-ı Kiram’ı sevme mertebesi, muhabbetin ilk mertebelerindendir. Çünkü bunlar beşerî kıstaslarla anlaşılan, duyulan, takdir edilen ve ölçülen şeylerdendir. Demek ki, sizin kabınız hissedilen şeyleri ölçüp değerlendirerek size bir fikir verebiliyor. Siz bu fikirle o mahbubu gönülden seviyorsunuz. Onun halkasına tam girip ve onun gözüyle ötelere, ötelerin de ötesine bakınca, aşk u muhabbetinizde daha derin lâhûti bir buuda ulaşıyorsunuz.

Allah’ı sevmek, her türlü alakanın ötesindedir. Bu sevgiyi vicdanında biraz olsun hisseden neler neler duyar. Cenab-ı Hakk’ı sevmenin başladığı andan itibaren her sevgi dolaylılık rengine bürünür. Ayrıca Allah’ı sevdiğiniz nispette mâsivâya karşı aşk u alakanız yavaş yavaş küsuf tutmaya yönelir. Siz artık her şeyi O’ndan dolayı sevmeye başlarsınız. Mesela Hz. Ali’yi, damad-ı Rasulullah, O’nun Haydar-ı Kerrarı, Şah-ı Merdanı, muharebe meydanlarının kükreyen aslanı olduğu için seversiniz. Allah’ı sevme zirvesine ve şâhikasına yükseldiğiniz zaman Rasulü Ekrem’i Allah’ın elçisi olduğu için seversiniz. O’nun karşısında yeri, konumu ve risaletini daha iyi görüp okudukça bu derinlikten ötürü sevgi bir hayranlığa dönüşür. Bu bir zevk ve hal meselesidir. Bunu tadan bilir; tatmayan bilmez. (Eski Erzurum müftüsünün ifadesiyle “men lem tadmaz lem bilmez.” O, “Men lem yezuk lem ya’rif - Tatmayan bilmez” sözünü yarı Arapça yarı Türkçe bu şekilde ifade ederdi.)

İnsanın Allah’ı sevmesi iyi bir şeydir. Hususiyle insan, vicdan sistemiyle Allah’ı tam bilebiliyorsa O’nu delice sever. Çünkü sevginin biricik mahalli vicdandır. Vicdanın rükünlerinden biri olan zihin bildirir, latife-i Rabbaniye gösterir, irade O’nun muradına yönlendirir, akıl, sevgi esbabı üzerinde muhakeme eder, yürek ona önemli derinlikler kazandırır.

Bir insan, bütün bütün mecazi aşkla meşbu ve aşk-ı hakikiden mahrumsa mutlak bir şeyler yapılarak onun yüzü hakiki aşka döndürülmelidir. Bu, fani mahbubların fena ve zevalini göstermek suretiyle, onların içlerinde Baki-i Hakiki ve beka arzusu uyararak.. iman ve marifet hususunda derinleştirerek.. sözü-sohbeti hep evirip çevirip O’nunla irtibatlandırarak.. kalbin kiri-pası sayılan günahlardan, hatalardan uzak durarak Hak’la alaka kurabilir; alakasını güçlendirerek her şeyden elini eteğini çekip “Lâ uhibbu’l-âfilin - Ben, batıp gidenleri sevmem.” (En’am, 6/76) “Baki bir yâr isterim” deyip O’na yönelebilir. Hz. İbrahim (aleyhissalatu vesselam) gibi yıldız, ay, güneş hepsini tulû’, gurub ve mahiyetleriyle okur, bunların zeval bulup gitmelerini, bir doğup bir batmalarını ve batıp giden bu şeylerin kalbin alakasına değmediğini haykırır, herkese duyurur. Zaten bunlar, câmid ve cansız nesnelerdir; ne insanı duyar ne dinler ne de ihtiyaçlarına cevap verebilirler. Oysaki insan, öyle birine yönelmeli ki, her zaman O’nu görsün, duysun, dinlesin ve isteklerine cevap versin. Hatırat-ı kalbimi bilsin, dualarıma icabet etsin.. dünyevi-uhrevi taleplerimi yerine getirsin.. yalnızlığımı giderip bana enis olsun.. ebed arzularıma cevab-ı savap verip gönlümü şad etsin.. benim gibi bütün dost, ahbab, yârân ve yakınlarımı da âbâd etsin.. Evet, bana işte böyle bir Mabud, Sevgili, Yâr-ı vefâdâr ve her halime nigehban bir Dost lazım. Öyleyse bana aşk u alaka kurmak gerekir.

Molla Cami, bu hususu anlatırken, “Sadece biri sev, başkaları sevmeye değmez. Çünkü görünmüyorlar. Biri iste, başkaları istemeye değmez. Çünkü derde derman olamıyorlar. Biri söyle, başkalarını söylemek fuzulidir. Çünkü senin işine yaramaz.” demek suretiyle hakiki aşkın Allah’a karşı olan aşk olduğunu, insan Allah’tan gayri neye gönlünü verirse versin, bunların içinde bir burkuntu ve üzüntü bırakıp gideceğini vurgular ki, bu, herkesin meşk edip tekrarlaması icap eden bir husustur.

Hülâsa-i kelam, fâni ve zâil şeyler, gelip gidişi ile kalbin alakasına değmediğini göstermekte ve hakiki mahbub arıyan gönle “Allah sevilmelidir” ihtarını yapmaktadır.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #25 (Daim)  
Alt 15.12.07, 13:15
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Bid’at nedir?

Bid’at nedir?

Bid'at
, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya âdette olur veya ibadette olur.

Âdette bid'at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz. Âdette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi. (Tirmizi)



Fen ve fen bilgileri dinde bid'at değildir. Fenni buluşlara sahip çıkmak, dinimizin emridir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor. (Mevduat-ül-ulum)

İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid'at karıştırmak büyük günahtır. Bid’ati sünnet diye işlemek haramdır. Bunların hepsini din diye, ibadet diye uydurmak veya dinin önem verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din buna karışmaz demek bid'attir. Bid'atlerin bazıları küfür, bazıları büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Her bid'at sapıklıktır) buyuruldu. (Müslim)


Bid’at çıkaran, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni hükümler koymaya çalışır. Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslam âlimlerini beğenmez. Bid’at ehli kibirlidir.
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #26 (Daim)  
Alt 16.12.07, 22:11
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Hz. Osman'ın evi asiler tarafından kuşatılmış ve onun evine su verilmesi engellenmiş.

Hz. Osman'ın evini kuşatan asiler diyalog çağrılarına cevap vermedikleri gibi, suyunu da kesmişlerdi, Hz. Osman'ın fitneyi yatıştırmak ve haksızlıkları gidermek hususunda asilere yaptığı nasihatlerin onlar üzerinde hiç bir tesiri olmamıştı. Onlar, Hz. Osman (r.a)'a şöyle diyorlardı:

"Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda ölene kadar bu işten vazgeçecek değiliz. Eğer sana sahip çıkanlar bize engel olmaya kalkarlarsa onlarla savaşırız". Hz. Osman onlara, Allah'ın üzerine yüklediği hilafet görevini asla bırakmayacağını ve ölümün kendisine bundan daha sevimli olduğunu bildirmiş, ayrıca kendini savunmak için kimseye emir vermediğini eklemişti (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, III, 169-170). O, ashaptan, asileri şehirden kovup çıkarmak için gelen teklifleri reddediyor, onlardan silah kullanmayacaklarına dair kesin söz vermelerini istiyordu.

Bir gün kendisini kuşatan asilerin karşısına çıkıp: "Ali buralarda mı? Sa'd buralarda mı?" diye sormuş, bulunmadıkları cevabını alınca biraz susmuş ve şöyle demişti: "Bana su sağlamasını, Ali'ye bildirecek kimse yok mu?" Bu Hz. Ali'ye ulaşınca derhal üç kırba suyu ona göndermişti. Ali (r.a), asilerin Osman (r.a)'ı öldürmek istediklerini öğrenince, böyle bir şeye meydan vermemek için, iki oğlu Hasan ve Hüseyin'e, kılıçlarını alarak gidip Osman'ın kapısında beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarını söylemişti. Abdullah İbn Zübeyr de onlara katılmış, diğer bir takım sahabiler de çocuklarını oraya göndermişlerdi. Durum çok nazik bir hal almıştı. Hz. Osman, ne asilerin haksız taleplerini kabul ediyor, ne de Medine ve diğer bölgelerden gelen, asileri savaşarak Medine'den çıkarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O, Peygamber şehri'nde kan dökmek ve fitneyi ilk başlatan kimse olmaktan çekindiği için böyle davranıyordu. Hz. Âişe (r.anha)'dan Resulullah (s.a.s)'ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir:

"Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma". Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)'in bu günler için kendisine bildirdiği şeylere uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu: "Resulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş olduğu şey üzerinde sabretmekteyim" (Bkz. Tac, III, 328-9; Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 170).
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #27 (Daim)  
Alt 17.12.07, 10:57
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Kadın tek başına umreye gidebilir mi. Umre yapan kişiye hac farz olur mu?

Kadının tesettürüne riayet etmesi kaydıyla şehir içerisinde dışarıya çıkması caizdir. Ancak kadının tek başına sefere çıkması caiz görülmemiştir.

Önce konuya esas teşkil eden hadisleri gözden geçirelim:

Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının beraberinde babası veya oğlu yahut kocası veya kardeşi yahut nikâhı haram olan biri olmaksızın üç gün veya daha fazla süren bir yolculuğa çıkması helâl değildir.”1

Konu başka bir rivayette iki gün olarak ifade edilir. Şöyle ki:

Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Resulullahın (a.s.m.) yanında kocası veya yakın akrabası olmaksızın kadının iki günlük yola gitmesini yasak etti.”2

Mesele bir başka hadis-i şerifte bir gün olarak da belirtilir. Şöyle ki:

Ebû Hüreyre’nin rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, yanında kendisine nikâhı haram olan biri bulunmadıkça bir gün ve bir gecelik yola gitmesi helâl değildir.”3

Bu hadisi delil olarak getiren İmam Evzaî ve Ebü’l-Leys şöyle demektedirler:

“Kadın yanında mahremi olmadan bir günlük yola yalnız başına yolculuğa çıkamaz, fakat bundan az olan mesafeye tek başına gitmesi caizdir.”4

Bu hadislerin açıklamasında hadis âlimleri şu açıklamayı yaparlar:

Hanefi âlimlerine göre, bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olan bir erkek bulunmadığı halde üç günlük veya daha fazla mesafeye yolculuk edemez. Fakat bundan az mesafeye beraberinde bunlardan kimse olmaksızın yolculuk etmesi caizdir. Hidaye’de de, kadının yanında mahremi olmadan yolculuk müddetinden az olan mesafeye gitmesi mübahtır.5

İmam Aynî bu konuda şu sual ve cevaba da yer verir: Eğer dersen: Hz. Âişe (r.a. ) yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmıştır. Ulemadan bir cemaat, bunu delil olarak getirerek kadının yanında mahremi olmadan tek başına yolculuğa çıkabileceğini söylemişlerdir. Ben de derim ki: “Hz. Âişe bütün mü’minlerin annesi olduğundan o herkese mahremdi. Kiminle yolculuğa çıkarsa ona mahrem oluyordu. Diğer kadınlar için bu hüküm geçerli olmaz. Bu cevap Ebû Hanife’ye aittir.”6

Bütün bu rivayet ve nakillerden anlaşıldığına göre bir hanım, dinen üç günlük bir mesafe, yanında kocası veya babası, kardeşi, oğlu, amcası ve dayısı gibi mahremleri olmadan çıkamaz, caiz değildir. Fakat bundan az bir mesafeye yanında kimse olmadan da çıkabilmektedir. İmam Evzaî’nin ictihadına esas kabul ettiği bir günlük yola dahi hanımın çıkmaması ihtiyat bakımından daha da önem taşımaktadır. Burada, belde dışı, şehir harici kasdedilmektedir. Şehir içi için hadislerde belli bir sınırlama bulunmamaktadır. Çünkü şehir içi yerleşim bölgesi olduğundan güvenlik bakımından yeterli kabul edilmektedir.

Ancak şehir dışı yolculuklarda bazan zaruri durumlar sözkonusu olabilir. Hanımın mutlaka yola çıkması gerekmektedir. Günümüz şartlarında ise mümkün olan tedbirler alındıktan sonra, yola da tek başına çıkılamayacağına, yani otobüs, tren ve uçak gibi vasıtalar kullanılacağına göre büyük ölçüde emniyet temin edilmiş olacaktır. Böylesi hallerde yola çıkmak mahzurlu olmasa gerektir. Zaten başta da ifade edildiği gibi yola çıkma zarureti mevcuttur.

Kadının şehir içinde tek başına taksiye binmesi de yine bu çerçevede mütalâa edilebilir. Şöyle ki: Her ne kadar taksinin içi görülse de, tek başına taksiye binen hanım bir yerde şoförle başbaşa kalmaktadır. Bunun için arka koltuğa oturmayı tercih etmeli. Diğer taraftan bazı art niyetli şoföre rastlamak mümkün olduğu gibi, rahatsız edici konuşmalara muhatap olmak mümkündür. Bir yerde bunun önüne geçmek için akıl ve feraset melekesini kullanmalı, bu gibi insanlarla karşılaşmamaya gayret etmeli. Bütün bunlarla birlikte bir hanımın, mecbur kalmadıkça taksiyi tercih etmemesi en güzelidir.

1 Müslim, Hacc: 423.
2 Müslim, Hacc: 416.
3 Müslim, Hacc: 421. Tirmizî, Radâ: 14.
4 Umdetü’l-Karî, 7: 130.
5 İbni Mace Tercümesi, 8: 69. Tuhfetü’l-Ahvezî, 4: 332.
6 Umdetü’l-Karî, 7: 128.
Mehmed Paksu Aileye Özel Fetvalar
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #28 (Daim)  
Alt 18.12.07, 14:50
adnan_18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili
 
Üyelik Tarihi: 23.08.07
Şehir: ist
Yaş: 19
Mesajlar: 5.141
Karizma Puanı: 569
adnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond reputeadnan_18 has a reputation beyond repute
Lightbulb Çocuklara isim verirken nelere dikkat etmek gerekir?

Yeni doğan çocuğa kısa bir süre içinde güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir. Rasulullah (sav) sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir.

Rasulullah (sav) güzel isim koymanın önemini şöyle açıklıyor: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (1)

Bu çağırma işlemini Allah'ın görevlendirdiği bir melek Allahın izniyle yapacaktır. Hiç kimse kıyamet günü Allah (c.c.)’ın hoşlanmayacağı isimle O’nun karşısına çıkmak istemez. Öyleyse kötü olan isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir.
Rasulullah (sav)’ın isim konusundaki hassasiyetini daha iyi anlamak için şu hadis-i şerifi de görmek lazım. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) bol sütlü bir deve hakkında: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasulullah (sav) adama: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Mürre (acı)” diyince ona “Otur” dedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (sav) ona da: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” diyince, ona da: “Otur” dedi. Rasulullah (sav): Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona “Sen sağ” dedi.(2)

Allahü Azimüsşan’ın has isimleri kullara isim olarak verilmez. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Mesela; Kerim, Halim, Kadir, gibi kelimeleri insanlara isim olarak vermek caizdir. Ancak bu isimlerin başına bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylemek ise pek güzel bir dikkattir. Zira (Abd) kelimesini ilave ederek söylediğiniz takdirde Kerim’i Abdülkerim olarak söylersiniz. Bu takdirde Kerim’in kulu demiş olacağınızdan mana pek güzel bir şekil alır.

Nitekim Aziz isminin başına da bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylediğinizde azizin kulu manasına Abdülaziz demiş olursunuz. Mecburi olmasa da güzel bir hassasiyet olur.

Rasulullah(sav)’ın açıklamalarına göre en güzel isim olarak adlandırılanlardan bazıları şunlardır: Erkek ismi olarak, Abdullah, Abdurrahman, Muhammed, Peygamberlerin isimleri, Hasan, Hüseyin ve diğer İslam büyüklerinin isimleri tavsiye edilen isimlerdir. Kız isimleri olarak da, Aişe (Ayşe), Fatıma, Zeyneb, Hatice, Cemile, Zehra… gibi isimler güzeldir.

Mahşerde her çocuk, konan ismiyle çağrılacaktır. Şayet çocuğun ismi kötü manaya gelen gayrimüslim ismi ise, mahşer halkı önünde isminden dolayı utanan çocuk,

'Allah beni doğuştan Müslüman olarak dünyaya gönderdi, sen neden bana kötü manaya gelen ismi koydun?' diye isim koyandan davacı olacaktır. İsmin manasının böylesine ehemmiyetinden dolayıdır ki, Peygamber'imiz kötü manaya gelen yabancı isimleri iyi manaya gelen Müslüman isimleriyle değiştirme örnekleri vermiştir. Mesela (Uzza putun kulu) manasına gelen (abdu'l-uzza)'yı, Allah'ın kulu manasına gelen (Abdullah) ile değiştirmiştir. Ateş parçası manasına gelen (cemre)'yi de güzel kız manasına gelen (cemileyle) ile, Harp ismini de Hasan'la düzeltmiştir. Demek ki, Müslüman isminden maksat, mananın kötü olmamasıdır.

Bununla beraber bazen isimlerde mana açık da olmayabiliyor. (Aleyna) gibi. Son zamanlarda çok rastladığımız bu (Aleyna)'nın ne manaya geldiğini pek bilemiyoruz. Çünkü, Kur'an'da geçen (aleyna) isim değildir. Sadece yer aldığı cümlenin içinde (üzerimize) manasına gelmektedir:

- (Vema aleyna) bizim üzerimize, (illel'belağ) tebliğden başka bir görev yoktur, manasına gelebilen (bizim üzerimize)'yi, cümle içindeki yerinden çekip birine isim olarak verdiğinizde, ne manaya geldiğini anlamak zorlaşmaktadır. Belki de Yasin'deki bu (aleyna)'yı isim olarak seçenler, (bu çocuk bizim üzerimize Allah'ın bir ihsanıdır) demek istemekteler.

Bir de kızlarımıza verilen Kezban ismi vardır ki, zannederim yanlış anlaşılan isimlerden biri de budur. Kezban'ı hep yalancı manasına anlayanlar, Kur'an'daki (tükezziban) ile karıştırmışlardır. Çoğu kimseler Farsçadaki (ev hanımı) manasına gelen (Kedban)'dan alınma Kezban'ı, Arapçadaki 'yalanlayan' manasına gelen tükezziban'dan alınma sanarak bu isimden hep ürkmüşlerdir.

Bununla baraber iyi bir anlamı olmasına rağmen yanlış anlaşılacak isimler koymamaya dikkat etmenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle kız çocukları için, Büşra, Beyza, Selma, Esma, Ahsen, Rabia, Saliha, Salime, Adile.. gibi kolay seslendirilen, yanlış yazma ve yanlış söyleme ihtimali olmayan tek isimler tercih edilebilir.

Sözün özü: Ebeveynler yavrularına karşı ilk görevlerini yerine getirirken, gayrimüslim kimliğini çağrıştıran yabancı isim koymaktan kaçınmalı ki, mahşerde koydukları isimlerle çağrılan çocuklarının şikayetine muhatap olmasınlar. Bu konuda elbette bizim gibi düşünmeyenler de olabilir: "Tercih size aittir, kim neye layıksa onu bulur." demekten başka sözümüz olamaz onlara da. Müddessir Sûresi'ndeki ayetin ikazı hepimiz için geçerlidir:

Ayrıca bir ismin mutlaka Arapça olması şart değildir. Türkçe, Farsça ya da başka bir dilde de olabilir. Önemli olan bu ismin yukarıdaki ölçülere aykırı olmamasıdır.

-Herkes kendi tercihinin sorumlusudur!

1- Ebu Davud, Edeb 69
2- Muvatta, İsti’zan 24
Sadık Akkiraz, Ahmet Şahin
__________________
"Allah'ı dost edineni dost edineceğime,
Allah'a düşmanlık yapana düşmanlık
yapacağıma dair Allah'a söz verdim."

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla