| ||||
| Sibernetik Sibernetik, insan beyninin tabiatını açıklama gayretiyle, sinir sistemi ve elektronik kompüterin (bilgi işlem makinesi) etüdüyle uğraşan bir ilim dalıdır. İlim dünyasına, bu adıyla, 1948 yılında Dr. Norbert Wiener tarafından sunulan sibernetiğ'in bir ilim olarak kökü, "servo-mekanizm" teorisine dayanmaktadır. Teknikde "servo-mekanizm" teknik bir işlemin kontrolüne yaramaktadır. Watt regülatörü, termostat, rezervuar. v.s..den meydana gelmektedir. Servo-mekanizmin (hizmet mekanizması çalışmalarını) tekniğe, giderek genişleyen tatbiki, onların matematik bir analizini gerektirmiştir. Böylece servo-mekanizm, daha da yaygınlaşarak. otomatik kontrol teorisi adını almış bulunmaktadır. Buradaki kontrol deyiminin mânâsı şudur: Bir sistemi, önceden tesbit edilmiş standartlar arasında tutma gücüdür. "Sibernetiğin bânisi Wiener'in "Sibernetik hayvanlarda ve makinalarda kontrol ve komünikasyon işlemleri ilmidir" şeklindeki tarifinden de anlaşılacağı üzere, kontrol ve komünikasyon sibernetiğin iki temel taşını teşkil etmektedir. İnsan ve hayvan adalesinden gayri bir enerji kaynağı ile çalıştırılan bir makina kullanıldığında. makinanın işleyişini kontrol eden kısımları yine operatör (insan) idare etmektedir. İnsanın bu şekilde katkısına "input" (= girdi) ve bu input'a mukabil makinaııtıı îfa ettiği işlere "output" (= çıktı, hâsıla) denilir. Burada operatör, ya bizzat input'un hatalı oluşundan, yahut makinanın iç yapısındaki bir uygunsuzluktan, yahut da harici menfi tesirlerden dolayı onu kifayetsiz bulursa, talep olunan output elde edilinceye kadar input'u değiştirir, ki bu ameliye, makinayı sevk ve idare edecek aklın sağlanması işinin temelini teşkil eder. Unutmamalıdır ki, kontrol işinin başarı nisbeti, operatörün his organları vasıtasıyla output'u görme kabiliyetine ve zihnî faaliyetleri yardımıyla arzulanan output ile tahakkuk eden output'u mukayese kabiliyetine dayanır. ![]() Kontrol sistemleri başlıca ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan ilki kapalı-halka kontrol sistemi olup yukarıda mahiyeti anlatılmıştı. Bunun karekteristiği "fîd bek"e (geriye bilgi) dir; meselâ: otomatik pilot mekanizması kapalı-halka (= feed back) kontrol sistemidir. İkincisi ise açık-halka sistemi olup, bundaki kontrol (murakabe) işi output'dan müstakildir. Otomatik tost makinesi misal olarak zikredilebilir; burada sistem dışında bir zaman ölçüsü (insan) tarafından kontrol sağlandığından (yani, kontrolün outputa-kızarma derecesine bağlı olmasından) açık-halka bir sistemdir; iyi kızarma için lüzumlu zaman süresi tost makinesinı kullanan (operatör) tarafından tahmin olunur. Yapı itibariyle kontrol sistemleri ise üç tipe ayrılmaktadır. 