![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Blogs | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Duyuru |
| Eğitim, Öğretim Genel Bilgiye ulaşabilmek için aşılması gereken yollara ışık tutan, harita niteliğinde bir bölüm. Alt bölümlerde her türlü eğitim sorunuza cevap arayabilir veya mevcut soruları cevaplayabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Yıldızın Beş Köşeli Çizilmesi Sembolizm bir düşüncenin, olayın veya gözlemin şekillerle ifade edilmesidir. Sembollere tarihin her devrinde rastlanılır. Bir sembole yüklenen anlam yıllarca değerini kaybetmez, onu gören insanda derhal çağrışım yaptırır. Tarih içinde aynı sembole gerçeğinden farklı anlamların yüklendiği durumlar da olmuştur. Bu nedenle sembollerin anlamlarını incelerken gerçek kökenine inebilmek çok önemlidir. Sembollere farklı anlam yüklemenin tarihteki en iyi örneği gamalı haçta (swastika) görülür. Gamalı haç sembolü çok eski zamanlardan beri Batı Avrupa'dan Hindistan'a hatta Çin'e kadar birçok ülke, din ve kültürde kullanılmıştır. Gamalı haçın tarih içinde sembolize ettiği anlam 'yeniden canlanma' ve 'refah'tır. Hitler ise gamalı haçı faşizmin yeniden canlanmasının simgesi olarak kullanmıştır. O tarihe kadar dünyada pozitif bir anlam taşıyan gamalı haç Hitler ile birlikte dünyanın üzerine çökmüş bir kabusun simgesi haline gelmiştir. İnsanların ihtiraslarını, yükselme hırslarını, gururlarını, ideallerini ve niyetlerini en iyi ve yaygın bir biçimde ifade eden sembol yıldızdır. İnsanın yaşadığı her yerde ve her devirde yıldız figürüne rastlanılır. Güneş ve Ay'a göre çok uzakta olmaları, ulaşılmaz ve dokunulmaz görüntüleri onları erişilebilecek en üst noktanın sembolü haline getirmiştir. Günümüzde yıldızlar hakkında epey bir bilgiye sahibiz. Şekillerinin küresel olduğunu, bizden uzaklıklarını, ısı ve ışık yayan dev bir termonükleer fırın olduklarını, gezegenimize hayat veren Güneş'in de onlardan biri olduğunu biliyoruz ama yine de köşeli yıldız figürleri, şiddetli arzularımızın sembolü olarak yaşadığımız her yeri süslemeye devam ediyor. Yıldızlar tarih boyunca 4, 5, 6, 7, 8 hatta daha fazla sayıda köşeli olarak çizilmişlerdir. Günümüzde çok popüler olan beş köşeli yıldızın kökeninin Akdeniz ve Ortadoğu uygarlıkları olduğu sanılıyor. Eski Mısır resim ve hiyerogliflerinde uçları biraz daha uzun, deniz yıldızına benzer yıldız figürlerine sıkça rastlanır. Eski toplumlarda yıldızların sihirli güçlere sahip olduklarına inanılıyordu. Bu güçlerin en önemlileri insanları tehlikelere karşı koruma gücü ile kaderlerini etkileme güçleriydi. İnsanları koruduklarına dair olan inançta, denizcilerin geceleri yollarım yıldızlara bakarak bulmalarının etkisi büyüktür. Yıldız figürü insanları koruma sembolü olarak günümüzde bile polislerin göğüslerindeki amblemde vardır. Yıldızların insanların kaderlerini etkilediklerine olan inanç ise astroloji veya yıldız falı adı altında gittikçe yaygınlaşıyor. Eski Mısırlılar insan ruhunun, yaradılışın temel taşları saydıkları, ateş, toprak, hava ve su gibi dört öğeden oluştuğuna, insan öldükten sonra ruhunun yıldız haline geldiğine inanırlarmış. Mısırlıların hiyeroglif yazılarında ruhu temsil eden işaret, bir başı, iki kolu ve iki bacağı olan çizgisel bir figürdür. Kollar ve bacaklar dört temel öğeyi, baş ise insan ruhunu temsil eder. Bu şekil taşa oyulduğunda ya da bir yere çizildiğinde beş köşeli bir yıldız gibi görünür. Daha sonraları diğer kültürlerin de gökyüzündeki yıldızları beş köşeli olarak çizmelerinin sebebinin Mısırlılar'dan etkilenmeleri olduğu sanılıyor. Eski Yunan medeniyetinde ise işin içine bir de beş sayısının ve beşgen şeklinin taşıdığı gizem giriyor. Beş sayısı yani 'pen-tad' biri dişi diğeri erkek olan iki (duad) ve üç (triad) sayılarının birleşmesinden oluşuyor. Beş noktanın birleşmesi pentagonu meydana getiriyor. Beş köşeli yıldızın köşelerinin birleşmesinden ortaya çıkan pentagona Pisagor beş 'A' harfinin birleşmesinden de oluştuğu için '5A' anlamında 'pentalpha' diyordu. Beş köşeli yıldız Yunanlılar'da, insan ruhunun yanı sıra temizliğin, saflığın, fazilet ve iyi ahlakın da sembolü olmuştu. Her sembolde olduğu gibi yıldız sembolüne de tarih boyunca farklı anlamlar yüklenildi. Kelt rahiplerinde cadının ayak izi, Ortadoğu'da cinlerin haçı, Druitlerde Tanrı sembolü oldu. Hz. Süleyman'ın mührü diye de anıldı. Beş köşesini Museviler Hz. Musa'nın beş kitabının, Müslümanlar İslam'ın beş farzının simgesi olarak gördüler. Beş köşeli yıldızın popülerliği arttıkça üzerine yüklenen anlamlar da arttı. Amerika kıtasındaki uygarlıklar ise Avrupalı-lar'la karşılaşıncaya kadar beş köşeli yıldızı bilmediler sadece dört köşeli yıldız figürünü kullandılar. Günümüzde ABD bayrağındaki yıldızlar niçin kıtalarının yerlilerininki gibi dört köşeli değil diye tartışma açanlar bile var. Tek Tanrılı dinlerde ve modern toplumlarda hep olumlu anlamları ile kullanılan beş köşeli yıldız figürü de gamalı haçın kaderinden kurtulamadı. İki toplumsal grup, komünistler ve satanistler bu sembolü baş aşağı ederek kendilerine mal ettiler. Tek köşesi yukarda şekli ile birçok ülkenin bayrağında yer alan ve ideallerinin kutsal sembolü olan yıldız figürü, iki köşesi yukarda bir köşesi aşağıda olacak şekilde ve etrafına bir çember çizilerek şeytanın simgesi olarak da kullanılmaya başlandı. Kızılordunun 'kızıl yıldız' adıyla her yerde kullandığı ters yıldızın ise ihtilalden sonra kiliseye bir tavır olarak benimsendiği sanılıyor. Ancak, tüm bunların yanında yıldızın beş köşeli olarak çizilmesinin ana nedeni, çocuklar tarafından kalem hiç kaldırılmadan, başlanılan noktaya gelinecek şekilde kolayca çizilebilmesi olsa gerek.
