| Ce: Yer Üstü Suları (dönem ödevi) acil lazım rkiye'nin Hidrografik Özellikleri (Akarsular, Göller, Denizler ve Yeraltı Suları) Yazar Prof.Dr. Selâmi GÖZENÇ 1. Giriş Yerüstü suları olarak adlandırdığımız akarsular, göller ve denizler yanında yeraltı sularını da inceleyen bilim dalı Hidrografyadır. Yeraltı ve yerüstü suları bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısında önemli yer tutar. Akarsular bir enerji kaynağı olması yanında içme ve sulama suyu olarak günümüzde çok büyük değer taşırlar. Denizler ve göller sağladıkları ürünler ile ulaşım açısından önemlidirler. Bu bakımdan ülkemiz üç taraftan denizlerle çevrili olması yanında akarsular açısından da büyük bir potansiyele sahiptir. Türkiye akarsu ağı, hidrografya bakımından gelişmiş bir yapı gösterir. Akarsularımızın büyük çoğunluğu sularını denizlere ulaştırırlar. Ülkemizde Van Gölü ve İç Anadolu'daki Tuz Gölü ile Göller Yöresi kapalı havzalar olarak dikkat çeker. Ülkemiz akarsuları çoğunlukla yüksek dağ ve platolardan doğar ve bu nedenle plato nehri karakteri taşır. Buna göre litolojik yapının uygun olduğu yerlerde büyük barajların yapılması mümkün olur. Akarsularımızın yataklarında genelde en fazla su ilkbahar ve kış aylarındadır. Ülkemizdeki göller ise belli yörelerde toplanmıştır, bunlar farklı şekillerde teşekkül etmişlerdir. En büyüğü 3713 km2. alan ile Van Gölü'dür. Ayrıca son yıllarda inşa edilen barajların meydana getirdikleri göllerde geniş sahalar kaplar. Bunlar içinde 817 km2. alan ile Atatürk Barajı baş sırayı alır. Diğer taraftan Anadolu yarımadasını çevreleyen denizlerden Karadeniz ve Akdeniz Tetis Jeosenklinalinin eseri olarak karşımıza çıkarken Marmara Denizi ise jeolojik devirler içinde Miyosen Denizi'nin bir kalıntısı olup bugünkü şeklini Neojen sonunda almıştır. Ege Denizi genelde kuaternerde meydana gelen yer hareketleri fay-lanmalar sonucunda bugünkü görünümünü almıştır. 2. Akarsularımız Türkiye doğal bir yatak içinde akan su kütleleri, diğer bir deyişle akarsular ve buna bağlı olarak vadi şebekesi bakımından zengin sayılabilecek ülkedir. Ülkemizdeki akarsular klimatik şartlara, zemin tabiatına ve reliyef özelliklerine bağlı olarak birbirinden gerek debi gerekse rejim bakımından farklılıklar gösterecek şekilde karşı-mıza çıkarlar. Ülkemizdeki akarsuları taşıyan vadiler şebekesinin bugünkü görünümü alması Neojen sonrası Pleistosende görülen epirojenik hareketler sonucunda olmuştur. Buna göre ülkemizdeki akarsular farklı havzalarda kompleks ve basit yapılı, denize ulaşanlar (dış drenaja açık olanlar) iç drenaja bağlı olanlar olmak üzere ayrılabilirler ve coğrafi bölgelerimizde farklı şekilde karşımıza çıkarlar. Bu bakım-dan Türkiye'de yer alan akarsuların havzalarını Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz, Hazar Denizi, Basra Körfezi, Tuz Gölü, Van Gölü, Göller Yöresi olmak üzere ayırabiliriz. Görüldüğü gibi bu havzalardan bir kısmı dışa akışlı eksoroik sahalar olurken bir kısmı da "Tuz Gölü, Göller Yöresi, Van Gölü" gibi anderoik kapalı havza karakterini taşır.