1. İnsan-yapısı (sun'î) kontrol sistemleri: Elektrik düğmesi elektrik akımını kontrol eder; düğmeyi çeviren insan veya alet bu kontrol sisteminin bir parçasıdır. Düğmenin çevrilmesi input'u teşkil eder, ki açıldığında output elektrik akımının geçmesi, kapandığında ise output cereyanın kesilmesi şeklinde tezahür eder. 2. Tabiî kontrol sistemleri: Terleme sistemi buna misal olabilir ve insanın veya hayvanın sıcaklığını kontrol eder. Muhit sıcaklığı çok yüksek olduğunda, ter bezleri fazla miktarda ter atarak derinin buharlaşma suretiyle serinlemesini sağlar; hava sıcaklığı azaldığında ise, ter de azalır. Bu sisteme konulan input rahat deri sıcaklığı, output ise gerçek deri sıcaklığıdır. 3. Sun'î ve tabiî (ikisi birlikte) kontrol sistemleri: Otomobil sürme de hem sunî, hem de tabiî bileşenler vardır. Sürücü arabayı yolun uygun şeridinde yürütmeye gayret eder; bunu sağlamak için de vasıtasının istikametinin yolunkine göre durumunu devamlı suretde kontrol eder. Burada input içinde bulunan şeridin iki yanındaki boyalı çizgilerle temsil olunan istikamet olup, output ise otomobilin gerçek istikametidir. Şoför bu output'u -gözleri ve dimağı ile devamlı şekilde ölçerek ve direksiyondaki elleriyle düzelterek- kontrol eder. Bu sistemin mürekkipleri (bileşenleri) şoförün elleri, gözleri, dimağı ve aracın kendisidir. Teknoloji ilerledikçe kontrol işi insandan makinaya kaymaktadır. İnsan tarafından yapılan işi kendi üzerine alan otomatik muameleler kombinasyonu olarak da tarif edilen otomasyon da, feed back kontrol sistemleri kullanılmaktadır. Aslında feed back prensibi, dünyada hayatın başladığından beri canlı organizmalar tarafından geniş ölçüde uygulana gelmiştir. Hususiyle canlılar arasında en mümtaz bir mevkie sahip olarak yaratılmış bulunan insan, vücudu metabolik işlemlerinin ve diğer amellerinin (fonksiyon) icraında pek çok sayıda feed back halkası kullanmaktadır. Meselâ, bir kimse iyice bildiği, sık sık geçtiği girintili çıkıntılı bir yoldan, bir kere de gözünü kapayıp geçmeye teşebbüs etse. bu iş İçin yalnız hafızasından ibaret bu açık-halka transmisyonunun (intikal, iletim); yani, beyin tarafından adaleleri hareket ettirmek için yollanan input'u nakleden sinirlere ait transmisyonu kâfi olmadığını anlar. Gözlerini açmak suretiyle halka kapandığında, dolay isiyle feed back prensibine uyulduğunda hareketlerinin output'unu müşahede edebilir ve beyninin gerekli ayarlamayı tahmin etmesini mümkün kılabilir. ____________________ (1) Akalın, S. Sibernetik, S. 1 (2) Yazarın tarifi. (3) Kontrol Sistemi: Kendi kendisini veya başka bir sistemi idare edecek, kumanda edecek, veya regiile edecek şekilde birleştirilmiş maddî bileşimlerin (mürekkip) bir tertibidir.