__________________ ![]() Kendine iyi bak deme ..denmez saçma... Kendime bakarım elbet sen hiç korkma Kendine kalıyor insan eninde sonunda Sen bize iyi bak Allah'ım sevdalı kullarına... Hakkımda bilgin yoksa ... Fikrinde olmasın .. ! ♥ ¢αитαиєм♥ |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Biyoritm Nedir? Neredeyse bütün ana bilim dallarının babası sayılan Pisagor'dan beri insanlar kafalarını sayılara takmış durumdalar. Asırlar boyu sayıların arkasında yatan gizemi keşfetmeye çalışan insanlar, onların insan hayatındaki rollerini biraz abartmışlardır. Sayıları kullanarak insan karakterini yorumlama, gelecekle ilgili kehanetlerde bulunma çabaları o hale gelmiştir ki günümüzde kutsal kitaplarda bile gizli mesajlar, şifreler aranmaktadır. Bu konuda dünyayı etkisi altına alabilmiş en ünlü kişi bir kulak-burun-boğaz uzmanı olan doktor Wilhelm Fliess'tir (1858-1928). Psikanaliz ve cinsiyetle ilgili her taşın altından çıkan Sigmund Freud'un da yakın arkadaşı olan Dr. Fliess'e göre her insanda aslında iki cinsten de parçalar vardır. İnsanın içindeki erkek bileşenin etkinliği 23, dişi bileşenin etkinliği ise 28 günlük fasılalarla, sıfırdan başlayıp en yükseğe, sonra tekrar sıfıra salınır dururlar. Dr. Fliess'in teorisine göre bu salınımlar insanın dünyaya geliş günü başlıyorlar, ölene kadar sürüyorlar ve yaşamım etkiliyorlar. Bu basit ve masum görünen kuram günümüzde ilgi uyandıran, geniş kabul gören ve son derece ciddiye alınan bir konu haline gelmiştir. Dr. Fliess bu kuramın içine ana etken olarak burun mukozasını yani burunun içini kaplayan dokuyu da koyuyor. Burunun içindeki dokuda oluşabilecek bir hasar ile insanların cinsel ve psikolojik bozukluklarını ilişkilendiriyor. Bu hususlarda şikayeti olanları önce burunlarının içine bakarak muayene ediyor. Gerektiğinde burun içindeki hassas noktalara kokain uygulayarak tedaviyi gerçekleştiriyor. Bu arada Dr. Fliess'in teorisini destekleyen olaylar da olur. Yakın arkadaşı Freud ona 51 yaşında öleceğini hissettiğini söyler. 51 sayısı Fliess'in gizemli 23 ve 28 sayılarının toplamıdır. Ona göre 51 yaş insanın en kritik yaşıdır. Zaten Ay da dünyanın etrafında 28 günde dönmekte, Güneş'teki lekeler 23 yılda bir ortaya çıkmaktadırlar. 1928'lere gelindiğinde Almanya'da '23-28' mezhebi iyice taraftar bulur. Artık önemli hastalıkların, ölümlerin hep belirli günlerde ortaya çıktıklarına olan inanış gittikçe artar. Hatta bazı hastanelerde ameliyatlar için uygun günler bu tarihler hesaplanarak saptanır. Bu mezhebe mensup kişiler, 23 ve 28 günlük dönemlere, 'zihinsel dönem' adı altında 33 günlük bir dönem daha ilave ederler. Onlara göre, 23 günlük erkek ağırlıklı salınım, fiziksel güç, dayanıklılık ve kendine güveni, 28 günlük dişi salınım, duygusallık, yaratıcılık, sevecenlik ve önseziyi, sonradan ilave edilen 33 günlük zihinsel salınım da zeka, bellek gücü ve dikkat gibi davranışları denetlemektedir. İşte buna günümüzde 'biyoritm' deniliyor. Okyanus aşırı uçan jet yolcu uçaklarının pilotlarının atanmasında bile biyoritmlerinin göz önüne alındığını söylersek konunun ne derece ciddiye alındığı herhalde anlaşılır. İnsanların biyoritm dalgalarını kafadan hesaplamak biraz zor, hele artık yıllar için muhakkak kağıt-kalem kullanmak gerekiyor. Ancak bu konuda doğum tarihinizi verdiğiniz an sonucu grafiklerle ortaya koyan, internet sayfalarında rastlayabileceğiniz birçok program var.
__________________ ![]() Kendine iyi bak deme ..denmez saçma... Kendime bakarım elbet sen hiç korkma Kendine kalıyor insan eninde sonunda Sen bize iyi bak Allah'ım sevdalı kullarına... Hakkımda bilgin yoksa ... Fikrinde olmasın .. ! ♥ ¢αитαиєм♥ |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Parapsikoloji ve Zaman Kavramı Sağlıklı sıradan basit bir insanın rüyasında veya zamanın herhangi bir vaktinde biranda kendini olanaksız bir deneyimin içinde bulur. Deneyim sahibi genellikle sarsılır. Şaşkınlık içerisinde kalır,ve kısa sürede normale döner. Olay daha sonra toplumsal inançta ebeveynler tarafından benzer olay yaşamış kişilerin anlatımlarıyla benzerlikleri belirtilerek bir gerçekliğe bağlanır. Ve olay unutulur. Kültürlerde hassas kişiler diye anılan ve saygı gösterilen kişiler bu deneyimlerini çok sık yaşadıkları için bu özellikleri ile birlikte yaşam sürmeye ya alışırlar yada bastırmaya çalışırlar. Bu konu da otorite boşluğu ve bilimsel alt yapının oluşmayışı çoğu zaman hassas kişiyi derin psikolojik sorunlar veya çıkar sağlayabilmek için ekonomik kaygılara sürükler. Ülkemizde bir çok örneği vardır. Sevgi Çağıl;18 Aralık 1927 doğumlu Yaşamının tamamı spirütüel çalışmalarla geçmiş şu an yorgun ve kırgın bir dost. Türk metafiziğinin büyük üstadı Dr.Bedri Ruhselman ın doğuş medyumu tanımlaması yaptığı bir kişi. Kendi ifadelerini aktarıyorum: “Medyumlar genellikle bilinmeyenleri haber veren kişiler olarak düşünülürler. Bu doğru değildir. Medyomda sıradan bir insan oda öfkelenir sevinir kızar yani insandır ancak ruhsal irtibata geçtiği an bilgi noktasını bulabilen ve o bilgi kanalından iletişim yapabilen bir kimsedir sadece o an farklıdır.” “Kendisindeki bu özelliğin onu gururlandırmaya hakkı yoktur. 5-6 yaşımdan beri sevdiğim insanların etrafında renkli ışıklar görüyorum,Fakat benim gördüklerimi başka insanlar görmüyordu ..Önceleri buna çok üzülüyordum. Bana birisinin sevgi duyduğunu renklerinden anlıyordum. Hasta bir insanda renkleri göremiyor ve Anneanneme bu ölecek dediğimde ölüyordu O zamanlar bu kız cinlere karıştı deyip çeşitli hocalara götürdüler ve bir yığın muska taktılar.” “Olaylar bir birini izledi olacak olayları önceden bilebiliyordum. Daha sonraları bayılmalar başladı. Doktorlar kalbi arızalı dediler. Ama bu bayılmalar bende zevk halini almaya başladı. Önce bedenimi tatal bir uyuşukluk sarıyor daha sonra ruhsal enerjimle istediğim yere gidebiliyordum. Bunu oyun haline getirmiştim.” “Bir Ankara kışında annem geceliğimi ve ayaklarımı çamur içinde buldu halbuki sokağa çıkmamıştım. Babamın öleceğini gördüm. O dönemler Abdülbaki Gökpınarlının evine giderdik. Oraya Ahmet Kutsi Tecer, Burhan Toprak Adnan Saygun beyler gelirdi. O sırada, Abdülbaki Bey Yunus Emre Divanını yazıyordu.Hepsi otururlar,tartışırlar konuşurlardı .Ben bazen lafa karışır o şiir onun değil ,bu Yunus un değil gibi laflar ederdim.Söylediklerimde her zaman doğru çıkardı. Ankara metafizik cemiyetini biz kurduk bu cemiyette Baha Soysal, İzzet Akçal, Zahit Çandarlı, Erol Sayan,İsmail Hakkı Ketenoğlu gibi tanınmış insanlar vardı.. Sene 