![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Forum Kuralları | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Mesajları | Forumları Okundu Kabul Et |
| Duyurular |
| Edebiyat Edep, ilim ve güzellik uğruna harcanan ömürlerin meyvesi olan müstesna eserlerin paylaşıldığı bölüm. Eserleri inceleyebilir, üzerine tartışabilir ve edebiyatın büyülü dünyasında doyasıya dolaşabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Gösterim Modu |
| ||||
| Senin kalbinden sürgün oldum ilkin... "Senin kalbinden sürgün oldum ilkin" diyerek ortalığa hakim olan sessizliği bozdu adam. Kızla birlikte yanyana oturmuşlar ve karşılarında boylu boyunca uzanan cennet köşelerini seyrediyorlardı. Güneş batıp batmamak arasında ki o kısa zaman diliminde donup kalmış ufku ayrılık acısı namına ızıla bürümüştü. "Güneş için bile sonrasında vuslat olsada ayrılık ne acı bir durum" diye içinden geçirdi adam. Sonra kıa doğru baktı. Yüzünde hiç bir renk yoktu, içini belli etmiyordu. "Şu an ne düşünüyor" diye sordu içinden. İçinden geçenleri bilmek istedi ama kız her zaman ki gibi içine çekilmişti. Bu durumda ona yaklaşmak imkansız gibiydi. Soğuk duvarlarla örülmüş berlik gibi varlığının bir bölümüne geçilmesine izin vermiyordu. Geçmişi üzüntü ile hatırlayıp pişmanlık kadehinden yudumladı adam, ama kaybedilen şeyleri kırılan şeylerin tamirini temin edebilmekten çok uzak bir tebessümle yeniden yöneldi kıza. "Devam edelim mi?" Kız soğuk bakışlar eşliğinde kalktı ayağa. Sesi yumuşak olsada hala içindeki isyanı bastıramamıştı; "Nereye ve neden?" Adam bu sorunun geleceğini çok iyi biliyordu. Tekrar derin bir nefes çekerek yürümeye başladı. Kız bu sefer hemen yanı başında yürüyordu. Bunu farketmişti. "Bir çok şeyin nedenini ararken bir çok şeyi kaybederiz aslında. Anlam belki eşyalara ve olaylara şekil veren yegane kıstas fakat, anlam sezginin önüne geçmemeli. Akıl yerini bilmeli. Hoş bir rüzgar esiyor farkındasın değil mi?" Hastalıkl ıbir tebessüm adamın tüm çehresini kaplamıştı. Konuşmasını kesen öksürüklerin ardından devam etti... "Bir çalılığın kenarına oturmuş savunma mekanizmalarımızı teskin etmiş bir vaziyette bekliyorduk, bunu anımsıyorsun değil mi, birbirimize çok yakındık o an, ruhunun varlığını sezebilecek kadar yakındık. Elimi uzatsam dokunabilecek kadar yakındık. Ama yakınlaşmaktan korkuyorduk. Belki hiç kimseye açılmadığımız kadar açıldık ufuklarımızı tartmak istercesine kendi dünyalarımızda kendi ummanlarımızın konuk fatihleri olarak sınırları zorlayan bir heyülanın peşinde koştuk. Bir çalılığın kenarındaydı. Gelecek tatlı hayaller şarabından içerek kendinden geçmiş, geçmiş bu mestliğin serhoşluğuyla handan olmuş iken, ân ise kalbinde yalazlanan bir kıvılcım gibi çılgın koşusunda hoyrat bir atın coşkusuna kapıldığında bir çalının kenarındaydın hatırladın mı?" Gözleri ağır ağır devran eden hüznün cezbesine kapılmış bir bulanıklıkta nemleniyordu adamın. Kız ise bazen kaçamak bakışlarını adamın üzerinde gezdirdikten sonra tekrar o muhteşem manzaraların nadide anlarına bırakıyordu kendisini. Çimleri ezerken ayaklarının çıkadığı hoş ses en hoş bir musiki abidesi gibi geliyordu o an kulaklarına. Mutluluk ve mes'utluk belki yemyeşil bir çim üzerinde uçsuz bucaksız kırların özgürlüğünde adımlamaktı huzuru. Şu tatlı rüzgar oysa ki şu ferahlatan