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] Harita 2.1: Türkiye'deki Akarsu Ağının Genel Görünümü Fotoğraf 2.1: Adana'nın Misis İlçesinde Yer Alan Misis Köprüsü ve Ceyhan Irmağı
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] Marmara Bölgesi'nde ise Güney Marmara bölümünde Mustafa Kemalpaşa, Susurluk, Gönen Çayları ile Kocaçay başlıca akarsular olurken Trakya'da Meriç ve Kolu olan Ergene dikkati çeker. Dışa akışlı olan bu akarsularımız dışında bazı akarsular da kapalı havzalarda son bulurlar. Bu bakımdan en geniş saha İç Anadolu kapalı havzasıdır ki burada başlıca akarsular Çarşamba ve Melendiz Çayları'dır. Bunun dışında Göller Yöresi ile Van Gölü ve çevresi de ülkemizin kapalı havzalarıdır. Fotoğraf 2.2: Köyceğiz Gölü'nün Gidegeni Durumunda Olan Dalyan Çayı Ülkemizdeki akarsuların pek çoğunun önemli bir özelliği hidroelektrik güç elde edilmesine uygun bir yapıda olmalarıdır. Bunda reliyefin, yapı özelliklerinin büyük rolü vardır. Bu bakımdan ülkemizdeki nehirler üzerinde yapılmış çok sayıda Hidroelektrik Santral vardır. Ülkemizdeki akarsular yağmur, kar, buz ve karstik kaynaklardan olmak üzere çe-şitli şekillerde beslenirler. 3. Göller Ülkemiz yüzölçümünün %12'si su birikintileri diğer bir deyişle göller ile kaplıdır. Türkiye'de dikkati çeken büyüklü küçüklü göller 9243 km2. alan kaplar. Farklı derinliklerde olan göllerimizin oluşumları da çok çeşitli olaylara bağlıdır. Bu bakım-dan ülkemizdeki gölleri tektonik, volkanik (krater), buzul, setleşme, karstik göller olmak üzere ayırabiliriz. Tektonik göller olarak İznik, Ulubat, Manyas, Simav, Acı-göl, Eğridir, Ilgın, Beyşehir, Hazar, Tuzla, Yay, Seyfe, Eber, Akşehir, Burdur, Tuz Gölü gibi göller sayılabilirken, volkanik krater gölleri olarak Nemrut, Acıgöl, Gölcük (Isparta), Meke Tuzlası sayılabilir.
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] Buzul Gölleri ise yüksek dağlarımızda IV. zamanın ilk yarısında buzul oymaları sonucunda ortaya çıkan çanaklarda meydana gelmişlerdir. Bu tip göllere memleketimizde Cilo Dağlarında, Doğu Karadeniz Dağlarında, Kaçkar Dağı'nda, Doğu Anadolu'da, Munzur Dağlarında, Orta Toroslarda, Aladağlar ve Bolkar Dağlarında rastlanmaktadır. Kalkerlerin yoğun olduğu ve yer yer de Jips alçı taşlarının bulundukları sahalarda dikkati çeken karstik göllere ülkemizde Batı Toroslar Göller Yöresinde Menteşe Yöresinde Sivas çevresinde rastlanır. En önemlileri Kestel, Elmalı, Avlan, Söğüt, Kovada, Suğla Gölleri'dir. Set Gölleri ise ülkemizde oldukça çok sayıdadır. Bunlar heyelan, birikinti konisi, delta, akarsu, lav, volkan sedleri olarak farklı şekillerde meydana gelirler. Bu tip göllere ülkemizde en güzel örnekler olarak Sera, Tortum, Yedi Göller, Eğmir, Mogan, Marmara, Amik, Köyceğiz, Balık, Çıldır, Van, Terkos, Büyük ve Küçükçekmece Gölleri gösterilebilir. Harita 2.2: BazıÖnemli Doğal ve Baraj Göllerimizin Alanları İ Ayrıca ülkemizde son yıllarda sayıları çok artmış bulunan ve geniş alanlar kaplayan baraj gölleri de vardır. Sayıları günümüzde 130'u geçmiş bulunan bu tip göller içinde büyüklükleri 2-5-10 km2. olanlar yanında 675 km2. alan kaplayan Keban Baraj Gölü gibi çok büyük olanlar da vardır. Bu tip göller genelde büyük akarsularımız üzerinde reliyef bakımından elverişli alanlarda inşa edilmiş birer set gölüdür. En önemlileri Atatürk, Keban, Seyhan, Hirfanlı, Sarıyar, Almus, Demirköprü, Kemer, Çubuk, Porsuk, Kesik Köprü, Kurt Boğazı'dır.