1951 bu 30 yıl süresince Esrar-ı Sır adlı 3 ciltlik kitap yazdık .” Sevgi Çağıl bu trans celseleri sırasında Parapsikoloji apor denen yoktan maddeler var edebildiğini anlatıyor .kendisinin trans sırasında ellerinde su ,kül,heykelcikler oluştuğunu biliyorum. Hindistan’da Sai Baba nın oluşturduğu tezahürleri oluşturabilecek PK enerjisinin Yoğunlu bedeninde bir takım radyooaktif yanık benzeri açıklanamayan izlerin oluşmasına sebep olmuş. Kendisini yakın tanıma fırsatı bulduğum ve benimle görüştüğü için ona teşekkürlerimi sunuyorum. Mütevazi bir yaşam tarzı ve yanlış anlaşılmaların kendisini üzdüğünü gördüm.Bu fenomenlerin suistimal edildiğini televizyon ve basında gördükçe susmayı tercih etmesi Ülkemiz parapsikoloji bilimi için büyük bir kayıptır. Dr. Ferhan ERKEY Türk spiritüel çalışmalarının , Dr.Bedri Ruhselman gibi Akademik platforma taşınması için zamanının tüm dinamizmini bu alanda harcamıştır.1921 Afyon doğumlu olan araştırmacı çocukluğundan itibaren bir çok paranormal fenomen yaşamıştır. Yaşamının geçtiği Ankara da İzmir Caddesi Kocabeyoğlu Apt. da her Salı ve Cuma, halka açık konferanslarla ve ruhsal celselerle başlayan çalışmalar 1960 lı yılardan bahsediyoruz dönemin devlet ilgililerinin ilgi odağı olmuştur. Celselerinde o dönemin devlet bakanı Kemal Satır Nüvit Yetkin,içişleri bakanı Orhan Öztrak çok kez bulunmuşlardır. İsmet İnönü ile 27 mayıs ihtilali ile trans sırasında alınan gelecek ile ilgili olayların görüştüğünü bildirmektedir. Erdal İnönü ve kızı özden in seanslardan korktuğunu da bildirmiştir. Bütün bu yakın ilişkiler ve Türk psikiatri tıbbının önde gelen isimlerinden rahmetli Prof.Dr Recep Doksat ve Prof Dr.Şerif Şankal’ın beraberce bakanlığa sundukları bilimsel araştırma projeleri Dr.Ruhselman’dan sonra bir kez daha kabul görmemiştir. Yaşamı yüzlerce paranormal olayla geçen sayın Erkey in ruhsal bir celsesinde trans halindeki sujenin çizdiği ve ruhsal bir varlık tarafından çizildiği belirtilen Meryem Ana resmi İzmir Efesteki Meryem Ana kilisesinde bulunmaktadır. Hıristiyan yetkililerce çok beğenilen bu resim ilgilenenlerin dikkatine sunulur. Dr. Bedri RUHSELMAN Türk metapsişik ve metafizik cemiyetinin babası ve çalışmalarını kendi yılmaz gayretleri içerisinde bilimsel eserler halinde toparlayan ve dünyadaki klasik spirutüalizm çalışmalarını neo-spırütüalizme getiren ve her türlü bilimsel çalışmaya açık olan bir anadolu misyoneridir. Çalışmaları “RUH ve KAİNAT” adlı eserde bugünkü Parapsikoloji biliminin ilk tohumlarıdır. İnsana ve bilinmeyen kapıya cesurca ve bilimsellikteki şüphe fenomeninden hiç şaşmadan yürüyen Ruhselman ülkemizde bu konularla ilgilenen insanların çalışma rehberi olmuştur. Ve onun oluşturduğu ekol hep şüpheden ve bilimsellikten yana olacaktır. Çalışmalarını açık yüreklilikle savunan Ruhselmandan sayfalarca bahsetmek mümkündür.
__________________ ![]() Kendine iyi bak deme ..denmez saçma... Kendime bakarım elbet sen hiç korkma Kendine kalıyor insan eninde sonunda Sen bize iyi bak Allah'ım sevdalı kullarına... Hakkımda bilgin yoksa ... Fikrinde olmasın .. ! ♥ ¢αитαиєм♥ |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji HİPNOZ Nedir? Ne İşe Yarar? Hipnotizma, bilinenin aksine aslında düşünceyle beden arasında ilişkinin gevşemesi, düşüncenin pozitif bir düzeye yönelmesi veya negatif enerjinin temizlenmesi olarak düşünülmelidir. Trans bütün bir etkidir, o anda yalan söylenemez; yardım edilmeden uyanamayacağınız bir haldir hatta umutlarınız, hayalleriniz gerçekmişçesine sizi mutlu ederler. Hipnotizma, kişinin kendisine yardım etmesine yararlı olabilir. ![]() Daha öteye gitmeden evvel, hatırlatmakta yarar var; yukarda hipnotizmayı gevşeme yöntemi olarak düşünün demiştik ama sakın orada kalmayın. Hipnoz altında inanılmaz bir gücün size temas ettiğini hissedeceksiniz, ister inanın ister inanmayın ama bu güç sizin bilinçaltı gücünüzdür. Bilinçaltınız bedeninizin her parçasında nelerin olduğunu, neyin gerektiğini bilmektedir, günün her anında sizi negatif etkilerden olabildiğince korur. Örneğin yüksek gerilim anlarında, kalp atışlarınızı yavaşlatır, ayrıca egonuz hakkında bilmeniz gereken herşeyle ilgili bilgiyi depolar, işte bu bilgiyi hipnoz altında öğrenmeniz mümkündür ama eğer hipnoz seansı uzman bir psikolog tarafından yapılıyorsa; spiritüel amaçlarla veya önceki yaşam merakıyla yapılan hipnoz gösterilerinin ise, sözünü ettiğimiz yararla hiç ilgisi yoktur. Örneğin, "Qujira Board" denen ruh çağırma tahtalarında ya da fincan celselerinde yaşananların yani alınan doğru cevapların ardında bir ruh değil, sadece bilinçaltınız vardır, şaşıracaksınız ama sarkaç etkisini dahi bilinçaltının yönettiği belirlenmiştir. Şimdi bir deney yapalım; * Bir rondela veya küçük bir halka alın (Bu alyansınız da olasilir.) bir ipe ya da kuşağa bağlayın ve dirseğinizle bileğinizin arasına bağlayın. * Sonra bir sayfa kağıt alın, ortasına büyük bir daire çizin ve merkezine bir (+) yaptıktan sonra kağıdı masaya koyun. * Kolunuzu kağıdın üstüne getirin ve ipe bağlı halka veya yüzüğün tam (+) işaretinin üzerine gelmesine dikkat edin ve kolunuzu hafifçe oynatarak halkayı sağa sola sallamaya başlayın. * Size doğru sallanmasını "evet" olarak, sağa sola sallanmasını "hayır", saat yönünde dönmesini "bilmiyorum", saat yönünün tersine dönmesini ise "Söylemek istemiyorum" olarak kabul edin. * Şimd yine ipe bağlı halkanın (+) işaretinin üzerinde olmasına dikkat edin ve kendinize bir soru sorun ve halkanın sallanmasını bekleyin. İnanmayacaksınız ama kolunuzdaki ipe bağlı halkanın yukarda ettiğiniz kabuller doğrultusunda sallanmaya başlayacağını göreceksiniz. * Ama dikkat! Sakın çaba göstermeyin ve zorlanmayın, halkayı tamamiyle serbest bırakın ve olabildiğince gevşeyin... Eğer siz çabalamazsanız, halka size cevap verecektir. Hipnoza özenmeli miyiz? Bilinçaltının sizinle nasıl konuştuğu hakkında sanırız fikriniz oldu. Şimdi hipnoza doğru giderken size rehber olalım ama dikkat edin çünkü sizlere birisini hipnoz etmeyi asla önermiyoruz, bu yasaktır ve ancak tıp öğrenimi görmüş uzmanlar için geçerlidir zira çok tehlikeli olabilir. Şimdi devam edebiliriz; önce hipnoz edilecek kişi oturur veya yatar durumda rahat olmalıdır sonra iyice gevşemelidir. Bu durumu asla bozmamalı yani ara vermemelidir. Aynı anda hipnozcu, yakın mesafeden yumuşak ve monoton bir sesle sakinleştirici, gevşetici sözcükler söyler ama bu ses asla emredici olmamalıdır. Eğer bunu yakın bir yerde yanan bir mum ışığında yaparsanız daha etkili olabilir. Şimdi