![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Blogs | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Duyuru |
| Eğitim, Öğretim Genel Bilgiye ulaşabilmek için aşılması gereken yollara ışık tutan, harita niteliğinde bir bölüm. Alt bölümlerde her türlü eğitim sorunuza cevap arayabilir veya mevcut soruları cevaplayabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| ||||
| Parapsikoloji Psişürji Nedir? Psişürji, bedensiz varlıkların görünür hâle gelmeleri ve bunların mikrokozmos üzerindeki etkilerini etüt eder. Bu evokasyon (gözle görünür hâle gelme) çalışmaları daha önce söz ettiğimiz “astral imajlar” ya da “elemanter” varlıkları kullanmak suretiyle gerçekleştirilirdi. Evokatör (medyom), ilk adımda özel bir çalışma ile yarı-şuurlu somnambülizm hâline getirilirdi. Yani, organizmasının geri kalanı ile bağlantısını tam olarak kesmeksizin, gözlerini astral âleme açardı. Daha sonra bir bedensiz varlıkla irtibat kurar ve o varlığın materyalize olmasına aracılık ederdi. Bu durumda, tezahür eden bedensiz varlık, astral seyyale ile sarılırdı. Eskiler buna, “küçük bir hava bedeni ile sarılmak” derlerdi. Görünür hâle gelmesini ve materyalize olmasını sağlayan bu seyyale idi. 16. yüzyıl okültistlerinden Cornelius Agrippa şöyle diyor: Varlığın, bazen bir hava bedeni ile sarılan bu imajı, bir gölge ile kaplanır ve bu zarfa bürünerek zaman zaman dostlarına fikirler verir, zaman zaman da düşmanlarına etkide bulunur; çünkü tutkular, yeniden hatırlamalar ve duyumlar, can bedenden ayrıldıktan sonra da onunla kalırlar. Varlığı saran bu akışkanları meydana getiren madde ile elektrik arasında büyük benzerlikler vardır. Nitekim, bu tip evokasyonlarda kullanılan sivri uçlu ****l objelerin (kılıç gibi) sebebi de bu olsa gerektir, denmektedir Kaynak:Fenomen
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji İnsanın Işinlanmasi Ve Ruh Genetiği İnsanlığın ilkel gelişimini tamamlaması milyarlarca yıl öncesinden başlamış,tarihsel olgular içerisinde kendini tam olarak tanımak isteyen insan bilimsel çalışmalarla dünyada var olan hemen hemen her maddeyi inceleme altına almıştır.Botanik,zooloji,antropoloji,biyoloji,psik oloji,tarih,coğrafya,sosyoloji,teoloji,matematik,f izik,kimya,astronomi vb gibi pozitif ve sosyal bilimler bazında çalışmalar yaparak insan hem kendi organizmasını ve çevresini hem de tabiattaki diğer canlıları inceleyerek dünyayı ve yaşamı tanımaya çalışmıştır.İnsanlık acaba kendi organizmasını tam olarak tanıyor mu? Sorusunu sormadan önce çağın modern bilimi haline gelen Gen mühendisliği konusunda gelişmeler yaşandığı günümüzde ,genetik şifreleme sistemi üzerindeki çalışmalar sonuç vermiş gen kopyalaması ve gen analizi yapıla bilinmiştir.Gen mühendisliğindeki bu gelişmeler insanları cesaretlendirerek yeni bilimsel çalışmalara itmesini sağlamıştır.Bilim anatomisi insan yapısını didik didik ederken acaba ruh yapısındaki genetik yapıyı çözümleyebilecek seviyeye gelmiş midir?Verilecek cevap elbetteki hayırdır.Çünkü bilim çağımızın tüm sorularına cevap verecek kadar gelişimini tamamlayamamış ve hale daha gelişimini sürdürmek çabası içerisindedir.Bilimin hızlı gelişimi devam ederken,enformasyon dünyası da ilerlemesini sürdürmektedir.Enformasyondaki en taze ve orijinal bilgiler elbet tüm dünyaya hemen yayılmayacağı bilinmelidir.Bilimsel ilerlemelerde ileri teknolojiye sahip ülkeler her yıl bilimsel çalışmalarına milyon dolarlar harcamaktadırlar.Az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkeler ise henüz daha kendi iç siyasal,sosyal ve ekonomik gelişmelerini tamamlayamadıkları için,gelişmiş ülkelerdeki teknolojik gelişmelerin oluşturduğu enformasyonları çok büyük paralarla alma yoluna gitmek zorunda kalmıştır.Unutulmamalıdır ki?Bilimsel çalışmalarda ileri ülkeler asla yeni ve orijinal bilgileri,gelişmekte olan ülkelerle tam olarak paylaşmazlar.İşletme ekonomilerinde olduğu gibi pazardan kaymağı yemeden ve doymadan asla ileri teknolojik bilgi alışverişlerini yapmazlar.Bilgi pazarından kaymağı yedikten sonra kalan artığıda yüklü paralarla,az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere enformasyon yoluyla transfer ederler.Bu yollarla gelişimi tamamlayan ülkeler küreselleşme adı altında bir dünya modeli kurmak istemeleri elbetteki doğaldır,çünkü ileri teknolojileriyle bilgi transfer eden ülkeler,bu bilgilerin kontrolünü yapmakta isteyecektir(Dünya Hakimiyeti).Bu sebeple güçlü ve güçsüz ülkeler ortaya çıkarak aralarındaki anlaşmazlıkların çıkması kaçınılmazdır.Geçmişte ileri teknolojilerini kurarak nükleer silahlar projelerini tamamlayan ,az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkelere satan ülkeler bu gün,yüklü paralarla sattıkları teknolojinin kendi hareket alanlarını sınırladıkları için yani kendi dünya hakimiyet egzistansiyellerine(varoluşlarına) ters düştüğü için savaş ültimatomları vermeleri de normaldir.Bu enformasyonun formülü ise kendin üret,kendin yok et modelidir.Amerika-ırak savaşı bu örneğe uyar.Uluslararası bilgi satan ülkeler kime ne sattığını kimde ne olduğunu ve kimin bu bilgiyi ne kadar ürettiğini çok iyi analiz edecek sistemleri de kurdukları bilinmelidir.Gündemde olan Amerika-iran savaş polemikleride öz olarak bu nedenledir. Yaşadığımız 21.asra bilgi iletişimi çağı denilmesi yerinde söylenmiş olması bakımından güzeldir, fakat bilgi iletişim çağını kimler üretiyor? Niçin üretiyor sorularını düşünüp de cevaplamak daha da güzeldir.Kim veya kimler bilgi üretim çağını yaşıyor veya kim veya kimler bilgi iletişim çağını oluşturuyor.Her gün az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki bürokratik medya işitsel ve görsel yayınlarında bilgi iletişim çağı üreticilerini bilinçli veya bilinçsiz olarak kösteklemeye devam ediyor.Nasıl mı?