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] 4. Yeraltı Suları Ülkemiz litolojik yapı ve yer şekillerine bağlı olarak oluşan yeraltı suları bakımın-dan oldukça zengindir. Yüzeyden sızan suların aşağı seviyelerde geçirimsiz bir tabaka önünde toplanması ile oluşan yeraltı sularının ülkemizdeki rezerv miktarı y ıl-dan yıla değişiklikler göstermekle beraber 9 milyar m3/yıl olarak hesaplanmak-tadır. Bunun dışında karstik alanlarımız da yeraltı suları bakımından zengin alan-lardır. Bazı hallerde yeraltı suyu iki geçirimsiz tabaka arasında toplanmış olabilir, bu şekil suların yüzeye çıkartılmasında sondajlar kullanılır, su hidrostatik basınçla yükselir hatta yer yer fışkırdığı da olur. Bunlara artezyen kuyuları artezyen kaynakları adı verilir. Sulama ve içme suyu olarak kullanılan yeraltı sularımızın bir başka şekilde olanları da sıcak su kaynakları ile maden suları ve şifalı sulardır. Özellikle faylı yapı gösteren Ege, Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde sıcaklıkları bazen 100°'yi bulan kaynaklar ile karşılaşılır. Bu kaynaklar çoğu kere kaplıcalar olarak karşımıza çıkarlar. Bunun dışında bünyelerinde erimiş halde çeşitli mineral madde taşıyan maden sularımız ile şifalı su "içmeler" kaynaklarımıza faylarla parçalanmış alanlar yanında genç volkanik sahalarda çok yerde rastlanır. 5. Kıyı ve Denizlerimiz Ülkemiz üç tarafı dört denizle (Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi, Marmara Denizi) çevrili bir yarımada görünümündedir. Buna göre ülke kıyılarımızın uzunluğu 8337 km.'yi bulur. Kıyılarımız içinde en fazla uzunluğa Ege Denizi kıyıları sahiptir. Ülkemizi çevreleyen denizler ve kıyılarımız gerek morfolojik gerek oşinografik yapı bakımından birbirlerinden farklı özellikler gösterirler. Batıdaki Ege kıyıları ile kuzeydeki Karadeniz ve güneydeki Akdeniz kıyıları morfolojik yapı ve oşinografik yönden birbirlerine benzemezler. 5.1. Karadeniz ve Kıyıları Batıda Bulgaristan sınırından başlayıp doğuda Gürcistan sınırına kadar uzanan ve 1685 km. uzunluğu bulan Karadeniz kıyıları IV. zaman başlarında meydana gelen çökmeler sonucu şekillenmiştir. Buradaki kıyılar boyuna yapılı olduklarında çok fazla girintili çıkıntılı değildir. Ayrıca kıyının önündeki şelf alanı da çok dardır. Karadeniz kıyılarımız genelde falezli, yüksek kıyılardır. Kıyının gerisinde uzanan dağlar sahilleri yakından takip eder. Kıyıda derelerin ağızlarında küçük delta ve kumsallar meydana gelirken büyük ırmakların ağızlarında geniş deltalar "Bafra, Çarşamba" yer alır. Kuzey Anadolu Dağları'nın önünde yer alan geniş bir çöküntü alanı içindeki su birikintisi İç Deniz, Karadeniz olarak adlandırılır. Tuzu az "%18" bir deniz olarak dikkati çeken Karadeniz'de derinlere doğru gidildikçe tuzluluk artar (%23). Ayrıca Karadeniz'de 200 m. derinlikten sonraki alanlarda (HS) hidrojen sülfürlü çamur yığınları
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] dikkati çeker ki bunlar suyun kirlenmesine ve canlı hayatının hemen hemen bu derinlikten sonra yok olmasına neden olur. 5.2. Marmara Denizi ve Boğazlar Karadeniz ile Ege Denizi arasında Çanakkale ve İstanbul Boğazı ile bu denizlerden ayrılan küçük bir iç deniz olan Marmara Denizi 11.350 km2. alan kaplar. Üçüncü zaman sonu ile dördüncü zaman başlarında yer kabuğunda meydana gelen çökmeler sonucu teşekkül eden Marmara Denizi'nin orta kesiminde 1000-1200 m. derinlikleri bulan çukurlar yer alır. Bu bakımdan deniz ve yakın çevresi zamanımızda da yer sarsıntılarının şiddetli olduğu bir alandır. Marmara Denizi güney ve kuzey kesimlerinde oldukça geniş şelf sahasına sahiptir ki bu kesimlerde çok sayıda adalar yer alır. Marmara Denizi'nin kıyıları genelde alçak kıyılar olarak dikkati çeker. Ancak kıyı-larda geniş kıyı ovalarına rastlanmaz. Sadece güney kıyıları üzerinde Edincik-Biga arasında genişçe bir kıyı ovası ile karşılaşılır. Marmara Denizi'nde yüzeyde sular az tuzlu (%22) olurken derinlere inildikçe bu değer (%37) artar. Marmara Denizi'nde yüzeyde Karadeniz'den Ege Denizi'ne doğru bir akıntı görülürken dipte ise akıntı ters yönde Ege'den Karadeniz'e doğrudur. Fotoğraf 2.3: Marmara Denizi Kıyılarında Yer Alan Çınarcık Plajları ve Yazlık Konutlar Kuzeyde yer alan ve bir eski akarsu vadisi olan İstanbul Boğazı sonradan deniz bas-ması ile bugünkü görünümünü almıştır. Boğaz, 30 km.'yi aşan uzunluğu ile çok önemli bir su yoludur. 660 m. ile 3 km. arasında değişen genişliğe sahip olan boğazın derinliği ise 40 m. ile 90 m. arasındadır. Kıyılar çoğu yerde fazla eğimli bir şekildedir. Boğazda yüzeyde Karadeniz Marmara Denizi yönünde yer yer ve zaman zaman 6-7 millik akıntıya karşılık dip akıntısı ise ters yöndedir.