hipnoz edilenin ne yapması gerekeceğini belirtelim; "Gözleriniz kapanıyor..." Burnunuzdan derin bir nefes alın ve sekize kadar sayıncaya kadar tutun. Ağzınızdan verin ama yavaşça ve tüm ciğerlerinizdeki havayı boşaltmak kaydıyla. Gerilmiş bütün kaslarınızı gevşetmeye başlayın ve bunu yaparken ondan bire doğru sayın. Sayarken kaslarınızın gevşediğini hissetmeye gayret edin, artık kendinizi çok daha gevşemiş hissedeceksiniz. Mum ışığından gözlerinizi ayırmayın ve her nefesinizle dakikalar geçerken gevşediğinizi daha çok hissetmeye devam edin. Huzur ve boşalmanın fittikçe arttığını hissederken, mumun ışığının gittikçe daha parlak ve barış dolu olduğunu göreceksiniz. Bakmaya devam ederken, 100´den geriye doğru saymaya başlayın, her sayıda daha gevşeyecek, iyice dalgınlaşacaksınız. Her on sayıyı aştığınızda, hipnozcunun yine o yumuşak ve barış dolu sesle size; "Gözleriniz yavaş yavaş kapanıyor." dediğini duyacaksınız, bunun hissedin asla gözlerinizi kendiniz kapatmaya kalkışmayın ve de direnmeyin, tamamen kendiliğinden kapanmasına izin verin. Eğer sayma bittiğinde gözleriniz hala açıksa, hipnozcunuz yeniden ama bu kez 50´den başlayarak geriye saymaya başlayacak ve sürekli "Gözleriniz kapanıyor" diyecektir. Gözleriniz kapandıktan sonra geçen her anda daha derin, huzur dolu ve çok sakin olacaksınız ve hatta kendinizi ağırlıksız hissedeceksiniz. Hafiflik ve hoşluk duygusu sizi öylesine sarmalı ki, kendinizi çok mutlu hissetmelisiniz. "Siz bir bulutsunuz..." Şimdi kendinizi bir bulut olarak tasavvur edin, barış içindesiniz, çok hafif bir meltem sizi okşuyor, ayak parmaklarınızın ucunda minicik bir kıpırtı hissediyor, bu küçücük kıpırtı yukarıya doğru yayılırken ısınıyor ve ılık bir dalganın içinde daha çok gevşiyorsunuz. Yumuşacık bulut bedeninizi sarıyor ve bütünleşiyorsunuz artık siz de bir bulut yapısındasınız. Sonsuz bir barış efektini hücrelerinizde hissediyorsunuz, o minicik kıpırtı artık bacaklarınızdan yukarıya yayılıyor. Isı artarken, etki gücü de artıyor. Nefesiniz iyice yavaşladı, kıpırtı ve ısının artık kollarınızdan omuzlarınıza yayıldığını hissediyorsunuz. Şimdi yüzünüzde ve başınızı sarıyor; çeneniz, boynunuz, yüz kaslarınız o muhteşem ılıklığın ve etkinin altında. Sıkıntılarınız ve sizi üzen şeyler bir şamandıra gibi sizden yüzerek mavi göğe doğru uzaklaşıyorlar, artık sorumluluk duymuyor ve uyumaya başlıyorsunuz. Ve sizi izleyen yumuşacık sesten hiç ayrılmıyor, konsantrasyonunuzu hiç yitirmiyor, başka bir ses duymuyorsunuz. Duyduğunuz sesleri dahi rahatlatıcı olarak kabul ediyorsunuz, onları birer iç çekmesi gibi kabul ediyor ve özelliksiz kabulleniyorsunuz. Şimdi izleyin; "Yarın daha iyi, daha mutlu olacağım." Konuşma sürüyor; "Bir koridordasınız, koridor çok hoş ve barış dolu, ondan bire doğru sayıyorum ve koridorun içine doğru ilerliyorsunuz. Nerede olmak istiyorsanız, oradasınız. Artık bilincin ve düşüncelerinizin üst katmanlarındasınız. Üç veya dört defa daha ondan bire doğru sayıyorum, yolculuk devam ediyor..." Artık hipnoz altındasınız veya değilsiniz yani başaramadınız. Güçlü bir duygu ve ışık parmaklarınızın ucundan başlayarak kolunuza yayılıyor ve kolunuz hafifliyor, her anda, her nefes alışınızda daha çok hafifliyor, parmaklarınız seğiriyor ve kıpırdıyor, bunu kolunuz izliyor ve kolunuz uçuyor. Artık hipnoz altındasınız, Bunu ilk kez yapıyorsanız, şunu düşünün; "Yarın çok daha iyi olacağım, hergün, ne olursa olsun kendimi daha bulacağım, çok iyiyim..." Evet, bir hipnoz yaşadınız ama bu hipnoz sizin geçmiş yaşamınızda Kleopatra veya Nefertiti olduğunuz saçmalığı için değil. Bu bir meditatif-hipnoz yani sizi yaşamın negatif unsurlarına karşı güçlendirmek ve arındırmak için yapılabilir. Daha ötede, bilinçaltınız sizi daha çok koruyacak ve sizinle daha çok bütünleşecektir...
__________________ ![]() Kendine iyi bak deme ..denmez saçma... Kendime bakarım elbet sen hiç korkma Kendine kalıyor insan eninde sonunda Sen bize iyi bak Allah'ım sevdalı kullarına... Hakkımda bilgin yoksa ... Fikrinde olmasın .. ! ♥ ¢αитαиєм♥ |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji Dixon ve Kehanetleri / Genel / Parapsikoloji Ünlü Filozof Leibniz'e göre her fert, gelecekteki olayların varlığını, kendi mevcudiyetinin derinlerinde hisseder ve bilir. Bu görüşü, çağımız Parapsikologları temel olarak ele almışlardır. Yapılan bütün geleceği bilme çalışmalarında, gelecekten bilgi verebilenlerin bulunduğu görülmüşse de, bu bilgiler ışığında geleceği değiştirebilen hiç bir kimsenin çıkmadığı da ayrı bir gerçektir. Bir örnek verelim... Amerikalı Kahine Jeane Dixon, Başkan J.F. Kennedy'nin ölümünü 1952 yılında girdiği bir trans sırasında açıklamıştır. Ancak isim vermemiş suikasta uğrayacak kişinin ayrıntılı bir tarifini yapmıştı... Gelecekteki suikastın kurbanı olacak adamın mavi gözleri ve kumral saçları vardı. Genç ve mevki sahibi bir adamdı. Demokrat Parti'den 1960 yılında seçilecekti ve devlet hizmeti sırasında feci bir şekilde öldürülecekti. Onun bu kehaneti, 13 Mayıs l956'da "Parade Dergisi"nde yayınlandı. John Kennedy 1960 seçimlerini kazanınca bu kehanet yeniden gündeme geldi. Çünkü suikasta uğrayacağı söylenen kişinin tarifine, inanılmaz bir şekilde Kennedy'nin uyduğu farkedildi... Dixon durumun zaten farkındaydı... Kennedy'yi defalarca uyardı. Ancak ona inananların sayısı oldukça azdı. Ciddiye alınmadı... Dixon adeta geleceği değiştirmek için elinden gelen her türlü uyarıyı yapmaya çalıştı ama geleceği değiştirmek imkansızdı... Ve korkunç gün hızla yaklaşıyordu... 6 Nisan 1967'de W. Daily News Gazetesi'ne verdiği bilgide, Senatör Robert Kennedy'nin başına korkunç bir şey geleceğinden söz ediyordu. Bunun üzerine "bu bir kaza mı?" diye kendisine sordular. "Hayır daha beter bir şey olacak... Silahla vurulacak" dedi... 9 Nisan 1968 yılında bir akşam yemeğinde ise misafirlere: "Robert Kennedy, ateşli bir silahla vurulacak. Olay bir komplonun sonucu değil, kişisel bir eylem olarak, kısa boylu bir çocuk tarafından işlenecektir." 1963 sonbaharında Kennedy öldürüldüğünde haklı çıktığı görüldü ama artık iş işten geçmişti... Dixon'un gerçekleşen başka kehanetleri de vardır. Örneğin Zenciler'in lideri Martin Luther King'in öldürüleceğini, 1967 yılında bir uzay kapsülünün yanacağını ve içindeki Astronotlar'ın öleceğini de çok önceden haber vermişti... 1969 yılında New York'da yayınlanan "Hayatım ve Kehanetlerim" adlı kitabında, gelecekteki olaylarla ilgili önemli kehanetlerini kaleme almış ve kamuoyuna duyurmuştu...
