![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Blogs | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Duyuru |
| Edebiyat Edep, ilim ve güzellik uğruna harcanan ömürlerin meyvesi olan müstesna eserlerin paylaşıldığı bölüm. Eserleri inceleyebilir, üzerine tartışabilir ve edebiyatın büyülü dünyasında doyasıya dolaşabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| ||||
| kıssadan hisseler 4. beş hikaye besiktaslıdan Yusuf Onu ilk gördüğümde oldukça çirkin gelmişti gözüme. Küçücük bir et yumağı gibiydi. Henüz birkaç haftalıktı. Biraz büyüyüp palazlanınca bizim olacaktı. Şimdi annesine ihtiyacı vardı. Babası ve annesi inanılmaz güzellikte mavi tüylere sahiptiler. Ondan önceki yavru ise müthiş bi eflatun renginde idi. Meraklanıyorduk. Acaba bizim muhabbet kuşumuz ne renk olacaktı... Karbeyazdı. Doğduğunda aylardan Ağustos'tu. Bize geldiğinde ise Ekim. Eşime doğum günü armağanıydı o. Oldum olası severdi kuşları. Hemen kafeslerin en güzeli, yemlerin en kalitelisi bulundu, alındı. Ben özgür bir ruhun hapsedilmesine karşıydım hep. Bu, kuş bile olsa, salarım diyordum. Salarsan ölür, kargalara yem olur. Hayatta kalması için bu gerekli deyip ikna ettiler. Erkek dedi, bize onu veren arkadaşımız bizde ona isimler aramaya başladık. Her ismi söylüyor tepkisini bekliyorduk. Karbeyazdı. Albino imiş cinsi. Pamuk dedik yok, kardelen dedik yok. Yusuf dedi eşim. Tepki verdi. Ben, olamaz derken yeniden ve yeniden. Adı Yusuf oldu kuşumuzun. Koca Yusuf. Bir kuşa verilecek en garip ad. Aylar geçtikce onu konuşturmaya uğraştık durduk Sonunda oldu. İlk sözü cici babacık, ardından aşkım, canım ve şimdi hatırlayamadığım bir çoğu. Bize öyle alışmıştı ki, cam açık bile olsa uçmaz gezinirdi evde. O bizim akıllı kuşumuzdu. İki yıl olmuştu evimize neşe katalı, bir gün ben hamile olduğumu öğrendim. Her türlü riske karşı onunla aynı ortamda bulunmamalıydım. Anneme gönderdik içimiz acıyarak. Doğumdan sonra ise dayım istedi onu. Dayım yalnız yaşardı. Bana arkadaş olur. demişti. Öyle de oldu. Kelimelerine bir de dayıcık eklenmisti şimdi. Dayım mutlu, o mutlu Çınarcık'ta yaşıyorlardı. Bir gün beni arayıp Yusuf ile marketten geldik dedi. Hem kafes, hem alış-veriş zor değl mi dedim. Ne kafesi Yusuf gömlek cebimde gittik geldik. Biz aylardir böyle dolaşıyoruz. O benim oğlum dedi. Mutlu olmuştum. Eşim de ben de oğlumuzun doğumuyla pek aramaz olmustuk Yusuf'u. O geceye kadar iyiydi herşey. O gece 03:02'ye kadar. Açık olan pencereden kaçabilecekken buna imkânı varken kaçmayan o kuş sarsıntı ile harabeye dönen evde ölümü seçmişti yeni sahibi ile. Bu cins kuşların depremi çok önceden hissettiklerini öğrendim sonradan. Son görüşmemizde Dayım Yusuf bugün deli gibi bir içeri bir dışarı uçup uçup duruyor demişti. Anlamış sahibini uyarmak istemişti. Ama kim depremi düşünüyordu ki, kimin aklina geliyordu. Ve Yusuf gitmemişti, bırakmamıştı sahibini. Koyun koyuna buldular onları sonra. Dayım ve cebinde Yusuf!..gercek sevgiyi verdiğin her canlıdan mutlaka bır karsılık alırsın...bu havyan bile olsa...birgün mutlaka! unutmaki dost sadece insan değildir...
__________________ besiktaslı´ait bütün Konuları bul Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! -----------------------------Kendinizi PAHALI Zannetmeyin, Hepinizin İNDİRİMLİ Günlerini Biliyorum ----------------------- [Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz] |
| ||||
| Ce: kıssadan hisseler 4. beş hikaye besiktaslıdan Hiç bişey İçin Geç Değil... Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş: - Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!... Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye... Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış. Adamsa: - Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek... demiş. Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş. - İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım... demiş ve gitmiş. Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış. Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş. - Tamam seni işe alıyorum - Fakat benim yatacak yerim yok. - O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın. İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür. - Adın neydi senin buraya yazalım... demiş. Aldığı cevap ise; - William! William Sheaksper!... olmuş. Bu hikaye hem insanı dehşete düşürücü hem de ilham verici. Sheaksper tiyatro yaşantısına bu şekilde başlamış. Tam kırk (40) yaşında... tiyatroyu o yıllarda tanımış ve büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış. Üstelik büyük bir fedakarlık göstermiş mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürmüş. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor... Bu böyle sürüp gitmiş.
