Fakir fukaranın takılacağı bir mekân olsun istedik...
Bir Gönül Abidesi; Zekâi Dede
Thesephiroth tarafından 15.05.08, 22:38´de yollandı
Bu eşsiz zât-ı musikimizin emektârlarından Cinuçen Tanrıkorur'un kaleminden dinleyelim. Allah Cinuçen Tanrıkorur ve büyük Türk Musikisi üstâdlarına rahmet eylesin. Zekâi Dede; bir gönül abidesidir bakir bahçelerde... Popun soytarılığında yokedilen nesillerin kaybedilişine ithafen.
Türk musikisi bir çok zevzek tarafından "Çok Ağır" bulunuyor bu bahaneyi hepiniz bilirsiniz. Eşşek kulaklarıyla "Ahenk" yoksunu anırtılar dinlemekten ötürü "Güzel" ve "Hoş" kelimeleri imge kaymasına uyramış çorak zihninde. "Ağır" ne demek. Nasıl bir tarif bu. Türk musikisinin hiç bir formu "Ağır" yavaş ve sıkıcı değildir ki. Bilakis bütün nağmeleri ile uhrevi bir coşkunun mümessilidir. Eşşek hoşaftan anlamaz diyerek sözü Cinuçen Üstâda bırakalım. Zevlerimizin keskinleşsin ve kanatlansın göğe. Bu aşağılık hikayede yüce bir soluyuş niyetine...
"
Kendisinden 70 yıl önce (1827'de) ölmüş olan Beethoven'ının Bonn'daki evi, çiçekli bahçesi içinde 170 yıldır aynen korunup bakılmakta olan bir ziyaretgah olduğu halde, biz, 20. yüzyılın tarih tahripçisi Türkleri, Zekai Dede'nin evini yıkmakta mahzur görmemişizdir. Okuyucularımız arasında "Aaah, tek yıktığımız o olsa keşke!.." diye hayıflanarak göğüs geçirenler olacaktır. Üzülmesinler. Yıktıklarımızdan elimizde kalanlarla birkaç yıl sonra bir 30 Şubat günü Avrupa Topluluğuna üye olduğumuz zaman, belki de batılı dostlarımız, yıktıklarımızın bir kopyasını bize teberrüken takdim ederler. Bunların arasında Zekai Dede'nin Eyüp
Kurukavak Caddesi, Sofular Bostan Sokağındaki evinin yıkılmadan önceki resimleri bile olabilir.
Sanat tarihçilerimizin "Türk sanat tarihi araştırmalarının babası" diye adlandırdıkları Fransız ALBERT GABRIEL (1883-1972), Doğu Anadolumuzdan Konya'mıza, Bursa'mızdan Boğaziçi saraylarımıza kadar yüzlerci mimari eserimizin rölövesini çıkarmak için bir ömür boyu uğraşmamış mıydı? Bize plan ve resimlerini bıraktığı eserlerimizi -çağdaş olmak için- bir gün mutlaka yıkacağımızı ve onun eserlerine müracaat ederken yaşlı gözlerle kendisine rahmet okuyacağımızı nasıl bilmişti acaba?..
Rotterdam Konservatuarında musiki tarihi ve kompozisyon bölümü hocalığı yapmış olan Hollandalı müzikolog Prof. Wouter Swets, bugün 73 yaşında. Türk musikisi üzerine bir müzikoloji çalışması yapmadan hiçbir öğrencisini mezun etmeyen bu zat kanun çalıyor ve kendi terkibi olan Yaman Türki makamında klasik eserler besteliyor. Kimbilir? Belki o da -tıpkı Eugène Borrel gibi- yarın, yıktığımız musikinin enkazı arasında onların eserleriyle karşılaşınca, ciddi müracaat kitaplarına kavuşmuş olmanın sevincini yaşayabiliriz diye düşünmüştür.
Ömürlerini "Alaturka müzik teksesli olduğu için ilkeldir; Batılı anlamaz da, sevmez de" demekle geçirmiş olan Kan'larımız, Şimşek'lerimiz, Aykal'larımız ve "Üniversiteye alaturka sokmam" diyen Doğramacı'larımız, beni duyuyorlar mıdır acaba?