__________________ ![]() Kendine iyi bak deme ..denmez saçma... Kendime bakarım elbet sen hiç korkma Kendine kalıyor insan eninde sonunda Sen bize iyi bak Allah'ım sevdalı kullarına... Hakkımda bilgin yoksa ... Fikrinde olmasın .. ! ♥ ¢αитαиєм♥ |
| ||||
| Ce: Parapsikoloji TARTIŞILAN BİLİM PARAPSİKOLOJİ Yazar: Prof. Dr. Richards BROUGHNTON Yayınevi: Say Yayınları Parapsikoloji kelime manası itibariyle insanın olağanüstü yetenekleriyle ruhsal gücünün araştırılması demektir. Prof. Brounghton bu konuyu etraflıca incelemiş, deneylerini gözlemlerini okuyucularına en güzel şekliyle aktarmaya çalışmıştır. Ancak şunu da belirtmek gerekirse; konu çok güncel olmaması itibariyle fazla ilgi çekmiyor. Bu yüzden herhangi bir bilim dalının ciltlerle dolu olan eserleri varken Parapsikoloji daha emekleme aşamasındadır. Konunun yabancı olmasının yanında çevirinin çok kötü oluşu konuların anlaşırlılığını minimum seviyeye indiriyor. Bu mevzuda tavsiyem eğer mecbur değilseniz konuyla alakalı başka kitapları tercih etmenizdir. Dr. Broughnton parapsikolojinin tarihini ve evrimsel gelişmesini inceledikten başka bilim içindeki pek belirgin varlığı konusundaki ateşli tartışmalara görüşleriyle ışık veriyor. Parapsikolojinin etkinlik sahalarını tanımlıyor, neler içerdiğini ve içermediğini araştırıyor, çeşitli tiplerdeki psişik yüzleşimlerin sınıflamasını yapıyor, parapsikolojinin labaratuvar çalışmalarında neyin kanıtlandığını veya kanıtlanmadığını ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Dahası, kitabın amacı doğrultusunda yaygın ve son parapsikolojik araştırmalar psifenomen testlerinde kullanılan bütün aktüel ekniklerini klasik ESP kart deneyimlerinden poltergeist olgusuna kadar herşeyi ortaya koyuyor. Değişkenlik ve aldatıcılık nitelikleri olan psi-fenomen denemelerinde araştırmacıların bilimsel metodları nasıl uyguladıklarını her fırsatta anlatıyor. Bunu yaparken de konuya yönelik maksatlı dış etkenleri tarafsız düşünce yargısından geçirerek dışlamayı gözardı etmediği gibi, mümkün konvansiyonel açıklamaları araştırıyor, niteleyici bulguları elde etmek için kullanılan yöntemleri tartışıyor. Dr. ayrıca, bu kitapta parapsikoloji konusunda Moskova ve Pekin yörüngelerinde yapılan çalışmalar üzerinde önemli bilgiler vermekte ve ABD hükümetlerinin parapsikoloji programlarında uygulanan çalışmalarda şaşırtıcı izlenimleri gözönüne sermektedir. Dr. modern istatistiksel metodlar yolunda PSİ araştırma kayıt ve verilerinin parapsikoloji olgusunun bütün zamanlardan daha güçlü duruma getirildiğini sergiliyor ve ayrıca kriminal soruşturmalarda, tedavilerde ve hatta arkeolojide kullanımını dile getiriyor. Psişik Deneyim Nedir? PK, ya da ‘Psikokinesis’ deyimi de, parapsikolojik incelemede ikinci yeteneği, yani bir insanın kas sistemini kullanmadan nesneleri, olayları ve hatta çevresindeki kişileri etkileme yeteneğini tanımlar. Günün birinde, genç bir bayanın çaresizlik içindeki sesiyle yüzleşmiştik. Kadın geçirdiği olayın etkisi altında kendine bir çıkış yolu arıyor gibiydi; sesi titreyerek yaşadığı olayı anlattı: İki hafta önce kocasını toprağa vermişti. Başından geçeni ancak şimdi anlatabilecek gücü kendinde bulmuştu. Ama yine de zorlu bir dönem yaşamakta olduğu anlaşılıyordu. Kadın, anlattığına göre kocasının ölümünden bir kaç gün önce bir rüya görmüştü. Av sırasında, bir arkadaşı kocasını kazayla vurup öldürüyordu. Bu rüyadan soğuk terler dökerek uyanmış, ama kimseyi telaşa vermemek için bu olaydan kimseye söz etmemişti. İki hafta sonra bir av partisi vardı. Kadın bu kez de, kocasını huzursuz etmemek için yine susmayı ve ona rüyasını anlatmamayı yeğlemişti. Zaten kocasına durumda söz ettiği takdirde, onun konuyu, “alt tarafı bir rüya” diye geçiştireceğini biliyordu. Ama ertesi gün, olanlar olmuş, arkadaşı bir kaza kurşunu ile kocasını öldürmüştü. Bu bayanla telefonla konuşan enstitü görevlisi bendim. O bir çıkış yolu arıyordu, ama konumu sadece bu değildi. Konuştuğum kişi, bu gibi sorunlara kafa yoran bir bilim adamına danışarak, ondan doğru davranıp davranmadığına dair bilgi edinmek istiyordu. Acaba bir parapsikolojist, başından böylesine olaylar geçen kişilere derde derman olabilecek gerçek cevapları vermek için konusunda ne kadar bilgi sahibi idi? Üzülerek belirtmem gerekiyor ki, bizler bu gibi olaylar karşısında halen kesin konuşabilecek yeterlikte değiliz. Bütün yapabildiğimiz, onların içinden geçtikleri bu ortamın özümseyebilmelerine yardımcı olmak ve durumları çerçevesinde edinebileceğimiz bulguları kendilerine anlatmaya çalışmaktır. Peki, bu kadının yaşamış olduğu olgu bir rastlantı gibi geçiştirilebilir miydi? Kocasının ölümüyle, kadının bize yapmış olduğu telefon başvurusu arasından iki haftalık bir zaman geçmişti. Kadın bu süreç içinde depreşen suçluluk duygusunu bastırmak için yoğun çaba sarf etmiş olmalıydı. Bu bayana göre, ona yolunu yordamını bilmediği nitelikte bir uyarı yapılmıştı. Uyarı, “rüya” yoluyla gelmiş, ama kendisi bunu değerlendire-memişti. Şimdi ise kadın, “herhangi bir biçimde geleceği algılamak ger-çekten mümkün müdür, yoksa ben çıldırıyor muyum?” diye kendini sorguluyordu. Psişik yeteneğin insanların tamamına, ya da bazı seçkin kişilere bağışlanmış olduğu inancına bugüne kadar kesin bir destek bulunduğu söylenemez. Şimdilerde, bazı otoritelerin ileri sürdüğü, “her insanın psişik yeteneğe sahip olduğu, ama bir de bu yeteneği nasıl kullanacağını bilmesi gerektiği” savı doğru olabilir. Fakat şu da var ki, bugüne kadar bu görüşü kanıtlayacak kesin bulgular saptanamamıştır. Sınırlı sayıdaki insanların yüzleştikleri olaylara dayanarak, bir kişinin kendi isteği çerçevesinde psişik yeteneğini kullanabileceği inancı tüm gerçeği yansıtmaz. Çünkü biz, psişik yeteneğin herkese vergi olup olmadığını bilemiyoruz. Bildiğimiz, insanların yüzleştiği psişik olguların epeyce yaygın olduğudur. Çeşitli yörelerde yapılan bilimsel araştırmalar, ortalama bir genellemeyle, oralardaki nüfusun dörtte üçü ile yarısının bir, ya da daha fazla psişik deneyim geçirmiş olduğunu belirliyor. Böylesine saptamalar rağmen, bu araştırmaları yürüten parapsikolojistlerin ayrıntılara inen sorgulamaları sonucunda başka bir gerçekte ortaya çıkıyordu. Karşılaşılan psişik olay türleri parapsikolojinin ince standart elemesinden geçirildiğinde, bunlardan pek azını psişik nitelikte olduğu belirginleşmekteydi. Ayrıca, parapsikolojistlerden çoğunluğunun değerlendirmesine göre, herhangi bir yörede psişik yüzleşim olgusunu yaşayanların yüzde onu ya da onbeşi kadarı gerçek ESP veya PK halinden geçtiklerinin ve bu konunun normal yaklaşımlarla açıklanamadığı gösteriyor. Burada önemli bir nokta belirlenmelidir: ESP (Extra sensory Perception) deyimi