Cumhurbaşkanlığı seçimine tehdit, rüşvet akla gelen ne çirkef varsa bulaştıktan sonra, nasıl halkın iradesi olabilir? Başbakan Erdoğan seçim öncesi yaptığı açıklamada “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” hesabı, Baykal’a “milletvekillerinin iradesini” kısıtlıyorsun diyor. . AKP den istifa eden milletvekiline tel açıp,” Ne yapıyorsun sen?” demek, diğer partilerin vekillerini rahatsız etmek “irade kısıtlamasına” girmiyor mu?
Cumhurbaşkanı seçiminin rakamlara bağlanmasının sebebi, AKP gibi “dayatmacı” zihniyetlere set olmak içindir. Türkiye Cumhuriyetinin tamamına hitap edecek Cumhurbaşkanı, uzlaşma olmadan seçilmek istenmiştir. Şu anda yaşanan gerginliğin sebebi budur. Geçmişi şaibeli Abdullah Gül Türk Milletine hizmet etmek için değil, ABD nin “Küresel İşgal”inin önünde ki engelleri kaldırmak için Çankaya’ya çıkmak istemektedir. Cemaat kültüründe yetişmiş, millî hassasiyeti sıfır bu kişi ABD nin BOP una Türkiye’yi yamamakta bir beis görmemiştir. Bunu yaparken ABD ve Türkiye’nin menfaatlerinin çakıştığını söyleyebilmiştir.
AKP nin adayını açıklamayı son ana bırakmasının altında yatan hemen hepsinin geçmişinde yatan yolsuzluklarıdır. Zaman geçtikçe Gül’ün yeni marifetleri ortaya çıkmaktadır. Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan’ın köşesine taşıdığı, Gül’ün bakan iken yaptığı yolsuzluk günlerdir dile getiriliyordu. Nedir konu?
“ Abdullah Gül, Refahyol Hükümetinde Devlet Bakanı iken, sorumluluğunda Türkiye Kalkınma Bankası vardı. Gül bankaya yasa dışı harcama yaptırıyor, bankanın teftiş kurulu bunu inceliyor. Başbakanlık yüksek denetleme kurulu raporunda yer veriyor. Kalkınma Bankası Gül’ü mahkemeye veriyor. Mahkeme neticeleniyor, Gül’den ‘ bankadan yaptırdığı özel harcamaların tahsili isteniyor.”
Harcamaların görev ile ilgili olmadığı, kişisel harcamalar olduğundan hareketle mahkeme Abdullah Gül’den parayı yüzde elli faizi ile tahsil etmek istiyor. Milletin parasını harcayan Gül bunu ödemeye yanaşmıyor Yargıtay’a başvuruyor. Kararı görelim:
“Dosyadaki yazılarda, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlerde, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükmün ONANMASINA ve yazılı onama harcının davalı Abdullah Gül’e yükletilmesine 11 Eylül 2000 günü oybirliği ile karar verildi." ( Emin Çölaşan- Hürriyet- 27 Nisan 2007)
Tercümesini yapalım. Abdullah Gül Devlet bakanlığı forsunu kullanarak, devletin bankasından özel harcama yapmış, ortaya çıkmış, mahkemelik olunmuş neticede Gül tüm direncine rağmen, bu parayı faizi ile devlete geri ödemiştir.
Bunu normal vatandaş yapsa yıllarca mahkeme kapılarında sürünür, rezilliği cabası. Hatta suçlu olduğu kesinleşirse hapse de girer. Eş dost yüzüne bakmaz, toplumdan soyutlanır. Abdullah Gül’ün özelliği nedir ki “devleti suiistimal” etmesi cezasız kalıyor, üstüne üstlük Cumhurbaşkanlığına aday oluyor.
Halk arasında bu tür insanlara üçkâğıtçı, dolandırıcı denir. Muteber kişi sayılmaz. “Tüyü bitmedik yetimin hakkını” yemek, çiçek, hediyelik eşya, kartvizit “ harcamalarında kullanan Gül Çankaya köşkünü hak ediyor mu? Türk Milletinin Cumhurbaşkanı dolandırıcı olursa kendisine saygı duyulur mu?
Anlaşılmaz olan yargıda böyle bir davası olan Abdullah Gül, 2002 seçimine giriyor, başbakan oluyor. Yasalarımız ne hale getirilmiş böyle?
Dolandırıcı bir adayı Çankaya’ya çıkarabilmek için rüşvet ve tehdit söylemi ayyuka çıkmıştır. Böyle bir adaya oy atmak için TBMM i çatısı altına giren milletvekilleri de şaibe altındadır.
Amasya AKP Milletvekili Hamza Albayrak, il başkanının yolsuzluğu için AKP den istifa etti. Ne dürüst bir davranış değil mi? İyi de Amasyalıya yaptırmadığı yolsuzluk Abdullah Gül için geçerli midir? Onu Cumhurbaşkanı yapmak için meclise girmekten bahsetmektedir. Tam seçim aşamasında tamamen şova dönük davranışlardır. Denizli AKP milletvekili Yarbay’ın adaylığı gibidir.
Kendisine emanet edilen bankanın kasasından özel gideri için kullanan Gül, Cumhurbaşkanı olunca neler yapmaz. AKP içinden sicili temiz birisini çıkarsalardı keşke de bu utanç tablosunu yazmıyor olaydık.
AKP liler, “Abdullah Gül’ü Türk Milletinin istediği” yalanı üzerinden demagoji yapmaktalar. Bu millet Avrupa ve ABD nin karşısında boyun eğen, onların hedefini, “devlet politikası” haline getiren, yolsuzluk yapan Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak niye görmek istesin.
Böyle bir tercihi TBMM i altında oylatan AKP hakkında soruşturma açılmalıdır. Yetmiş küsur milyon Türk’ü temsil görevi için dolandırıcıdan başka kimse kalmadı mı Türkiye’de?
Devlet memuru olmak için bir şart vardır. “Yüz kızartıcı suçtan hüküm giymemek”. Neticelenmiş bir mahkeme kararı ile dolandırıcı olduğu tescilli Gül, Milletin Cumhurbaşkanı ve TSK nin başına “Başkomutan” olmaya adaydır.
Cumhurbaşkanı adayına karşı olmak ayrıdır, utanç duymak apayrıdır. Biz utanıyoruz.
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun oylama öncesinde ki konuşmasında en vurucu cümlesi, “AKP kadrosuna devlet emanet edilemez.” di.
Ondört satılık adamın bulunamamasını Allah’ın lütfû olarak görüyorum. Kendini satmayan, tehditlere direnen milletvekillerine teşekkür ediyorum.
Genel Kurulda üçyüzaltmışyedi milletvekili yeter sayısı bulunmadığı için, CHP nin Anayasa Mahkemesine gidecektir. AKP nin Cumhurbaşkanı seçimi Anayasal hükümlere göre geçersizdir.
Şimdiden herkese hayırlı olsun Abdullah gül Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanıdır. 3. turda mutlaka seçilecektir. Asıl konu bence bu değil asıl olan Anayasanın 102. maddesini anlamayan insanlardır. Halen 102. madde diye diretenler öyle açık saçık bir şekilde açıklanan 102. maddeyi anlamayıpta halen 367 de direten kişilere Türkiye Cumhuriyeti nasıl teslim edilir. Yazıktır günahtır. Bilmiyor ve anlamıyorlarsa anlıyan birine sorsunlar. Tükiye Cumhuriyetini bunlar idare edemezler, bunlara teslim edilecek bir tek çakıl taşı dahi yoktur.