İşte Böyle İngiliz bilim adamları,Amerikan bilim adamları,Alman bilim adamları vb şu açıklamayı yaptı diye haber yaparken.Yaşadığı ülkede kaynak bulamadan,bilimsel çalışmalar yapan insanların haberleri ulusal medyada kaideye bile alınmıyor.Halk ta bu tür çalışmaları duymadığı için ülkede bilimsel çalışmalar yapılmadığından,bilgi iletişimi elinde tutan kişilere inanıyor ve onlara özeniyor buda taklitçiliğe ve hazır bilgiye itiyor. Bilim çok hızlı ilerleme kaydetse de henüz bilimin ulaşamadığı çok farklı konular olduğu bilinmesi gerekiyor. Bilimsel çalışmalar yapılırken çıkan teknolojik buluşların insanların kültürel yapısıyla bağdaştırmak elbette etiksel sayılmaz. Bilim çevresinin henüz algılayamadıklarını, taklitçi insanların algılayıp kavramasını da imkânsız kılar. Yâda yapılan çalışmaları anlamayacak ve idrak edemeyecek insanların eleştirileri, bilimsel çalışmalar yapan dehaları işlerinden soğutacaktır. Birde bilimin tekellerinde olduğunu sanan bazı çevrelerin bilimsel çalışmalar sadece kurumlarımızda veya kadrolarımızdan çıkar anlayışı bilimsel çalışma yapan dehaları tedbir almaya zorlayacaktır. Bilimi, üstü kapalı olarak tekeline alan kurumların yayınlarında yer alan İnsan ışınlaması ve ruh genetiği konuları faraziden ibarettir, deyimleri doğru değildir. İnsan ışınlaması ve ruh genetiği bilimin henüz daha ulaşamadığı konular değildir. Kaynak:Bilimnet
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji 1850’li yıllarda kurumlaşmaya ve bir ekol olarak ortaya çıkmaya başlayan Psi araştırmaları ilk temellerini tamamen bilimsel metotlarla yapılan araştırmalara ve araştırıcılara borçludur. Bu araştırmalar günümüzde hemen hemen dünyanın her ülkesinde üniversitelerde, Psi laboratuarlarında, çeşitli kurum ve kuruluşlarda araştırılmaya devam ediliyor. Psi araştırmalarının ikinci büyük dönüm noktası ise Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesinde “Parapsikoloji” laboratuarının kurulması ile başlamıştır. Bilim ve Parapsikoloji Bilim Parapsikoloji adı altında, psişik ya da paranormal oluşumlara getirilecek açıklamaları en azından 1800’lerden beri araştırmaktadır. Bilim adamları için sorun, psişik yeteneğin doğasıyla kontrollü koşullarda ölçülmesinin zor oluşudur. Bir duyguyu veya rüyayı, bir örnek olarak nasıl sayabilirsiniz? Gelecekte olacak bir olayı bilme yeteneği nasıl açıklanabilir? Bu önceden biliş neden veya nereden yayılmaktadır? Bu durum, enerjinin doğası hakkında veya bizim dünyada var oluşumuz hakkında ne söylemektedir? Bilim için özellikle ilginç alan, neden Psi’yi, (bilimsel deneylerde bazen bilinmeyen bir ölçümü tanımlamak için sembol olarak kullanılan Yunan alfabesinin 23.harfi) insanların bazılarının deneyimledikleri ve bazılarının deneyimleyemedik- leridir. Bir dizi deney, insanların Psi ’ye yaklaşımlarının önemli bir faktör olduğunu önermektedir. New York’taki Şehir Kolejinden Getrude R. Schnmeidler, Psi ’ye inanan süjelerin Psi testlerinde iyi sonuç alırken şüpheci eğilimlilerin şans seviyesinin altına düştüklerini bulmuştur. Parapsikoloji psişik yeteneği şöyle tanımlamaktadır Duyular Dışı Algılama (DDA): DDA, parapsikolojinin babası Profesör J.B. Rhine tarafından, duyusal fonksiyonlar gibi görünen Psi ’nin herhangi bir tezahürünü göstermek için tanıtılan genel bir terimdir. Diğer tanımlar ise şunları içerir; kahinlik, kehanet, cam küre okuma, tele veya para-gnosis, ikinci görüş, paranormal biliş, paranormal bilgi aktarımı. DDA türleri - Bunlar aşağıdaki türden fenomenleri kapsamaktadırlar; Telepati (uzaktan hissediş/algılama): Geçerli duyu kanalları kullanılır durumda değilken bir kişi tarafından fark edilen bilginin başka bir kişi tarafından alınması Duru görü (açık görüş): Geçerli duyu kanalları kullanılır durumda değilken kişinin çevre hakkında bilgi alır gibi görüntüler görmesi Prekognisyon (önceden biliş): Gelecekte olacak bir olay hakkında sonuç çıkarılamayacak bir bilgiyi herhangi bir şekilde almak Psikokinezi (PK): Psikokinezi veya zihin hareketi, Profesör Rhine tarafından bir kişinin sadece isteyerek çevresini etkileyebildiği Psi fenomenini açıklamak üzere ortaya atılmış bir terimdir. DDA duyusal fonksiyonlar olarak kabul edilirken, PK motor fonksiyonların Psi karşılığıdır. PK genel olarak iki kategoriye ayrılmıştır: Mikro PK: Ortada bir olayın olduğunu belirlemek için araçlara veya istatistik analizlere gerek duyulan olaylardır (mikro elektronik aygıtlar üzerindeki etki gibi) Makro PK: Basit, çıplak gözle gözlemin ortada fiziksel bir etki olduğunu önerdiği olaylar Ülkemizdeki durum Ünlü Fox ailesi ile başlayan Psi fenomenler dizisi çok kısa bir zaman aralığı içinde Üniversite kürsülerine kadar uzandı ve dünyanın pek çok ülkesinde kurulan Parapsikoloji Üniversiteleri tarafından tamamen bilimsel metotlarla araştırılmaya, denenmeye, incelenmeye başlandı. Ülkemizde ise maalesef insanın beş duyusunun dışına taşan Psi yetenekleri ile ilgili hiçbir resmi kurum ve kuruluş olmadığından, özel üniversitelerimiz dahi bünyelerinde bir Psi enstitüsü ya da laboratuarı açmayı önemli bulmadıklarından, Psi yeteneği doğuştan var olan binlerce beklide milyonlarca insan ya şarlatanların eline düşmekte ya da kulaktan dolma bilgilerle bu yetenekleri ile baş etmeyi öğrenmektedirler. Bilimin ışığına kavuşmamış her konu gibi bu hassas ve insanı çok yakından ilgilendiren konuda zaman zaman psi yetenekleri yüzünden bazı insanlara hasta muamelesi yapılmasına neden olmakta ve onlar için psikolojik hasarlar oluşturmaktadır. Oysa ki, güneşin doğması, yağmurun yağması, bitkinin çiçek açması, ağacın meyve vermesi kadar doğal olan bu yönümüzün bize günlük yaşamda pek çok getirisi de vardır. Tabii ki doğru değerlendirirlerse… Bilim adamlarımızın ve Üniversitelerimizin en kısa zamanda bu ciddi ve acil durum için önlem alacakları varsayımıyla psi yeteneklerinin de hak ettiği alanlarda incelenmesini, araştırılmasını, geliştirilmesini diliyoruz. Şarlatanlığın en sağlam karşıtı bilimdir. Bilimin bazen soğuk gibi gelen rüzgarları önce insanı üşütse de sonra varlığına bir keskinlik ve esenlik kazandırır.