bedenin bilinen algılama duyularını kullanmadan ve bilimsel karşılaşmalara bağımlı olmadan insani enformasyonlar (bilgilendirmeler) yeteneğini tanımlar. Psişik Olay Türleri Dr. Rhine, kişilerin kendisine yaptığı binlerce bildirimi bilimsel yöntemler kullanarak incelemişti. Sonuçta bildirimlerin, ya da yüzleşilen psişik olayların yüzde 60’lık bir bölümünün uykuda rüya biçiminde olduğunu saptadı. Bundan sonraki yüzde 30’luk bölümse, uyku halinde olmaksızın etkileşim, ya da dürtü şeklinde kendini gösteriyordu. Geriye kalan yüzde 10’luk bölümde de bu olgu duyusal, ya da sinirsel halüsilasyon ortamında oluşuyordu. Gerçeğe Yönelen Rüya Dr. Rhine psişik rüyaları iki kategoriye ayırıyor. Bunların en çok karşılaşılanını ‘gerçeğe yönelik rüya’ diye tanımlayarak şu örneği veriyor: Kaliforniya’lı bir büyükanne, gece korku veren çarpıcı bir rüya görerek uykusundan uyanır. Kadın henüz emekleme çağında bir bebek olan torununu uyurken, üzerinde örtülü ağır yorganın altında soluk almaya çabalarken görmüştür. Bebeğin direnci giderek azalır, bunalım içinde adeta sona yaklaşır. Saat gecenin dördüdür. Büyükanne, sorunu önce, “ne olacak alt tarafı, bir rüya işte” diye yorumlar. Gecenin bu vaktinde, damadının evine telefon eder etrafı telaşa verdiği takdirde, onun bir çılgın olduğu düşünülebilir. Sonra telefon eder. Damadına git çocuğu kurtar der. Damadı sakin bir sesle: “az önce sesini duyduk ve kurtardık, şimdi sütünü içiriyoruz” İşte, bu olayda görüldüğü gibi, büyükannenin rüyası gerçek olaya yönelik bir davranış biçimini örneklemektedir. Olayda, büyükanne tehlikeyi algıladıktan başka, bu tehlikenin ne olduğunu da saptamıştı. Psişik yüzleşimlerde sözü edilen bir başka olguda, hayale yönelik ‘sembolik rüyalar’ tiplemesidir. Dünya savaşı sonrasında San Francisco’dan bir bayanın bildirimi bu dala iyi bir örnek oluşturur. Bu bayan şöyle yazıyordu: ‘’ 1945 yılının 20 0cak gecesi gördüğüm rüyada, Pasifik cephesinde savaşmakta olan biricik oğlum, mutfakta yanıma gelerek bana iyice ıslanmış, üzerinden sular damlayan üniformasını veriyorum. Oğlumun genç yüzündeki ifade, iyice sarsılmış bir insanınki gibiydi. Onun üniformasını silkeleyerek, sularını süzdürmeye çalışıyordun. Bahriye lacivertti. Sular mutfağın yer karolarını boyuyordu. Karşımda dikilmiş beni seyreden oğlum Billie, sonunda üniformayı elimden alarak çamaşır küvetine attı. Yanıma gelip bana sarılarak, “Bu çok korkunç, değil mi anne?..çok çok korkunç…” diye sızlanmaya başlamıştı. Rüyamda düşünüyordum. Büyüme ve okul yıllarında oğlum bana fazla bir sorun çıkartmamıştı. Ama şimdi, müthiş bir zorlukla karşılaşmış olabilirdi. Bu olaydan bir kaç gün sonra Long Beach’teki bahriye üssünden bir tekstilci beni ziyarete geldi. Adam, bana Billie’nin hizmet vermekte olduğu savaş gemisinin battığını bildirdi. Oğlumun adı da kayıp listesinde idi. Billie’ye ne olduğu, öteki kayıplar gibi henüz saptanamamıştı. Ama, daha sonra oğlumun akıbeti, bana resmi ağızlar tarafından bildirildi. Oğlumun da içinde bulunduğu savaş gemisi, bir düşman denizaltısı tarafından torpido ile batırılmıştı. Bu nedenle 250 denizci hayatını kaybetmişti. Oğlum Billie de, denizde boğulanlar arasındaydı. Burada, kadının gördüğü rüyayla gerçek olayın pek az ilinti taşıdığı görülüyor. Annenin görmüş olduğu rüyanın içerdiği mesaj; fantezi, drama, anı oluşumlarının içinde gizlidir. Bu iki durumun farklılığına verilecek en iyi kanıt, psişik deneyimle yüzleşen kişinin kendi psikolojik yapısı ve belirli rüyalara eğilim tiplemesine bağımlıdır. Önsezi Olgusu Uyanıklık durumundaki etkileşimler de rüyalar gibidirler. Belki de devam etmekte olan bir normal bir psikolojik bir sürecin bilinç altında belirginleşmesidir. Örneğin, ‘önsezi’ diye saptanan olguda görüldüğü gibi; bir, ya da daha fazla dürtünün meydana getirdiği oluşum uyarısı gibi… ABD’nin Lowe eyaletinde, 1907 yılındaki olay bir kolej öğrencisinin başından geçmişti. Olayı şöyle anlatıyor: “Anne ve babam 1905 yılında boşanmıştı. Bu sonuç annemi utanç, keder ve yenilgi oluşumuda etkiledi. Bu nedenle, aralarında mektuplaşmı-yorlardı, ama bana sık sık yazıyorlardı. Bir gün annemi ziyarete gitmiştim. Oturmuş karşılıklı laflıyorduk ki, annemin yüzünün adamakıllı bulandığını gördüm. Merakla ona ‘ne oluyor?’, diye sorduğum zaman, hiç beklenmedik yanıt aldım. -Ne olsun, evladım? Şu anda öyle hissediyorum ki baban yeniden evlendi! Doğrusu elimde olmadan kahkahayı basmıştım. Çünkü babamla sürekli mektuplaşıyorduk. Eğer böyle bir girişimi olsaydı, bana önceden kesinlikle bildirirdi. Babamdan daha bir önce mektup almıştım. Bana hiçbir şeyden söz etmediğini anneme bildirdim. Bir kaç gün sonra ise, babam ondan aldığı mektupta, gelin görün ki, yeni evliliğinden uzun uzadıya söz ediyordu. Benim yönümden bunların tümü normaldi, ama işin bani şaşkına çeviren yanı, babam evlenme törenini annemi son ziyaret ettiğim ana yani oturup onunla görüştüğüm zamana rastlamış olduğuydu. Halüsilasyon Olgusu Bütün bu tipleme örnekleri arasında bir de halüsilasyonu yeraldığı belirtilmiştir. İndiana’lı bir bayanın yüzleştiği ve bildirimini yaptığı anlatacağımız olay bu tiplemenin belirgin örneklerindendir. Söz konusu bayan, onun çocuksuz ablasını gözetme durumundaydı. Kadın yaptığı bildirimde psişik yüzleşimi şöyle anlatıyordu: “Hiç unutmam 8 Kasım 1961 günüydü. Sabah öğretmenlik yaptığım okula gelmiştim ve doğruca sınıfıma girmiştim. Her şey iyi gidiyordu, ama dersin sonlarına doğru göğsümü ve omuzlarımı sızlatan korkunç bir ağrı başladı. Ağrı beni yönetecek kadar güçlüydü. Müdür ve öğretmen arkadaşlar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama şansım varmış ki bir süre sonra ağrım kendiliğinden geçti Ben de işimin başına döndüm. Olaydan bir saat sonra müdür sınıfa gelerek beni telefona çağırdı. Annem beni arıyor. Aklımdan bile geçmeyen kötü haberi verirken ağlıyordu. Evde beraber alt kata indikleri sırada ablasının kalp krizi geçirdiğini anlatmaya çalışıyordu annem. Kriz o kadar ağır gelmişti ki, doktor çağırmaya dahi fırsat bulamamıştı. Daha sonra anladım ki, beni çok kederlendiren kriz olayının olduğu sırada, yukarıda sözünü ettiğim sancı da beni müthiş etkileyip kıvrandırmıştı…” Bu paragraflarda anlatılan türlü psişik yüzleşim kişilerin hayatında geçirdikleri paranormal veya normal bilimsel yasalarla açıklanmayan, ama süper doğa olgusu olarak ta kabul görmeyen olaylar da sayılmaktadır. Geleceği Değiştirmek Mümkün mü? Bu mevzu ile alakalı hadiseyi anlatıp yorumu size bırakacağız. Los Angeles tramvaylarında vatmanlık yapan bir Amerikalı, rüyasında tehlikeli bir kavşakta kırmızı renkli bir kamyona çarptığını görür. Kamyon devrilir. Kamyondakiler acı içinde bağırmaya