"Gönüller yakan" Suz-i dil makamını eserleriyle ihya etmiş olan Zekai Dede, büyük Dede'den (Hammamizade) ve onun Dellalzade İsmail Efendi ve Eyyubi Mehmed Bey gibi en önemli iki talebesinden başka, Mustafa Rakım ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ler gibi hat devlerinin de talebesi olmuştu. Ama herhalde kusuru, en büyük hocası gibi batı taklidi bir Gülnihal besteleyememiş olmak olmalı ki, Türkiye kendisini 100. ölüm yıldönümü gibi çok özel bir vesileyle bile hatırlamadı. Hammamizade için her nasılsa yapıldığı gibi, adına düzenlenecek beste yarışmalarından, eserlerinden oluşacak konser haftalarından vazgeçtik; hiç olmazsa doğru-dürüst bir anma programı yapılması için TRT Müzik Dairesine telefon ettiğimde aldığım cevap neydi, biliyor musunuz aziz okuyucular? "Yahu neden daha önce söylemedin? Biz nereden bilelim?" Koca TRT'nin koca Müzik Dairesinde "uzman" diye maaş alan müzisyenlerin Zekai Dede'den haberleri yok! İşte batılı olmak isteyen Türkiye'nin kültür tablosu ve neden zavallı olduğumuzun en basit isbatı! Telefondaki ses (ismini vermeyeyim, çünkü artık o görevde değil), bedavadan geçinmenin cazibesiyle -ben cevap dahi vermeden kapatırken- "Sahi Cinuçen, 98'de ölümü yuvarlak tarihe denk gelen besteci varsa söylesene..." demeye devam ediyordu.
Zavallı Zekai Dede, zavallı Itri, zavallı Kazasker, zavallı Yusuf Paşa ve diğerleri!.. Sizler niye sanatınızın değerini bilecek insanların yaşadığı ülkelerde ölmediniz ki?!.. Allahtan cümlenize gani gani rahmet ve mağfiret. Mekanlarınız cennet olsun. Bizlerden himmetinizi yine de esirgemeyin..."
Türk musikisi bir çok zevzek tarafından "Çok Ağır" bulunuyor bu bahaneyi hepiniz bilirsiniz. Eşşek kulaklarıyla "Ahenk" yoksunu anırtılar dinlemekten ötürü "Güzel" ve "Hoş" kelimeleri imge kaymasına uyramış çorak zihninde. "Ağır" ne demek. Nasıl bir tarif bu. Türk musikisinin hiç bir formu "Ağır" yavaş ve sıkıcı değildir ki. Bilakis bütün nağmeleri ile uhrevi bir coşkunun mümessilidir. Eşşek hoşaftan anlamaz diyerek sözü Cinuçen Üstâda bırakalım. Zevlerimizin keskinleşsin ve kanatlansın göğe. Bu aşağılık hikayede yüce bir soluyuş niyetine...
"
Zekai Dede
Tam 100 yıl önce bugünlerde Eyüp'te bir evde, musikimizin büyük bir bestekarı (son büyük klasiği) ömrünün son üç haftasını yaşıyordu. Hasta olmasına rağmen, Bahariye Mevlevihanesindeki 'kudümzenbaşı'lık görevini hiç aksatmayan bu zat, hoca-hafız Mehmed Zekai Efendi, veya -mevlevi çilesini tamamladıktan sonraki daha çok tanınan adıyla- ZEKAI DEDE'dir. 1897'nin bir 24 Kasım günü, ölümüne düşürülen tarih mısraında söylendiği gibi "ayrılığıyla dostlarının kalbini yakarak" (Zekai suz-i dildir firkatin kalb-i ehibbaya = 1315) sonsuzluk alemine göçtüğü zaman, arkasında, mevlevi ayininden kar-beste-semai-şarkı-ilahi ve marşlara kadar 265 eserden başka; Hüseyin Fahreddin Dede, Rauf Yekta, Ahmed Rasim ve Şevkı Bey'ler, Medeni Aziz, Şeyh Rıza ve Şeyh Cemaleddin Efendi'ler, Subhi Ezgi, Ahmed Irsoy (oğlu), Kazım Uz, Şükrü Şenozan ve Leon Hancıyan gibi çok güçlü bir talebe ordusu da bırakıyordu. Kendisinden 70 yıl önce (1827'de) ölmüş olan Beethoven'ının Bonn'daki evi, çiçekli bahçesi içinde 170 yıldır aynen korunup bakılmakta olan bir ziyaretgah olduğu halde, biz, 20. yüzyılın tarih tahripçisi Türkleri, Zekai Dede'nin evini yıkmakta mahzur görmemişizdir. Okuyucularımız arasında "Aaah, tek yıktığımız o olsa keşke!.." diye hayıflanarak göğüs geçirenler olacaktır. Üzülmesinler. Yıktıklarımızdan elimizde kalanlarla birkaç yıl sonra bir 30 Şubat günü Avrupa Topluluğuna üye olduğumuz zaman, belki de batılı dostlarımız, yıktıklarımızın bir kopyasını bize teberrüken takdim ederler. Bunların arasında Zekai Dede'nin Eyüp
Kurukavak Caddesi, Sofular Bostan Sokağındaki evinin yıkılmadan önceki resimleri bile olabilir.
