Fakir fukaranın takılacağı bir mekân olsun istedik...
Bülbül!
Thesephiroth tarafından 10.05.08, 16:23´de yollandı
Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek
bunalmıştım;
Nihâyet , bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştm.
Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlal.
Muhitin hali «insâniyyet»in timsalidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicrânlar, neler andım!
Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalamın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab; ne mevcamevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sür-i Mahşerdi!
– Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
Bugün bir yemyeşil vadî, yarın bir kıpkızıl gülsen,
Gezersin, hânümanın şen, için şen, kâinâtın şen. :
Hazansız bir zemîn isterse, şayed rûh-i ser-bazın,
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i Pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrara dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyamın perîşândır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir ummân hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim
hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Teselliden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;
Bugün bir hânümansız serseriyim öz diyarımda!
Ne hüsrândır ki: Şark'ın ben vefasız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fatih'lerin yurdu.
Ne zillettir ki: Nakuus inlesin beyninde Osman'ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yadı Mevlâ'nın!
Ne hicrândır ki: En şevketli bir mazi serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harab olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Han'ın;
Şena'atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın; __
Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vasız kalan dindaş
Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
Dolabın sonra, İslâm'ın harem-gâhında na-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil
mâtem !
bunalmıştım;
Nihâyet , bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştm.
Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlal.
Muhitin hali «insâniyyet»in timsalidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicrânlar, neler andım!
Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalamın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab; ne mevcamevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sür-i Mahşerdi!
– Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
Bugün bir yemyeşil vadî, yarın bir kıpkızıl gülsen,
Gezersin, hânümanın şen, için şen, kâinâtın şen. :
Hazansız bir zemîn isterse, şayed rûh-i ser-bazın,
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i Pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın -kanatlandın mı- eb'ada;
Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrara dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyamın perîşândır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir ummân hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim
hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Teselliden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;
Bugün bir hânümansız serseriyim öz diyarımda!
Ne hüsrândır ki: Şark'ın ben vefasız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garb'a çiğnettim de çıktım hak-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi; fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fatih'lerin yurdu.
Ne zillettir ki: Nakuus inlesin beyninde Osman'ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yadı Mevlâ'nın!
Ne hicrândır ki: En şevketli bir mazi serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harab olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Han'ın;
Şena'atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın; __
Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vasız kalan dindaş
Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
Dolabın sonra, İslâm'ın harem-gâhında na-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil
mâtem !
Total Comments 0
Yorumlar
Total Trackbacks 0
Trackbacks
Recent Blog Entries by Thesephiroth
- Rezonans (28.07.08)
- Şair Eşref (22.07.08)
- Ressam Haklı. (02.07.08)
- Mehmed Zekâi Efendi; Zekâi Dede... (15.05.08)
- Bir Gönül Abidesi; Zekâi Dede (15.05.08)