başlarlar. Ertesi sabah Amerikalı vatman işine gider. Rüyasında gördüğü kavşağa geldiğinde yavaşlar, bu sırada karşısına kırmızı renkli bir kamyonet çıkar ve ani bir frenle durur. Kamyondaki kadın acı bir tebessümle vatmana bakar. Bu hadisede yazar soruyu cevapsız gibi bıraksa da geleceği değiştirmenin mümkün olabileceği tezini savunur. Fakat bize göre geleceği değiştirmek mümkün değildir. Çünkü biz geleceği bilmiyoruz. Kaderle alakalı bu mevzuda ayrıntılı bilgi için M. Fethullah Gülen’in KADER adlı kitabına başvurulabilir. Alanın İşaretlenmesi Geniş anlamda söylemek gerekirse, parapsikolojinin ilgilendiği başlıca iki yetenek mevcuttur. Bunlar ESP (Ekstra Sensory Perception) ve Psikokinesis (PK) olarak tanımlanır. Daha öncede belirttiğimiz gibi ESP deyimi, bedenin bilinen algılama duyularını kullanmadan ve mantıksal karışmacılara bağımlı kalmadan sonuç enformasyonlar çıkarma anlamını içermektedir. ESP kavramı Ekstra sözcüğü dış anlamını kapsamaktadır. Ve şu durumda ‘sensory’ yani duyu olgusunun dışını ifade etmektedir. Perception sözcüğüne gelince, o da geniş anlamda rüya görmekten dürtüye, sezgiye veya başka kaynaklara dayanan, ama bilince erişmeden tutuma yansıyan ifadeler olmaktadır. İnsanda PK yeteneği İnsanlarda görünür bir olgu olan PK (psikokinesis) yeteneği kişinin kas sistemlerinden yararlanmaksızın nesneleri, olayları hatta çevresindeki kimseleri etkileme olgusudur. Deneyimsel Yöntem Deneyimsel yöntem, parapsikolojinin başlangıcından bu yana, onun bir bölümünü oluşturmuştur. 1874 yılında fizikçi Sir Wiliiam Crookes, daha o zamanlar ünlü medyum D.D. Home’un olağanüstü güç üzerinde bazı ölçüm etüdleri geliştirmişti. Daha sonraları Victoria dönemi araştırmacıları telepati testleri için oyun kartlarını kullandılar. Bilimin Kökenleri Tarihin babası sayılan Halikarnasoslu (Bodrum) Heredos’tan yazdığına göre 550 (İ.Ö.) yılına dayanır. Ve o tarihlerde Lydia’nın (Aydın yöresi) hırslı kralı Croeses’a yapılmış olan bir önsezi bildirimi ile bilim başlamış sayılır. “Ey insanoğlu, anlayamayacağını konuşma, / Ya da dilsizliğin düşüncelerini saklama benden. / Pişen kaplumbağa ile kuzunun kokusunu alıyorum, / Zamanların bronzu onları içine alıp örtüyor.” Mucizevi Olaylar Mucizeyle ilgili olaylar o derece çoğalmıştı ki, kişi veya kişiler tarafından Tanrı’nın yeryüzündeki işleri olarak gösterilen mucize iddialarına karşı kilise şüpheci bir tutum takınarak cephe almak zorunda kaldı. Herhangi bir bireyin mucize gösterdiği ve azizlik iddialarına karşı Kilise de Söz konusu kimse hakkında özenli bir soruşturma zorunluluğu getirdi. Mesmerizm Mesmerizm, Franz Anton Mesmer tarafından 1760 yılında teori olarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Mesmer, oluşumdaki deneyleri geliştirerek tedaviye mıknatıstan yararlanma yöntemini kattı. Bu işlemi de geliştirdikçe dokunma veya okşama yoluyla elde edilen ‘bedensel mıknatısı’ tedavilerde kullanmaya başladı. Tedaviler sırasında hastalar eklem kontrolünü kaybetme, ısparmoz, baygınlık hallerine uğruyorlardı. Mesmer ise bu durumların tedavide katlanılması gereken aşamalar olduğunu ileri sürüyordu. Psişik Araştırma Topluluğu 1882 yılında, ruhçuluk olaylarını daha bilimsel bir biçimde incelemek amacıyla harekete geçen Cambridge Üniversitesi profesörlerinden Henry Sedgwick, SPR Society Psychal Research (Psişik araştırma topluluğunu) kurdu. Tartışmanın Kökenindeki Nedenler Son on yıldır bilimi ve bilimsellik yöntemini neyin oluşturduğunu tartışıp duruyoruz. Bu yüzden, ayrıntılarla ilgili kuralları bile değiştirdiğimiz oldu. PA, Parapsychological Association (Parapsikoloji Birliği) psişik yüzleşimler konusunda somut veriler elde etmek ve oluşumlara akıl erdirmek için, deneyimlerden yorumlara ve istatistiklerden standart aygıtlara kadar her şeyi kullandı. Bilimin gelişim tarihi böylesine çabalarla doludur. Ama bu yetkili makamlar Parapsikoloji Birliğinin çabalarına gerektirdiği kadar önem vermedi. Bu bakımdan, birliğin çalışmalarına destek olacak biçimde oy kullanmak gereklidir. Yeryüzünde bir kişinin araştıramayacağı bir olgu, ya da bir oluşum mevcut değildir. Kötü bir rehberliğin yönlendirdiği araştırmaysa, para için oluşturulmuş kara bir çukurdur. Şimdi mantık kurallarına inanan herkes için patoloji bilimine ve onun destekçilerine karşı konuşma zamanıdır. Alfa Projesi Randi 1979 ve 1980 yıllarında ‘Alfa Projesi’ adında bir gösteri düzenledi. Missouri’de Washington Üniversitesi labaratuvarında yapılacak deneyler için Randi iki genç adam bulmuştu. Biri normal diğeri psişik olan bu gençlerle deneyini gerçekleştirdi. Çağdaş ESP Olgusu ESP, bedenin bilinen algılama hislerini kullanmadan ve bilimsel çalışmalara bağımlı kalmadan insani bilgiler sağlama yeteneği olarak kabul edilir. Uzaktan Görüşler San Francisco’sun ünlü SRI uluslararası kuruluşunda görevli lazer uzmanı Hal Puthoff ile meslektaşı Russell Targ’ın becerileriyle ortaya çıkmış bir girişimdir. Uzaktan Seyir Algılaması adı verilen bu yönteme göre, Puthoff herhangi bir yere gidiyor ve bir manzarayı beş on dakika seyrederek özümsüyor. Daha sonra, labaratuvara döndüğünde işlemi başlatıyor ve orada deneye konu olan kişi Puthoff’un özümsemiş olduğu manzarayı çözümlüyordu. Bu deneylerle ESP ve PK olgularına yeni boyutlar kazandırılmıştır. Beden Dışı Deneyimler Bu konuda Osis’in yapmış olduğu öncü etüdlerin sağladığı bilgiler sonucunda eskilerdeki ‘ölüm deneyimi’, şimdiki adı ile ‘yakın ölüm deneyimi’ olgusuna dönüşmüştü. Sonradan bu durum Raymond Moody ve Kenneth Ring gibi araştırmacıların etüdleriyle daha da önem kazandı. Ring, ölümle burun buruna gelen 102 birey üzerinde soruşturma yürüttü. Bu çalışmaların sonunda çıkan sonuçların değerlendirmesini yapalım: Birinci aşama; engin huzur ve iyi halde oluş keyfiyeti olarak tanımlanır. İkinci aşama; bedenden ayrılış denilen geçiş zamanıdır. Üçüncü aşama; karanlığa giriş diyebileceğimiz bilincin değişim geçişine yönelmesidir. Dördüncü aşama; ışığı görüş şeklinde anlatılan deneyin son merhalesine geçişin emaresidir. Son aşama ise; aydınlığa geçiş diyebileceğimiz normal hayata dönüşü simgeler. Bu aşamalar günümüzde kullanılan hipnoz tekniğine çok benzemektedir. Bu yapılan deneyler bir nevi hipnoz da sayılabilir. İnsanın gördüğü rüyaların da bu şekil kademelerden oluşması bu bilime ışık tutar. Bu deneye ışık tutabilecek başka bir husus ta insanın kısmen ölümünü temsil eden uykuların incelenmesidir. Bilindiği üzere uyku beş ayrı kademeden oluşur. Her kademe ortalama 70 ila 90 dakika arasında değişir. Uykunun son kademelerinin süresi şahıslara göre kısalıp uzayabilir. Beden dışı deneyimlerin yapıldığı deney merkezlerinde insanların uykularına varıncaya kadar incelenmesi bilimin geleceği açısından bir değer ifade eder. İnsan kendinin en büyük düşmanıdır. Her sorunu Kendini - Yönetmeyle çözümlemek mümkündür. Başlangıçta düşünce, cenneti ve dünyayı yarattı. Bir düşünün çevrenizde gördüğünüz herşey önce bir fikirdi. Her birimiz Evrensel Zekanın birer fikri ürünüyüz. Dünya ve içerdiği herşey düşüncenin ürünüdür. Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir. Yazara göre herşey bilinçaltından kaynaklanır. Mesela hastalığın sebebi soğuk almak değil, soğukta kalınca hasta olunacağına inanmaktır. Psikolojik olarak doğru, fakat bilimsel olarak yanlış bir teori. Bilinçaltı, genel kurallardan yola çıkarak yargıda bulunabileceği için, siz bilinçli olarak emir değiştirene kadar beklemek zorundadır. Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine göre eyleme dönüşür. İnsan bilinçli olarak düşünebildiği, güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı şeyleri yapabilir. Evren sınır koymaz biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi. Herkes kendisini bulmaya çalışır ama sadece olgun olanlar bunu başarır. Kararlı bir biçimde arayışa girmekte olgunluğun ilk adımıdır. Korkunun bir sürü çocuğu vardır. Kıskançlık, nefret, kin ve şimdiye dek sözü edilen tüm olumsuz düşünceler korkunun çocuklarıdır. Gerçek sevgi korkuyu defeder. Bizi yaratan yüce sevgidir. Sevgi bizi yaratıp boşlukta düşmanca bir ortama bırakmadı. Sevgi bizi yaratıp imkansızlıklar içinde terk etmedi. En çok istediğiniz şey nedir? İnanın ve sahip olun. Günümüzde en üzücü olaylardan biri, sadece üniversite mezunu oldukları için bir takım insanları ötekilere tercih edilmesidir. Hiç hata yapmayanlar, hiçbirşey yapmayanlardır. Yönetme işini yapan bilinçtir. Eğer istediğiniz şeyler için içtenlikle dua eder ve isteklerinizin gerçekleşeceğine inanırsanız dilekleriniz yerine gelecektir. 1- Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin. 2- Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz. 3- Düşüncelerinizi kendinize saklayın. 4- Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın. 5- Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın. İnanç ilk adımdır, kendinize ve içinizdeki güçe inanın. Eğer amacınız bir kitap yazmaksa kendinizi bir yazar olarak canlandırın. Amaçlarınız hakkında asık yüzlü olmayın. Yeni imajınızdan zevk almaya bakın. Aldığınız tepkilerle bir o yana bir bu yana savrulmayın. En iyi eserlerin bile birçok yayımcı tarafından geri çevrilebildiğini unutmayın. Başkalarının olumsuz tavırlarına kaptırmayın kendinizi. Birşeyi yapabileceğinize inanır, zihninize bunu kazırsanız, yarı yarıya amacınıza ulaşmışsınız demektir. Bundan sonra gereken adımları atmak kalır geriye. Projemiz ne olursa olsun, tamamlanmış halini düşünmeli ve gerçekleştirmek için gereken adımları atmalıyız. Aksi taktirde, yaptığınız iş eksik ve anlamsız olur; gece gündüz sevdiği insanın iyileşmesi için dua eden birinin, bir yandan da cenaze töreni için hazırlık yapması gibi yada başarıya ulaşmak için dualar edip bir yandan da iflas edişiyle ilgili kabuslar gören biri gibi. İnandığınız ölçüde sahip olursunuz. 1- Amaçlarınızı yazın. 2- Amaçlarınızı dikkatle değerlendirin. 3-Amaçlarınızı benimseyin. 4-Amaçladığınız dünyada yaşadığınızı hayal edin. 5-Amaçladığınızın tersini asla düşünmeyin. Gözlerinizi hedeften ayırmayın . 6- Amaçlarınızı günlük olarak kabul edin; onları gerçekleştirme yolunda her gün size sunulan adımları atın ve amacınıza ulaşın. Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdır; çünkü nadiren tekrar gelirler. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilim, hayal gücüne ne kadar borçlu olduğunu bilmez. Hayal kurulmayan yerde insanlar mahvolur. Ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim diye yaygın bir deyiş vardır. Oysa, ne düşündüğünü söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deyişi olmalıydı. Kendinizle ilgili inançlarınız, emin olun, yaşayacaklarınızı tayin eder. Ne düşünüyorsanız o olursunuz. Kendine güven, aklın kesin bir inanç ve güvenle büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır. Kendine güvenle kendini beğenmek arasında çok büyük var. Güven, hayat hakkındaki emniyet duygusudur, kişinin her durumda kendisine güvenebileceğini bilmesidir. Kibir veya kendini beğenmişlik ise başkalarını aslında sahip olmadığı kendine güven duygusunun varlığına inandırmaya çalışmaktır. Aslında güvensizdir ve karanlıkta ıslık çalmaktır. Kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olan korkulardan biri başarısızlık korkusudur. Her insan başarılı olmak ister. Başarısızlığa uğrama korkusu insanı iki şekilde etkileyebilir, başarıya ulaşmak için daha da itilim duymasına neden olur ya da kendisini bu korkuya kaptırarak güvenini yitirir. O zaman da yeteneği kaybolur gider. Başka bir korku da, komik görünme korkusudur. Birçok kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olur. Hepimiz dengeli görünmek isteriz. Komik değil kendinden emin görünmek isteriz. Onaylanmama korkusu yalnızca çocuklara ait bir korku değildir. Her yaşta insan yaşayabilir bu korkuyu. Birçok insan, arkadaşları tarafından onaylanmama korkusu yüzünden becerilerini ortaya koymaktan çekinir. Bu korku, insanların orijinal düşüncelerden uzak durup çoğunluğun düşüncelerine körü körüne bağlanma eğilimini açıklıyor. MEDİTASYONLA KAZANILAN GÜÇ Günde en az on beş dakikanızı yüklüğünü ve hayatınızdaki yerini düşünmek üzere meditasyona (derin düşünceye dalmak, içe yönelmek) ayırın. Günlük sorunlardan uzaklaşın, ilham verici ruhsal metinleri okuyun. Bu sırada gelen ilham verici düşünceleri tüm gün boyunca içinizde hissedin. Bu meditasyon periyodu, tıpkı iş yerinizdeki amirinizle yaptığınız günlük toplantı gibi kaynağınızla ilişki kurduğunuz zaman olsun. Kendimize, “Aslında Neyi Arıyoruz ?” Diye Sormalıyız 1- İhtiyacımız olan şey başkalarının bizi daha çok sevmesi değil, bizim onları daha çok sevmemizdir. 2- Yapmamız gereken, savaş korkusunu yaşamamak için ülkeler arasında barış sağlamaya çalışmak değil, kendi karmaşa içindeki benlik-lerimizde barışı, huzuru bulmaya çalışmaktır. Gerçek Ben - Güveni budur. 3- Dönek bir dünyanın takdirini kazanmak için çalışmamalıyız, İçimizdeki Allah’ı memnun etmek için harcadığımız çabada doyum bulmalıyız. 4- Başarılarımızla dünyayı sarsmamız gerekmiyor, başarısızlık nedir bilmeyen içimizdeki Öz’ün gerçek zenginliğine ulaşmalıyız. Ben - Güveni İçin Kendini - Yönetme a-Başarısızlıktan korkmaya son verdim. İçimizdeki Güç’e inanıyor ve güveniyorum. b-İçimdeki ruh her zaman bana destek oluyor, huzur ve güven veriyor. c-Nerede olursam olayım, ne yapıyorsam yapayım, Sonsuz Varlık benimle. İLK ADIM: KARAR VERMEK Düşüncelerine hak |