17 Mayıs 2000’den 19 Mayıs 2007’ye... 'Galatasaray'
17 Mayıs 2000’de UEFA Kupası’nı kazanarak Türk futbolunda bir ilke imza atan ve iki gün sonraki 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramı’nın daha bir coşkulu kutlanmasını sağlayan G.Saray, 19 Mayıs 2007’de ise Türk futbol tarihinin belki de en rezil derbisine imza attı. Ali Sami Yen Stadı’ndaki çirkin görüntüler, UEFA Kupası ve Süper Kupa’yı kazanmış bir takımın taraftarına hiç mi hiç yakışmadı.
17 Mayıs 2000... Türk futbolunun en önemli ve en gururlu günü. Şampiyonlar Ligi’nden UEFA Kupası’na geçiş yaptıktan sonra sırasıyla Bologna, Borussia Dortmund, Real Mallorca ve Leeds’i eleyen ‘Avrupa Fatihi’ unvanlı G.Saray, bu seride hiç mağlubiyet yüzü görmeden turları birer birer atlayarak finalde İngiliz devi Arsenal’in rakibi oluyor. Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da oynanan final öncesinde dünya futbol otoriteleri Arsenal’i kupaya daha yakın görüyor. Çünkü, Arsenal’in kadrosu (Teknik direktör Arsene Wenger, kaleci Seaman, Petit, Vieira, Henry, Overmars, Kanu, Suker, Bergkamp...) ünlülerden oluşuyor. G.Saray kadrosundaki Taffarel, Hagi, Popescu ve Hakan Şükür dışındaki isimler ise Avrupalılara pek tanıdık gelmiyor.
Ve İspanyol hakem Lopez Nieto’nun düdük çaldığı tarihi maç başlıyor. Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray, bu maça Taffarel, Capone, Popescu, Bülent Korkmaz, Ümit Davala, Suat Kaya, Okan Buruk, Arif Erdem, Ergün Penbe, Hagi ve Hakan Şükür ilk 11’i ile çıkıyor. Emre Belözoğlu, Leeds maçında kırmızı kart gördüğü için bu tarihi finalde forma giyemiyor. Hakan Ünsal, Hasan Şaş, Ahmet Yıldırım, Marcio, keleci Kerem İnan, Mehmet Bölükbaşı, Emrah Eren, Mehmet Yozgatlı ve Fatih Akyel de ya yedekler arasında ya da tribünde arkadaşlarına destek veriyor. Arsene Wenger’li Arsenal ise Seaman, Dixon, Keown, Adams, Sivinho, Parlour, Vieira, Petit, Overmars, Bergkamp ve Henry ile mücedele ediyor. İlk yarı ve normal süre 0-0 sona eriyor. Uzatmalara geçiliyor. Hagi’nin kırmızı kart görerek takımını bir kişi eksik bıraktığı uzatma bölümlerinde de gol olmuyor. Hatta bu bölümde Taffarel, Henry’nin bir kafa vuruşunu öyle mükemmel bir şekilde çıkarıyor ki altın golü önleyerek adeta kupanın Galatasaray müzesine gideceğini müjdeliyor.
***
2000’nin 19 Mayıs’ı bir başka kutlanıyor
Ve sıra geliyor penaltı atışlarına... Terim, buz adam Ergün’e ‘İlk penaltıyı sen atacaksın’ diyor. Herkes heyecandan tir tir titrerken Ergün gayet soğukkanlı bir şekilde atışını kullanıp gole çeviriyor. Ergün’den sonra Hırvatların ünlü golcüsü Davor Suker geliyor beyaz noktaya ve direğe nişanlıyor meşin yuvarlağı. İkinci haklarda Hakan Şükür ve Bergkamp atışları golle sonuçlandırıyor. Üçüncü atışlarda Ümit Davala kaleci Seaman’ı ters köşeye yatırırken; Vieira’nın şutu Suker’inki gibi direkten dönüyor. Dördüncü haklarda Popescu topu filelerle buluşturunca Arsenal’in atmasına gerek kalmıyor ve Parken Stadı 4-1’lik skorla Galatasaray için adeta bayram yerine dönüyor. Sevinenler, sarılanlar, ağlayanlar, bağıranlar, çığlık atanlar, gördüklerine inanamayanlar...
Bu tarihi zaferin ardından 18 Mayıs 2000’de Galatasaray, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda eşi benzeri görülmemiş coşkulu bir kalabalık tarafından karşılanıyor. Üstü açık bir otobüse binen Galatasaray kafilesi, kutlamalar için sahil yolundan Taksim Meydanı’na hareket ediyor. Fakat kalabalıktan dolayı kafilenin Taksim’e ulaşması saatleri alıyor. En sonunda Taksim Meydanı’na ulaşan kafileyi Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı binlerce kişi karşılıyor. Kutlamalar geç vakitlere kadar sürüyor.