__________________ besiktaslı´ait bütün Konuları bul Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! -----------------------------Kendinizi PAHALI Zannetmeyin, Hepinizin İNDİRİMLİ Günlerini Biliyorum ----------------------- [Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz] |
| ||||
| Ce: kıssadan hisseler 4. beş hikaye besiktaslıdan Evliya Yaşlı adamın hastalığına çare bulunamayınca, kendisine evliya denilen birinin adresini vermişler. Söylenenlere göre en ağır hastalar o zatın duasıyla iyileşebiliyormuş. İhtiyar adam verilen adresi çaresizlik içinde cebine atıp doktorun yanından ayrıldığında, sokağın köşesinde simit satan 6 - 7 yaşlarındaki bir çocuğa rastladı. Çocuk son derece masum gözlerle kendisine bakıyor ve onu tanıyormuş gibi gülümsüyordu. Adam, o yaştaki çocukların tamamen günahsız olduğunu düşünerek yoluna devam ederken, aniden duruverdi. Simitçinin üzerindeki eski tişörtün üzerinde bir "E" harfi yazılıydı. Ve bu "E" mutlaka evilyanın "E" si olmalıydı... Aradığı evliyaya bu kadar çabuk ulaşmanın heyecanıyla yanına gidip bir simit aldıktan sonra; - "Doktorlar benim hasta olduğumu söylediler," dedi. "İyileşmem için bana dua eder misin?" Çocuk bu teklif karşısında şaşırmışa benziyordu. Kafasını olur der gibi sallarken; - "Bende sık sık hastalanıyorum," diye karşılık verdi. "Ama dedem, Allaha inananların ölünce yıldızlara uçtuklarını ve orada cenneti seyrettiklerini söylüyor. Bu yüzden korkmuyorum hastalıklardan." Adam içinin bir anda ferahladığını hissetti. Onun soğuktan moraran yanaklarına bir öpücük kondururken ; - "Deden çok doğru söylemiş," dedi. "Ama ben yine de yardım istiyorum senden." Çocuk, duasının kıymetini anlamış gibiydi. Karşı kaldırımdan geçmekte olan baloncuyu gösterek ; - "Size dua edeceğim" diye cevap verdi. "Ama eğer iyileşirseniz, bana 10 tane balon alacaksınız , tamam mı?" Bu sefer adam başını salladı. Fakat çocuk bu kadar büyük bir hazineyi istemekle haksızlık yaptığına hükmetmişti. Mahcubiyetten kızaran yanaklarını elleriyle örtmeye çalışırken ; - "Uçan balon almanıza gerek yok," diye devam etti. "Normalinden 10 tane istemiştim. " Adam elini uzatarak çocukla tokalaştı. Anlaşma nihayet yapılmış, ayrıntılara geçilmişti. Buna göre hastalıktan kurtulması halinde 6 ay sonraki ramazan bayramında çocukla buluşacak ve her hangi bir sebeple gelemediği takdirde, önceden hazırlanan balonların ona ulaşmasını veya postalanmasını sağlayacaktı. Adam küçük çocuğun adını ve adresini bir kâğıda yazdıktan sonra, başını okşayarak onunla vedalaştı. Aradan soğuk bir kış geçip ramazana ulaşıldığında , adamın hastalığından eser bile kalmamıştı. Hayata tekrar dönmenin sevinciyle en güzel balonlardan bir paket hazırladı ve bayramın ilk gününü iple çekerek randevü yerine gitti. küçüklerin cıvıl cıvıl kaynaştığı bayram yerindeki diğer simitçiler, çocuğu tanımıyordu. Adam onu biraz ilerdeki bakkala sorduğunda , dükkân sahibi ; - "Ciğerleri hastaydı yavrucağın," dedi. "Geçen hafta aniden ölüverdi." Adam bir anda beyninden vurulmuşa döndü. Ve koşar adımlarla orayı terkederken , önüne çıkan ilk baloncuya bir tomar para uzatıp; - "Şu uçan balonlardan 10 tane istiyorum," dedi. "Çabuk ol, gecikmeden ulaşmalı yerine." Adam, satıcının aceleyle uzattığı balonların iplerini birbirine düğümledikten sonra, onları besmeleyle gökyüzüne bıraktı. Bayram yerindeki herkes gibi baloncu da şaşkındı. Sonunda dayanamayıp ; - "Ne yaptığınızı anlayamadım." dedi. "Neden bıraktınız onları öyle?" Adam, nazlı nazlı yükselmekte olan balonları buğulu gözlerle takip ederken ; - "Onları bekleyen küçücük bir dostum var," diye mırıldandı. "Hemde evliya gibi bir dost. Balonları adresine postaladım sadece."