__________________ Türkiye İmparatorluğu - |
| ||||
| Ce: Sibernetik Sibernetik, organizasyon (örgütlenme) teorisine İki mühim katkıda bulunmuştur. 1. Organizasyonlara ilişkin informasyon ve denetim modellerini yeni otomatik makinelerinkine bağlamak: Bu makinelerde "gâyeler" insan aklı ve elleriyle makineye sokulur, fakat elektronik kontrollar onları "doğruluk yörüngelerinde" tutar. Bu husus komünikasyon (iletişim, muhabere), planlama, ve karar bileşiminden elde edilir. Karar verme merkezleri performansın (1) kabul edilebildiği toleransları planlar ve belirler. İcraatçılar (yaptırımcılar) gerçekleştirdikleri işleri karar merkezlerine geri bildirirler, ancak karar vericiler yalnızca düzeltmeler yapılması gerektiğinde harekete geçirilirler. 2. Biyolojik benzeşimle ilgili katkı. İnsan beyni, amaçları ve direktifleri sinir sistemi yoluyla vücudun öteki kısımlarına bildiren planlama ve karar merkezidir. Bu kısımlar bu bildiriler üzerine kendi başarıılarını beyne geri bildirirler, ki bunlar beyinden İlk eylemi sürdürecek, düzeltecek, veya sürdürmeyecek yeni mesajlara sebep olurlar. Görüldüğü gibi, feedback yoluyla kontrol devrî bir işlemdir ve bu gâye belirleme, haberleşme, ve sürekli doğrultmaya ait karşılıklı uzlaşım (tevafuk) sadece 'feedback'in temeli olmayıp, büyük ölçekli teşkilatta (örgüt) koordinasyonun da özünü teşkil eder. Sibernetikte, kapalı- ilmekti sistemler İle açık-ilmekli sistemler arasında temelden bir ayrım yapılmaktadır. Bunlardan ilki -yapılarında bulunan- "yönsel ayrımları" sezen yetenekleri dolayısıyla kendilerini sürekli olarak düzeltirler. Açık-ilmekle çalışan sistemlerde ise, iç feedback düzengeçlerinden yoksun olduklarından, tüm durumlardaki tepkileri dış stimulus (2) şartların direkt fonksiyonlarından ibaret bulunmaktadır. Kapalı-İlmekli sibernetik analizler, muhtemelen yalnız dış faktörler veya açık-ilmekli rastlantılarla uğraşan "geleneksel öğrenim" incelemelerinden tamamen farklıdırlar. Organizmanın doğrudan kontrolu dışındaki, kesikli dış olayların etkilerinin tetkikinde takip olunacak tek pratik yol açık-ilmek analizidir. Davranış gösteren organizma sibernetik bir sistemin denetim hassalarına sahip olarak yaradılmıştır; ancak, canlı bir sistem olduğundan, kontrol düzeninde esneklik ve değişme (varyasyon) göstermektedir. Performans değişkenliği ve öğrenme biçimi, fert ile onun sensori (3) feedback durumu arasındaki zaman-aralığı ilişkilerinde doğrudan bağlıdır. Gecikmiş sensori feedbackin davranış integrasyonu (4) üzerindeki tesiri menfidir -ne tür olursa olsun,- bir feedback gecikmesi performansı düşürmekte veya sıfıra indirmektedir. Ayrıca tansiyon yükselmesine ve heyecana da sebep olduğu tesbit edilmiştir. Davranışın sibernetik görünüşü, sabit bir refleksle değil, dinamik değişmeyle ka-rakterize edilen refleksif bir sensorimotor (5) muamele ile başlar. Outputunu (çıktı), alıcısının (reseptör) inputuna (girdi) göre ayarlamak davranan sistemin tabiatıdır. Sensori inputun doğası sadece organizmanın dışında kalan stimulus olayları tarafından değil, davranan sistemin bünyesinde genetik (irsî) olarak bulunan kapalı-ilmekli hareket mekanizmasınca da belirlenmektedir. Alma (ahz) İşi otomatik düzelten çeşitli kontrol sistemleri tarafından tâyin olunmaktadır. Misâl; özel