serinlik... Refleks olarak insan kendisini nereden geldiği belli olmayan bir neş'e rüzgarına bırakıveriyor. Çevresinde olan biten bütün şeylerden arınmış olarak kandilleri yanıyor göğünün...O zaman nurlu bir niyaz başlıyor kalbî bir yakarış ritminde... Kız, iç gülümsemesiyle adama doğıru baktı. Fakat yanında kimseyi bulamadı. Sonra telaşla arkasına baktığında adam yaklaşık otuz kırk adım gerisinde ayakta durmuş bir vaziyetteydi. Sabit nazarlarla kendisini izliyordu. Başını eğdi kız. Kimbilir belki utanmıştı. Sonra tekrar cesur bakışlarla adamı süzdü. Adam hala ona bakıyordu. Küçük bir tebessümle "Gel" manasında duduk büktü, tekrar ağır aksak bir yürüyüşe başladıktan az bir zaman sonra adam yeniden yanında ona eşlik ediyordu. "Devam eden lütfen" dedi kız. Kararlı bir sesle... "Yalnızlık nedir? Mükemmelleşmiş bir karakter mi? İhtiyaç içersinde olmamak nedir? Azamet kibir? Çalıların hemen yanı başında oturuyorduk. Yalnızdık. Birbirimizin yalnızlığında sukun buluyorduk. İçimizdeki şüphe ateşlerini söndürmüştük. Emin değildik ama inanıyorduk. Söndürmüştük söndürmesine ama kor halinde kalan şüphe en ufak bir fitne nefesinde yeniden çıldırmış bir aleve döndü. Çalıların yanında huzur vadilerini izlerken, şüphe yılanı sokuldu karanlık gözlerle bizi izlemekten sıkıldığında. Çalılar arasından gelen bir nefret hışırtısı ile tedirgin etti bizleri. Sonra telaşla kapandık kalelerimize. Şüpheli gözlerle izledik birbirimizi. İçimizde dalga dalga yükselen korku ve pişmanlık okyanusunun fırtına öncesi sessizliği kısa sürmedi, söz kılıçları çekildi, ve şüphe putuna adanmış hamlelerle birbirimizin en değerli şeylerini kararlı hücumlar sergiledik. Hayat bir zıtlıklar muacenesi. Sevgi hünkarı otağını çektiği vakit iklim-i dilden, birden kin ve nefret sultanının hükümranlığına kaptırırsınız ülkenizi. Karanlık ayaklar tarafından çiğnenir en nadide bahçeleriniz. Nefret bir âteş gibidir. Yakacak bir şey bulacadığı vakit kendi varlığıyla kısa bir zamandaha sürdürür hararetini. Kendi varlığı için kendinden feragate den bir bencillik erdemini başka hiç bir duygu şövalyesi sergileyemez. O Yüzden karanlıklar ülkesinin hünkarı Nefret illetidir." "Güzel hikaye" diye geçrid kız içinden...İstihza mı ediyor samimi mi söylüyordu? Bunu bilemeyecektiniz. "Yaraladık birbirimizi, söz kılıçları keskin hamlelerle kalblerimizi parçaladı. Sonra derin yaraların acısıyla saklandık birbirimizden. Bu sızıntı, anlayamamak, verilmemiş vaadler, hepsi hepsi içimizi kanatan bir yaraydı... "Neden" ve "Niçin" tacirleri gelip türlü türlü marazları sattılar kalbimizden akan kanlara karşılık. Şekiller ve renkler yer değiştirdi ve o derin bir ihtişamın ziveri olan vadiler ağaçlar, gökyüzü ve bahçeler yerlerini kötümser karanlıkların hüküm sürdüğü geceye teslim ettiler. Ortalığı bataklıklar, mağaralar, çukurlar, ve her türlü yabani ve vahşi hayvan ve canavar sardı. Dikenler boy attılar, karardığında iltifat güneşi..." Adam yorulmuştu. Soluk alıp vermeleri sıklaştı. "Bugün yaralı kalplerle burada bulunuyoruz. Eğer buradaysak burada bulunuyorsan halen ve bütün olanlara rağmen, eğer hala buradaysak..." "Sus" dedi kız bir iç çekişinin ardından. Adam kızın yüzüne baktığında istihzaya hazırlanan bir tebessüm gördü. Gözlerini kapattı. Ve acı şeyler duymaya hazırlamışken kendisini, hiç