Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu
Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Hikayeler, Olaylar ve Yazılar

Duyurular

Hikayeler, Olaylar ve Yazılar Başınızdan geçen veya başkalarının başından geçmiş olayları ve hikayeleri özgürce paylaşabileceğiniz ilginç bir bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Gösterim Modu
  #51 (Daim)  
Alt 16.05.07, 22:46
besiktaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çarşı
 
Üyelik Tarihi: 11.10.06
Yaş: 28
Mesajlar: 3.183
Karizma Puanı: 422
besiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond repute
kıssadan hisseler 5. beş hikaye besiktaslıdan

Affetmenin Hafifliği

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?" Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. "O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin" Öğrenciler bunu da yaparlar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!" Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun." Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: "Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar." Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor." "Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?" Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: "Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
__________________
besiktaslı´ait bütün Konuları bul

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
-----------------------------


Kendinizi
PAHALI
Zannetmeyin,
Hepinizin

İNDİRİMLİ

Günlerini Biliyorum
-----------------------
http://www.payidar.net/konusuz-konul...n-mailler.html

[Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #52 (Daim)  
Alt 16.05.07, 22:48
besiktaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çarşı
 
Üyelik Tarihi: 11.10.06
Yaş: 28
Mesajlar: 3.183
Karizma Puanı: 422
besiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond repute
Ce: kıssadan hisseler 5. beş hikaye besiktaslıdan

ACELE KARAR VERMEYİN

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

- "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:

- "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar:

- "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.

- "Sadece at kayıp" deyin,

- "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.

- " Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.

- "Babalık" demişler,

- "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.."

- "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.


- "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden

- "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

- "Bir kez daha haklı çıktın" demişler.

- "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar

- "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.

- "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler...

- "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler.

- "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...

- " "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.

"Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

L ao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

- "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
__________________
besiktaslı´ait bütün Konuları bul

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
-----------------------------


Kendinizi
PAHALI
Zannetmeyin,
Hepinizin

İNDİRİMLİ

Günlerini Biliyorum
-----------------------
http://www.payidar.net/konusuz-konul...n-mailler.html

[Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #53 (Daim)  
Alt 16.05.07, 22:49
besiktaslı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çarşı
 
Üyelik Tarihi: 11.10.06
Yaş: 28
Mesajlar: 3.183
Karizma Puanı: 422
besiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond reputebesiktaslı has a reputation beyond repute
Ce: kıssadan hisseler 5. beş hikaye besiktaslıdan