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Psişik Yeteneklerin Eğitimi Yaygın bir kanıya göre bazı insanlar, Allah vergisi ihsanlar 'la doğarlar sözü her zaman geçerli olmayabilir. Pek çoğumuz zekamızı, bedenimizi, aklımızı, bilgimizi geliştirmek için ne kadar uğraş veriyorsak, psişik yeteneklerimizi de ciddiye alıp onları da aynı ciddiyetle geliştirme gayreti içinde olmalıyız. Yeteneklerin eğitimini hafife almak hiçbir yetenek için kabul edilir bir şey değildir. Psişik yeteneklerimizi geliştirmek istiyorsak, iç benliğimizle çalıştığımızı unutmamalı ve onun dilinin dış benlikten farklı olarak kısa iç konuşmalardan ve telkinlerden oluştuğunu öncelikle bilmeliyiz. İç benliğimiz, sadece şuurumuzun inandığı bir sınır varsa, işte onunla sınırlıdır. Bir şeyi yapamayacağımıza dair şuurlu bir kanımız varsa içsel benlik bunu kabul eder ve uygulamaya koyar. Kararı gerçekleştirmek için tüm gücünü ortaya koyar ve inanın ki onun gücü haylidir. Örneğin ben asla piyano çalamam derseniz hiç şüpheniz olmasın ki çalamazsınız ama neden olmasın, dünyanın en ünlü piyanisti olmasam da çalmak ve o notaların tınılarını duymak istiyorum derseniz, bir süre sonra epey hüner kazanmanız mümkündür. Psişik yeteneklerinizi eğitmek ve geliştirmek istiyorsanız öncelikle daha önce yapamadığınız için belli bir şeyi yapamayacağınızı söylemekten kaçınmalısınız. Eğer bir şeyi denememişsek ve o şey olmamışsa, bu o işi yapamayacağımız anlamına gelmez; sadece biraz daha çalışmaya gerek olduğu anlamına gelir. Kazanmak istediğimiz beceride ustalık kazanmış birini gözlemlemek, fevkalade bir öğrenme yoludur. İç benliğin doğasında olan taklit etme becerisi, becerileri geliştirmede kullanılabilir. Diğer iki yol ise öğrenme yani o konu hakkında okuma ve bilgilenme ve denemeden geçer.
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Hepimiz Psişik Yeteneğe Sahibiz Bize, başkalarının beğenisini kazanacak şekilde düşünmek ve davranmak üzere, iç hissedişlerimizi dikkate almamayı öğrettiler. Sezgisel zihnimizden gelen mesajlara açık olmak, psişik yetenek pratiklerinde büyük önem taşır. Sezgisel zihin, beynin sağ yarıküresinde yerleşmiştir. Şuurumuzun bulunduğu rasyonel zihin ise soldadır. Hemen bu ikisinin altındaki limbik bölge de programlamalı zihne aittir. Programlamalı zihin şuuraltıdır. Burası rasyonel zihin tarafından alınan dış dünya hakkında sezgimizden ve hissedişimizden gelen materyali absorbe eder. Limbik bölgenin altında, tüm bedensel fonksiyonları yöneten objektif zihin bulunur. Bu zihinlerin tümü pozitif ve yansıtıcı yönüyle enerji yayınlar. Aynı şekilde, negatif ya da alıcı tarafının bir fonksiyonu olarak da enerji çekerler. Bu enerjiler farklı frekanslarda hareket ederler ya da titreşirler. Frekans yavaşladıkça mantal madde kabalaşır. Objektif zihin, şuuraltı programlamalı zihinden daha düşük frekansta titreşir. Benzer şekilde şuuraltı programlamalı zihin, şuurumuzun rasyonel düşünen zihninden daha düşük frekansta titreşir. Sezgisel zihin ise şimşek hızıyla çalışır. “Evrensel” düşünceleri, gelişsinler ve kuvvetlendirilsinler diye şuura aktarır. Herkes bu zihin seviyeleri ve yayınladıkları frekanslarla donatılmış durumdadır. Başkalarından gelen düşünceleri, duyguları, heyecanları toplamak üzere hepimizin “alıcı cihazı” vardır. Ama herkes cihazlarını nasıl kullanacağını maalesef bilemez. Köpek nasıl birçok insanın duymadığı sesleri duyuyorsa, arılar nasıl bizim asla göremediğimiz renkleri görüyorlarsa, bazı insanlar da diğerlerinin algılayamadıklarını algılarlar. Çevremiz, titreşimlerin farkına varışımızın seviyesi, doğrudan doğruya geliştirdiğimiz psişik becerilerin seviyesine bağlıdır. Şuur dışı seviyede, psişik becerilerin zaten büyük ölçüde gelişmiş olduğunu bilmek önemlidir. Düşündüklerimiz ve hissettiklerimiz bizden çıkıp sessizce yayınlanırlar. Bu duygu ve düşünceler, bilmediğimiz bir şekilde, çevremizde etki yaratırlar. O sıradaki ilişkileri ve kendi kişiliğinizi etkilerler. Biz çevremizi ne derecede etkilediğimizin farkında değilizdir. Yansıtıcı şuur dışı ve algılayıcı şuur dışı arasındaki etkileşme, dünyamızı yaratmak üzere devam ede gelen bir süreçtir. Psişik becerilerin gelişmesi, sadece bu süreci şuurlu yönlendirme alanına getirir. Böylelikle hem giren hem çıkan akışı kontrol etmeyi öğrenebiliriz
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Telepatik Önsezi ve Morfo Genetik Alan Telepatik önsezi yüzde 45 doğru. Cambridge’de bulunan Trinity Koleji’nde yapılan bir araştırmaya göre, birini düşündükten hemen sonra telefonunuzun çalması ve arayanın düşündüğünüz kişi olması, "telepatik bir önsezi". Rupert Sheldrake, yaptığı araştırmada kullandığı deneklerden dört tane akraba veya arkadaşının numaralarını aldı. Daha sonra rasgele seçilen numaraları arayan Sheldrake, bu insanlardan deneği aramalarını istedi ve şu şaşırtıcı sonuca ulaştı: Telefonu çalan deneklerin yaptığı tahminlerin yüzde 45 oranında doğru çıktı. Aynı bilim adamı, bu deneyin e-posta için de aynı sonucu verdiğini iddia etti. Ancak bazı uzmanlar, bu sonuçların sadece tesadüften ibaret olabileceğini ve Rupert Sheldrake’nin bu sonuca sadece 63 denekle ulaşmasının bu ihtimali güçlendirdiğini savundu. Görünmeyen Enerji Alanları konusunda uzman, ünlü bilim adamı Rupert