bir şey işitmedi. Gözlerini açtığında kız biraz hızlanmış ve önüne geçmişti onun. Böylesi daha iyi diye geçirdi içinden. Gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar korkaksanız insanların yüzüne söyleyemediklerini arkasından söylemek mevzuundada mahirsinizdir. Hikmetli fikirleri kovup tüm cesaretini toplayıp devam etti adam.. "Seni kırdığımı biliyorum, sen de beni incittiğinin farkındasın, insanların kalblerine yaralar açıp kızgın demirlerle onları dağlamak istemeniz ve bunu sevgi adına yapmanız garipti doğrusu. Ama geçmiş. O çılgınlıkla na-noş sadalar guş ettik hep beraber. Yaralandık. Zehirlendik. Damaklarımızda artık o zehirden kalma acılıklar var." Hızını biraz yükseltip, kızın önüne geçti. Kararlı ve bir o kadarda delirmiş bakışlarla kızın gözlerinin içene bakıyordu...O sırada yukarıda uçmakta olan bir kuşun sesi geliyordu. Her şey sessizleşmeye başladı. Rüzgar sesini kıstı. Ağaçlar artık sallanmıyorlardı esrik nağmeler sukut etmiş, tabiat lâl kesilmişti. Bir tek sadec o kuşun sesi geliyordu. Adam sinirli bir el hareketi ile kuşu çıkardı dekordan. Şimdi kesin ve kat'i bir sukut çöreklenmişti...Bir müddet sinir harbi gibi bakışlar birbirlerinin endamını sezdiler. Kılıçlar kınlarından çıkarmışlardı başlarını. En ufak bir gürültüde tekrar birbirine saldıracak iki cengaverin son bir duraksama anındasınız artık... "Zehirde benim, merhemde. Yarada benim emde. Dertte benim, dermanda. Kalbinin kırıldığını biliyorum, ama onu kıran eldir yine onu sıvazlayacak olan şifa afsunuyla. Üzendir mutlu edecek olan...Zehirde sensin, merhemde, dertte sensin dermanda, Kabimi kırdığını biliyorsun, ama onu kıran eldir yine onu sıvazlayacak olan şifa afsunuyla. Üzendir mutlu edecek olan...,Zehirde biziz merhemde..." Bunları söyledikten sonra her şey o kadar sessizleşmişti ki...
__________________ Varlikla yokluk arası bir dengede seyyâl olur hikâyet-i ömrümüz, kâh meşgâlemiz bir kuru kavga kâh bir hikmete râmî olur gönül, an gelir zümrüd-ü anka ile söyleşir, devrân değişir bir bûm ile hem-hâl olur gönül, ne şekvâ berkarâr eyler bizi ne iltifâta tabîyiz, bir meygedenin azm-i râhına revân olmuş hayrân-ı didebâniyiz, eyyâm keder-ü mihnetle zâyi olsa ne çıkar, tek bir itâb-ı müjgân-ı yâr ile sâcid-i bî-ihtiyariyiz, kâniyiz naçâr derde düşmüşüz, bâdî bâde elde bende-yi bermurâdiyiz, ârâyiş-i rûzigâra aldanmadık, aşk ile meşhûd-i hüsn-i yâra derkenâriyiz, ne bir söyleyen olur râz-ı derûnumuzdan, ne dinleyen olur zahirâ malayâniyiz, boş geçme müslüman bir nazar et, gûya ki gülistân-ı zamânenin mehtâb-ı gerher-feşâniyiz, yârdan geçtik, serden geçtik, cândan geçtik, terk-i terk ile olduk âgâh, meskun-u makâm-ı fenâfillâh-ı âlîyiz... ...Nahçıvan, hasretinle alevlenen bir çerâğ Seninle firarını unutuyor Karabağ. Göğsünde kıskandığım bir rüyadır kırmızı Nerdesin ey masallar ülkesinin son kızı... |
![]() |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Gösterim Modu | |
|
|
| | ||||
| Konu | Yazar | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| askın sanki sürgün yeri | burju | Şiirler | 1 | 13.07.07 18:58 |
| Sürgün | murat_cangir | Şiirler | 3 | 24.09.06 18:37 |
| Jet imamlara maaş cezası ve sürgün | BjKaaN | Türkiye Gündemi | 0 | 21.09.06 12:03 |
| Sürgün Gözyaşlari | Karizma_Aykut | Aşıklar Diyarı | 0 | 14.07.06 16:17 |