Ay ÇiçeğiBir zamanlar küçük bir papatya varmış. Kocaman bir kayanın siperciğinde yaşarmış. Çevresinde ballıbabalar, katırtırnakları, utangaç mavi mine çiçekleri açarmış. Her sabah, gün doğumunda bütün çiçekler uyanırmış. Sabah aydınlığıyla genişleyen gökyüzünü izlerler, mutluluk türkülerini bir ağızdan söylerlermiş. Hepsi birbiriyle dost, hepsi arkadaşmış. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Günlerden bir gün, bizim küçük papatya her zamanki gibi tan atımında uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama eskisi gibi keyfi yerinde değilmiş. İncecik gövdesi kırılıp dökülüyormuş. " Herhalde akşam yağan yağmur yüzünden hastalandım" diye düşünmüş. O sırada gözü yakın arkadaşı ballıbaya ilişmiş. Zavallı ballıbaba, ıslak toprağa serilmiş, yatmıyor mu?.. "Ne oldu sana kardeşim" diye seslenmiş ballıbabaya.. Ballıbaba başını güçlükle papatyaya çevirmiş, gözlerinden ip gibi yaş akıyormuş. " Bu soruyu yalnız bana sorma papatyacık. Hepimiz perişan durumdayız. Öteki arkadaşlar da benim durumumda. Akşam durmadan yağan yağmur toprağı alıp götürdü, çiçeklerin kökleri dışarda kaldı. Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz" Papatya duyduklarına inanamamış, çevresine bakınmış, bir düşte karabasan gördüğünü sanmış. " Peki, demiş. Ben neden hala ayaktayım? Neden benim köklerim sapasağlam toprakta?" Öteden mavi mine sızlanmış. " Çünkü seni koruyan bir kaya var. Onun siperinde yaşıyorsun. Sonbahar yağmurları başladı. Bizler yağmur selinden kendimizi koruyamayız. Bundan kaçış yok. Elveda güzel yüzlü papatya" demiş. Papatya dostlarının birer birer yağmur sularıyla gidişini izlemeye dayanamazmış. " Hayır, diye isyan etmiş. Tükenişinize dayanamam. Ben gelecek yıl da burada olacaksam sizler de benimle kalmalısınız." "Nasıl olacak bu. Olanaksız" diye ağlıyormuş küçük çan çiçeği. Papatya kolay kolay vazgeçmezmiş ama. Dirençliymiş, kararlıymış. " Sizleri bırakamam demiş, hepiniz tohumlarınızı bana verin. Onları gelecek yıla kadar kendiminkilerle birlikte saklayacağım.Ya birlikte tükeniriz, ya birlikte yaşarız" Sonunda arkadaşlarını ikna etmiş. Hepsinin tohumlarını bir bir toplamış.Eh.. böyle bir dayanışmaya, böyle güçlü dostluğa kolay kolay rastlanmaz..Yeter ki kendi küçük de olsa, kocaman yüreğiyle bir papatyanın sevgisini taşıyabilelim. Ondan sonraki zamanını harıl harıl çalışmakla geçirmiş papatyacık. Kökleriyle sımsıkı toprağa sarılmış.Gövdesini genişletmiş. Giden arkadaşlarının tohumlarını göğsüne yapıştırmış. Kış gelmiş. Kötü rüzgarlar önüne gelen ne varsa almış götürmüş, papatya kayanın kuytusuna saklanmış. Rüzgara, yağmura, kara karşı direnmiş, dayanmış. Soğuk, zehir gibi havada tohumlar donmasın diye onlara daha bir sıkı sarılmış. Gözleriyle durmadan güneşi aramış. Bir parça gün ışığı görse yüzünü, gövdesini güneşten yana çevirirmiş.Ama o zorlu kışı geçirmek kolay değil. Toprağa öyle tutunmuş ki kökleri kalınlaşmış, soğuktan tohumları korumak için Sonra yaprakları uzamış, güneş izleyen yüzü büyümüş büyümüş.. Sıcak yüzlü ilkbahar geldiğinde dimdik ayakta bulmuş bizim güneş yüzlü çiçeği. Ama artık o bir Ayçiçeğiymiş.Hiç bir tohum zedelenmeden onunla yaşıyormuş. Dostluğun ölümsüz öyküsüdür Ayçiçeği, o gün bugündür güneşi izler dururmuş.Söylentiye göre dünyayı ve yürekleri aydınlatan güneş sevginin ta kendisiymiş.
__________________
besiktaslı´ait bütün Konuları bul

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
-----------------------------


Kendinizi
PAHALI
Zannetmeyin,
Hepinizin

İNDİRİMLİ

Günlerini Biliyorum
-----------------------
http://www.payidar.net/konusuz-konul...n-mailler.html

[Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #54 (Daim)  
Alt 17.05.07, 18:21
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 06.05.07
Yaş: 17
Mesajlar: 4
Karizma Puanı: 0
hırçın kız is on a distinguished road
Ce: *AşK ve ZaMaN*

ÇOK GÜZEL YAZMIŞSIN SANA TEŞŞEKKÜR VE ALIŞLARIMI İLETİYORUM
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #55 (Daim)  
Alt 17.05.07, 23:07
guney26 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı
 
Üyelik Tarihi: 14.09.06
Şehir: EsKiŞeHiR
Yaş: 19
Mesajlar: 392
Karizma Puanı: 121
guney26 is a splendid one to beholdguney26 is a splendid one to beholdguney26 is a splendid one to beholdguney26 is a splendid one to beholdguney26 is a splendid one to beholdguney26 is a splendid one to behold
Ce: *AşK ve ZaMaN*

bencede cok güsel bi yazıı...cok güsel tanımlanmıs bence aşk burda....
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #56 (Daim)  
Alt 18.05.07, 00:12
HEJA
Guest
 
Mesajlar: n/a
Ce: *AşK ve ZaMaN*

çok Güzeldi Ellerine Sağlik..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #57 (Daim)  
Alt 25.05.07, 22:37
Şeydam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Süper Paylaşımcı