Sheldrak, tüm sistemlerin bilinen enerji ve madde faktöründen başka, bir de görünmeyen enerji alanları tarafından organize edildiğini söylüyor. Bu alanlar etkin alanlar; form ve davranış için şablon olarak görev yapıyorlar. Bu alanların, bizim anladığımız ve kullandığımız enerjinin bildik anlamıyla, pek alakası yoktur; çünkü morfo genetik alan kavramının etkileri, normalde bildik enerjiye uygulanan zaman ve mekan sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır. Bu hipoteze göre, bir türün üyesi bir davranışı öğrendiği zaman, türün etkileme alanı, yavaş da olsa değişmektedir. Eğer davranış türler tarafından yeterince uzun süre tekrarlanırsa, bunun “morfik rezonansı” bütün türü etkiler. Sheldrake buna, (morf ve genesis) var edilmek köklerine dayanarak morfo genetik alan adını veriyor. Bu alanın hareketi, zaman ve mekanda “uzaktan etkide bulunmayı” anlatıyor. Zamanın dışındaki fiziksel evren yasaları ile şekillenen form yerine, zaman içindeki morfik rezonansla bağlantılı formlar arasındaki iletişim anlatılmak isteniyor. Yani morfik alanlar zaman ve mekan içinde çoğalıp yayılabilirler ve geçmiş olayları, ya da diğer tüm olayları etkileyebilir. Bu bilimsel hipotezi bilginin yayılması konusunda da ele almak mümkündür. İnsanlar arasında bilgi alışverişleri de alan teorisinin temel esaslarına göre yayılım gösterir. Watson, bir maymun grubunun yeni bir davranışı öğrenmelerinden sonra, aralarında olası bir ‘normal’ (yani bizim beş duyu ile normal diye tanımladığımız) iletişim yolu bulunmayan diğer adalardaki maymunların bu yeni davranışı sergilemeye başladıklarını bulmuştu. Rupert Sheldrake’nin Cambridge’de bulunan Trinity Koleji’nde yapmış olduğu telepati deneyi morfo genetik alanlar teorisi ile açıklığa kavuşur. Telepati deneylerinde bu morfo genetik alanın hareketi söz konusudur ve zaman ve mekanda alan girişimleriyle “uzaktan etkide bulunmayı” anlatır. Yani zaman içindeki morfik rezonansla bağlantılı formlar arasındaki iletişimin bir diğer adı da telepatidir ve telepati bilimsel deneylerle ispatlanan bir duyular dışı algılama yeteneğidir, doğaldır, doğanın bir parçasıdır. Telepati bilinen zamanın dışına da taşabilir. Sempati ve rezonans yasaları gereğince evrenin tüm meskun köşelerinden birbirleriyle telepatik rezonansa geçebilenler ve telepatik iletişim kuranlar hep olmuştur.
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Parapsikoloji'nin İçeriği Uzaktan Görüşler San Francisco’sun ünlü SRI uluslararası kuruluşunda görevli lazer uzmanı Hal Puthoff ile meslektaşı Russell Targ’ın becerileriyle ortaya çıkmış bir girişimdir. Uzaktan Seyir Algılaması adı verilen bu yönteme göre, Puthoff herhangi bir yere gidiyor ve bir manzarayı beş on dakika seyrederek özümsüyor. Daha sonra, labaratuvara döndüğünde işlemi başlatıyor ve orada deneye konu olan kişi Puthoff’un özümsemiş olduğu manzarayı çözümlüyordu. Bu deneylerle ESP ve PK olgularına yeni boyutlar kazandırılmıştır Beden Dışı Deneyimler Bu konuda Osis’in yapmış olduğu öncü etüdlerin sağladığı bilgiler sonucunda eskilerdeki ‘ölüm deneyimi’, şimdiki adı ile ‘yakın ölüm deneyimi’ olgusuna dönüşmüştü. Sonradan bu durum Raymond Moody ve Kenneth Ring gibi araştırmacıların etüdleriyle daha da önem kazandı. Ring, ölümle burun buruna gelen 102 birey üzerinde soruşturma yürüttü. Bu çalışmaların sonunda çıkan sonuçların değerlendirmesini yapalım: Birinci aşama; engin huzur ve iyi halde oluş keyfiyeti olarak tanımlanır. İkinci aşama; bedenden ayrılış denilen geçiş zamanıdır. Üçüncü aşama; karanlığa giriş diyebileceğimiz bilincin değişim geçişine yönelmesidir. Dördüncü aşama; ışığı görüş şeklinde anlatılan deneyin son merhalesine geçişin emaresidir. Son aşama ise; aydınlığa geçiş diyebileceğimiz normal hayata dönüşü simgeler. Bu aşamalar günümüzde kullanılan hipnoz tekniğine çok benzemektedir. Bu yapılan deneyler bir nevi hipnoz da sayılabilir. İnsanın gördüğü rüyaların da bu şekil kademelerden oluşması bu bilime ışık tutar. Bu deneye ışık tutabilecek başka bir husus ta insanın kısmen ölümünü temsil eden uykuların incelenmesidir. Bilindiği üzere uyku beş ayrı kademeden oluşur. Her kademe ortalama 70 ila 90 dakika arasında değişir. Uykunun son kademelerinin süresi şahıslara göre kısalıp uzayabilir. Beden dışı deneyimlerin yapıldığı deney merkezlerinde insanların uykularına varıncaya kadar incelenmesi bilimin geleceği açısından bir değer ifade eder. İnsan kendinin en büyük düşmanıdır. Her sorunu Kendini - Yönetmeyle çözümlemek mümkündür. Başlangıçta düşünce, cenneti ve dünyayı yarattı. Bir düşünün çevrenizde gördüğünüz herşey önce bir fikirdi. Her birimiz Evrensel Zekanın birer fikri ürünüyüz. Dünya ve içerdiği herşey düşüncenin ürünüdür. Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir. Yazara göre herşey bilinçaltından kaynaklanır. Mesela hastalığın sebebi soğuk almak değil, soğukta kalınca hasta olunacağına inanmaktır. Psikolojik olarak doğru, fakat bilimsel olarak yanlış bir teori. Bilinçaltı, genel kurallardan yola çıkarak yargıda bulunabileceği için, siz bilinçli olarak emir değiştirene kadar beklemek zorundadır. Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine göre eyleme dönüşür. İnsan bilinçli olarak düşünebildiği, güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı şeyleri yapabilir. Evren sınır koymaz biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi. Herkes kendisini bulmaya çalışır ama sadece olgun olanlar bunu başarır. Kararlı bir biçimde arayışa girmekte olgunluğun ilk adımıdır. Korkunun bir sürü çocuğu vardır. Kıskançlık, nefret, kin ve şimdiye dek sözü edilen tüm olumsuz düşünceler korkunun çocuklarıdır. Gerçek sevgi korkuyu defeder. Bizi yaratan yüce sevgidir. Sevgi bizi yaratıp boşlukta düşmanca bir ortama bırakmadı. Sevgi bizi yaratıp imkansızlıklar içinde terk etmedi. En çok istediğiniz şey nedir? İnanın ve sahip olun. Günümüzde en üzücü olaylardan biri, sadece üniversite mezunu oldukları için bir takım insanları ötekilere tercih edilmesidir. Hiç hata yapmayanlar, hiçbirşey yapmayanlardır. Yönetme işini yapan bilinçtir. Eğer istediğiniz şeyler için içtenlikle dua eder ve isteklerinizin gerçekleşeceğine inanırsanız dilekleriniz yerine gelecektir. 1- Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin. 2- Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz. 3- Düşüncelerinizi kendinize saklayın. 4- Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın. 5- Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın. İnanç ilk adımdır, kendinize ve içinizdeki güçe inanın. Eğer amacınız bir kitap yazmaksa kendinizi bir yazar olarak canlandırın. Amaçlarınız hakkında asık yüzlü olmayın. Yeni imajınızdan zevk almaya bakın. Aldığınız tepkilerle bir o yana bir bu yana savrulmayın. En iyi eserlerin bile birçok yayımcı tarafından geri çevrilebildiğini unutmayın. Başkalarının olumsuz tavırlarına kaptırmayın kendinizi. Birşeyi yapabileceğinize inanır, zihninize bunu kazırsanız, yarı yarıya amacınıza ulaşmışsınız demektir. Bundan sonra gereken adımları atmak kalır geriye. Projemiz ne olursa olsun, tamamlanmış halini düşünmeli ve gerçekleştirmek için gereken adımları atmalıyız. Aksi taktirde, yaptığınız iş eksik ve anlamsız olur; gece gündüz sevdiği insanın iyileşmesi için dua eden birinin, bir yandan da cenaze töreni için hazırlık yapması gibi yada başarıya ulaşmak için dualar edip bir yandan da iflas edişiyle ilgili kabuslar gören biri gibi. İnandığınız ölçüde sahip olursunuz. 1- Amaçlarınızı yazın. 2- Amaçlarınızı dikkatle değerlendirin. 3-Amaçlarınızı benimseyin. 4-Amaçladığınız dünyada yaşadığınızı hayal edin. 5-Amaçladığınızın tersini asla düşünmeyin. Gözlerinizi hedeften ayırmayın . 6- Amaçlarınızı günlük olarak kabul edin; onları gerçekleştirme yolunda her gün size sunulan adımları atın ve amacınıza ulaşın. Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdır; çünkü nadiren tekrar gelirler. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilim, hayal gücüne ne kadar borçlu olduğunu bilmez. Hayal kurulmayan yerde insanlar mahvolur. Ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim diye yaygın bir deyiş vardır. Oysa, ne düşündüğünü söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deyişi olmalıydı. Kendinizle ilgili inançlarınız, emin olun, yaşayacaklarınızı tayin eder. Ne düşünüyorsanız o olursunuz. Kendine güven, aklın kesin bir inanç ve güvenle büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır. Kendine güvenle kendini beğenmek arasında çok büyük var. Güven, hayat hakkındaki emniyet duygusudur, kişinin her durumda kendisine güvenebileceğini bilmesidir. Kibir veya kendini beğenmişlik ise başkalarını aslında sahip olmadığı kendine güven duygusunun varlığına inandırmaya çalışmaktır. Aslında güvensizdir ve karanlıkta ıslık çalmaktır. Kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olan korkulardan biri başarısızlık korkusudur. Her insan başarılı olmak ister. Başarısızlığa uğrama korkusu insanı iki şekilde etkileyebilir, başarıya ulaşmak için daha da itilim duymasına neden olur ya da kendisini bu korkuya kaptırarak güvenini yitirir. O zaman da yeteneği kaybolur gider. Başka bir korku da, komik görünme korkusudur. Birçok kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olur. Hepimiz dengeli görünmek isteriz. Komik değil kendinden emin görünmek isteriz. Onaylanmama korkusu yalnızca çocuklara ait bir korku değildir. Her yaşta insan yaşayabilir bu korkuyu. Birçok insan, arkadaşları tarafından onaylanmama korkusu yüzünden becerilerini ortaya koymaktan çekinir. Bu korku, insanların orijinal düşüncelerden uzak durup çoğunluğun düşüncelerine körü körüne bağlanma eğilimini açıklıyor. MEDİTASYONLA KAZANILAN GÜÇ Günde en az on beş dakikanızı yüklüğünü ve hayatınızdaki yerini düşünmek üzere meditasyona (derin düşünceye dalmak, içe yönelmek) ayırın. Günlük sorunlardan uzaklaşın, ilham verici ruhsal metinleri okuyun. Bu sırada gelen ilham verici düşünceleri tüm gün boyunca içinizde hissedin. Bu meditasyon periyodu, tıpkı iş yerinizdeki amirinizle yaptığınız günlük toplantı gibi kaynağınızla ilişki kurduğunuz zaman olsun. Kendimize, “Aslında Neyi Arıyoruz ?” Diye Sormalıyız 1- İhtiyacımız olan şey başkalarının bizi daha çok sevmesi değil, bizim onları daha çok sevmemizdir. 2- Yapmamız gereken, savaş korkusunu yaşamamak için ülkeler arasında barış sağlamaya çalışmak değil, kendi karmaşa içindeki benlik-lerimizde barışı, huzuru bulmaya çalışmaktır. Gerçek Ben - Güveni budur. 3- Dönek bir dünyanın takdirini kazanmak için çalışmamalıyız, İçimizdeki Allah’ı memnun etmek için harcadığımız çabada doyum bulmalıyız. 