| TEVHİD yâhud FERYÂD Ey nûr-i ulûhiyyetinin zılli avâlim, Zıllin bile esrâr-ı zuhûrun gibi muzlim! Kürsî-i celâlin -ki semâlarla zeminler Bir nokta kadar sahn-i mıchîtinde tutar yer- İdrâkin eder gâye-i ümmîdini haybet... Yâ Rab, o ne dehşettir, İlâhî, o ne heybet! Pervâzına yetmez gibi pehnâ yı avâlim, Gâhî seni bulsam diye, âvâre hayâlim Bir şevk ile lâhûta kadar yükseleyim der: Lâkin nasıl olsun ki bu mi'râca muzaffer? Nâsût muhîtinde henüz çalkalanırken, Bir dest-i tecebbür dayanıp göğsüne birden; Hüsrânla iner öyle sefil, öyle muhakkar: Hâlâ o sukûtun küreden tozlan kalkar! Yalnız o mu? Bin fikr-i semâvî bu zeminde, Bîtâb-ı taharrî kalarak âh ü eninde! Eşbâha mı kurbün olacaktır cevelângâh? Ervâh bütün mündehiş-i "sümme radednâh!" Sun'undaki esrâra teâlî bize memnû' Olmaz... |