Sanat tarihçilerimizin "Türk sanat tarihi araştırmalarının babası" diye adlandırdıkları Fransız ALBERT GABRIEL (1883-1972), Doğu Anadolumuzdan Konya'mıza, Bursa'mızdan Boğaziçi saraylarımıza kadar yüzlerci mimari eserimizin rölövesini çıkarmak için bir ömür boyu uğraşmamış mıydı? Bize plan ve resimlerini bıraktığı eserlerimizi -çağdaş olmak için- bir gün mutlaka yıkacağımızı ve onun eserlerine müracaat ederken yaşlı gözlerle kendisine rahmet okuyacağımızı nasıl bilmişti acaba?..
Rotterdam Konservatuarında musiki tarihi ve kompozisyon bölümü hocalığı yapmış olan Hollandalı müzikolog Prof. Wouter Swets, bugün 73 yaşında. Türk musikisi üzerine bir müzikoloji çalışması yapmadan hiçbir öğrencisini mezun etmeyen bu zat kanun çalıyor ve kendi terkibi olan Yaman Türki makamında klasik eserler besteliyor. Kimbilir? Belki o da -tıpkı Eugène Borrel gibi- yarın, yıktığımız musikinin enkazı arasında onların eserleriyle karşılaşınca, ciddi müracaat kitaplarına kavuşmuş olmanın sevincini yaşayabiliriz diye düşünmüştür.
Ömürlerini "Alaturka müzik teksesli olduğu için ilkeldir; Batılı anlamaz da, sevmez de" demekle geçirmiş olan Kan'larımız, Şimşek'lerimiz, Aykal'larımız ve "Üniversiteye alaturka sokmam" diyen Doğramacı'larımız, beni duyuyorlar mıdır acaba?
"Gönüller yakan" Suz-i dil makamını eserleriyle ihya etmiş olan Zekai Dede, büyük Dede'den (Hammamizade) ve onun Dellalzade İsmail Efendi ve Eyyubi Mehmed Bey gibi en önemli iki talebesinden başka, Mustafa Rakım ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ler gibi hat devlerinin de talebesi olmuştu. Ama herhalde kusuru, en büyük hocası gibi batı taklidi bir Gülnihal besteleyememiş olmak olmalı ki, Türkiye kendisini 100. ölüm yıldönümü gibi çok özel bir vesileyle bile hatırlamadı. Hammamizade için her nasılsa yapıldığı gibi, adına düzenlenecek beste yarışmalarından, eserlerinden oluşacak konser haftalarından vazgeçtik; hiç olmazsa doğru-dürüst bir anma programı yapılması için TRT Müzik Dairesine telefon ettiğimde aldığım cevap neydi, biliyor musunuz aziz okuyucular? "Yahu neden daha önce söylemedin? Biz nereden bilelim?" Koca TRT'nin koca Müzik Dairesinde "uzman" diye maaş alan müzisyenlerin Zekai Dede'den haberleri yok! İşte batılı olmak isteyen Türkiye'nin kültür tablosu ve neden zavallı olduğumuzun en basit isbatı! Telefondaki ses (ismini vermeyeyim, çünkü artık o görevde değil), bedavadan geçinmenin cazibesiyle -ben cevap dahi vermeden kapatırken- "Sahi Cinuçen, 98'de ölümü yuvarlak tarihe denk gelen besteci varsa söylesene..." demeye devam ediyordu.
Zavallı Zekai Dede, zavallı Itri, zavallı Kazasker, zavallı Yusuf Paşa ve diğerleri!.. Sizler niye sanatınızın değerini bilecek insanların yaşadığı ülkelerde ölmediniz ki?!.. Allahtan cümlenize gani gani rahmet ve mağfiret. Mekanlarınız cennet olsun. Bizlerden himmetinizi yine de esirgemeyin..."
Total Comments 0
Yorumlar
Total Trackbacks 0
Trackbacks
Recent Blog Entries by Thesephiroth
- Rezonans (28.07.08)
- Şair Eşref (22.07.08)
- Ressam Haklı. (02.07.08)
- Mehmed Zekâi Efendi; Zekâi Dede... (15.05.08)
- Bir Gönül Abidesi; Zekâi Dede (15.05.08)