4- Başarılarımızla dünyayı sarsmamız gerekmiyor, başarısızlık nedir bilmeyen içimizdeki Öz’ün gerçek zenginliğine ulaşmalıyız. Ben - Güveni İçin Kendini - Yönetme a-Başarısızlıktan korkmaya son verdim. İçimizdeki Güç’e inanıyor ve güveniyorum. b-İçimdeki ruh her zaman bana destek oluyor, huzur ve güven veriyor. c-Nerede olursam olayım, ne yapıyorsam yapayım, Sonsuz Varlık benimle. İLK ADIM: KARAR VERMEK Düşüncelerine hakim olamayanlar kısa zaman sonra davranışlarına da hakim olamazlar. Bilinçaltı sürekli olarak bilinçten gelen emirleri yerine getirir. Bilinçaltı bilinç tarafından inanılan her emre cevap verir. Kararsızlık olursa, her dakika fikir değiştirilirse, bilinçaltı karmaşaya düşer. Kesin kararlar vermeyi öğrenmeliyiz. İnsana seçme hakkı verilmiştir. Kullanıp kullanmamak kendisine bağlıdır. Yanlış seçim yapmaktan korktuğumuz için, seçim yapmaya çekinirsek bilinçaltının eli kolu bağlanır, çıkmaza girer ve hiçbir şey başaramaz. Bilinçaltı, duygulara karşılık verir. Birçok emri duygularımızla veririz. Kararlılık da bir duygu meselesidir. Kendinizi huzursuz ve güvensiz hissetmekten vazgeçin. Her problemin bir çözümü olduğunu ve bu çözümleri, yanıtları bulunabileceğini bilin. Hayat, sabah kalktığımız andan gece uykuya dalıncaya kadar yaptığımız seçimlerden ibarettir. Yumurtayı nasıl yiyeceğimize, hangi kravatı takacağımıza, ne tip tavırlar takınacağımıza karar veririz. Gördüğümüz ve yaşadığımız her şey bu seçimlerin, kendimizle ilgili inançlarımızın sonucudur. KARAR VERME KONUSUNDA KENDİNİ - YÖNETME Ben kararlı bir insanım. İçimdeki bilgelik sayesinde akıllıca seçimler yapabilirim. İçimdeki zeka benim için doğru olanı bilir ve seçim yapmamda bana yol gösterir. Evrensel Akılda benim için mükemmel bir plan var, almak için aklımı açarsam bana verilecek. “Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir.” Bu bir yaşam yasasıdır. Kim olduğunuzun önemi yok. Yasa kişiler arasında ayırım yapmaz. Kim olduğunuzu, geçmişinizi, ulusunuzu veya ırkınızı dikkate almaz. Bilinç yoluyla işler. Bu yüzden kendinizle ilgili inanabildiğiniz her şey tecrübeniz olur. Gerçek refah içsel hakimiyetle başlar ki bu yaşamın her alanında zenginlik getir. Doğru hareketi ve tam bir doyumu içerir. O zaman aradığımız şey, içimizdeki Mutlak Gücün varlığının bilincinde olarak sahip olacağımız gerçek refah bilinci ve içsel hakimiyettir. Bu bilinci geliştirirken beş temel prensibi dikkate almamız gerekmektedir. 1- Allah’ın bize duyduğu sevgi kişiye, yere, şarta ve ortama bağlı değildir. 2- Kendi kendimize koyduğumuz sınırlamaları ortadan kaldırıp Sonsuzun bizde hüküm sürmesine izin vermek yine kendi elimizdedir. 3- Her insan sonsuzluğu kendi sözleriyle bireyleştirir. 4- Kural şudur; Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir. 5- Verdiğiniz ölçüde Hayattan geri alırsınız ; Hayatla bir bütünsünüz ZENGİNLİK PARA KAZANMA YETENEĞİNE Mİ BAĞLIDIR Zengin olmanın tek yolunun başkalarından para koparmak olduğuna inanan birçok insan vardır. Bu yanılgı bir anlamda hayatın kendisinden ayrı düşmektir ve tip insanlar tüm hayatlarını başkalarından aldıklarını koruyarak harcarlar. Ve bu onlar için bir yasa haline gelir. Ama hayat böyle değildir. Önce Allah’ın alemini ve onun doğruluğunu arayın ve her şey size verilecektir. her şeyden kasıt nedir ? Yiyecek, giyecek, barınak, ve insanın ihtiyaç duyduğu her şey. Yaşamın yasasını bir kez anladık mı her şey bilince bağlı bir düzende gelişir, iyiliğimiz için başkalarıyla yarışmak zorunda kalmayız. İyiliğimiz başkalarına bağlı değildir. Yasayı kullanmamıza bağlıdır. İnsanları sınırlayan ve zenginlikten mahrum kılan yanlış inanışlar şunlardır. 1- Zenginliğin şansa bağlı olduğuna inanmak yanlıştır. 2- Zenginlik yalnızca “para kazanma” yeteneğine bağlı değildir. 3- Zengin olmanın günahkarlık olduğunu düşünmek yanlıştır. 4- Cimriliğin erdem olduğunu düşünmek yanlıştır 5- Zengin bir hayat sürmenin gelecek için mal ve para depolamak olduğuna inanmak yanlıştır. 6- Zengin olmak için kötü olmanın şart olduğuna inanmak yanlıştır. Ppara aşkı tüm kötülüklerin kaynağıdır derler. Hayır, kötü olan para değil, parayı çok fazla sevmek onu tüm iyiliklerin kaynağından önde tutmaktır. Tutumlulukla cimrilik birbirine karıştırılmamalı. Kaybetme korkusu ve bu korkunun sonucu olan elindekini koruma isteği cimriliği doğurur. Kendimizi neye bağlarsak, ne olduğumuzu düşünürsek öyle oluruz. “Ben değersizim diye düşünmek” yerine “Ben sonsuz bir varlığım, Allah’ın sureti ve benzeriyim. Hayat en iyiye sahip olmamı istiyor ve bende bunu kabul ediyorum. Tüm iyiliklere sahip olmayı hak ediyorum” demeye başlayın. Başımıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki gösterdiğimiz önemli olan. Samanlık yanıyorsa yangını neyin başlattığının ne önemi var. Sorulması gereken soru “Yangını söndürmek için ne yapmalıyım. Kendimiz hakkındaki inancımız, kaderimizi belirler. Edison başarısızlığı kabullenmeyi reddetti. Ampulü çalıştırmak için binlerce yol denedikten sonra “Çalıştıramamanın binlerce yolunu keşfettik”,dedi. Bilinciniz, bilinen tecrübelerden ve inanmak istediği çeşitli fikirlerden yola çıkarak çıkarımsal mantık yürütme yapar. Öte yandan bilinçaltı tam tersine işler. Ona birşeyi gelecekte birgün başarmayı arzuladığınızı söylerseniz arzunuzun gerçekleşmesini hep gelecek bir zamana erteler. Direktiflerimizin yerine getirilmesi için şimdi kelimesi kullanılmalı ve direktifimiz “şimdi” için geçerli olmalı. İYİ BİR BELLEK İÇİN DÖRT İLKE 1- Dur- bak-dinle 2- Öğrenme süreci, fikirlerin birleştirilmesine bağlıdır. 