Ertesi gün ise 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı... Spor tesislerinin yetersizliğine, lisanslı sporcu sayısının azlığına, beden eğitimi derslerinin boş geçmesine, uluslararası alandaki başarıların kıtlığına, spordaki devletçi yapının kaldırılamamasına, sigara tüketiminin sürekli artmasına, içki tüketiminin bizzat kulüpler ve medya tarafından teşvik edilmesine rağmen her yıl ‘spor bayramı’ kutlayan gençliğimiz, ilk defa 19 Mayıs’ı böylesine coşkulu bir şekilde idrak ediyor. Bu dönemde futbolun yanı sıra diğer branşlarda da zirveye çıkan G.Saray’ın UEFA’daki tarihi başarısı, 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramı’nı gerçek anlamda bayrama çeviriyor.
***
F.Bahçe her alanda G.Saray’ı geçince...
Bu büyük başarının ardından Galatasaray’ın daha büyük zaferlere imza atacağı düşünülürken; özellikle 2002-03 sezonundan itibaren hızlanan kötü gidiş, Galatasaray’ı Avrupa’daki başarılardan uzaklaştırıyor. Son dört-beş sezonda Türk sporundaki Fenerbahçe hakimiyeti (stadıyla, ekonomisiyle, yıldızlarıyla, şampiyonluklarıyla, futbol dışındaki branşlarıyla) her geçen gün artarken; Sarı-Kırmızılı kulüp tam aksine kötüye gidiyor. Borçları sürekli artıyor, futbolcuların alacaklarını ödeyemiyor, yıldız transfer edemiyor, stat projesini bir türlü maketten ileri götüremiyor, diğer branşlarda başarılı olamıyor, hatta bazı branşlarda ya küme düşüyor ya da düşmekten son anda kurtuluyor. Bunlara bir de bu sezon basketbol, voleybol ve futbolda A takımlar düzeyinde oynadıkları 13 maçın hepsinde Fenerbahçe’ye mağlup olmak ekleniyor. Bu tablo da taraftarı iyice sinirlendiriyor. Ve bu sinir, “G.Saray, şampiyon F.Bahçe’yi alkışlayacak mı, alkışlamayacak mı?” diye merak edilen derbide boşalıyor. Geçtiğimiz cumartesi, yani 19 Mayıs’ta oynanan bu derbi, futbolla değil, yaşanan rezaletle tarihe geçiyor. Maçtan önce Ali Sami Yen’in dışında başlayan şiddet, maç saatinin yaklaşmasıyla içeride devam ediyor. Maç boyunca sahaya pet şişe, koltuk, çakmak, cep telefonu, tenis topu ve taş yağıyor. Top, yeşil zeminin üzerinde değil, yabancı maddelerin arasında yuvarlanıyor. Futbolcular, mecbur kalmadıkça kanatları kullanmıyor. F.Bahçeli oyuncular, taç ve korner atışlarını zorlukla gerçekleştiriyor. Hatta bazen gerçekleştiremiyor. Tribünlerden yağan yabancı maddelerden zaman zaman G.Saraylı futbolcular da nasibini alıyor. Ve buna hiçbir G.Saraylı yönetici ‘dur’ diyemiyor. Çünkü, taraftarlar onları takmadığı gibi istifaya davet ediyor. Kısacası, bundan 7 yıl evvel Türk futbolunda bir ilke imza atarak UEFA Kupası’nı havaya kaldıran ve iki gün sonraki 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın coşkulu bir şekilde kutlanmasını sağlayan G.Saray’ın taraftarları, bu sefer, Türk gençliğine armağan edilen bu özel günü rezalete dönüştürüyor. Artık bundan sonra, 17 Mayıs 2000, Türk futbolunun zirveye çıktığı, 19 Mayıs 2007 de dibe vurduğu tarih olarak hatırlanacak. Ne yazık ki her ikisinin de öznesi G.Saray olacak. Ve bu G.Saray, bir zamanlar kolayca kazandığı başarıları uzun yıllar hayal edecek. Unutulmasın ki yapmak zor, yıkmak ise kolaydır. G.Saray, kin ve nefret duygularını dizginleyerek, yakıp yıkmak yerine alkışı ve fair-play’i tercih etseydi, şimdi göklere çıkarılmış olacaktı. Tıpkı 17 Mayıs 2000’deki gibi... Şimdi ise yerin dibindeler ve bırakın gelecek sezonu, yarınla ilgili en ufak ışık bile göremiyorlar