[FONT='Arial','sans-serif']
[/font] Güneyde yer alan ve Marmara Denizi'ni Ege Denizi'ne bağlayan Çanakkale Boğazı ise İstanbul Boğazı'ndan iki kat fazla uzunluğa sahiptir (61 km.). Genişliği 7 km. ile 1200 m. arasında değişen boğazın derinliği yer yer 100-105 m.'yi bulur. 5.3. Ege Denizi ve Kıyıları Balkan Yarımadası ile Anadolu Yarımadası arasında yer alan Ege Denizi III. zaman sonu ile IV. zaman başında şiddetli yer hareketleri sonucu meydana gelen çökmeler ile çukurlukların sular altında kalması neticesinde ortaya çıkmıştır. Çok sayıda ada ve takımadalar yanında sayısız koy ve körfezleri ile dünyanın en girintili çıkıntılı denizlerinden biri olan Ege Denizi tuzluluk oranı yüksek (%39) bir denizdir. Anadolu Yarımadası'nın batı; güneybatı kesiminde reliyef kıyıya dik olarak uzanır ve horst ile grabenlerden oluşan bir yapı dikkati çeker. Buna bağlı olarak kıyı yapısı da değişiktir, genelde enine kıyı yapısı görünmekle beraber Karaburun-Urla-İzmir Körfezi çevresinde satranç, güneybatıda ria ve dalmaçya tipi kıyılar ile de karşılaşılır. Ege Denizi kıyıları 2600 km.'yi geçen uzunluğu ile ülkemizin en uzun kıyılarını teşkil eder. 5.4. Akdeniz ve Kıyıları Anadolu Yarımadası'nın güneyi Doğu Akdeniz havzası içinde güney kıyılarımızda Toros Dağları'nın yer yer kıyıya paralel yer yer de batı kesiminde olduğu gibi dik geldiği görülür. Toroslar Karadeniz Dağları'nda olduğu gibi batı ve orta kesim hariç kıyıyı yakından takip etmezler ve boyuna yapılı k ıyıların genelde meydana gelmesine neden olurlar. Kıyı boyunca iki büyük körfez "Antalya, İskenderun" dikkati çeker. İki körfez arasında kıyıya yaklaşan dağlar kalanklı kıyıları oluşturur. Antalya Körfezi gerisinde yer alan traverten dolgusu kıyının yüksek falezli bir görünüm al-masını sağlar, buna bağlı olarak da ova üzerinde yer alan Düden Suları'nın çağla-yanlar halinde denize ulaştıkları görülür. Akdeniz dünya denizleri içinde oldukça yüksek (%39) tuzluluk oranına sahip bir deniz olarak bilinir. Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar Akyol, İ. Türkiye'de Akarsu Sistemleri ve Rejimleri, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı 9-10, Ankara, 1947. Atalay, İ. Türkiye Coğrafyası, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1994. Çağlar, K.Ö. Türkiye Maden Suları ve Kaplıcalar, M.T.A. Enst. Yayınları, Ankara, 1948. Darkat, B. Türkiye İktisadi Coğrafyası, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1965. Erinç, S. Jeomorfoloji I. II, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1971. Hoşgören, M.Y. Hidrografyanın Ana Çizgileri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1992. İnandık, H. Türkiye Gölleri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1965. |