3- Sizin için çalışmasını istiyorsanız belleğinize güvenin. 4- Kendini yönetme, kesin sonuçlar getiren kesin bir eylemdir. Birşeyi ezberlemenin en iyi yolu bir fikri diğeriyle birleştirmektir. Geçmişi belleğimizden silmek mümkün değildir, ama onunla barış yapabiliriz. Bilinçaltınıza sabah altıda kalkmak istediğinizi söylerseniz ve belleğinize inanıyor ve güveniyorsanız tam altıda uyanırsınız. Hatırlamak, hatırlayabilecek şeyin içimizde olduğuna inanmaktır. Hatırlayamam demekten vazgeçin. Hatırlamak istediğiniz herşeyi hatırlaya bilirsiniz. Okulda öğrendikleri şeyleri hatırlamakta güçlük çeken gençler, yıllar önce televizyonda seyrettikleri bir filmi kolayca hatırlayabilirler. Beş parasız, yalnız, sevilmeyen, dışlanmış bir insan olabilirsiniz. Endişe çözüm değildir. Her şeyi mümkün kılan Allah’a dönmek, ona yönelmek sorunu aşmaya yeter. Endişelenmekten vazgeçmenin üç yolu vardır. 1- Allah’ın orda olduğunu anlamak. 2- Olumlu düşünmeye çalışmak. 3- Yol gösterilmesi için dua ettikten sonra olumlu tavır takınmak Sonuç olarak, korkmuyorum, bu günü yaşıyorum, Allah’ın orada olduğunu bilerek her günü geldiği gibi karşılayacağım. Kaynak:Ufonet be
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Reenkarnasyon Reenkarnasyon, ölümden sonra ruhun, bir bedenden diğer bir bedene geçmesini kabul eden İslam dışı bir inanıştır. Arapça’da bu inanışa “tenasüh, tecessüm ve hulûl” denir. Türkçe’de “ruh göçü” olarak adlandırılmaktadır. Bu inanç, Hinduizmden doğmuştur.Tenasüh inancında manevi mükafat veya ceza, yapılan kötülük veya iyiliğin karşılığı olarak ruhun bir hayvan veya insan cesedine girerek alçalması veya yükselmesidir.Bedenler ruhların kalıpları gibidir, ruh güya kalıptan kalıba, bedenden bedene göç etmektedir.İslam bu inanışı temelden reddeder ve ortaya koyduğu imtihan prensibiyle her ruhun, bir bedenle bu dünya imtihanını verdiğini ifade eder. Reenkarnasyon inancı tevhidin düşmanıdır.Kur’an, inançsızların yeniden dünyaya gelebilmek için yalvaracaklarını;ama reddedileceklerini belirtir: “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, “Rabb’im, der, lütfen beni geri gönder. Ta ki,boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise yeniden dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Mü’minûn, 99-100) Bakara sûresinin 28. âyetinde insanlara "cansız nesneler" (lafzî anlamıyla "ölüler") iken hayat verildiği, sonra yine öldürülüp tekrar diriltilecekleri bildirilmiştir. "Ölüler iken diriltilme" ifadesi bazı kimselerin aklına, ilk ölü olma halinden önce de bir hayatın bulunması gerektiği düşüncesini getirmiştir. Buradan da insanların defalarca ölüp başka bir bedende yeniden dünyaya geldikleri (Reenkarnasyon, tenâsüh) inancı ortaya çıkmıştır. Bu inancı, Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadislerden çıkarmak ve delillendirmek mümkün değildir. Çünkü bir başka âyette "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin, biz de günahlarımız itiraf ettik, buradan çıkmanın bir yolu yok mu dediler" buyurulumuştur (Mü'min 40/11). "Kur'an âyetleri birbirini açıklar" kaidesinden hareket ederek 28. âyeti ele alırsak bunu, "peş peşe defalarca ölüp her defasında bir başka bedende dünyaya gelme, dirilme" şeklinde anlamamız tutarlı olmaz. 40/11. âyete göre "Ölmek de iki keredir, dirilmek de iki keredir." İki âyeti, aynı olayın iki ayrı yönden açıklanması olarak aldığımızda şu mâna ortaya çıkar: İnsanlar yaratılmadan, doğmadan önce yokturlar ve bu bakımdan ölü gibidirler, önce bu ölülere (yoklara) varlık ve hayat verilmiştir; "Bu, birinci diriltmedir." Sonra dünya hayatını tamamlayanlar birinci ölümü tatmışlardır, bütün dünya insanlarının ve dünyanın ömürleri sona erip kıyamet kopunca yeryüzünde canlı kalmamıştır. Arkadan sûra üflenmiş ve bütün insanlar yeniden diriltilmişler, âhiret hayatına başlamışlardır; "Bu da ikinci diriltmedir". Özetleyecek olursak insanlar yok iken var edilmişler, sonra dünyada bir kere ölmüşler, kıyametten sonra da ikinci kez hayata gelmişlerdir; iki ölüm ve iki dirilme bundan ibarettir. İkinci âyete göre "Yaşayan insanın iki kere ölmesi ve her iki ölümden sonra da birer kere dirilmesi gerekir, yukarıdaki açıklama buna tam olarak uygun düşmüyor" denilecek olursa; şöyle açıklama yapmak da mümkündür: Yaşayan insan eceli gelince ölmüştür, kabirde dirilmiştir, ilk sorgudan sonra tekrar ölmüş ve kıyametten sonra tekrar dirilmiştir. Yok iken yaratılma ve can vermeye "ölü iken diriltme" demek mecazi olduğu için gerçek mânada (hakikat mânasında) iki kere ölme ve dirilme olayı da Mü'min sûresindeki âyette açıklanmış olmaktadır. Ölmek ve dirilmekle ilgili âyetler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, ölmenin iki ve dirilmenin de iki kereden ibaret olması sonucu değişmez. Bu vâka da Reenkarnasyon inancına ters düşer, onun asıl olmadığını ortaya koyar. Ayrıca birçok âyet ve hadisin açıkladığı "insanın yaratılma amacı, dünya hayatının sebebi ve hikmeti, ölümden