reseptörlerin flik (6) ve tremor (7) eylemleri uyumu engelleyerek duyarlılığı (sensitivity) sürdürürler. Hadeka (gözbebeği), timpan (ortakulak davulu) ve timpandaki kemikçikler sistemi input sinyal şiddetini ve kalitesini ayarlarlar. Beyinden retinaya (göz arkasındaki ağtabaka), koklea'ya (kulak salyangozu), ve deriye giden reseptör efferent (8) nöronlar (alıcı-dışa-iletici sinir uçları) inputu kolaylaştırıcı ve engelleyici olarak davranarak afferent (9) (içeri ulaştırma) işlemi biçimini ayarlarlar. Nörohormonal mekanizma reseptörler ve beyin üzerinde doğrudan etkili olarak afferent nöral organizasyonu devam ettirir ve böylece, İntegre bilinç (şuur) faaliyetini korur. 'Bir çok iç motör mekanizmaları reseptör duyarlılığını sürdürmekle kalmayıp, tepkileri, oryantasyonu (10) ve dikkati alarma geçirmede diferansiyel idrakî eylemleri de yerine getirirler. İnsan vücudu metabolik işlemlerinde ve daha başka fonksiyonlarının yürütülmesinde binlerce feedback halkası kullanmaktadır. Sibernetik bir sistem bir output durumu ile bir gâye veya standard arasındaki diferansları sezerek kendi faaliyetini denetler ve düzenler. Davranan fert (birey) durumunda, bizzat sinir sistemi böylece bir diferansiyel sezi (detection) mekanizması olarak düşünülebilir. ___________________ (1) Performans: İnputlar setine (cümle) ve istenen outputlar setine göre bir makinenin gerçek seti (Sibernetik tarif). (2) Ştimulus: Tepki (aksülamel) yeteneğinde bir doku (sinir, adale v.s.) etrafında tepkiye sebep olabilecek herhangi bir değişiklik. Stimulus bilhassa reseptörleri tahrik eder. Hücre cidarı uçları arasındaki potansiyel farkını bozan (değiştiren) herhangi bir olaya da stimulus denir; eşik değerinin altındakiler exitasyona (tenbih) sebep olmazlar. (3) Sensori organ: Duygu organı. (4) İntegrasyon: Çeşitli afferent (motor) yolların bir merkezde toplanması, ayrıca, merkezlerin öteki bir çok merkezle bağıntılı bulunması sebebiyle, bir merkeze gelen tüm bilgilerin -verilecek cevap için- birleştirilmesi işlemi. (5) Sensori motor: Görevi, sinyalleri reseptörden merkezi sinir sistemine taşımak olan duygu siniri. (6) 'Flik: Silkinme, şiddetli ve ani çekiş; sıçrama. (7) Tremor: Küçük genlikti düzensiz bir kas hareketi olup, ana gücün frekansı saniyede 10 devirdir. Bu salınımın, devri 100/sec, olan bileşenleri bulunabilir. (8) Efferent: Sinir sisteminden bir kasa veya bezeye yahut başka bir organa giden sinir lifi. (9) Afferent: Bir duygu siniri olup, görevi impulsların başladığı uçtan sinyalleri merkezi sinir sistemine doğru veya içine taşır. (10) Oryantasyon: Organizmanın uzay içindeki yerinin bilinmesi, pozisyonunun idrakidir. Bir canlının bir stimulusa (sinirde meydana getirilen mahalli tenbih durumunun yayılması) oryantasyonu, onun yöne-özel (cihete mahsus) nöronları ile sağlanır. Bu nöronlar stimulasyondaki yerel (mahalli) farklara karşı tepki gösterirler.
__________________ Türkiye İmparatorluğu - |
| ||||