__________________ besiktaslı´ait bütün Konuları bul Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! -----------------------------Kendinizi PAHALI Zannetmeyin, Hepinizin İNDİRİMLİ Günlerini Biliyorum ----------------------- [Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz] |
| ||||
| Ce: kıssadan hisseler 4. beş hikaye besiktaslıdan İki Elma Tarih 12 eylül ihtilalinin hemen sonraları... Bir çok devlet kurumunun başında halen asker kökenli insanlar bulunuyor. Kayseri’ nin o zamanlar merkez köyü olan şimdilerde metropol Melikgazi ilçesine bağlı Nize köyü ve zamanın muhtarının köye getirmeye çalıştığı telefon santralinin bir hikayesidir bu aslında. Muhtar defalarca müracaat etmesine rağmen bir türlü köyüne telefon santrali getirilmesini sağlayamamıştır. Ufak bir yer olduğu için de konunun dedikodusu çok olmaktadır. Köyün en büyük özelliği de insanlarının genelde hep başka şehirlerde yaşıyor olmasıdır. İnşaat ustalarının bol olduğu bir yöredir aynı zamanda. Ve muhtar son bir umutla valizini hazırlamaya başlar. Köyde yapılan dedikoduya bir son verecektir artık. Ankara’ya gidecek, gerekirse Genel müdürlükte yatacak ama santrali getirecektir köye. Valizini hazırladığını gören annesi, iki elma uzatır muhtar oğluna. “Al oğlum! Şu iki elmayı da yanına koy.” Almak istemez muhtar, “git işine anne” diyecek olur. Sonra, kalbi kırılmasın diye alır elmaları valize koyar. Ve çıkar yola; Ankara'ya zamanın PTT Genel Müdürlüğüne varır. Genel müdürlükteki bir çok personel, gide gele orayı su yolu yapan muhtarı tanımaktadır artık. Özel kalemden eski bir asker emeklisi olan genel müdürle görüşmek için randevu ister. Genel müdür, muhtarın tekrar tekrar gelişinden oldukça rahatsızdır. Kabul etmek istemez. Epey bir müddet bekletir kapıda. Nihayet odasına kabul ettiğinde yüksek bir sesle kızar muhtara ; “Niye geldin yine muhtar, sen olmazdan anlamaz mısın kardeşim?” diyerek azarlar muhtarı. Muhtar ise; “Efendim bu benim için çok önemli bir şey, köy halkına söz verdim, santrali almadan gitmeyeceğim buradan. Aha bak, valizimle geldim. Gerekirse burada yatacağım.” Daha bir sinirlenen genel müdür; “Kardeşim sen yoktan anlamaz mısın? Yok diyoruz sana yok... Haydi, çıkar cebinden bana bir elma ver !” Genel müdürün maksadı işin olmazlığını izah etmektir. Muhtar güler, tam o sırada aklına annesinin alması için ısrar ettiği iki elma gelmiştir. Hemen valizini açar ve elmanın birisini genel müdürün önüne koyar, diğerini de kendisi yemeye başlar. Genel müdür hayretler içindedir, hemen telefona sarılıp Kayseri PTT Başmüdürünü arar; “Aloo, şu an Nize köyü muhtarı yanımda, bu adam Kayseri'ye varmadan köyüne santral gidecek ! Muhtar Kayseri'ye geldiğinde telefon edecek ve köyü ile görüşme yapabilecek... Aksi takdirde hiç birinizi orada görmek istemiyorum...” Muhtar neşe içinde döner köyüne ve giderken ısrarla: "Şu iki elmayı da yanına al !" diyen annesinin eline sarılır, öper, öper, öper
__________________ besiktaslı´ait bütün Konuları bul Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! -----------------------------Kendinizi PAHALI Zannetmeyin, Hepinizin İNDİRİMLİ Günlerini Biliyorum ----------------------- [Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz] |
| ||||
| Ce: kıssadan hisseler 4. beş hikaye besiktaslıdan Stanford'un Hikayesi.... Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter,dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu.. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı.Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek,olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam"dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..." "Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..." Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?" Rektör'ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi kurdular. Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u. Ayağınıza kadar gelip, sizinle görüşmek isteyen insanlara yaklaşmadan önce bir kez daha düşünmeniz dileğiyle...
__________________ besiktaslı´ait bütün Konuları bul Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! -----------------------------Kendinizi PAHALI Zannetmeyin, Hepinizin İNDİRİMLİ Günlerini Biliyorum ----------------------- [Linkleri Sadece Ziyaretçiler Görebilir. Buraya Tıklayarak Ziyaretçi Olabilirsiniz] |
![]() |
|
| Konuyu görüntüleyen(ler): 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
| | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| kıssadan hisseler besiktaslıdan | besiktaslı | Edebiyat | 31 | 17.11.07 12:04 |
| kıssadan hisseler 3. beş hikaye besiktaslıdan | besiktaslı | Edebiyat | 4 | 16.05.07 21:41 |
| kıssadan hisseler 3. üçüncü hikaye besiktaslıdan | besiktaslı | Edebiyat | 4 | 16.05.07 21:18 |
| kıssadan hisseler 2. beş hikaye besiktaslıdan | besiktaslı | Edebiyat | 4 | 16.05.07 21:13 |
| Şakayla karışık kıssadan hisse? | epeios | Geyik Multimedia | 0 | 20.10.06 14:18 |