sonra dirilerek dünyada hak edilene göre mükâfat veya ceza görme gerçeği, insan nefsinin terbiye edilerek kâmil insanın olgun nefsi haline gelebilmesi için gösterilen yollar ve çareler...", yeniden bedenlenme inancının İslâm'a aykırı olduğunun kesin kanıtlardır. Yeniden bedenlenmenin aklî ve ilmî hiçbir delili yoktur. Dünyada yaşayan 6 milyar insanın, daha önce gelip bir başka bedende yaşadıklarına dair bir bilgi ve şuurlar mevcut değildir. Bu kesin gerçekler karşısında bazı insanların hipnoz veya telkin altında, geçmişlerine aitmiş gibi bazı bilgiler vermelerinin başka açıklamalar olmalıdır; nitekim kolektif şuur, rüya benzeri görüntüler, cinlerle temas, hâfızanın oyunları gibi nazariyelerle bu tür açıklamalar yapılmaktadır. Dün akşam (13-7-2003) bir tv tartışmasında, branşı tıp veya parapsikoloji olmayan ama herşeyden dem vuran bir ilahiyatçı bir çeşit Reenkarnasyonu, hem de Kur'an'a dayanarak savunurken bunu bilimin de kabul ettiğini söylemiş, arkasından konuşan iki uzman ise bu iddiayı yanlışlamış, reenkarnasyonun bir çeşit hastalık olduğunu, kişilik karışmasının ortaya çıktığını ve her gün birçok reenkarne olmuş "hastayı" tedavi ettiklerini ifade etmişlerdir. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Uzman psikiyatrist Dr. İlhan Yargıç da bir makalesinde şunu söylemektedir. "Hipnoz altında hiçbir yönlendirme olmaksızın ya da uyanırken kendiliğinden ortaya çıkan kimlik değişiklikleri yani kişinin kendisini farklı birisi olarak tanıtması dissosiyatif bozukluk adı verilen psikiyatrik rahatsızlığın belirtisidir. Bu hastalığın en şiddetli biçimine çoğul kişilik (dissosiyatif kimlik bozukluğu) denilir ve hasta farklı zamanlarda farklı kimliklere bürünür, bu kimlikler birbirinden kısmen habersizdir."
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Sol Elini Kullananlar Daha mı Zeki Oluyordur? Sol elini kullanan kişilerin daha zeki olduklarına dair bugüne değin pek çok şey yazılıp çizildi. Bilim dünyasındaki tartışmalarda konuyla ilgili iki güçlü varsayımdan ilki "bilişsel kalabalık kuramı". Biliyoruz ki beynin sol yarım küresi dil ve sözel becerilerde baskınken, sağ yarım küresi daha çok matematiksel ve uzamsal (mekânsal) becerilerde söz sahibi. Sol el hareketlerini beynin sağ küresinin, sağ el hareketlerini ise sol küresinin yönettiğini düşünecek olursak bilişsel kalabalık kuramı solakların uzamsal ve matematiksel becerilerde daha düşük performans göstermelerini öngörüyor. Çünkü bu yetenekleri kontrol eden sağ yarım küre aynı zamanda sol el hareketlerinin de yönetildiği merkez. Yani etkinliği ikiye bölünmüş oluyor. Oysa sağ elini kullananların el hareketlerini sol yarım küre yönetiyor ve sağ yarım kürenin özelleştiği matematiksel yeteneklerde daha başarılı oluyorlar. İkinci varsayımsa her iki elini de kullanabilenlerin matematiksel becerilerinin daha yüksek olduğunu, çünkü matematiğin sol (dilsel) ve sağ (mekânsal) yarım küreler arasındaki etkileşimi gerektirdiğini söylüyor. Her iki eli kullanabilme becerisininse genelde solaklarda olduğuna dikkat çekerek, solakların matematiksel becerilerinin daha güçlü olduğunu savunuyor. Araştırmaların çoğu ikinci kuramı, yani solakların matematiksel becerilerde daha başarılı olduklarını desteklemekte. Ancak yine de konu hakkında ortaya atılan her bulgu daha fazla araştırmaya gereksinim duyulduğunu vurgulamaya devam ediyor. Kaynak: Tübitak
__________________ Sadece güLüp geçiyorum öL ya da öLdür yaşamın kanunu ßu güzeL şeyler zamanLa harika şeyler ßi anda gerçekleşir ... herşeyi gerçek sanıp inanmayın...! "gerçek " dedigimiz sadece 6 harfli ßi kelimedir SöyLeyecek sözün oLmayabilir ama önemli degil çünkü boş konuşmaktan iyidir yaZmaktan yorulduğundan yapman gereken tek şey sadece SİLMEKtir... …Çok zor soru değil bu hadi çöz ver… |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Bitkisel ve Hayvansal Psisizm A. Bitkisel Psisizm Bitkilerdeki psisik fenomenler bütününü ifade eden bir terimdir. Bitkiler üzerinde 1960’larda baslayan parapsikolojik arastirmalar, bitkilerin, çevrelerindeki insanlarin heyecan ve düsüncelerine duyarli olduklarini, kendilerinin de heyecan ve bir tür bellege sahip olduklarini ve insanlarla iletisim kurabilmelerini saglayacak birtakim güçleri bulundugunu ortaya koymustur. Bitkilerdeki psisik algilamanin saptanmasi konusundaki çalismalara en büyük katkiyi, yalan makinesi bulusuyla taninan ABD’LÝ arastirmaci Cleve Backster yapmistir. Backster, yalan makinesinin elektrotlarini bagladigi bitkilerle yaptigi deneylerde, makinenin ibresinin insanlarin heyecan halleri sirasinda çizdigi çizgilere benzer çizgiler çizdigini saptamistir. Örnegin, bir tehdit veya yasamsal tehlike karsisindaki insan ve bitkinin heyecan halleri için, ibre ayni zikzaklari çizmektedir. Uluslararasi Ýs Makineleri Kurumu’nun arastirma kimyageri Marcel Vogel, sifacilardan Ambrose ve Olga Worrell ve kimi Rus bilim adamlarinin bitkisel psisizmin kesfine önemli katkilari olmustur. Bitkilerdeki normal yasam etkinlikleri ve psisik fenomenler hakkinda yapilan parapsikolojik incelemelerin sonuçlari söyle siralanabilir: 1-Bitkilerde bitkilere özgü bir tür algilama vardir. Ýnsanlarin heyecan ve düsüncelerine duyarlidir. Sahipleriyle, aralarinda yüzlerce kilometre uzaklik olsa da, psisik ir |