| Ce: Sibernetik Prof. Dr. Nerbert Winer tarafından "Hayvanlarda ve makinalarda kontrol ve komunikasyon" olarak çok kısa bir şekilde tarif edilen sibernetik, asgarî beş ilmin birleşmesinden hâsıl olmuştur denilebilir. Bu ilimler; komunikasyon teorisi, otomatik kontrol, mantık, matematik ve biyolojidir. Bugüne kadar sibernetiğin yeni yeni tariflerinin yapılagelmesi bu hezarfen İlmin bütün vechelerini yansıtma gayretinden neş'et etmektedir. Fikirlerdeki ve anlatma tarzlarındaki bu farklılık mevzua aşina olmayanların sibernetiği net ve açık olarak anlamalarını zorlaştırmaktadır. Uzun bir gayret ve çalışmadan" sonra insan sibernetik bir problemi anladığını zanneder, daha sonra başka bir laboratuvara gider ve orada çalışmakta olanların eşmahiyetli problemi tamamen farklı bir bakış açısından ele almakta olduklarını hayretle görebilir. Böyle bir durumda kimin doğru olduğunu tâyine çalışmanın bir faydası yoktur. Zira sibernetik ilmi çok yenidir ve dolayısıyla münakaşa edilmeğe müsaittir. Ayrıca, birçok kimseler mühendislik sibernetiği ile biyolojik sibernetiği birbirinden ayrı mütalâa etmektedirler. Zamanımızdan milyonlarca sene evvel kâinattaki baş döndürücü ahengi programlayan yüce Yaradıcı canlı organizmaların içine, müstesna bir kontrol ünitesine sahip, mükemmel otomatik bir sistem yerleştirmiştir ki sinirler vasıtasıyla vucüdün bütün kısımlarıyla irtibatta bulunan bu üniteye BEYİN (dimağ) diyoruz. Öyle bir devir geldi ki insan beyni kendi kendini düzenleyen sistemler icat etti. Kat'iyyen şüphe edilmemelidir ki elektronik beyin icadı ile, aslında, canlının içindeki fevkalâde murakabe (kontrol) mekanizmasının küçük bir benzeri kopya edilmiştir! Ancak sibernetik makineler (kompüter, öğrenen makine, vb.) imal edildikten sonra fizyoloji bilginleri canlı organizmaların bu cihazlara benzer bir nesne ile kontrol edilebilecekleri kanaatına vardılar. Makineler ve canlı organizmaların mukayeseli bir tetkikiyle ortaya çıkan sibernetik, mühendislik alanında kalmakla beraber, biyolojiye de böylece girmiş oldu. Kısaca sibernetik öyle bir ilimdir ki; onda fizyotojistler mühendislere makinelerin imâl tarzını anlatır, mühendisler ise fizyolojistlere hayatın nasıl işlediğini anlatır. Son çeyrek asırda kontrol ve haberleşme etüdü ile uğraşan sibernetik ilminde sür'atli bir ilerleme görülmüştür. Bunlar ayrı bilimlerdir. Kontrol ilmi başlıca üç alam ihtiva etmektedir. 1- Makine sistemlerinin ve imâl işlemlerinin kontrolü 2- Organize (teşkilatlı) beşerî faaliyetlerin (maliye, sigorta, ticaret, nakliye, vb.) kontrolü. 3- Canlı organizmalardaki ameliyelerin kontrolü. Sürekli değişen bir muhitte hayatiyeti idame amacındaki organizmanın hayatî fonksiyonlarının refakat ettiği fizyolojik, biyoşimik işlemler üçüncü sahaya girmektedir. Canlı organizmaların anlaşılması çok güç çalışma sistemi ve yapısı hakkında bilgi toplayan, depolayan ve işlemleyen modern aletler ve vasıtalar biyolojiye geniş ufuklar açmış bulunmaktadır. Elektronik mütehassıstan, matematikçiler ve biyolojistlerin yakın işbirliği -kıymeti giderek artan- mühim nazarî ve amelî neticeler vermektedir. İlim adamları canlı tabiatın en muğlak (komplike) kanunların gün be gün daha derinliklerine nüfuz etmektedirler. Meselâ; tıb mesleğinde artık elektronik teşhis makineleri kullanılıyor. Bir ameliyat esnasında kalbin, akciğerlerin veya böbreklerin yerine ikameleri mümkün cihazlar yapılmıştır ki; cerrahların işlerini bir hayli kolaylaştırmak mümkün olabilmektedir. Sinirin faaliyetleri hususunda da gittikçe geniş malûmat edinilmektedir. Tek bir sinir hücresinin hassaları çok teferruatlı olarak tetkik edilmiştir. Ancak bu hususiyetlere dayanılarak düşünme ve konuşma gibi dimağî faaliyetlerin girift vechelerini ortaya çıkarmak imkan dahiline girememiştir. İnsanoğlu, uzuvlarının uzantıları mesabesindeki ilk basit aletlerini geliştirirken olduğu gibi; elektronik makinelerin planlarını yaparken de tabiattan ders almaktadır. Kollardan veya bacaklardan kıyaslanamayacak kadar çok daha fazla karmaşık bir yapıya sahip olan beyin, bir çok bakımdan mühendislerin elan erişilemez bir gâyesidir. Toplu yapısına (sıkılığına), hafifliğine ve kabili ihmal enerji harcamasına rağmen beyin, son derece güvenilir bir sistem olup elektronik olarak taklidini, kısmen de olsa, yapmanın mümkün olup olmadığı tartışılmaktadır. Sibernetiğin en yeni dallarından BİYONİK ilmi, elektronik sinir benzerlerinin (şibni sinir) geliştirilmesi ve onlardan bilgi İşlem (elektronik hesap) makinelerinde faydalanılması ile meşgul olmaktadır. Son yıllarda konuşmayı, yazıyı ve görüntüleri doğrudan doğruya tefsire ve hatta mefhumları formüle etmeğe muktedir makineler üzerinde çalışılmaktadır. Hayatın her alanına giderek sirayet eden sibernetiğin tıb, fizyoloji, psikoloji ve dilbilgisi sahalarında tatbikatının görülmesi kaçınılmazdır. Asrımızda son derece gelişmiş-teknoloji ve elektronik makinaları programlayan insan zekâsı olduğu halde; acaba insanoğlu kendi zekâsını planlayan ve programlayanı idrak edebildi mi?
__________________ Türkiye İmparatorluğu - |
| ||||
| Ce: Sibernetik Psikoloji, sibernetik ve biyolojinin ortak temelidir denilebilir; çünkü otomasyon ve sibernetiği İnceleyen bir ilim adamı psikoloji ile mecburen İlgilenecektir, zira daimî surette insanlarla meşgul olmaktadır. Davranış ilminin aslî meseleleriyle uğraşan psikoloji "normâl" tavır ve hareketin sebeblerini önceden haber vermeğe (tahmine) çalışır ve kendi faaliyet alanlarında çok genişliğe sahip olan iki bölüme veya problemler grubuna bölünebilir ki, bunlara, sırasıyle, "idrâk teorisi" ve "öğrenme teorisi" denilmektedir. İdrâk'ten anlaşılması istenen, onun, insanların dış dünya hakkında bilgi toplaması, onların görüş, işitiş, hissediş, vb. tarzı ile ilgilendiğidir. Öğrenme ise, idrâkten tümüyle ayrılması mümkün olmayan bir soru ile, yâni, "organizmaların kendi tecrübelerine dayanarak kendilerini nasıl değiştirebildikleri" sorusu ile ilgilenmektedir. Öğrenme ile kastedilen husus bir misâlle şöylece açıklanabilir: Profesör YER-KES, T— şeklinde bir labirent üzerinde koşan bir solucan terbiye etti. T'nin çapraz-parçasının kısa kollarından birinin ucuna kuru yapraklar koydu, Öteki koluna ise elektrikli iskara yerleştirdi. Solucan sağa döndüğünde cereyana kapılıyor, sola döndüğünde kuru yapraklara kavuşuyordu. Bu İstikametler, tecrübeyi etkilemeksizin, karşılıklı olarak değiştiriliyordu. Yapılan yüzlerce tecrübeden sonra solucanın şoktan kaçmayı ve yapraklara doğru koşmayı daima öğrendiği görülmüştür. Böylece, solucana, aslında, davranışını değiştiren bir tadilât zerkedilmiştir. Solucanın ilkel (iptidai) beyni-başının ucundaki iki küçük ganglion (sinir düğümü) - kazındıktan sonra bile hünerini koruduğu müşahede edilmekle bunun nörolojik bir değişiklik olduğu da aşikârdır, ancak sinir dokusu yeni gangliyonlar doğurup İnkişaf ettirdiğinde bu hüner kaybolur. Bu örnek "öğrenme" ile neyin kastedildiğini göstermek bakımından dikkat çekici olmakla kalmaz, aynı zamanda sinir dokusunun oynaması beklenen rolün nev'ini de imâ eder. Filozofik, psikolojik, ve fizyolojik mes'eleler arasında yakın bir münasebet bulunmaktadır. Psikolojinin başlangıcı dahilî müşahedelere (iç gözlem; kendi kendini murakabe) ve bedeni çalıştıran ve kontrol eden bir 'dimağ' mevcudiyeti fikrine dayanıyordu. Vücut ve dimağ bir otomobil ve motoru gibi bitişiktir. Şurası da muhakkaktır ki canlı uzviyetlerdeki hâdiseler yalnız mihanikî ve kimyevî kuvvetlerden hâsıl olmayıp, hayatî bir prensibe dayanmaktadır. Üzerinde fazla durulmayacak kadar bedihidir ki dinî inanış bu mevzuya ilgisiz değildir. Meşhur sibernetikçilerden biri, tarif gereği, organizmaları (canlı uzviyetleri) mihanikî bir muameleye tabi tutmakla beraber, sibernetik ilminin Kâinatın Yaradıcısının mevcudiyetinden ayrı düşünülemeyeceğini itiraf etmiştir. Yazımıza psikoloji ile asıl konumuz olan sibernetik arasında mevcut temel rabıtayı Özetlemekle son vermek yerinde olacaktır. Umumî görünüş itibariyle müşabehet (benzerlik) çok vazıhtır, çünkü her iki konu da muhabere ve murakabe ile ilgilenmektedir. Sibernetik bize bütün kontrol ve tasnif Sistemlerinin, bütün komunikasyon sistemlerinin muayyen müşterek hususiyetleri (karakteristikleri) bulunduğunu anlatmaktadır ki onları feedbackleri ve kontrol mekanizmaları terimleriyle (ıstılah) açıklamamızı temin etmektedir. Sibernetik ilmi bir yaklaşım şeklini tâyin suretiyle davranış teorilerinin aşağı yukarı bilinen büyük bir umumiyet çerçevesinde ifade edilmesini sağlar. Sibernetik, kontrol mühendisliğinde ve istatistikî termodinamikte ve mühendislikten fizik İlmine kadar diğer İlgili disiplinlerde kullanılmakta olan matematik metodlardan faydalanmayı teşvik etmektedir. Bu nokta-i nazarın kendine has bir neticesi olarak, insanın, hususî bir tarzda işleyen bir nevi tasnif sistemini haiz bir makine gibi telâkki edilebileceği anlaşılır ve onun çalışışı idrâk (algılama) mes'elesi dediğimiz problemi ortaya atar. Hissf in-putların (girdilerin) tasnifinden başka, bize öğrenme problemini sunan feedback halkalarına ve depolamaya sahip kontrol sistemlerimiz mevcuttur. Aktüel makinelerin insan davranışının —hepsini olmasa bile— pek çoğunu taklide muktedir oldukları gösterilebilir. Psikologlar (ruhiyatçılar), davranışı izah ile ilgileri dolayısıyle, sibernetiğe ve sibernetik metodlara alâka göstermeğe meyyâldirler. Onların bu alana genellikle daha fazla eğilmeğe İtina göstermemiş olmalarının sebebi kısmen riyazî (matematiksel) ve ilmî donanımlarının kifayetsiz olması ve kısmen de pek çoğunun teoriden mahrum kalacak kadar deneyle meşgûl bulunmalarıdır. Hâlbuki bir İlmin yapması gereken şey bir nazariyeyi (teoriyi) istihsâl etmek olup, tecrübe o amaca erişmek için sâdece bir vasıtadan ibarettir. Davranış aslında kıyasî (indüktif) bir ameliye olup, kısmen bu yüzden de psikoloji ile otomatik makineler ve dolayısiyle sibernetik ilmi arasındaki rabıta çok sıkıdır.
__________________ Türkiye İmparatorluğu - |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 800 yıl önce Robotlar yapan ilk Türk Sibernetik bilgini | hakan3232 | Türk Tarihi | 0 | 19.09.06 23:47 |