 
Üyelik Tarihi: 20.04.07
Şehir: iSTaNBuL
Mesajlar: 327
Karizma Puanı: 92
Şeydam is a jewel in the roughŞeydam is a jewel in the roughŞeydam is a jewel in the roughŞeydam is a jewel in the rough
Ce: bu kadar sevilmek istermiydiniz???

ah ahh..!!
olurmu acaba?
olurmu?
benimde karşıma böyle biri çıkarmı?
eğer çıkarsa onu çok ama çok severim onun için ölürüm!
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #58 (Daim)  
Alt 26.05.07, 10:40
Gül-i Hamrâ
Guest
 
Mesajlar: n/a
Ce: bu kadar sevilmek istermiydiniz???

Belki onların o sevgisinden bende isterdim ama iyi günde, kötü günde onun yanında olmak benim için daha önemli. Eğer onun bir derdi varsa gelip benimle paylaşmalı, eğer onun bir hastalığı varsa gelip gene benimle paylaşmalı. O beni sevdiği için birşey saklamayacak, herşeyi açık açık anlatıp iyi günde de, kötü günde de birbirimize destek olacağız. İlişki dediğin böyle olur, ister evlenmeden önce, ister evlendikten sonra… İşte o zaman, sevgiler gerçek sevgi olur. Çünkü ne demişler? Dost kötü günde ortaya çıkar… Bir dostta bu geçerli ise, bir sevgilide hayli hayli geçerli olur diye düşünüyorum.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #59 (Daim)  
Alt 28.05.07, 18:11
makina_17 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Vekili

 
Üyelik Tarihi: 23.12.06
Şehir: Çanakkale-İzmit
Yaş: 23
Mesajlar: 4.244
Blog Başlıkları: 22
Karizma Puanı: 513
makina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond reputemakina_17 has a reputation beyond repute
Ce: bu kadar sevilmek istermiydiniz???

teşekkürler arkadaşlar yorumlarınız için umarım sizinde karşınıza sizi bu kadar seven biri çıkar.
__________________


sen bende,ben ölürsem ölürsün
sen ölürsen ben zaten ölürüm...

Ne Senden Geçeriz Ne Eserinden
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #60 (Daim)  
Alt 31.05.07, 18:09
chictt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Paylaşımcı

 
Üyelik Tarihi: 08.03.07
Şehir: sakarya
Yaş: 23
Mesajlar: 54
Karizma Puanı: 69
chictt has a reputation beyond repute
Thumbs up Ce: bu kadar sevilmek istermiydiniz???

makina_17 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri
tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan
sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan,
aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz
zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah
otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.
Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf
birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden
evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa,
onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler
bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem
de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar
ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve
elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir
mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına
uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında
para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren
sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri,
yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü,
büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı.
Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi
olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını
beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp
adama ve "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt
verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü
kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...."
Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,
"Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi
sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba
sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda
kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği
çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar
yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman
buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına
geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve
sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla
beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık"
levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?"
dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev
yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası
olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz
evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır
diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki
tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç
para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde,
ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her
gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.
Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan
kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim
bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da
acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu
beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı
adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat"
diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam,
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki.
Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu
kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının
birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık
dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü
kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor
her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye
bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini
kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce
ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı...
Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk
doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları
kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen
ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de
yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi
adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların
orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir
şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.
Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim
seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin
böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın,
sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi.
Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini
hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini,
en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması
için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu
söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.
Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı
açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi
çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka
konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye
ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:
"Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm
ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki
kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir
senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep
söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini
biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden
sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber
vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını
yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve
kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış,
bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu
kutuyu vermemi istedi..."

Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline
tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.
İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.
İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir
tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim",
"Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm
derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim
için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni
istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?"
son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu
gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı
ederken, ben hep seni izliyor olacağım..
DOSTUM MANYAK BİR ŞEYDİ TEŞKKÜR BÖYLE BİR SADIK KIZ BULURSAN HABER VER
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Go Back   Payidar.NET - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Yaşam & Muhabbet & Eğlence > Hikayeler, Olaylar ve Yazılar

Etiketler
kadar, misiniz, sevebilir


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Gösterim Modu

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim