![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Sosyal Gruplar | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Hikayeler, Olaylar ve Yazılar Başınızdan geçen veya başkalarının başından geçmiş olayları ve hikayeleri özgürce paylaşabileceğiniz ilginç bir bölüm. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| |||
| Osmanlının misavir perverliği,Türk askerinin şerefi Alman İmparatoru Şarklen'in Türkiye'deki elçisi tarafından "Dünyanın en güçlü ordusu" olarak tanımlanan Türk Ordusu, Birinci Viyana kuşatmasından önce Budapeşte önüne gelmiş, şehri kuşatmıştı. Etrafta dolaşan şüpheli birini yakalayan askerler onu doğruca Başvezir İbrahim Paşa'nın huzuruna çıkardılar. İbrahim Paşa ile o adam arasında şöyle bir konuşma geçti: "- Sen kimsin?" "- Kral Ferdinand'ın subayyım efendimiz!" "- Demek casusluk niyetiyle geldin... Peki, ne öğrenmek istersin?" "- Görevim, ordunuz hakkında bilgi toplamaktı!" "- Anlaşıldı... Şimdi var, istediğin bilgileri topla!.." İbrahim Paşa, sonra da ilgililere dönüp emir verdi: "- Bu casusa istediği herşey gösterilsin, sorduğu herşeye doğru cevap verilsin!" Söylenenler yapıldı ve Alman subayı adeta misafir olarak ağırlandı. Osmanlı ordugâhını baştan başa dolaşan casus subay gördükleri karşısında hayretini gizleyemiyordu. İşi bittikten sonra tekrar huzura çıkarılınca İbrahim Paşa'ya da durumu anlattı. İbrahim Paşa gülerek elini uzattı ve onu yolcu etti: "- Haydi git, gördüklerini kralına anlat!.." Osmanlıların kendi güçlerinden ne kadar emin olduklarını gösteren güzel bir örnek, değil mi? Öyle bir örnek ki, dünyada eşi ve benzeri ne görüldü, ne de görülecek! İşte büyük ordu, işte büyük devlet ve işte büyük devlet adamları -------------------------------------------------------------------------------- Arkadaşlar bunuda okuyun konu kalabalıgı yapmıyayım, işte türk askerinin şerefini nasıl koruduğun kanıtı... Türk ordusu Kütahya-Eskişehir savaşalrına hazırlıklar yaptığı sıralarda geçen bir olay İstanbul Hükümetinin harbiye nazırı Ziya Paşa her zamanki yumuşaklığı ile ''Beyler...'' dedi ''ingilizlere kafa tutamayız.adamların hiç şakası yok.daha geçen gün bir bahane icat ederek izmit i tekrar işgal ediverdiler.'' Sarı atlas döşeli büyük oda,nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu.hürriyet ve itlaf partisinin birkaç gerici subay dışında hepsi,Anadolu'ya geçmeye çoktan hazır,Ankara'nın İstanbul'da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi.kapı açıldı,kapının boşluğu içinde yaver göründü: -Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim -içeri al Nazır subaylara bilgi verdi -Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi,kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla geçerek nazırın masası önünde durdu,selam verdi: -Yüzbaşı Faruk,İstanbul.beni emretmişsiniz Nazır önündeki bir yazıya bakarak yumuşak bir sesle ''Oğlum,dün akşam Beyoğlu'nda,İngiliz İnzibat subayı teğmen Miller'i selamlamamışsın.doğru mu?' -evet efendim doğru Nazır,dürüst subaya babacancaol gösterdi: -herhalde görmediğin için selamlamadın değil mi çocuğum? -hayır efendim gördüm Nazırın canı sıkıldı -niye selamlamadın öyleyse?selamlamanız için emir verilmişti -rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım paşam.askerlik töresi gereğince onun beni selamlaması gerkmez miydi? Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı: -askerlik töresi mi kaldı a yavrum.adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar.ingiliz komutanlığı vbu sabah olayı protesto etti.mesele çıkarılacak zaman değil,hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile,olayı kapatalım Başıyla çıkmasına izin verdi.Ama yüzbaşı yerinde kıpırdamadı: -paşam bir de beni dinlemenizi rica ediyorum Nazır bıkkınlıkla ''söyle bakalım '' dedi -balkan savaşında teğmendim,Çanakkale'de üsteğmen,suriye cephesinde yüzbaşı oldum.ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım.her rütbemde binlerce şehitin ve gzinin hakkı var.onların hakkını korumak namus borcumdur.beni affedin özür dileyemem Harbiye nazırı bozuldu: -anlamadın galiba,harbiye nazırı olarak sana emrediyorum Yüzbaşı sukunetle ''anladım efendim'' dedi,apoletlerini bir hamlde söküp nazırn masasına bıraktı: -artık emrinizi dinlemek zorunda değilim Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü.Oturan subayların,İstanbul'u tutan birkaçı dışında,hepsi saygıyla ayağa fırladı.Hepsinin rütbesi yüzbaşından büyüktü. Gözleri dolarak,yüzbaşıya selam durdular... çok dersler cıkarmamız lazım çooook ! -------------------------------------------------------------------------- Çanakkale den bir olay Tüyleriniz diken diken olacak... Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor... Bunlardan biri Lapseki’in kocabaş Köyü’dendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir.Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. -Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın... Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: -Ben... Ben köylüm Lapsekili İbrahim onbaşından 1 Mecit borç aldıydım... Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin. -Sen merak etme evladım, der komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözüde: -Söyleyin hakkını helal etsin, olur... Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getirilir. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşer. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılır. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz: -Ben kocabaş Köyü’nden arkadaşım Halil'e 1 Mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim. -------------------------------------------------------------------- İki Osmanlı askeri Sayımız az, biz ne yapabiliriz ki, güçlüye boyun eğmek gerekli deyip, güvensizliklerini sürekli dile getirenlere Hindistan Büyükelçiliği'nden alınan belge sonucunda ortaya çıkan bir gerçek öykü aşağıdaki. "Yıl 1912, İngılızler Hindistan'ı isgal eder, Hindistan kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar. Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar. Bir süre sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa baslar. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar. 1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşurlar, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlı'ya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kağıdı kalemi ve yazarlar: Sayın Avustralya Başkanı Eksalans Hazretleri, Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlı'ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sydney'in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü tren de askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı askeri bu Karlıdağlar'da şehit edilir. İki askerin şu an mezarı Sydney' e 250 km uzakta Karlıdağlar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize (Hindistan asıllı) diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge var... |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk askerinin farkı bu | efsaizlem | Türkiye Gündemi | 0 | 19.06.07 17:56 |
| Türk Askerinin İnsanlık Dersi | cCc_BozKurt_cCc | Türkiye Gündemi | 1 | 31.03.07 11:41 |
| Türk askerinin pkk kampını bombaladığı gorüntüler(konusmalarda var) | Wsinf | Türkiye'nin Sorunları | 3 | 23.03.07 22:38 |
| Türküm Diyen Indirsin! Türk Askerinin Mükemmel klibi ve Süper Siir'i Avi&3gp | osman_baba | Melodiler, Oyunlar, Resimler, Videolar | 6 | 15.01.07 11:15 |
| İşte Türk askerinin Ortadoğu görevi | KaDaVRa | Dünya Gündemi | 0 | 16.08.06 09:43 |